4. Büyük Kongre MDD’ci Sapmanın hesabını görmüştür.

TİP’liler Kongreyi Değerlendiriyor; “4. Büyük Kongre MDD’ci Sapmanın hesabını görmüştür.”

TİP’in 4. Büyük Kongresinden sonra partinin yayın organı EMEK dergisinin Aralık 1970 tarihli 7. Sayısı tamamen TİP’in 4. Büyük Kongresine ayrılmıştı. Dergide 4. Büyük Kongre geniş bir şekilde değerlendiriliyor, kongrede alınan kararlar yayınlanıyordu. EMEK’in TİP’in 4. kongresini anlattığı sayısında MDD’ci ASD ve KURTULUŞ çevresiyle Doğu Perinçek’in liderliğindeki PDA çevresine de ideolojik eleştiriler yapılmaktaydı. Her iki grup MDD’ci “sağ sapma” olarak değerlendiriliyor, bu kongrede hesaplarının görüldüğü anlatılıyordu. İşte EMEK dergisinde TİP içindeki muhalefete ve onun dışındaki MDD’ci muhalif çevrelere karşı yapılan suçlamalar:

Türkiye İşçi Partisi iki yıldan bu yana, örgüt içinde resmen açığa çıkan ideolojik ayrılığın yarattığı çalkantılar içerisinde yürütülen içe dönük mücadelelere sahne olmuştur. Başlangıçta sosyal demokrasi şeklinde ortaya çıkan Aybarcılık’ın parti içindeki hakimiyeti, başarılı bir mücadele sonunda ve aşağı yukarı bir yıl içinde kırılmış; yeni dönemin gerektirdiği görevler ve bilimsel sosyalizmin temel ilkeleri partililer tarafından geniş ölçüde benimsenmiştir. Daha önceki sayılarımızda da belirttiğimiz gibi bu sosyal demokrat sapmanın partimizde fazla barınamaması, TİP’in devrimci özünü ve anti–sosyalist akımlara müsait olmayan niteliğini açıkça ispat etmiştir. Partinin 1966 dan sonra sosyal demokrat sapmanın yol açtığı bunalım, üyelerde ve sosyalist sempatizanlar arasında umutsuzluk, yılgınlık, güvensizlik ve ideolojik bulanıklık yaratmış; 1968 de arka arkaya yapılan iki kongre ise, bu bunalımı çözememişti. O günlerde bir de sosyalist hareketi tehdit eden bir başka eğilim, gençlik kesiminde güçlenmeye başlayan Milli Demokratik Devrimcilik boy göstermişti. Bu şartlar altında, sosyal demokrat sapmaya karşı, doğru, bilimsel sosyalist çizginin hakimiyeti için yürütülen mücadelenin başarıyla sonuçlanmış olması, bu sapmanın etkisiz hale getirilmesi, TİP için gerçekten olumlu bir ilerleme olmuştur.

Ancak, sağ sapmanın, esas olarak, tasfiyesiyle iş bitmemiş, sosyalist çizgiye ve giderek partimize yeni saldırılar yönelmiş, küçük burjuva karakterli bir hareket olarak Milli Demokratik Devrim akımı sosyalist mücadelemizin önüne dikilmiştir. Kavram karışıklığından fiili zorbalıklara kadar uzayan bir platformda her türlü yıkıcı aracın kullanıldığı bu dönemde, partili partisiz bütün sosyalist arkadaşlar arasında baş gösteren şaşkınlık ve hatta bozgun havası, devrimci mücadeleyi geçici bir dönem için de olsa etkilemiştir. Ancak bilimsel sosyalistlerin sapmalara karşı verdikleri mücadelenin bir sonucu olarak, MDD’ci görüş ve hareket de parti içinde alt edilmiştir. Bir yıl içinde yapılan ilçe ve il kongreleri bir yandan sosyal demokrat sapmanın öte yandan da MDD’ci sapmanın hesabını görmüş ve parti üyelerinin bilinç seviyesini yükseltmiştir. Kongreler, ayrıca partimizin önündeki acil sorunların, atılması gereken adımların geniş parti tabanına benimsetilmesi ve çözüm yollarının olgunlaştırılıp formüle bağlanması gibi önemli bir görev daha yapmıştır. Bunların yanı sıra kararlı ve dengeli bir üst yönetimin oluşması yönünde ilçe ve il kongreleri aynı kesin rolü oynamıştır. Bu yüzden Büyük Kongreyi değerlendirirken ilçe ve il kongrelerinde verilen mücadeleyi gözden kaçırmamak, başarı yada başarısızlığı il kongrelerinden bağımsız ele almamak gereklidir. Çünkü Büyük Kongreye giden yol ilçe ve il kongrelerinden geçmiştir.

Kongre Öncesinde Sapmalar Ne Yapıyordu?

İlçe ve il kongreleriyle esas olarak yenilen sapmaların 4. Büyük Kongremize karşı takındıkları tavır burjuvazinin takındığı tavrın orijinal bir benzeri olmuştur. Partinin çöktüğü ve dağıldığı intibaını yaratmak için burjuvazi hem içten hem dıştan türlü yollarla sinsi bir faaliyet yürütmüştür. Daha kongre arefesinde Milli Demokratik Devrim adı altında toplanan gruplardan ikisi, TİP’in 4. Büyük Kongresini ve dolayısıyla TİP’i bölmek için “Sosyalist Kurultay” sloganını ortaya atmışlardır. Sosyalistleri partiden kopararak örgütsüz bir ortamın eritici etkisinde bitirmek için ayrı toplantılar önermişler ve bunun propagandasını yoğun bir şekilde yürütmüşlerdir. Daha önceki dönemlerde ve hemen her kongre arefesinde ortaya atılan eski teklifleri gibi bu yeni teklif de burjuvaziden geniş ilgi görmüş ve gerici basın bu yıkıcı faaliyetin, yaygınlaşması için var gücüyle çalışmış, TİP’in sosyalist hareketi temsil etmediği, işçi sınıfı ile bağlarını kopardığı yolunda kasıtlı bir propaganda kampanyasına girişmiştir.

Yine utangaç MDD’ciler diyebileceğimiz bir başka grup, partiyi ve parti mücadelesinin önde gelen unsurlarını karalamak, gözden düşürmek için elinden ne geliyorsa yapmıştır. Parti üyelerinin ve özellikle delegelerin kafasını bulandırmak için gerçek dışı iddiaları yarı yana getirerek; yazıları tahrif ederek, “keskin” kavramlarla süslenmiş bir provokasyon dizisi yaratmıştı.

TİP 4. Büyük Kongresini güdükleştirmek amacıyla yürütülen yıkıcı çabaların hiç birisi başarılı olmamıştır. Kongre diğer kongrelerden daha çok sayıda 206 delegenin katılmasıyla başlamış ve daha ilk günden itibaren, delege arkadaşların canlılığı, dinleyicilerin büyük ilgisi bütün yılgınlara, bütün hainlere ve düşman unsurlara anlamlı bir ders olmuştur. Sosyal demokrat sapmayı ve “Milli Demokratik Devrim” adı altında toplanan her türlü burjuva hayranlıklarını parti teşkilatlarında mağlup eden Sosyalist Devrimci mücahitlerin devrimci coşkusu, daha baştan, önümüzdeki yeni dönemin zaferle asılacağını müjdelemiştir. 4. Büyük Kongre, daha üst bir düzeydeki devrimci atılımın canlı bir timsali olmuştur.

Burjuvazinin örgütleyip üzerimize yolladığı açık saldırganlara ve maskeli sosyalizm düşmanlarına karşı kongreyi yurdun çeşitli yerlerinden gelen partili arkadaşlar korumuşlardır.

Partimizin Kongre ile somut olarak ispat edilen dinamizmi, burjuvaziyi ve maskeli yardakçılarını hayal kırıklığına uğratmıştır. Bir tiyatro salonunda 25 kadar boykotçu ve bir grup öğrenciden oluşan Yıkıcılar Kurultayı faaliyet gösterirken, burjuvazi kasıtlı haberler yapılarak TİP kongresini küçük göstermeye çalışıyordu. Kongre boyunca yayınlanan gazeteler ya olayları düpedüz yanlış yansıtıyorlardı, yahut da diyecekleri bir şey olmadığı için hemen hiç bahsetmiyorlardı. Hiçbir ciddi tarafı olmayan ve Büyük Kongre önünde hesap vermekten kaçarak ayrı toplantılar düzenleyen MDD’cilerin bölücü kongresine basın, büyük yer ayırıyor ve radyo özel bir ilgi duyuyordu. Kongreye gelen üç–beş kişilik öteki MDD’ci grup bir yandan günah çıkarırken öte yandan da delegeler arasındaki dayanışmayı yıkmak, burjuva yasaları önünde sosyalistleri açmaza düşürmek için türlü provokasyon çabalarını sürdürüyordu.

Burjuva gazeteleri Kongreyi olumsuz göstermek için, ellerinde olmayan nedenlerle Ankara’ya gelemeyen Sosyalist arkadaşlarımızın Kongreyi boykot ettikleri iddiasını yayıyorlar. Oysa boykot kastıyla gelmeyenlerin sayısı 25 kadardı ve bunlar sosyalizmin ve partimizin düşmanları MDD’cilerdi. Gazeteler, kongrede yapılan konuşmalardan özellikle umutsuz, yılgın ve bölücü olanları yayınlamakta titizlik gösteriyordu. Sosyalizmden ve TİP’den kopmuş bir kişinin “Bundan sonraki kongrede TİP’in cenaze namazını kılacağız” şeklindeki sözleri basında büyük itibar görüyordu. Oysa kongrenin esasını umutlu, devrimci, dinamik ve geleceğe güven verici adımlar atan sosyalist devrimci militanlar teşkil ediyordu. TİP’i ve sosyalist hareketi temsil eden işte bu arkadaşlardı, yoksa kıyıda köşede kalmış üç–beş hain değildi.

Kongre, milliyetler meselesine yürekli bir şekilde sahip çıkarak; burjuvazinin faşist çemberini gevşetmiş ve geriletmiştir.

Kongre, Milli Demokratik Devinimciliğin burjuva karakterini doğru bir şekilde tespit ederek, sosyalist hareketin önündeki engellerden biri olduğunu ve kesin olarak partimizden temizlenmesi gerektiğini karara bağlamıştır.

Kongre, önümüzdeki devrimci adımın Sosyalist Devrim olduğunu bütün açıklığıyla, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde karar altına almıştır.

 

TİP teorisyenlerinden Yalçın Küçük:

“Başkan Mao’nun ismine sığınarak halk savaşı çözümünü ekletmeye çalışmak sadece polisin işine yarayacak bir provokasyondur.”

TİP’in önde gelen teorisyenlerinden ve EMEK dergisi yazarından Yalçın Küçük, EMEK dergisinin Aralık 1970 tarihli 7. sayısında kongrede MDD yanlılarının tarihi bir yenilgiye uğradığını söylerken kongrenin anti–MDD kongresine dönüştüğünü “Kongrenin Özelliği” adlı yazısında dile getirecekti. Yalçın Küçük’e göre “Başkan Mao”nun adını kullanarak kongrede provokasyon yapmaya çalışan MDD’cilere en iyi cevabı TİP’li delegeler vermişti. İşte Yalçın Küçük’ün MDD kanadının bir kesimini temsil eden Doğu Perinçek’in liderliğindeki PDA çevresine yönelttiği eleştiriler:

Dördüncü büyük kongre Türkiye İşçi Partisinin tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bu kongre ile geçmiş yılların niceliksel birikimi niteliksel bir değişim özelliği kazanmaktadır.

Suyun yüz dereceye kadar ısıtıldıktan sonra buhara çevrilmesi niceliksel bir birikimin niteliksel bir dönüşüm göstermesine örnektir. Yüz dereceden sonra buharlaşan su, yüz dereceden önceki suyun hem devamıdır ve hem de ondan farklıdır. Dördüncü kongreden sonraki İşçi Partisi, hem kendisinin devamıdır, fakat hem de yeni koşulların işçi partisi olma eğilimini taşımaktadır. Kongreyi izleyip de bu kanıya ulaşamamanın olanağı yoktur. Bu kanıya ulaşamayanlar, her ne hal ile olursa olsun, Türkiye’de bir İşçi Partisi olabileceğine inanmayanlar, inanmak istemeyenlerdir.

Böyleleri, kongrenin bir “anti–MDD” kongresi olarak geçtiğini düşüneceklerdir. Kongrenin MDD’ye hücum ile geçtiğini söyleyeceklerdir. Kendilerini, kongrenin hiç bir yenilik getirmediğine inandırmağa çalışacaklardır. Böylelerine, artık, söylenecek bir şey yok.

Kongrenin en belirgin iki özelliği var. Bu iki özellik de konuşmalardan, önerilerden ve karar tasarılarından bağımsız. Bunlardan birincisi, büyük sanayi proletaryasının kongreye sahip çıkmasıdır. Kongrenin savunmasını üzerine almasıdır. Bunu, öğrenci kesiminden gelen diğer görevlilerle birlikte titizlikle yapmasıdır. Bu titizliktir ki, kongre öncesinde türlü tehditler savuran MDD’ci saldırganları kongre sahasına bile yaklaştırmamıştır.

Kongrenin ikinci belirgin özelliği, uluslararası bir içerik taşımasıdır. Gerek delegelerin ve gerekse dinleyicilerin en çok heyecanlandıkları, en çok alkışladıkları söz, dünya proletaryası sözü olmuştur. Delegelerden hiç birisi, bir çok tatlı su ilericisinin yaptığı gibi, bırakınız batı proletaryasının “satılmışlığını” ispatlamayı, dünya proletaryasının devrimci gücü konusunda kuşku anlamına gelebilecek bir tek cümle bile söylememiştir. Kongre gerek dünya proletaryasının devrimciliği ve gerekse uluslararası sosyalist sistemin gücü konusunda büyük bir sorumluluk ve inanmışlık örneği vermiştir. Kongre de sayıları beş–altıyı geçmeden MDD kuyruğunun, Başkan Mao’nun adını kullanarak yapmağa çalıştığı provokasyon denemelerine, Kars delegesi ve şimdiki genel sekreterin verdiği cevap, “bütün bunlar bizim Başkan Mao’ya olan saygımızı azaltmayacak” olmuştur.

Başkan Mao’nun ismine sığınarak, halk savaşı çözümünü ekletmeye çalışmak sadece polisin işine yarayacak bir provokasyondur. Eski genel sekreter ve şimdiki genel başkan çeşitli platformların kullanılışı konusunda yukarıda da değinilen konuşmasını yaptıktan sonra, bir MDD kalıntısının yaptığı gibi kürsüye çıkıp “söyleyin bana, siz parlemantarist misiniz, değil misiniz” demek sadece polise çanak tutmaktır. Nitekim, Kongrede bunu böyle değerlendirmiştir. Kürsüden, Ankara delegesi ve şimdi genel yönetim kurulu üyesinin, bu soruya verdiği cevap kısa olmuştur: “Neden bize hep polisin sorduğu soruyu soruyorsunuz?

Artık bu soruların da önemi kalmamıştır.

 

Aybar; “TİP Faşist Yöntemlerle Bürokratik Anlayışla Yönetilmektedir”

7 yıl TİP genel başkanlığını yapan Mehmet Ali Aybar parti genel başkanlığından istifa ettikten sonra sade bir parti üyesi olarak parti yönetimine eleştirilerde bulunmayı da sürdürmüştü. Özellikle TİP’in 29–30 Ekim 1970’de yapılan 4. Kongresinden sonra eleştirilerini daha da ağırlaştırmış, TİP yönetimini partiyi bürokratik ve totaliter bir yapıya sürüklemekle faşist yöntemlerle davranmakla suçlamıştı. Aybar, 8 Şubat 1971’de GYK’ye bir mektup gönderdi. 5 daktilo sayfası tutan ve basına da açıkladığı bu mektupta Aybar bir çok konuda 4. Kongre kararlarına karşı çıkıyor ve değiştirmelerini istiyordu.

Aybar hem GYK’ye gönderdiği mektupta hem de istifa ederken basına yaptığı açıklamada partiyi bürokratik olmakla ve bir ekmek kapısı haline gelmekle eleştiriyordu.

Aybar’ın GYK’ye gönderdiği, parti yönetimini eleştirdiği mektup bir gün sonra yapılan GYK toplantısında Merkez Haysiyet Divanına sevk edilmesine sebep olacaktı. Aybar hakkında kesin çıkarma talebiyle MHD’ye sevk kararı 4 çekimserin dışında 30 oyla kabul edildi. 11 Şubat 1971 günü yapılan GYK tarafından Aybar’ın kesin çıkarılma istemiyle ve tedbirli olarak MHD’ye sevk kararı parti başkanlık bürosu tarafından kamuoyuna açıklandı. TİP başkanlık bürosu tarafından yapılan açıklamadan üç gün sonra 14 Şubat günü Mehmet Ali Aybar TİP’den istifa etmişti.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: