Adil Ovalıoğlu’nun İnfazı

Adil Ovalıoğlu’nun İnfazı

1971’in başlarında Doğu Perinçek’in önderliğindeki “Aydınlık” hareketi (TİİKP)’de görüş ayrılıkları ortaya çıktı. TİİKP’in çıkartmış olduğu “Şafak” adlı illegal derginin (teksir makinesinde basılmış iki sayfalık bir bültendir) 1. sayısında “12 Mart’tan bu yana dünyada ve Türkiye’de siyasi durum” başlıklı bir değerlendirme yazısı yayınlanmıştır. Derginin bu sayısında yer alan görüşler PDA çevresinde ilk ayrılıkların yaşanmasına sebep olur. Garbis Altınoğlu, Mehmet Adil Ovalıoğlu, Zeynel Aydındağ ve bir grup PDA’cı “Şafak” bülteninin yayınlanmasından bir süre sonra TİİKP çevresinden ayrıldılar. Perinçek’in liderliğindeki PDA’nın merkez kadrosu ayrılanları Troçkistlikle suçladı ve bu gruba “birinci tasfiyeciler” ismi takıldı.

Garbis Altınoğlu’nun başını çektiği hareket Doğu Perinçek’i “oportünist”likle PDA merkezini “halk savaşı”nı inkar etmekle, silahlı mücadeleden kaçmakla suçluyordu. Sol hareket içerisinde yaygın isimle “Birinci tasfiyeciler” olarak adlandırılan bu küçük grup kendilerinden sonra TİİKP’ten ayrılan öncülüğünü İbrahim Kaypakkaya’nın yaptığı, daha sonra TKP(ML) TİKKO adıyla örgütlenen çevrenin önde gelenlerine PDA’dan ayrıldıklarını ilan ettikleri ilk başlangıç döneminde “Şafak revizyonizmi”ne karşı birlikte mücadele önermişlerdir. Fakat Kaypakkaya ve arkadaşları Garbis Altınoğlu ve Adil Ovalıoğlu’nun başını çektiği eski PDA’cılarla başta “devrim”, “halk savaşı”, “örgütlenme”, “sosyo ekonomik” vb. konularda anlaşamamışlardı. PDA merkezine karşı bu ittifak gerçekleşmedi.

PDA’dan ayrılan ekip, daha sonra kendi aralarında ideolojik birliği sağlayamayacak ve aralarında ihtilaflar çıkacaktır. Garbis Altınoğlu’nun talimatıyla Adil Ovalıoğlu’nun infazına karar verilir. Ovalıoğlu 12 Haziran 1970 akşamı önceden hazırlanan bir planla Banu Ergüder’in evine davet edilir. Gece de misafir olarak alıkonulur. Gece yarısı başına vurulan sert bir cisimle yere düşürüldükten sonra şakağına kurşun sıkılmıştır. Müteakiben sandığa konulan cesedi denize atılmak istenerken durumdan şüphelenen bir şöförün polise yaptığı bir ihbarla cinayet ortaya çıkmıştır.29 Bu olay o günlerde kamuoyunda “sandık cinayeti” olarak anılmıştı. Sandık cinayetinde isimleri geçen kişiler varlıklı ailelerin sosyete çocuklarıydı. Cinayette yer alan isimlerden biri olan Banu Ergüder Robert Koleji mezunu Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiydi. Anne ve babası ise Güney Amerika’da çalışmaktaydı. Terör batağına düşen bu genç militan kızın nişanlısı da İngiltere’de doktora çalışması yapmaktaydı. Yine eylem emrini veren Garbis Altınoğlu da tıpkı Banu Ergüder gibi Robert Koleji mezunuydu. Daha da ötesi Maocu PDA hareketinin öncülüğünü yapan kadrosunu oluşturan birçok tanınmış isim ülkemizde eğitim veren Robert Koleji gibi Milli eğitim sistemimize tamamen darbe vuran okullardan yetişmişlerdir. Bu cinayetten sonra kaçarak Filistin gerilla örgütlerinden birine sığınan Ümit Necef 3 Şubat 1973 günü gizlice Türkiye’ye döndüğü sırada yakalanmıştır.

Sandık cinayetinin ortaya çıkmasından sonra 21 Haziran 1972 tarihli “Yarın” adlı haftalık dergide “Sandıktaki ceset esrarengiz bir cinayet” başlıklı haber yorumda şu satırlar yer alıyordu:

20 yaşlarında genç bir kız beraberindeki bir sandıkla yakalanıp, sandığın içinde de bir erkek cesedi bulununca bütün siyasi hadiseler ikinci planda kalmıştı. Zaten hata iç politika hadiseleri bakımından sakin geçtiğinde “sandıktaki ceset” bir birden aktüalitenin önüne geçivermişti.

Beraberinde sandıkla yakalanan Banu Ergüder, Boğaziçi Üniversitesi’nde okumaktaydı. Ana ve babası Güney Amerika’da çalışmaktaydı. Banu oldukça güzel bir kızdı ve nişanlısı da İngiltere’de doktora çalışması yapmaktaydı. Tam bir hafta önce, evinden içinde kitaplar bulunduğunu söylediği bir sandıkla Rumelihisar’da oturduğu evden çıkmış ve sandığı ile bir taksiye binerek İstinye’den Anadolu yakasına geçmişti. Burada arabadan sandığı ile birlikte inen Ergüder bir başka taksiye binmek istemişti. Ancak ikinci taksinin şoförü sandıktakini görmeden Ergüder arabasına almamış ve bununla da kalmayarak, Paşabahçe Karakoluna şüpheli gördüğü bu durumu bildirmişti. Ergüder biraz sonra bir başka taksiye binerek tekrar İstinye’ye geçmeye kalkışmıştı. Fakat polisler tarafından çevrilen arabanın bagajındaki sandık açılınca içinde bir erkek cesedi olduğu görülmüştü. Esrarengiz cinayet böylece ortaya çıkmıştı.

Banu Ergüder poliste verdiği ifadede, silahlı adamın gece yarısı evinin kapısını çalarak içeri girdiğini, aç olduğunu söyleyerek yemek istediğini sonra da evde bulunmayan arkadaşının yatağında yatmaya kalkıştığını söylemişti. Ergüder kim olduğunu bilmeden içeri aldığı şahsın kafasına lobutla vurarak sersemlettikten sonra elinden düşen tabanca ile öldürdüğünü sözlerine eklemiş sandığa koyduğu cesedi bir yerden denize atmak istediğini bildirmişti.

Anlatılanlar olmayacak şey değildi ama tahkikatı üzerlerine alan cinayet masası memurları bazı gariplikler sezmişlerdi. Bu yüzden daha sonraki günlerde tahkikatı derinleştirmeye çalışmışlardı. Bu arada Banu Ergüder ile aynı evde kalan bir müddettir ortalıkta görülmeyen Zuhal Aksoy’un peşine düşmüşlerdi. Aksoy bulunduktan sonra ifadesine müracaat edilmek üzere Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştü. Burada beklerken birden olduğu yerden fırlayarak kendisini pencereden dışarı atmıştı. Ancak düştüğü yerde bir çöp arabası römorkunun bulunması yüzünden oldukça yüksekten düşmüş olmasına rağmen ölmemiş ve beli kırılmış halde hastaneye kaldırılmıştı. Aynı gün Banu Ergüder de eline geçirdiği bir jiletle intihar etmek için bileklerini kesmeye kalkışmıştı.

Birbirini takip eden bu iki intihar hadisesi bavuldaki ceset üzerindeki esrarı daha da artırmıştı. Morgda ceset üzerinde yapılan incelemeler ise başında lobutla vurulduğunu gösteren hiçbir emarenin olmadığını ortaya koymuştu. Bu Ergüder’in ilk ifadesinin gerçeğe uymadığını ortaya koymaktaydı. Üstelik polis cinayetin sanığı olarak yakalamış bulunan genç kızın hayatında hiç silah kullanmadığı kanaatindeydiler. Bütün bunların dışında cinayetin işlendiği iddia edilen evde kullanılan üç merminin ne çekirdeği, ne de kovanları bulunmuştu. Bütün bunlar cinayet masası memurlarını meselenin esrarını anlayabilmek için daha bir müddet çalışmak zorunda olduklarını ortaya çıkarıyordu.

Aradan beş gün geçtikten sonra nihayet Banu Ergüder polisi haklı çıkaran bir itirafta bulunmuştu. Buna göre sandıktaki genci öldüren Zeynel Aydındağ adında genç Boğaziçi Üniversitesinde okuyan bir başka gençti. Ancak bu isim ortaya çıktıktan sonra yapılan aramalarda Zeynel Aydındağ’ın kayıplara karışmış olduğu ortaya çıktı.

Bu arada çeşitli dedikodular da ortalıkta dolaşmaya başlamıştı. Bu dedikoduları başında bu cinayetle anarşik hadiseler arasında irtibat kurmaya çalışanlar geliyordu. Hatta intihar etmek için kendini Emniyet Müdürlüğünü üst katından atan Zuhal Aksoy’un Doğu Almanya ile Filistin’deki gizli kuruluşlar arasında irtibat sağlayan biri olduğu söylenmekteydi. Tabii bunların ne kadar doğru olduğu hakkında kesin bir şey söylemek kabil değildi. Tahkikat ilerledikçe mesele aydınlanacak ve sandıktaki cesedin kime ait olduğu, cinayetin kim tarafından ve neden işlendiği ortaya çıkacaktı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: