12 Eylül Mahkemelerindeki Tarihi Savunma

MHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Er’in
12 Eylül Mahkemelerindeki Tarihi Savunması
4. Kolordu 1. Numaralı Askeri Mahkemesi Sayın Başkanlığına
ANKARA

Dosya No : 1980/179
K o n u : Esas hakkındaki SAVUNMAMDIR.
Muhterem Hakimler,
Yaşatmakta vazifeli bulunduğumuz milli devletimizin, cumhuriyetimizin milletçe katlandığımız büyük felâketlerin ölçüsüz fedakarlıkların, acı tecrübelerin ürünü olduğu malumdur. Ve yine malumdur ki, bu devlet, mayası ilahi rıza teknesinde tutulmuş, hamuru şehit kanları ile yoğrulmuş büyük bir devlettir.
Türk milleti dünyada kırkbeş milyon kilometrekare alan üzerinde, değişik zaman ve yerlerde, büyük devletler, imparatorluklar, medeniyetler kurmuştur. Türk Milleti tarih boyunca insanlığın hayatında belirli bir yol takib eden, insanlığı daima hayra çağıran, kötülükten men eden ve iyiliği emreden bir irşad ordusudur. Bu tarihin hükmüdür ve her Türkün de haklı bir gururudur. Bunun ırkçılıkla asla bir ilgisi yoktur. Özetle ifade etmek gerekirse;
1. Şerefle dolu bir maziye ve tarihe sahip bir millet,
2. Maddi ve manevi zenginliklere ve güzelliklere ve çok hassas bir jeopolitiğe sahip bir vatan,
3. Temelinde adalet, hürriyet, sevgi yatan ve âlemşümul bir ruhla, kâinatı kucaklayan bir din;
İşte sahibi bulunduğumuz bu üstün değerler bizi dünyanın paratoneri durumuna getirmiştir. Üzerimizde yüzlerce yıldan beri devam eden hased, ihtiras, menfaat çemberinin tarih boyunca dünyaya sevgi taşıdığımız halde maruz kaldığımız husumetin, haksızlıkların, tecavüzlerin, musibetlerin, belâların temelinde bu sebepler yatmaktadır.
İnsanlar arasında en çok meşakkat çekenlerin Peygamberler olduğunu biliyoruz. Milletler topluluğu arasında da en çok meşakat çeken milletin Türk milleti olduğunu tarih biz söylüyor. Meşhukelamdır. (Yol üzerinde bağı olanın başı dertten kurtulmaz) derler.
Hatırlıyorum: İstiklâl Savaşı’nın muhterem kumandanlarından rahmetli Orgeneral Fahrettin Altay birgün İstanbul’da evine davet etmişti. Bir ilkbahar günüydü. O dev yapılı insan, kolunu ileri uzattı ve İstanbul’un tabii güzelliğini işaret ederek “Arkadaşlar bu cennet vatanı emperyalist ve kolonyalist güçler karşısında nasıl muhafaza edeceğiz” diye endişelerini dile getirmişti.
Gerçekten, milletimizin insanlık tarihindeki yeri ve hayat seyri, vatanımızın kıt’alar arası jeopolitik mevkii sebebiyle Cumhuriyetimizin kurulduğu andan günümüze kadar barış ve güvenliği koruma hususundaki olağanüstü sabır ve itinamıza rağmen rahat bırakılmadığımız bir gerçektir.
Ülkemizi sıcak bir savaşa sürükleyemeyenler, milletimizin huzurunu soğuk savaş ve dolaylı saldırı ve örtülü savaş yöntemleriyle bozmaya çalışmışlar ve bunu büyük ölçüde de başarmışlardır. Musul meselesi sebebiyle 1925 Doğu İsyanı’nı, 1938’de Hatay meselesi sebebiyle Dersim İsyanı’nı kimlerin tertip ettiğini hatırlardadır.
Kahramanmaraş, Sivas, Çorum olayları da yakın geçmişte ibret dolu örneklerdir. Türk tarihinde soğuk ve sıcak haplerin dışında kalan zaman boşluğu örtülü, dolaylı savaşlarla doldurulmaktadır. Bu yolda dış mihraklar adeta birbirlerine nöbet teslim etmektedirler. Bugün yine belli kaynaklarca desteklenen bir oyunla karşı karşıya bulunmaktayız. Böyle bir oyun ki kendi öz evlatlarımıza:
“Bağımsız Ermenistan
Bağımsız Kürdistan
Faşist ordu çık Kıbrıstan.”
Diye bağırtabiliyor ve kendi öz vatanımıza ve Milletimize karşı saldırtabiliyor. Ve yine
“Rus Subayına selamdır
Türk subayını arkadan vur”
Diyebilecek kadar bağrımızdan koparıp emellerine hizmet ettirebiliyor.
Türklük-İslamiyet ve ülkemiz üzerinde oynanan bugünkü oyunlar seneryonun son bölümü değildir. Dünya coğrafyası ve siyasi paftası bugünkü halini devam ettirdiği müddetçe bu senaryo değişik biçimlerde ve zamanlarda yine sahneye gelecektir. Yeryüzünde Devletçe ve milletçe varlığımızı kıyamete kadar sürdürebilmek maddi ve manevi alanda kuvvetli olmamıza bağlıdır. Bu da ancak Türk İslam Kültür değerlerini temel alan iman, ahlak, ilimle, mücehhez: Devlet, Vatan, Millet, Bayrak ve Allah aşkıyla sarhoş bir nesil yetiştirmekle mümkündür. Dün Balkan Savaşları’nın birinde düşmana sancağı teslim etmemek için sancağı yutan ve şu anda Çanakkale Hamzababa köyünde metfun bulunan Kahraman şehidin torunu bugün, Türk bayrağını paçavra gibi yırtmaktan ve çiğnemekten haya duymuyor. Bir nesil yetiştirilirken Atatürk’ün uyarılarının dikkate alınmayışıda büyük bir talihsizliktir.
1. “Terbiyedir ki her milleti ya hür müstakil şanlı-ali bir heyeti içtimaliye halinde yaşatır veya bir milleti esaret ve sefalete terk eder” (Eylül 1924 S.D. II.)
2. “ Efendiler yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel Türkiye’nin İstiklâline, kendi benliğine, milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek luzumu öğretilmelidir.” (Mart 1922 S.D.I)
3. “Bir milletin ruhu zaptolunmadıkça bir milletin azim ve iradesi kırılmadıkça o millete hakim olmanın imkanı yoktur” (Ağustos 1924 S.D. II)
Ne mutluki üç yıl süren İstiklâl Savaşı’ndan muzaffer olarak çıktık. Fakat ne yazık ki ikiyüz yıldan beri devam eden Kültür Savaşından mağlup olarak çıktık.
Muhterem mahkeme heyeti
Kalkınma ve gelişme yolundaki Türkiye üzerinde vatanımız üzerinde emel sahibi güçlerin hırsı ve tedirginliği artmaktadır.
Altını çizerek ifade etmek istiyorum ki bugün dünyada bloklar arası nükleer denge sebebiyhle genel bir savaşa yol açmadan Türkiye’yi denetimlerine almak arzularını ve tertiplerini bu yolda gerçekleştirmek ilgili güçlerce en verimli bir yöntem olarak seçilmiştir.
Türkiye’nin 1960’lı, 1970 li yıllarda içine sürüklendiği ağır güvenlik bunalımının ve anarşinin bir iç politika sorunu olarak görülmesinin hatalı olduğu bugün açıklık kazanmıştır.
Sovyetlerin Bulgaristanı, Yunanistanı ve Suriyeyi kullanarak Türkiye çevresinde yarattıkları esaret ve ölüm çemberini bugün körler dahi görmektedir.
Mensubu ve yöneticisi bulunduğum Milliyetçi Hareket Partisini ülkenin sürüklendiği anarşinin ve iç bunalımının sorumlu taraflarından biri olarak görmenin ne derece hatalı olduğunu hadisat pek acı ve açık bir şekilde ortaya koymuş bulunmaktadır.
12 Eylül müdahalesinden sonra cereyan eden, olaylar ülkenin barışına ve bütünlüğüne yönelen saldırıların nereden, kimlerden kaynaklanığını da gözler önüne sermiştir.
Dün Milliyetçi Hareket Partisi’ni karalayıp lekelemeye çalışan nifak mihrakları bugün Silahlı Kuvvetleri ve Ordumuzun üniformasını taşıyan her çalışanını hedef almakta ve Devletimize karşı aleniyete çıkan bir savaşı sürdürmektedir.
Muhterem Mahkeme Heyeti

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: