Abdülhamid Devrinde Bulgaristan Türklerinin Ahvali

Abdülhamid Devrinde Bulgaristan Türklerinin Ahvali

 

İstibdat casusları aynı şeyi Bulgaristan’da da tatbik ediyorlardı. Zaten Bulgarların tazyikindan bizar olan oradaki Türkler bir de Abdülhamid’in casusları ile uğraşmağa ve İstanbul’daki Zaptiye Nezareti Tahkik Heyeti tarafından arada sırada Bulgaristan’a gönderilen hafiyelere karşı ihtiyatlı hareket etmeğe mecbur kalıyorlardı. Esasen Abdülhamid’in Bulgaristan için tayin ettiği fevkalade komiser, belki Bulgarlardan daha ziyade Türklerin canını yakıyordu. Bulgaristan’dan Paris’te Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne gönderilen aşağıdaki mektup bunun böyle olduğunu ispata kafidir:

“Hiçbir liyakat ve iktidarı olmadığından elde birkaç seneden beri Bulgaristan Türklerinin başlarına musallat edilen Bulgaristan Komiseri Paşa, bu kere bir kadını türbedar tayin etmek suretiyle de yeni bir iş güzarlık göstermiştir. Bakınız nasıl oldu:

Sofya’ya üç çeyrek saat mesafede kain ve buralarca namı ve şöhreti fazla olan Bali Efendi namındaki veliyüllahın türbedarı geçenlerde vefat etti. Komiser Paşa, koca komiserlik havası olan hafif meşrep bir kadını, 11 yaşındaki gayrimeşru çocuğuna vekaleten türbedar tayin etti. Böyle bir şey şimdiye kadar ne görülmüş işitilmiş, ne de şer-i şerife muvafıktır.

“Şehrin müftüsü ve hakimi, İslam cemaati bulunduğunu ve türbedar tayin etmek bunların vazifesi olduğunu bilmek istemeyen Komiser Paşa, askerlik ve diplomatlık mesleklerinin büsbütün haricinde, olarak bu suretle şer’i işlere müdaahaleden çekinmedi. Komiser Paşa’nın bu hareketinden dilgir olan Türkler, Sofya’daki camide toplanarak ülemadan sabık mektep muallimi Hoca Osman Efendi’yi dirayetine binaen türbedar intihap ettiler.

“Bu intihap kararı Sofya ülemasından bir zat tarafından Komiser Paşa’ya tebliğ edildiği zaman Osmanlı Komiseri ünvanını taşıyan bu Paşa, ağza alınmayacak kadar galiz laflar söyleyerek o zatı kovar.

Bakınız! Bugün Osmanlı Devleti’nin ve milletinin hayatı kadar mühim olan Bulgaristan’ın komiserliğinde bulunan bir Arap, keyfi için şer-i şerifi ayaklar altına alırsa ecnebi milletler acaba bize ne nazarla bakarlar? Paşa bağırarak derki:

“- Sofya’da bir İslam cemaati olduğunu ben tanıyamam. O cemaati teşkil edenlerin hep devlet haini olduklarını zaten biliyorum. Ben Bulgaristan komiseriyim. İstediğim gibi hareket ederim.”

Bu adam, Bulgaristan’da komiserlik yapalıdan beri birçok tezvirler uydurarak Bulgaristan’daki Türkleri birer vatan haini diye İstanbul’a bildirmektedir. Sofya’da çıkan “Şark” gazetesi müdür ve muharriri Yörükoğlu İsmail Efendi, Komiser Paşa’nın Bulgaristan’daki İslam evkafından ceplerini doldurmakta olduğunu yazarak bu sirkate mani olmak istediğinden, Paşa Bulgar hükûmetine bir nota vererek İsmail Efendi’nin Bulgaristan’dan tardını istedi, gazetede çıkan fıkrayı istediği gibi Bulgarca’ya tercüme ettirerek hükûmete vermekten utanmadı ve İsmail Efendi’nin devlet haini olduğunu İstanbul’a bildirdi. Acaba Komiser Paşa’dan daha büyük bir devlet haini tasavvur edilebilir mi?”

İşte Bulgaristan’daki Türkler, bugün olduğu gibi bundan otuz sene evvel de aynı tazyikata maruz bulunuyorlardı. Şu farkla ki otuz sene evvel onları hem Bulgarlar, hem de Abdülhamid tazyik ederler iken, bugün yalnız Bulgarların takibatına hedef oluyorlar. 27 Haziran 1907 tarihli Meşveret ve Şûra-yi Ümmet gazetelerinde neşredilmek üzere Bulgaristan’dan Bulgar Prens’ine hitaben gönderilen bir açık mektup o devirde Bulgar Türkleri’nin çektikleri zulümleri anlatması itibariyle kayda şayandır. Onun için mektubun bazı parçalarını aşağıya yazıyoruz:

“Bizler bu vatanın eski ahalisindeniz. Devlete ve vatanımıza sadakatimizi şimdiye kadar yaptığımız hizmetlerle gösterdik. Bulgaristan teşkil olunduğu zaman kariyemiz hudut üzerinde kaldığından bugüne kadar hiçbir gün zulümden azade kaldığımız yoktur. Müslüman olmaktan başka bir kabahatimiz olmayan biz biçarelerin Bulgar komşularımızdan ve Bulgar askerlerinden çekmekte olduğumuz eziyet ve işkence artık sabır ve tahammülümüzü tüketti. Onun için zat-ıfahimanelerine kadar tazallümü hale mecbur olduk.

“Biz o kadar acınacak bir halde bulunuyoruz ki Bulgaristan Meşrutiyetle idare edildiği ve Türkiye’de ise koyu bir istibdat idaresi hüküm sürdüğü halde, Bulgaristan’ı terk ile Türkiye’ye avdet-i ihtiyar ediyoruz. Müstebit ve zalim bir idareyi tercih ve oraya iltica eden hiç görülmüş müdür? Kendisine taarruz edilmezse hangi kuş bahtiyar yuvasını terkeder? Binlerce Türk Bulgaristan’daki yurtlarını bilmecburiye işte terkediyorlar. Ellişer, yüzer, iki yüzer haneden mürekkep olan Türk köyleri birer birer boşalıyor. Bunların hepsi bin türlü işkenceye maruz kaldıkları için sevgili vatanlarını bırakıp kaçıyorlar. Bunun sebeplerini anlatalım:

İki sene evvel mart 1905 te köyümüzde bir Bulgar hem karasını hem kendisini öldürmüştü. Evvelden beri Türklere karşı müthiş bir kin ve nefret duyan Bulgar komşularımız bu intihara bir katil süsü vererek en ziyade düşman oldukları Kara İmam, damadı Hasan, oğlu Kasım, Fettah, İbrahim ve Raşid’i itham ettiler, biçareleri canavarlara bile yakışmayacak bir hunharlıkla “biz yaptık!” dedirtinceye kadar dövdüler ve hapse attılar. Altmışı mütecaviz olan biçare imam daha vak’a günü Bulgar mektebinin mağazasında sopalarla öldürüldü. Diğerleri mecalsiz bir halde Dobriç hapishanesine atıldılar. Bir takım yalancı şahitler getirterek muhakeme ettirdiler. Neticede bazıları idama, bazıları da müebbet küreğe mahkum oldular. Belediye bahçesinde yapılan bu muhakeme esnasında samiin sıfatiyle hazır bulunan üç yüzden fazla Bulgar komşularımız, mahkemenin kararını şiddetle alkışladılar.

“Bu bikeslerin ah ve eninleri, kendilerini himaye için Allah’tan başka kimseleri kalmayan evlat ve eyallerinin feryatları ve şikayetleri bütün kainatı titretecek kadar acıklı olduğu halde, Bulgaristan adaletinin kulağına varamadı. Artık bunların af ve tahliyeleri merhametinize kalmıştır, Prens Hazretleri!

“Bu bigünahlar hakkında reva görülen haksızlıktan ve vahşetten korkan Türklerin birçoğu Türkiye’ye mühaceret etti. Burada kalanlarımız ise tavşanın avcıdan sakındığı gibi korka korka, işlerimize gidebiliyoruz. Hal ve keyfiyet bu merkezde iken bu paskalya günü Bulgar askerleri tarafından yapılan cinayet cümlemizi dehşetler içinde bıraktı.

Bazı köylerde ekseriyet Hristiyan ve ekaliyet İslam ise de büyücek arazi ve emlak İslamların elinde bulunmaktadır. Bulgar komşularımız o emlaki yok pahasına elde etmek için şimdiye kadar bir çok vasıtalara müracaat ettiği halde muvaffak olamayınca 25 Mart 1905 te vaki olan intiharı İslamlara atf ile bir dereceye kadar emellerine nail oldular. Bu gibi iftiralardan lezzet almış olacaklar ki bu kere Bulgar askerleri tarafından yapılan cinayeti yine Türklere atfetmeğe kalkışıyorlar.”

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: