Abdullah Öcalan ve PKK Hakkında Kamuoyundaki Şüpheler

PKK adıyla ortaya çıkan bu oluşumun liderliğini üstlenen Abdullah Öcalan’ın yaşamı ve siyasi çizgisi dünden bugüne kuşkular ve bilinmezliklerle doludur.

Ömer oğlu, Üveyş’ten olma, 14.04.1947 AS, 14.04.1949 TS. doğumlu, Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesi, Ömerli köyüne kayıtlı3 Abdullah Öcalan ilkokulu Saylakkaya (Cibin)’de okumuş, ortaokulu ise Nizip’de bitirmiştir.

Apo askeri okula müracaat etmişti. Ama yaşı büyük olduğu gerekçesiyle askeri okulun kapısından geri çevrilmişti. Askeri okula giremeyen Öcalan soluğu Ankara’daki Tapu Kadastro Meslek Lisesinde alır. 150 kişinin sınavla alındığı liseye 18. sıradan girmiştir. Liseyi 1968-69 ders yılında bitirmiştir. Okulu burslu okuduğu için genel müdürlük tarafından Diyarbakır Kadastro memurluğu emrine tayin edilmiştir. Öcalan’ın Ankara’daki lise yıllarında solcu değil milliyetçi muhafazakar bir öğrenciydi. Ankara’dan Diyarbakır’a geldikten sonra Öcalan’da bir değişim gözlenmektedir. Buradaki arkadaş çevresinin ektisiyle sol fikirlere eğilim duyuyor. 1970’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanan Öcalan bir yıl sonra yatay geçişle Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti.

Öcalan’ın Kürt solu içerisindeki yer alışında DDKO’nun önemi ve etkisi büyüktür. İstanbul’da DDKO üyesi olarak faaliyetlerde bulunmuş yine o yıllarda Mahir Çayan’ın THKP–C örgütüyle de ilgilenmiş ve bu örgüte sempati duymuştur. SBF’de okurken liderliğini Doğu Perinçek’in yaptığı TİİKP tarafından yayınlanan illegal “Şafak Bildirisi”ni 31 Mart 1972 günü SBF’de dağıtanlardan biridir. Bu bildiriden dolayı 7 Nisan günü gözaltına alınmış ve 27 Nisan günü de tutuklanmıştır. Abdullah Öcalan 24 Ekim 1972 günü altı buçuk ay tutuklu kadıktan sonra salıverildi.

Bu serbest bırakılma pek normal görünmüyordu. Başlangıçta aynı davadan yargılananlar arasında hakkında en ağır ceza istenen iki kişiden biriydi.

Apo’nun tahliyesinden sonra ilginç gelişmeler oldu. Önce askerliği ertelendi, sonra da 21 yaşını geçmiş olduğu ve disiplin cezası aldığı halde yönetmeliğe aykırı olmasına rağmen devlet tarafından burs verildi.

12 Mart döneminde tutuklanan solculardan DSP’de bir dönem milletvekilliği ve ayrıca Meclis Başkan vekilliği yapan Uluç Gürkan, 3 Şubat 1993 tarihli Günaydın Gazetesinde Öcalan’la ilgili konuya yeni bir boyut getirerek ilginç şeyler anlatıyordu. Gürkan diyor ki:

Ben, Uğur Mumcu, Prof. Bahri Savcı, Mümtaz Soysal gibi isimler aynı koğuşta tutukluyduk. Bu koğuşa zaman zaman üzerinde Apo’nun yazdığı mektuplarda yakalanan bazı gençler getiriliyordu. Bizler bu kişilerin polis olduğundan kuşkulanıyorduk. Gerçekten de iki üç gün gözaltında tutulan bu gençler daha sonra serbest bırakılıyorlardı. Ancak işin garip yanı, üzerinde mektup bulunan gençler birkaç günlüğüne de olsa içeri alınırken, mektubu yazan Abdullah Öcalan, Siyasal Bilgiler Fakültesinde kimse dokunmadan öğrenciliğine devam ediyordu. O tarihlerde bizim aklımıza giren bu kuşku, uzun yıllar açıklığa kavuşmadı. Yıllar sonra, geçtiğimiz aylarda rahmetli Uğur Mumcu ile bir sohbetimiz sırasında yine gündeme geldi. Mumcu bu konuşmamızdan sonra konuyu araştıracağını söyledi. Ardından çeşitli kişilerle konuştuğunu duydum.

Abdullah Öcalan 1975 yılından itibaren devletin istihbarat kurumu MİT’in kendileriyle yakınan ilgilendiğini, örgüte sızdığını hatta MİT’in imkanlarıyla örgütü büyüttüğünü yıllar sonra yaptığı açıklamalarda, yazılarında ve röportajlarla anlatacaktı. Abdullah Öcalan MİT’in Ağrılı bir pilot olan Necati Kaya vasıtasıyla kendileriyle temas kurduğunu reddetmiyordu. Öcalan örgütün 1 Ocak 1977 yılındaki en ileri toplantısını MİT ajanı dediği Pilot Necati’nin evinde yaptığını da inkar etmiyor, Pilot Necati vasıtasıyla örgütün finans sıkıntısını da çözdüklerini söylüyordu. Öcalan “devlet bizi kullanacağına biz devleti kullandık” diyordu. PKK’nın teksir olarak çoğaltıp örgüt mensuplarına yönelik hazırlamış olduğu “Gerçeğin Dili” adlı örgütsel yayında Abdullah Öcalan, Pilot Necati’den MİT’e kadar bir çok konuya değinerek şunları anlatıyor:

* 76’da tam gruplaşmanın Kürdistan’da yol aldığı fakat devletin de adam akıllı yol aldığı ki, süreçte devlet adına Pilot Necati devreye giriyor ve belki de genelde Kürdistan UK tarihinin özelde PKK tarihinin en kritik bir yılıydı.

* Çıkış yapmaya çalışırken devlet adına hareket eden kişilerle ben son derece iyi geçiniyordum. Devlet beni kullanmaya çalışıyordu, ben de onlara karşı bir hamleyle cevap vererek onlardan faydalanmaya çalışıyordum. 1976’dan beri beni adam akıllı ele geçirmeye çalışıyorlardı. Pilot Necati’de denetleyici olarak tam 76’da işin içine girdi. Görünüşte ben tam kucaklarındaymışım gibi veya devletin tam istediği pozisyona girmiş durumdayım.

* Pilot çok tehlikeli, çok paralı, “grubunu besleyelim mi? “Abi” diyordu. “Şu eylemi yapalım da bu eylemi de yapalım mı” diyordu. “Ben parayı mutlaka bulup getiririm” diyordu. Biz pilot ile bir buçuk yıl beraber olduk. 77’nin sonlarına kadar. Çok dikkate değerdi. Bizi erkenden provokasyona getirmek istiyordu. Eğer günü geçiren Türk solu gibi olsaydık daha 76’da boğacaklardı. Adam o dönemin imkanlarına göre avuç avuç para saçıyor, bize para veriyordu. Yalnız beni değil tüm grubumuzu lokantaya götürüyor, sayesinde milletin karnı doyuyordu. Aslında bu ilişki tarzı mecburiyetten kaynaklanmaktaydı. Uğur Mumcu diyor duya “MİT Apo’yu besledi” işte bu besleme hikayesi budur.

* Devlet daha ne istiyor o günlük rapor alıyordu pilottan, kucağımda diyordu. İşte Uğur Mumcu’nun dile getirmek istediği olay birazda budur. “Apo’yu MİT mi besledi” diye soruyor? İşte biz kendimizi MİT’e böyle beslettik, güvenliğimizi sağlattık, paralarıyla grubumuzu finanse ettirdik, silahlarımızı temin ettik, evlerinde en önemli toplantılarımızı yaptık ve entelektüel gücünü de biraz kullandık.

* 77’de bu adamın evinde, (1 Ocak 1977) en ileri bir toplantı yaptık. Grubun Kürdistan’da oluşturduğu zemin ve en üst düzeyde diğer sorunlar değerlendiriliyordu. Sobamızın ağzı açıktı. Polisin basması halinde konuşmalarımızı oraya atacaktık. Gelirse, “basit bir yılbaşı gecesi düzenliyoruz” diyeceğiz. Düşmanın bilgisi dahilindedir. Fakat bizim yakalanma gibi bir durumumuz yok. kullanacağımız kadar kullanıyoruz. Sonradan düşmanın şöyle bir değerlendirmesi gerçekleşti; “Biz 78’de büyük bir hata yaptık”. Özel savaşın Kolordu Komutanı İsmail Selen: “Biz PKK’ya karşı sürekli hata yaptık” diyordu. Ki, adam sonradan istihbaratın başındaydı. PKK taktiğinde, PKK taktiğinde, PKK gelişmesinde baştan beri hata işliyorlardı.

* Devlet, para ve kadın yoluyla beni tutabileceğine 77–78 ve 79’un başlarına kadar tam inandı diyebilirim. Bu, devleti yanlış bilgilendirme oluyor. Tarihteki en büyük hatasıdır. Aslında bu hatayı her ikisine de yaptırdım gibime geliyor. Yani yalnız bayan (dediği eşi ve daha sonra ayrıldığı hain ilan ettiği Fatma kod adlı Kesire Yıldırım) değil, pilota da yaptırıyordum. Pilot’da bayan kadar devleti bilgilendiriyordu. “Tuzluk bu” diyordu, “Bir kuş, kafesteki kuş” bizim için bu değerlendirmeyi yapıyordu. “Kuşu istediğimiz zaman kafesten çıkarırız, pişiririz, bu tuzlukla da tuz serperiz, yeriz” diyordu. Ben o zaman da konuşmak istiyordum. Kendi kendime soruyordum. Bu lafları niye ediyor? Meğer ki, biz onun gözünde kafesteki kuşmuşuz. 1977 Ocak toplantısını evinde yapmıştık ki, bizim en büyük toplantımızdı. İşin ilginç yanı, Pilot her şeyi hazırladı ve biz de gittik ve yaptık. Tabii belgesi yok, hiçbir şeyi yok, adı yok. Soba kapısı açık, yazdığımız notları eğer polis basarsa sobanın içine atacağız. Bayan da var. Polis gelirse, yılbaşı töreni var diyeceğiz. Çok ilginç; devletin iki yanını nasıl kullanıyoruz. Sanırım MİT bunları duyduğunda hem kahkahadan patlıyor, hem de öfkesinden boğuluyordu. Bu doğrudur: D… arkadaş vardı, 1979’daydı galiba, beni yakaladı. Anlattıklarına göre MİT başını dövüyor; “bu yüzde yüz kucağımızdaydı, biz bunu nasıl kaçırdık” diyormuş.

* Pilot rapor veriyor. “İstediğiniz zaman kafesteki kuşu kesebiliriz” diyor. Bayan da “yüzde yüz kontrolüm altına almışım” diyor. Taktik gerçekten şeytanın bile üstündedir. Gidin MİT’e nasıl olduğunu söyleyin, şaşıracaktır. Bizi inandırdı diyecektir, hatta uyuttu bizi.

* Tabi bu taktik savaşta o bir kaç yıl içinde “bilgi gelsin bize” diyorlar her gün adamlarına. Hatta şuna da özen gösterildi: Ankara’da kalacağım, evlilik var. Zaten yayınevi kuruluyor, bu yıl 78 ve grup Ankara’da önemli oranda çıkış yaparken, “Tamam abi, öderiz” diyor Pilot. Adam yatırım yapıyor, ev kuruyor, altın buluyor, buzdolabı buluyor, yayınevi kuruyor… Bilgi gidiyor yukarıya: “Bizim adam dört dörtlük bağlandı” Kadın da “dört dörtlük bağlanmış bir Mecnun” diyor. MİT niye kuşku duysun.

* Daha sonra da Uğur Mumcu kitabında yazacaktı: Ama adam belki de tam da bu nedenle öldürüldü. Çünkü: Kim kimi yanılttı? Sonuçta kim en büyük yanıltmaya, yanılgıyı gerçekleştirdi? Bir de o büyük güç dengesizliği ortamında bunu kim yaptı? Düşünün: Devlete Kürt partisi kurduruyorum. Uğur Mumcu –ki çok etkili bir MİT ajanı veya o çevrelerle ilişkili uzman birisidir– dedi. Doğrudur, bu da doğrudur. Biz Devrimci Kürt partisini nasıl MİT’e dayandırarak kurduysak, Kürt devletini –şimdi işte içinde olduğumuz bu Güney’deki devlet– Türk devletine dayandırarak kuracağız. Yazdı adam başka çaresi yok.

* Pilot’da böyle düşünüyordu ve beni kaybettikten sonra kendini yerden yere vuruyor, patlıyor. Nasıl elimizden kurtuldu? diyor. Hatta çıldırtacaktı deniyordu. “Nerededir?” diye dört dönüyor. Zaten herhalde emir almış, Diyarbakır’dan sonra beni kaybedince, bizim köye kadar gitmiş. Sonradan öldü veya öldürüldüğü söylendi. Başarısız kaldığı için böyle oldu sanıyorum.

Abdullah Öcalan’ın anlatımlarında sürekli ismi geçen 24 Ocak 1993’de Ankara’da öldürülen gazeteci yazar Uğur Mumcu, öldürülmeden kısa bir süre önce Abdullah Öcalan’ın MİT’le ilişkisi üzerinde çalışıyordu. Öcalan’ın MİT’le ilişkisini incelerken 12 Mart döneminde Öcalan’ı yargılayan mahkemenin savcısı Baki Tuğ ile de bir görüşme yapmıştı. Mumcu, 12 Mart döneminde sıkıyönetim başsavcısı olan Tuğ’a “Apo’nun MİT’le ilişkisi olup olmadığını” sormuştu. Uğur Mumcu, 15 Ekim 1992 tarihli yazısında Öcalan’ın kimliğinin araştırılmasının önemini vurgulayarak 6 Ağustos 1979 tarihli Aydınlık Gazetesinden bazı alıntılar yapıyor, buradan yola çıkarak soruyordu; “Öcalan’ın eski kayınbabası MİT ajanı mı? MİT ajanı olduğu ileri sürülen pilot kim?”

Gazeteci İsmet G. İsmet’e göre de Pilot Necati devletin bir ajanıydı. 1975 yılında örgüte sızmış Öcalan’ın çok yakınına kadar yükselmişti. Abdullah Öcalan’ın MİT ajanı olarak bilinen Ağrılı pilot Necati Kaya ile olan ilişkisine örgütün o dönemki kadrolarından  ve süreci yaşayan elemanlarından olan M. Can Yüce’de şahitlik etmektedir. M. Can Yüce’ye göre “pilot olarak bilinen ajanın adı Necati Kaya”dır. Can Yüce, Öcalan Pilot Necati ilişkisi üzerine şunları anlatıyor:

* Pilot olarak bilinen ajanın gerçek adı Necati Kaya’dır. Türk Hava Kurumunun bir parçası olan Türkkuşu’nda pilotluk yapıyordu. Başkanla tanıştığında Kürt olduğundan askerlikten atıldığını ve sivil pilotluğa geçtiğini söyleyecektir. Pilot çok zeki biri değildi. Ancak şaşırtıcıdır, SBF’yi kazanıyor ve kaydını yaptırıyor. Elbette normal bir sınava giriş değil, diğer öğrenciler gibi girse sınavı kazanması mümkün değil. Ama MİT Siyasalı ve özellikle siyasal çevresinde örgütlenen Apocu grubu denetlemek için gizli bir operasyonla Pilot’a en yüksek puanı aldırıyor ve kaydını yaptırıyor. Pilot’u gruba tanıştıran Ağrılı Abdurrahman’dır. Başkan Pilot’u gördüğünde çok seviniyor, Pilot’u kazanmaya, geliştirmeye ve grubun militanı haline getirmeye çalışıyordu.

İlk başta Pilot’a karşı bir kuşku yok. Pilot ilişkileri iyice ısıttıktan sonra para ile başkanı kendisine bağlamaya çalıştı. 1976 ve 1977 yılında Pilot’un paraları grubu besledi. Grubun o günlerde çektiği maddi sıkıntılar göz önüne getirildiğinde devletin Pilot vasıtasıyla gönderdiği paraların ne kadar işe yaradığı görülüyor.

* Zamanla başkan ve diğer arkadaşlar pilottan ciddi ciddi kuşkulandılar. Ajan olduğundan büyük ölçüde emindiler. Hatta tecrit ve cezalandırma yönünde öneriler getiriliyor. Ancak Başkan bunların tümünü reddediyor. Şimdi zamanı değil diyordu.

Dikkat edilirse 1977’de Pilot ilişkisinin bir devlet ilişkisi olduğu biliniyor. Başkan ilişkisini kesmiyor. Tersine ilişkiyi derinleştiriyor. Bilinçlidir, ihtiyatı ve dikkati elden bırakmıyor. Bu ilişki ile tam kontrollerinde olduğu izlenimini veriyor. Pilot da bu izlenimleri rapor ediyor. Devlet rahatlıyor.

Can alıcı soru şu: Kim kimi kullandı?

Başkan Apo, devletin Pilot ve Kesire aracılığıyla yürürlüğe koyduğu tüm oyunları, saptırma, bağlama çabalarını boşa çıkardı. Dahası devleti yanılttı, ters yöne yönlendirdi, olanaklarını kullandı ve bütün bunların bir sonucu dört tarafı sarılı ve kuşatılmışken bundan kurtulmasını bildi, grubunu ülkeye taşırdı, büyük bir açılım yaptırdı. Ve bu kritik sürecin başarılarının sonuçları ortadadır.

Devletin kendisi de yanılgısını ve yenilgisini itiraf ediyor: “Yılanı küçükken ezmedik, gafil avlandık.’’

* 1 Ocak 1977 toplantısı da Pilot’un evinde yapıldı. Bu bir rastlantı değil, bu bir önlemdi. Pilot’u ve MİT’i yanıltmak için bilerek bu toplantıyı yaptık. Böylece kuşkulanılmasına rağmen Pilot 1 Ocak 1977 toplantısına ve bütün aşamalarına katılmış oldu.  Pilot böylece grubun kendisine güvendiğini, kendisini hem toplantılara kattığını ve böyle önemli bir toplantıyı kendi evinde gerçikleştirdiğini üslerine rapor etmiş olmalı. Bunun MİT’i yanıltmada önemli bir rol oynadığı söylenebilir.9

* Yalçın Küçük, Uğur Mumcu’nun Pilot Necati’nin kanserden öldüğünü kendisine söylediğini; Ağrı’lı Abdurrahman’ın ise bir uçak kazasında öldüğünü bildiğini yazıyor. Pilot Necati’nin ölmüş olduğu kesindir. Kesin olan bir şey daha var: Apocuları denetleme ve saptırma konusunda kesin başarısızdır; hatta kendini Apoculara kullandırtmaktan kurtaramamıştır. Onun şahsında MİT ve kontrgerilla kesin yenilği almıştır.10

PKK’nın Öcalan’dan sonraki ismi olan Cemil Bayık’a göre Öcalan “baştan beri Pilot’un ajan olduğunu” biliyordu. Bayık’a göre Öcalan, “Pilot’u kullanarak örgütü komplolardan korumaya ve hedef şaşırtmaya” çalışıyordu. Bir iddiaya göre Türk Silahlı Kuvvetlerinden istifa yoluyla ayrıldığı söylenen devrimci hava astsubayı Necati, Cemil Bayık’a göre aslında bir Yüzbaşıydı.

Apo’nun Pilot Necati’yle olan ilişkisi kadar Kesire Yıldırım’la olan evliliği de hala bu gün bir çok soru işaretleriyle doludur. Başta Öcalan olmak üzere PKK’nın bir çok örgüt yöneticisine göre Öcalan’ın 10 yıl evli kaldığı Fatma kod adlı Kesire Yıldırım, “MİT ajanı”ydı. Babası da MİT’de üst düzey görevlerde bulunan bir kişiydi. Pilot Necati olayı kadar PKK icinde hala tartışılan Kesire Yıldırım kimdir?

21 Ekim 1951’de doğan Kesire Yıldırım, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde CHP’li olarak bilinen Yıldırım ailesinin en büyük kızıydı.Yıldırım ailesi 2. Dünya Savaşının bitiminden sonra Tunceli’nin Mazgirt ilçesinden gelip Karakoçan’a yerleşmişti.  Kesire’nin ailesi 1925 Şeyh Sait ve 1938 Dersim isyanlarında devletin yanında yer almıştı. Dersim isyanlarına katılan bir kısım Kürt Alevilere göre; Ali Yıldırım’ın Dersim isyanını bastıran komutanlardan biri olan Kor. Gen. Abdullah Akdoğan ile ilişkisi vardı. MAH (MİT’in önceki ismi) ajanıydı. Dönemin 1. Umumi müfettişi olan İbrahim Tali Bey’e de raporlar gönderiyordu.

Baba Yıldırım, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra CHP adına Yassıada duruşmalarını takip eden ve bunları da bir rapor halinde CHP lideri İsmet İnönü’ye bildiren ve İnönü ile de yakın ilişkileri olan bir kişidir. Kesire Yıldırım böyle bir ailenin kızıdır. Kesire, Elazığ Öğretmen okulunu bitirdikten sonra 1973 yılında Karakoçan ilçesinde Yeniköy ilkokulunda kısa bir süre vekil öğretmenlik yapar. Daha sonra üniversite imtihanlarına girerek 1974 yılında Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek okulunu kazanır.

Ailesi Kesire’nin üniversiteyi kazanması üzerine Ankara’nın Etlik semtine taşınır. Varlıklı bir ailenin kızı olan Kesire 1975 yılından itibaren CHP’li ve solcu bilinen bir ailenin kızı olmasından dolayı çok çabuk üniversitedeki sol hareketlerin içine girer. Oğuzhan Müftüoğlu’nun liderliğindeki THKP-C’lilerle irtibata geçer. Onların vasıtasıyla Dev-Genç’le temas kurar. Dev-Genç’le ilişkisi devam ederken Apocular olarak bilinen grubun bazı üyeleriyle 1976 yılında tanışır. Bunlardan biri de SBF’de okuyan Arabanlı İsmet olarak bilinen İsmet Kılıç’tır. Her ikisi arasında bir süre duygusal bir ilişki yaşanır. Kesire ile aralarında nişanlanan İsmet’in beraberliği evlilik aşamasına doğru giderken Abdullah Öcalan’ın devreye girmesiyle sonuçsuz kalacaktır.

1978’de AÜ. BYYO. bitiren Kesire Yıldırım’la Abdullah Öcalan 24 Mayıs 1978 günü Ankara Gençlik Parkı Nikah Salonunda evlendiler. 10 yıl süren bu beraberlik Kesire Yıldırım’ın 1988’de Öcalan’la yollarını ayırarak ve onu “diktatör” olmakla suçlamasıyla noktalandı.

Başta Öcalan olmak üzere bir çok PKK yöneticisi Kesire Yıldırım’ın ayrılmasından sonra onu “ajan” ilan ettiler.  Öcalan’a göre Kesire muhtemelen ajandı. Yıllarca evli kaldığı Kesire için Öcalan “son derece eğitilmiş ve çekici ve büyük bir ihtimalle subjektif olarak da objektif olarak da kanıtlayamadığı MİT ajanı” endişesini hep taışıdığını ifade etmiştir.

PKK içerisinde Fatma kod adıyla bilinen Kesire Yıldırım ile PKK’nın önde gelen diğer yöneticileri arasında hep sürekli bir çekişme ve çatışma yaşanmıştır. Kesire Yıldırım’ın otoriter davranışları ve Öcalan’ı etkisi altına alan tavırları başta Cemil Bayık, Kemal Pir gibi Apo’nun en yakınlarının tepkisini çekiyordu.

Cemil Bayık Kesire’ye olan kinini bir ropörtajda şöyle kusuyor:

Kesire, başkanın kişiliğine hakaret ediyor ve saygısızlık yapıyordu. 1978 yılında Diyarbakır’da Kesire ben ve Mehmet Hayri Durmuş’un da bulunduğu evde Başkan’a yine büyük saygısızlık yaptı. Hem de kişiliğine yöneldi. Hatta arkadaşlarla onu vurmayı bile düşündük, yeter artık bize çektirdiği,   dedik ki örgüt çıkarı için bu suçu işleyeceğiz, gerekirse bizi idam etsinler. Ama sonra vazgeçtik.

Cemil Bayık’a göre “Kesire’nin babası MİT mensubuydu. Yıldırım ailesi de Dersim isyanlarında işbirlikçi rol almıştı.” Bayık’ın bu suçlamalarına PKK’nın ilk kadrolarınadan M. Can Yüce’de katılıyordu. Can Yüce’ye göre; “Kesire Yıldırım ve ailesi MİT mensubuydu. Bu aile Kürt isyanlarında işbirlikçi ve ihanetçi bir rol oynamıştı.” Can Yüce, Başkan Apo dediği Öcalan’ın da bu ailenin MİT ile ilişkilerini bildiğini ama örgütsel strateji ve hedefler için bu ilişkiyi tepki görmesine rağmen sürdürdüğünü şu sözlerle anlatıyor:

Yıldırım ailesi, Kürt isyanlarında işbirlikçi ve ihanetçi bir rol oynamış; devletin ve CHP’nin yerel uşaklığını yapmış feodal-aristokrat bir aile. Egemen bir aile. Kemalist modernizme açılıyor, ancak halk üzerindeki geleneksel egemenliğinden de vazgeçmiyor.

Kesire’nin ailesi 1925 Şeyh Sait ve 1938 Dersim isyanlarında devletin yanında savaşmış ve ondan sonra da devletle ilişkilerini en üst düzeyde sürdürmüş bir aile. Babası bu uğursuz rolü CHP içinde MİT’le, emniyetle geliştirdiği ilişkilerle sürdürüyor. Bunu fazla gizleme gereğini de duymuyor.

Başkan Apo da Kesire ile ilişkiye geçtiğinde ailesinin, babasının bu uğursuz ilişkisini ve konumunu biliyordu. Evlerini Ankara Etlik semtine taşıdığında babası MİT’le ilişkilerini daha da sıklaştırmıştı. Bu dönem, aynı zamanda Kesire’nin grupla ilişkiye geçtiği, Başkan’la yakın ilişkilerin kurulmaya başlandığı dönemdi. Bu dönemde MİT’ten adamlar evlerine gidip geliyorlar. Bunu aile içindeki bireyler, Kesire’nin en büyük erkek kardeşi de itiraf ediyor.14

Hiç kuşkusuz Kesire’nin ailesi, babası sıradan bir ajan olarak değerlendirilmemelidir. CHP yetiştirmesi, ihaneti iliklerine kadar yaşayan ve bunu bir yaşam tarzına dönüştüren bir ailedir.

Apocular Kesire’nin ilk katılışına ne çok sevinmişlerdi. İlk bayan oluşuna da özel bir anlam ve değer vermişlerdi. Ama ne var ki yanılmışlardı.

1985’de biz kızımızı bu adama devleti bağlamak için verdik derken babası her halde Kesire’nin tavrı üzerindeki etkisini anlatmak istiyordu.

Can Yüce’ye göre; liderleri Öcalan’ın Kesire ile olan evliliği geleneksel anlamda bir ilişki değildi. Başkanları Apo bu ilişkiyi bilerek kurmuş ve sağlamıştı. Tıpkı Pilot Necati olayındaki gibi Kesire ile olan evliliğinde de bu aileyi kullanarak devleti şaşırtmak istiyordu. Bu bir taktiksel ilişkiydi. İşte Can Yüce’nin anlattıkları:

Başkan Ankara’da evlilik ilişkisiyle geleneksel anlamda da olsa işbirlikçi bir aileye girmiş, bir anlamıyla artık “ailenin bir üyesi”. Aile, CHP’nin, Ecevit’in kanatları altında. Tam da bu aşamada siyasal açıdan aileden biri olmanın gerekli olduğunu, bunun işe yaradığını, kuşatmayı yarmada taktik bir olanak sunacağını düşünüyor ve bu ilişki, taktik açıdan değerlendirilmelidir diyor. Çok riskli, ama öyle davranıyor. Bir de Pilot var, bu ikisini birlikte değerlendiriyor, ikisiyle de yakın döğüşü, kale içi savaşımı tercih ediyor.

PKK üzerine çalışma yapan bir çok araştırmacı ve gazeteciye göre Kesire Yıldırım’ın babası Ali Yıldırım asker kökenli MİT mensubuydu. Kimileri subay, kimileri astsubay olduğunu söylemektedir. Ancak herkesin üzerinde ittifakla kabul ettiği bir konu Ali Yıldırım’ın MİT’te görev yaptığı ve buradan emekli olduğuydu.

1986 yılına kadar PKK MK üyeliği yapan Kesire Yıldırım 1988 yılında Yunanistan’da iken Öcalan’a karşı cephe aldı. Gerek eşi Öcalan’ın gerekse PKK’nın önde gelen bir çok yöneticisinin hakkındaki suçlamalarına aradan geçen 16 yıla rağmen bir kaç açıklama haricinde basının önüne çıkmadı. Kesire Yıldırım halen İsveç’te yaşamaktadır.

Başta Apo olmak üzere önde gelen bir çok PKK’lının şu sorulara cevap vermesi lazım. Madem Kesire Yıldırım ajandı, niçin ajanlık suçlamasıyla infaz edilenler gibi infaz edilmedi?  Kesire Yıldırım Apo ile yollarını ayırmasaydı hakkında ajanlık suçlaması yapılacak mıydı? Niçin ajanlıkla suçlamak için ayrılmasını beklediniz? Örgütün baştan beri bütün çalışmalarında yer alan MK üyeliği ve Avrupa sorumluluğu görevinde de bulunan Kesire Yıldırım ajandı da onu bilen eşi Apo’nun konumu nedir?  Başta Bekaa olmak üzere, Kuzey Irak’taki örgüt kamplarınızda, ve örgüt içinde Ajanlıkla suçlayıp infaz ettiğiniz, buharlaştırdığınız, yok ettiğiniz, yaktığınız,  sonra toplu mezarlara gömdüğünüz  yüzlerce militan da Kesire Yıldırım gibi ajan mıydı? 12 Eylül öncesi MİT ile ilişkisi olduğu söylenen, yıllarca Suriye, Irak, Bulgaristan, Sovyetler, Yunanistan, Fransa, İngiltere, Almanya, İsrail ve ABD istihbarat servisleriyle sıkı fıkı olan  Öcalan’la ilgili neden aynı suçlamaları yapmadınız?

Apocu grubun ilk üyelerinden biri olan 20 yıllık Apocu, şimdi Apo düşmanı M. Can Yüce “Apo’yu yücelten, Kesire Yıldırım’ı aşağılayan” sözleri hakkında bu gün neler düşünüyor. Acaba Kesire Yıldırım’la ilgili aynı görüşlerine bu gün de sahip mi? Elbette bunların cevabını bir dönemlerin hızlı Apocusu olan M. Can Yüce ve onun gibiler cevaplayacaktır.

1973’lere kadar fazla dikkat çekmeyen Kürt solunda dikkate bile alınmayan Öcalan’ın kısa bir zaman içinde öne çıkarak ve örgütsel çalışmalarıyla giderek sivrilmesi hala bugün bile Türk ve  Kürt solunda Öcalan’la ilgili ciddi kuşkuların devam etmesine sebep olmuştur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: