Ahmed Rıza Bey

Ahmed Rıza Bey

 

Şefkati Bey’in birçok kimselere anlattığı bu vakayı burada kısaca kaydettikten sonra Jön-Türklerin piri olan bu zat hakkındaki hatıralarımızı burada kesiyoruz ve tefrikamızda isimleri geçecek olan bazı zevatın kısaca tercüme-i hallerini naklediyoruz:

Şefkati Bey’den sonra gelen Jön-Türk ve İttihat ve Terakki mensuplarının Avrupa’da bulunan en maruf şahsiyeti Ahmet Rıza Bey’dir. Ahmet Rıza Bey, 1858 senesi Eylülünün yirmi sekizinci günü İstanbul’da doğmuştu. Pederi Ali Rıza Bey, Türkiye’nin ilk Ayan Meclisi azasındandı. Ahmet Rıza Bey’in ecdadından birisi Üçüncü Sultan Selim’in Başkatibi idi. O da Hükümdar ile beraber, ıslahat taraftarı olduğundan Yeniçeriler tarafından katledildi…

Ahmet Rıza Bey, tahsilini İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde ikmal ettikten sonra genç yaşında Babıâli tercüme kalemine tayin olunmuştu. Fakat bu vazifesinde uzun zaman kalmayarak 1883 senesinde Fransa’ya giderek “İnstitut National Agronomique”e girmiştir. Burada tahsilini ikmal ederek son imtihanlarını vermek üzere iken, Osmanlı Parlemantosu’nun Abdülhamid tarafından lağvından beri menkuben Konya’da ikabet etmekte olan pederinin vefat ettiğini haber alarak 1887 senesinde Türkiye’ye avdete mecbur olmuştu.

Ahmet Rıza Bey, İstanbul’a geldiği zaman Maarif Nezareti’ne müracaat etmiş ve bu müracaatının bir neticesi olarak Bursa’daki Mülkiye Mektebi Müdürlüğü’ne ve kimya muallimliğine tayin edilmişti. Bu vazifesinde bir sene kaldıktan sonra Bursa vilayet maarif müfettişliği de uhtesine verilmişti. Ahmet Rıza Bey Fransa’da bulunduğu müddet zarfında garbin fikri terakkilerini yakından takip eylemiş olduğundan üzerine almış olduğu hizmetlerde bazı iptidai ıslahat yapmak istemişti. Fakat Abdülhamid devrinin gittikçe artan istibdat muhiti içinde onun telkin etmek istediği fikirler derhal nazar-ı dikkati celbetmiş ve Ahmet Rıza Bey hürriyet taraftarı diye itham edilmeğe başlanmıştı. Böyle bir zan ve şüphe altında kalan bir adamın o zamanlarda Türkiye’de hür yaşayabilmesine imkan yoktu. Ahmet Rıza Bey’de istibdadın boyunduruğu altında memleketine hizmet edemeyeceğini derhal anlamıştı. Onun için 1889 senesinde Bursa’da ki vazifelerini terkederek Paris’e dönmüş ve yine orada ikamete başlamıştı.

Ahmet Rıza Bey’in Paris’e avdetinden sonra takip edeceği hatt-ı hareket malumdu: O, uzaktan memleketi için çalışacak ve Abdülhamid’in kurduğu istibdat saltanatının vatan ve millet için ne kadar muzir olduğunu anlatmaya gayret edecekti. Filhakika Paris’e gittikten biraz sonra Padişaha göndermeğe başladığı ihtiramkarane, fakat ciddi raporlarında idare usulünün ne kadar yanlış ve etrafına topladığı insanların gerek kendisi, gerekse vatan için ne kadar zararlı olduğunu anlatmaya gayret etmişti. Fakat bu raporlar hiçbir fayda vermiyordu.

Bunun üzerine Ahmet Rıza Be,y Paris’te “Meşveret” isminde Kürkçe ve Fransızca bir gazete neşretmeğe başlamıştı. Bu gazete aynı zamanda (Jeune Turc-Genç Türk) ünvanı altında teşekkül edecek olan siyasi bir fırkanın naşir-i efkarı olacaktı. Bu fırka cins ve mezhep tefrik edilmeksizin bütün Osmanlıların menfaatlerine hizmet eden yeni fikirleri Türkiye’de tatbik etmeğe ve 1876’da tesis edilen Kanuni Esasi’yi iade ettirmeye çalışacaktı.

“Meşveret”in intişarı, diğer bir çok yazıların onu takip etmesi ve Genç Türklüğün Avrupa’da kök salmaya başlaması Abdülhamid’i fena halde endişeye ve telaşa düşürmüştü. Telaşa düşmekte de haklı idi. Çünkü aleyhindeki neşriyatın ciddiyeti ve ehemmiyeti fevkalade bir suretle artıyordu.

Binaenaleyh bunun önüne geçmek lazımdı. Abdülhamid, Ahmet Rıza Bey tehlikesini ortadan kaldırmak için iki çareye baş vurdu. Fakat ikisinde de muvaffak olamadı. Bunlardan birincisi Ahmet Rıza Bey’e birçok paralar teklif ve yüksek memuriyetler vadederek onun sükutunu satın almakta. İleride daha mufassal olarak nakledeceğimiz bu vaidleri Ahmet Rıza Bey hiç tereddüde hacet görmeden reddetti. Yıldız’dan gönderilen zevat-ı mahsusa hiçbir şey yapmağa muvaffak olmadan geri döndüler.

Bunun üzerine Abdülhamid, ikinci çareye tevessül etti. Fransa Hükûmeti’ne müracaat ederek Ahmet Rıza Bey’in Fransa’dan tardını istedi. Fakat buna da muvaffak olamadı. Uzaktan olsun hırsını alabilmek için İstanbul mahkemeleri vasıtasile O’nu giyaben küreğe mahkum ettirdi ve hukuku medeniyeden ıskat olunduğuna dair mahkemeden ilam çıkarttırdı.

Fakat Abdülhamid’in bu keyfi ve müstebidane harekatına Ahmet Rıza Bey de “Meşveret”teki yazılarında zalim Hükümdara karşı daha şiddetli bir lisan kullanmakla mukabele ediyordu. Hatta “Meşveret”te çıkan bazı makalelerden dolayı Abdülhamid o kadar kızmıştı ki yine Fransa Hükûmeti’ne müracaat etmiş ve Seine Mahkemesi tarafından Rıza Bey’in 16 frank ceza-yı nakdiye mahkum edilmesine sebep olmuştu. Bununla beraber o devirdeki Fransız kabinesi Türkçe “Meşveret”in Fransa’da tabolunmasını da menetmişti.

Fakat bu muvaffakiyet Abdülhamid için zahiri bir muvaffakıyetten başka bir şey olamazdı. Çünkü Ahmet Rıza Bey, Fransa Hükûmeti tarafından gösterilen mümaneat üzerine Türkçe “Meşveret”i 1896 senesinden itibaren Brüksel’de de neşretmeye başlamıştı. O devirde Abdülhamid’in hırs ve gazabi ile Ahmet Rıza Bey’in sebat ve ısrarı uzaktan uzağa birbirlerile cenkleşiyordu. Abdülhamid bu sefer Belçika Hükûmeti’ne de müracaatla Brüksel Sefareti vasıtasile yaptırdığı teşebbüsler ve icra ettiği nüfuzlar sayesinde Türkçe “Meşveret”in lağvi ve başmuharriri olan Ahmet Rıza Bey’in Belçika topraklarına girmemesi için bir hüküm vermeğe Belçika Hükûmeti’ni mecbur etmişti. Belçika Parlamentosu azasından birçok mebusların Ahmet Rıza Bey lehindeki müdahaleleri tesirsiz kalmıştı… Çünkü Türkiye’de bir çok şimendifer, tramvay ve havagazı gibi imtiyazlar peşinde koşan Belçikalıların Abdülhami’de hoş görünmekte büyük menfaatleri vardı.

Ahmet Rıza Bey, Abdülhamid’in bu son darbesinden dolayı da kat’yen nevmit olmamış ve hürriyet uğrunda mesaisine daha büyük bir azimle devam etmeğe başlamıştı. O bir taraftan neşriyatına devam ederken diğer taraftan Avrupa’da ki büyük kapıların kapısını da çalmağa teşebbüs etmişti. Bu cümleden olarak Ahmet Rıza Bey, 1899 da La Haye deki sulh konferansına müracaatla mensup olduğu “Jön – Türk” Fırkası’nın hakiki efkarını konferans riyasetine arzetmişti. O’nun bu teşebbüsü pek iyi bir netice vermiş ve bazı hürriyetperver mebusların yardımile La Haye’de akdedilen aleni bir içtimada Türk ahrarının emellerini ve maksatlarını açıktan açığa meydana koymağa muvaffak olmuştu.

Her ne kadar Abdülhamid, Ahmet Rıza Bey’in bu teşebbüsünü bıraktırmak için Holanda Hükûmeti nezdinde tesirler icrasından geri kalmamışsa da Holanda Hükûmeti Abdülhamid’in istediği bu iltiması reddederk “Jön-Türk” Fırkası Reisi Ahmet Rıza Beyi hiçbir suretle tazyik eylememişti.

Ahmet Rıza Bey’in Fransızca neşrettiği “Şurayı Ümmet” Gazetesi Meşrutiyet’e kadar devam etmiş, kendisi Fransızca Auorc, Grande Revue, Revue Occidentale gibi gazetelerde ve mecmualarda; bir çok makaleler yazmış, Türkçe “ıslahat layihaları”nı, “Cevat Paşaya mektup”, “Vazife ve mes’uliyet” risalelerini “Crise d’orient” namındaki Fransızca risaleye yazmıştır. Ahmet Rıza Bey’in İttihat ve Terakki ve sonradan teşekkül eden Terakki ve İttihat Cemiyetleri’ndeki rollerini ve yukarıda yazdığımız  tercüme-i halinden hariç kalan diğer icraat-ını ve faaliyetlerini kendi imzasile yazdığı ve dostlarına gönderdiği mektuplarından öğreneceksiniz. Bu mektupları sırası geldikçe birer birer neşredeceğiz.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: