14 EKİM 1979 SENATO SEÇİMLERİ

14 EKİM 1979 SENATO SEÇİMLERİ
14 Ekim 1979 Kısmi Senato Seçimleri’nde Muş’tan adaydım. Şöyle oldu. Türkeş köye telefon etti, “Ahmet Bey arkadaşlar sizi Muş’tan aday görmek istiyorlar. Ben kendisiyle görüşüp mutabakata varmadan karar veremeyiz” dedi. “Arkadaşlarımın teklifi benim için bir emirdir” dedim. Derhal Ankara’ya hareket ettim
Genel Merkez’de partimize Milli Selamet Partisi’nden geçen Sivas Milletvekili İhsan Karaçam’la karşılaştım. Muş’tan adaylığımı hayretle karşıladı:
— Sahiden, Muş’a gidecek misiniz?
— Evet gideceğim.
— Ben olsam gitmem…
Tut ki iktidar oldunuz. Bu zihniyetle Ülkücü Dava yürütülebilir miydi? Genel Başkan Türkeş’le görüşüp vedalaştıktan sonra Namık Kemal Zeybek’le ve onun kullandığı araba ile yola çıktık. Yollarda konaklaya konaklaya Muş’a geldik. M.H.P. İl Yöneticileri ve İlçe Başkanları ile bir toplantı yaptı. Orada söz aldım:
— Arkadaşlar, seçim çalışmalarımızda ölçümüz şu olmalıdır: 59 dakika sohbet, 1 dakika siyaset. Bu 1 dakikalık siyaseti sizin için ayırıyorum, benim için 60 dakika sohbet.
Bunun üzerine Namık Kemal Zeybek, “Görüş ve kanaatlerimi ifade edebilir miyim?” dedi ve söz istedi:
— Muhterem Ahmet ağabeyimin ifade ettiği oranları eğer müsaade ederlerse ben tersine çeviriyorum. 59 dakika siyaset 1 dakika sohbet.
Aradan yıllar yıllar geçti. Zeybek Kültür Bakanı oldu. Kendisini tebrik etmek için gittim ve sordum:
— 1979’da Muş’ta 59 dakika siyaset 1 dakika sohbet demiştiniz. Şimdi ne düşünüyorsunuz?
Cevap verdi:
— 60 dakika sohbet.
Muş’ta İl Yöneticileri Akbaş Baba isminde Hak dostu bir zatı ziyaret etmemizi istediler. Selam ve üç-beş kelamdan sonra bana döndü ve dedi ki :
— Efendi neden geç kaldınız?
İl Yönetiminde bulunan arkadaşlar:
— Ahmet Ağabey bak gördün mü? Herkes aday olduğu bölgeye çok erken geldi çalışmaya başladı. Siz ise seçim bölgenize yeni geldiniz. Bakın Akbaş Baba bile buna işaret ediyor.
Oysa Akbaş Baba’nın bu beyanı seçimle ilgili falan değildi. Kendisine sordum:
— Efendim, ne gibi geç kaldık?
Cevap verdi
— Yarın sabah çay içmeye gelirken bu hususu da öğrenmiş olarak gelirsiniz.
Ertesi sabah buluştuk, çay içiyorduk. Ben o akşam notlarımı karıştırıyordum. Televizyon konuşması için hazırlık yapıyordum. Gözüme 1961’de Libya’da sürgünde iken yazdığım “Hayal Ülke” şiiri ilişti; “Orada bağırıyor ak saçlı bir ihtiyar Muş Ovası’ndan” diye bir cümle vardı. Bu konuyu kendisine arz ettim. “Oku bakayım” dedi, okudum:
“Bağırıyor ak saçlı bir ihtiyar
Muş Ovası’ndan
Kars’tan
Erzurum’dan bir dadaş
Yaaa! İşte böyle arkadaş
Gece yarısı uykuda iken Anadolu
Dolaşırım,
Dağından dağına
Köyünden köyüne
Erirken gözümde damla damla karların,
Ey Anadolum
Seni kucaklarım
Seni koklarım
Seni içerim
Yudum yudum.”
“İşte efendim, böyle devam ediyor” dedim. Sordu:
— Bunu ne zaman söyledin ve yazdın?
— 1961’de Libya’da.
— Yani kaç yıl olmuş?
— 18 yıl
— Oradaki ak saçlı ihtiyar kimdir?
— Bilmiyorum efendim.
Değişik bir ses tonu ile ağır ağır konuşmaya başladı:
— Ahmet Efendi evladım. O bahsettiğin ak saçlı ihtiyar benim. Yani Akbaş Baba. Ben senin o yıldan beri geleceksin diye yolunu bekliyorum. Fakat sen çok geç kaldın. Tam 18 yıl.
Hemen elini öptüm ve ricada bulundum:
— Efendim, ne olur bizim fakirhaneyi şereflendirin. Bizim köye, bizim eve gidelim. Misafirimiz olun.
Asasını sağa sola oynatıyordu, cevap verdi:
— Evladım Ahmet Efendi, davetine memnun oldum fakat biz Muş’tan ayrılamayız. Çünkü biz Muş’un köpekleriyiz. Köpekler evden ayrılırsa eve hırsızlar girer. Gitmeden gene görüşürüz inşallah.
Yanımdaki Ülkücü gençleri işaretle, “Bunlar kimlerdir?” diye sordu, cevap verdim:
— Ülkücü gençlerdir efendim.
O devam etti:
— Bunları iyi tanıyın. Çok iyi tanıyın. Bunlar Mehdi’nin ordusudurlar.
Muş’ta ki seçim çalışmalarımızda uğradığım köylerde çok fakir insanlarla karşılaştım. Seçimle ilgili olarak Genel Merkez 150.000 T.L., Gün Sazak şahsen 50.000 T.L., Elazığ M.H.P. Teşkilatı 25.000 T.L. vererek seçim masrafı için toplam 225.000 lira para vardı. Bu paralardan o fakir insanların acil ihtiyaçlarını görüyordum. Bir baktık ki elimizde 100.000 liranın aşağısında para kalmış.
Yanımdaki gençler, “Efendim” dediler, “Siz Muş’a seçim için mi geldiniz, yoksa sadaka dağıtmaya mı geldiniz?”
Bunun üzerine üzerimdeki paraların bütününü Malatya’dan gelip Muş’ta ki seçim çalışmalarına katılan yiğit ülkücülerimizden Abdullah Alay’a verdim. Seçimle ilgili muhasebeyi o yürüttü. Bu arada Ülkücü ordunun kumandanlarından biri olan Faik İçmeli’de seçim çalışmalarına katıldı ve yardımcı oldu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: