13 KASIM’A DOĞRU

13 KASIM’A DOĞRU
İhtilalciler arasındaki ihtilaf ihtilalden sonra değil, ihtilali gerçekleştirmeden önce de mevcuttu. Bu ayrılıkları giderebilmek için çok gayret sarfedildi. Fakat bir sonuca ulaşılamadı. M.B.K. içindeki bölünmeler netleşmişti. Sami Küçük ve Madanoğlu grubu, Türkeş grubu bu grupların Silahlı Kuvvetlerin bünyesinde de taraftarları vardı. Her iki grup ayrı ayrı toplantılar yapıp birbirlerini tasviye planlarını hazırlıyorlardı. Bir M.B.K. toplantısında idik. Türkeş o gün salonda kapıya yakın bir yerde oturuyordu. Herbirimizin üzerinde birkaç silah vardı. Salonda müzakereler devam ediyordu. Müzakere esnasında salondan dışarıya çıkıyordum. Türkeş’in kulağına eğildim ve usulca konuştum:
— Albayım Mehmet Ali’ye haber vereyim mi, meclisi kuşatsın mı?
Heyecanla, “Derhal derhal.” dedi.
Gene fısıltı içinde kendisine:
— Albayım, şaka şaka, diye söyledim.
— Yüzünü buruşturdu ve “Ahmet böyle şaka olmaz” dedi.
Mehmet Ali, Meclis Muhafız Tabur Komutanı Binbaşı Mehme Ali idi. Türkeş Grubu’nu destekliyordu. O sıralarda 28. Tümen Komutanı Nuri Hazer, Cumhurbaşkanı Jandarma Muhafız Alayı, Harbiye’ye yakın Tank Birliği, İstanbul’da Emniyet Müdürü Kurmay Albay Muammer Şahin Türkeş grubuna bağlı güçlerin bir bölümüydü. Türkeş grubu kendi aralarında toplantılar yapıp tasviye planları hazırlıyorlardı. Tabii karşı taraf da boş durmuyordu.
Bir gün Mürted Hava Üssü’nde bir hava tatbikatını takip için gitmiştik. M.B.K. üyelerinin ekserisi oradaydı. Komite üyeleri o tatbikat esnasında birbirlerine karşı şöyle şaka yapıyorlardı:
— Biz günün birinde birbirimizi paketleyeceğiz. Bakalım hangimiz hangimizi paketleyecek.
Zannediyorum ki ağustos sonlarına veya eylül başına kadar güç Türkeş grubunun elindeydi. O tarihten sonra güç dengesi bozuldu. Mesela Kurmay Albay Dündar Seyhan bizim gruptandı. Kendilerinden kuşkulandıkları için Roma Askeri Ataşeliği’ne tayin ettiler. Türkiye’den uzaklaştırdılar. Daha bir çok arkadaşımızı da etkin görev yerlerinden ayırdılar. Nihayet bizzat Türkeş’i de Başbakanlık Müsteşarlığı’ndan alarak yerine CHP’li Hilmi İncesulu’yu getirdiler.
İhtilalin başından beri Sami Küçük, Madanoğlu ve bu grubun diğer üyeleri Gürsel’e şu telkinde bulunuyorlardı:
— Paşam Mısır’da nasıl Albay Nasır General Necib’i tasviye etmişse bizim harekatımızda da Albay Türkeş sizi aynen Gnl. Necip gibi görüyor ve sizi tasviyeyi düşünüyor.
Bu doğru değildi fakat Türkeş eline kuvvet ve imkan geçerse bunu yapabilecek yaratılışta bir insandı. Başlangıçta Türkeş’le Gürsel’in arası iyiydi gün be gün araları açıldı. Bir komite toplantısında Sami Küçük, “Paşam siz de bir başbakanlık Müsteşarını değiştirecek kadar yetkiye sahip değil misiniz?” diyerek Cmhurbaşkanı Gürsel’i tahrik etmişti. Türkeş’in o toplantıda şu sözlerini hatırlıyorum:
— Paşam Madanoğlu Sami Küçük nereye çekerse oraya gidiyor, kendi kişiliği ile hizmet vermiyor.
Bu tartışmalar süregelen tartışmalardı. Türkeş’in başbakanlıktan tasviye edildiği gün ben Ankara’da değildim. Mehmet Özgüneş’le beraber Güney Anadolu gezisinde bulunuyorduk. Gezide bizi takip eden basın mensupları bu haberi bize Mardin’de Mardin Valisi ile akşam yemeği yerken verdiler. Bu haberi veren gazeteciler bizlerdeki refleksi inceliyorlardı. Ben bu habere hiç önem vermiyormuş gibi göründüm; oysa bizim için son derece önemli bir olaydı. Sessizce yemekten kalktım ve Türkeş’e telefonla ulaştım. Haberi o da teyit etti. “Ankara’ya dönelim mi?” diye sordum cevap verdi:
— Olan oldu artık bir şey yapamayız.
Böylece güç Sami Küçük ve Madanoğlu grubuna geçmiş bulunuyordu. 28. Tümen Komutanı Nuri Hazer ihtilalin ilk ayları bizim yanımızdaydı fakat sonra Madanoğlu grubunun yanında yer aldı. Bana öyle geliyor ki kuvveti elimizde bulundurduğumuz dönem içinde biz harekete geçseydik karşı grubu tasviye edebilirdik.
Türkeş’in sonraki beyanları şöyleydi:
— Bu fırsatı kaçırdık elimizde imkan varken kullanamadık buna sebep Numan Esin’in gevşekliğidir.
Türkeş grubunun tasviyesi pek çok kişinin ve grubun işine yaramıştı. En başta CHP’nin. Talat Aydemir’in ve ekibinin. Şimdi akla şöyle bir soru gelebilir. CHP’nin işine gelebileceği akla ve mantığa aykırı değil cereyan eden olaylar da bunu teyid ediyor fakat 14’lerin tasviyesinde Talat Aydemir’in ne gibi bir çıkarı olabilir. Talat Aydemir komiteye, dolayısıyla Devlete hakim olmak istiyordu. Komite içinde en aktif unsur Türkeş ve grubuydu. O tasviyeye uğradıktan sonra geriye kalanlara hakim olmak çok kolay bir işti.
Nitekim 1980 ihtilalinde bizler Ankara Dil Okulu’nda tutuklu idik. Tabii senatörlerden Ahmet Yıldız da tutuklular arasındaydı. Bir sohbette Ahmet Yıldız 27 Mayıs’tan bahsediyordu. Kendisine sordum:
— 13 Kasım’dan sonra M.B.K.’nin durumu ne oldu?
Topluluğun içinde cevap verdi:
— 13 Kasım 1960 günü 14’ler tasviye edildikten sonra M.B.K. kişiliğini kaybetti. Tamamen Talat Aydemir cuntasının emrine girdi.
Kanaatım odur ki Talat Aydemir 14’lerin tasviyesini arzu etseydi; durdurabilirdi. Nitekim 22 Şubat 1962 senesinde ihtilale girişirken 14’ler grubunu, Silahlı Kuvvetler’de ki taraftarlarını yanına almaya gayret etmiştir. İhtilal başarıya ulaştığı taktirde 14’leri derhal yurt dışından getirtip devleti beraberce yöneteceğiz. Diye 14’lere sempati duyan subayları yanına çekmeye çalışmıştır. 14’lerin tasviyesinden çıkarı olanlar sadece bu saydıklarım değildir. Soyguncular, vurguncular, kominist ideolojiye hizmet edenler, masonlar da bu tasviyeden sevinmişlerdir. Şahsiyetli bir dış politikayla içerde adalete dayalı bir devlet düzeni halk arasında sevgiyi, birlik ve beraberliği hedef alan 14’ler grubunun tasviyesinde dış ülkelerden bazıları da memnun olmuşlardır. 14’lerin tasviyesinden üzüntü duyan yargılanma safhasında bulunan Menderes ve arkadaşları olmuştur. Menderes’le irtibat sağlamak için özel olarak Yassıada’ya gönderdiğimiz Vecihi Öğütçüoğlu 13 Kasım günü Menderes’in beyanını bizlere şöyle aktarmıştır:
— Vecihi Bey asıl ihtilal şimdi oldu. Artık ümit kapılarımız kapandı. Biz elimizi çabuk tutarak Sami Küçük ve Madanoğlu grubunu tasviye etseydik Yassıada’yı boşaltırdık bu arada bizi tasviye eden komite üyelerini ve onların yandaşlarını da etkisiz hale getirirdik.
13 Kasım’dan sonra komite üyelerinden geride kalanlar niyetlerini gerçekleştirdiler. Hedeflerine ulaştılar. Kendileri Tabii Senatörlük statüsüne girdiler. Yasama Meclisi’ni ve bürokrasiyi de Halk Partililer’le doldurdular. Kurucu Meclis Üyelerinin büyük çoğunluğu Halk Partiliydi. “İhtilal içinde bir an evvel seçime gitmekte sayısız faydalar var” diyen İsmet İnönü “Tabii Senatörlük” gibi siyasi rüşvet karşılığında iktidara gelip oturmuştu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: