“Apo”cu çetelerin Gerçek Kimliği Açığa Çıkarılmalıdır.

“Apo”cu çetelerin  Gerçek Kimliği Açığa Çıkarılmalıdır
İlerici yurtsever gençler “Apo”cu çetelere ta başından karşı çıktılar. Saldırılara pabuç bırakmadılar, bırakmıyorlar. Kimlere hizmet ettikleri belli “Apo”cu çetelere karşı savaşımı sürdürüyorlar. Kimi çevreler bu karanlık, provokasyon yuvasını küçük burjuva maceracıları olarak görüyordu. Ancak saldırıların ilerici devrimci herkese yönelmesi gözleri açtı. Ne var ki sadece “Apo”cuların kimler olduğunu, kimlere hizmet ettiğini görmek yetmiyor. Gerçek yüzlerini herkese göstermek, “Apo”cu çetelerin saldırıları çok daha tehlikeli sonuçlar almadan, provokasyonlara karşı eylem birliğini yükseltmek gerekiyor. Eylem birliğini geliştirmek asıl düşman emperyalizme, yeli işbirlikçileri tekelci burjuvaziye, büyük toprak beylerine çevirmek gerekiyor. Çünkü, “Apo”cuların gerisinde bu güçler vardır. Onların gizli açık örgütlerince yönlendirilmektedir. Bugün “Apo”cuları piyasaya sürenlerin çok daha farklı biçimlerde gelişebilecek saldırılarını göğüslemenin yolu eylem birliğini yükseltmekten, sıkı sıkıya kenetlenmekten geçiyor.
12 Eylül 1980 öncesi TKP’nin bölgedeki yöneticilerinden olan Ömer Ağın Apocular tarafından düzenlenen Mehmet Çakmak’ın öldürüldüğü kendisinin ağır yaralandığı olayı ve Apocular İGD çatışmasıyla ilgili süreci şöyle anlatıyor:
Bir ölüm, bir yaralanma
Temel Dağıtım’dayken yaralandım. Bu yaşamımın önemli bir kesitiydi. Mehmet Çakmak da yanımdaydı. Dört arkadaş oturuyorduk Temel Dağıtım’ın önünde. Mehmet Çakmak öldü. Ben iki kurşunla yaralandım. 22 yerden bağırsaklarım delinmişti. Tarih 19 Aralık 1978. Diyarbakır güneşli bir gün yaşıyordu. Temel Dağıtım’ın önünde dört kişi oturuyorduk. İki genç ellerinde silahlar, bizi hedef seçerek ateş etmeye başladılar. Biri Mehmet Çakmak’a ateş etti, diğeri bana. Mehmet Çakmak ilk kurşunla düştü ve düştüğü yerde kaldı. Kurşunu kalbinden yemişti. Ben de bir kurşunu karnımdan yedim. Ayağa kalkınca ikinciyi de yedim, bana ateş edenin üstüne yürüdüm, kaçtı. Arkalarından kovalamaya başladım ama kaçtılar. Yanımızda bulunan iki arkadaşımız da doğal olarak sağa sola kaçıştı. Ben geri döndüğümde Mehmet Çakmak yerde yatıyordu. Yaralıydım. Ama Mehmet’i aldım, toplanan insanlarla beraber taksi çevirmeye çalışıyordum. Kan kaybettiğimi görüyordum fakat bilincimi hiç kaybetmemiştim. Taksi durdurduğumuz sırada, bir polis arabası geldi. Bizi hastaneye götürmek istediler. Polis olaylara seyirci kalıyordu. Hatta kimi zaman kışkırtıyor, içinde yer alıyor, “iti ite kırdırma” politikası güdüyordu.
Olay sırasında yanımızda Cemal Bağcı (İGD Genel Yönetim Kurulu üyesiydi) ve Lice Semt Komitesi Sekreteri Beşir Doğan vardı. Ben polislere. “Kurşunla öldüremediniz, kan kaybından mı öldüreceksiniz?” dedim. Mehmet’ i çevirdiğim taksiye bindirdim, ben de bindim. Cemal ve Beşir de taksiye atladı. Diyarbakır Tıp Fakültesi Hastanesi ‘ne doğru hareket ettik. Yolda kendimi kaybetmişim. Uyandığımda sedyede yattığımı, ameliyata alınmak üzere olduğumu fark ettim. Bütün arkadaşlar duymuş. Diyarbakır Tıp Fakültesi Hastanesi ana baba gününe dönmüştü. Tıptaki arkadaşlar, hala yoğun dostluğumu sürdürdüğüm Mustafa Dağcı, İsfendiyar Eyüpoğlu Tıp Fakültesi’nde öğrenciydi. Onlar geldi. Mustafa Dağcı gitmiş Tıp Fakültesi Dekanı Asıl Duman’la konuşmuş, “Ağabeyimdir,” demiş. Beni ameliyata aldılar. Ameliyat kapısında doktorlar vardı. Şuurum yerinde, “Ben ölsem bile TKP yaşasın!..” diyebildiğimi anımsıyorum. Moralim böylesine yerindeydi. Söylediklerim ne abartı ne de kurgudur. Sayısız insanın tanıklığında yaşadıklarımdır.
Ben yaralandığım zaman eşim İstanbul’daydı. Yaralanma olayından iki gün önce bölgede Parti’ye yeni aldığımız yoldaşların dilekçelerini ve bizim Parti’ye yazdığımız raporları İstanbul’a götürmüştü. Dikkat çekmesin diye kardeşimle birlikte, trenle yolculuk etmişlerdi. Eşim 7–8 aylık hamileydi. Benim yaralandığımı İstanbul’da televizyonda haberleri dinlerken duyuyorlar. Apar topar Diyarbakır’a geldiler. Yoğun stres ve aşırı hareketten dolayı eşim 20 gün erken doğum yaptı. Bunları anlatmak dile kolay!
Hastanede epey kaldım. Yoldaşlarımın yanında Diyarbakır halkı, akrabalarım, Liceliler Fiskayası’nı doldurmuşlardı. Bu büyük moral olmuştu. Kanımda pıhtılaşma olmuyordu. Bu nedenle de kanama durmuyordu. Bundan dolayı bana 18 şişe kan verdiler. 200’den fazla kişi kan verme kuyruğuna girmişti. Ameliyat sırasında elektrikleri kesmek istiyorlar, kesiyorlar da. Mehdi Zana belediye başkanıydı. Onun yardımıyla sorun çözülüyor ve öyle ameliyat yapılıyor. Beni ameliyat eden doktorlardan Asım Duman, MHP eğilimliydi. Aynı zamanda Diyarbakır Tır Fakültesi dekanıydı. Sonra Konya Selçuk Üniversitesi’ne rektör oldu. Ameliyattan sonra odama hastaları tek tek getiriyor, “Ben böyle bir adam görmedim. Ölüm döşeğinde bile bize moral veriyordu. Komünist, düşüncesine katılmıyorum ama, hayatımda yaşama böyle bağlı bir insan görmedim. Kendi çabalarıyla ölümü yendi,” diyordu. İki ağır ameliyat geçirdim. 7 ay hastanede tıbbi araçlara bağlı olarak yaşam savaşı verdim. Sonuçta ölümü yendim.
* Yıllar, yıllar sonra bize ateş eden insanlardan biriyle Diyarbakır Cezaevi’nde karşılaştım. İdam cezası almıştı. Soruşturmalarda bana ve Mehmet Çakmak’a ateş eden iki kişiden biri olduğunu, PKK’nın silahlı eylemlerine katıldığını kabul etmiş ve bunun üzere idama mahkum olmuştu. Abas Yokuş adında bir gençti. Bir gün cezaevi havalandırmasında Abas, “Ağabey, ben sizin olaydan idam cezası aldım. Gelip mahkemede bize ateş eden kişi bu değildi der misin?” dedi. Diyarbakır Ağır ceza Mahkemesi’nde verdiğim ifade, o genci idamdan kurtaran nedenlerden biri oldu.”
* Mehmet Çakmak çok sabırlı, esnek ve hoşgörülü bir arkadaşımızdı. Parti yönetimine düşüncelerini çok rahatlıkla söyleyebilen, yönettiği arkadaşların düşüncelerine de ilgi gösteren, dikkate alan bir yoldaşımızdı. Bazı bölgelerde çok hızla örgütlendik. Özellikle Lice ve Batman’da çok üyemiz vardı. Batman’da dinamik bir gençlik vardı. Bölgemizde ilk İGD şubesi Batman’da kuruldu. Batmanlılar dinamik ve heyecanlıydı. İşçiler arasında çok aktif çalışıyorduk. Petrol işçileri arasında Parti’nin büyük etkisi vardı. Batman bölgenin önemli dayanaklarından biriydi. Bölgede yaptığımız ilk miting Batman’da olmuştu. Yanılmıyorsam; 1978 Kasımı’nın güneşli bir gününde yapılmıştı. Yoğun baskı ve stresli bir ortamda yapılmıştı. Mitinge gelenler silah zoruyla engellenmeye çalışıldı. Benim de içinde olduğum otobüs Malabadi Köprüsü civarında uzun namlulu silahlarla taranmıştı. O güne kadar dünyanın en geniş taş kemerli köprüsü olan ve bir eşi daha bulunmayan Malabadi Köprüsü’nden çok geçmiştim. Ama böylesi engellerle karşılaşmamıştım. Bütün engellemelere rağmen mitingi yapmıştık. Başta Batmanlı arkadaşların kararlı tavırları olmak üzere, bütün arkadaşların özverileri sayesinde yapılmıştı. Batman üzerindeki baskılar çok yönlü ve yoğundu. İGD Batman Şubesi basıldı, yakıldı. Üyelerin çoğu ölümle tehdit edildi, kurşunlandı. Evlerine, işyerlerine, İGD şubesine, Kürtler arasında ölümün bir simgesi olarak bilinen “mermi” bırakıldı. Gencecik insanlar bir yandan kendilerini korumaya çalışıyor, bir yandan da mücadele anlayışlarından ödün vermeden kitle içinde Parti çalışmalarına devam ediyorlardı. Her şeye rağmen bu nesnel durum Batman’daki eksiklerimizi ve zaaflarımızı örtmemelidir.
* Bilindiği gibi Kürt grupları da bölgede yeni yeni örgütleniyorlardı. TKP’nin bölgede kararlı ve sabırlı olarak örgütlenmesi bu gruplarda tedirginlik yaratıyordu. Bu tedirginliklerin kimi zaman dalaşmalara vardığını iyi anımsıyorum. Batman ilgi odağı olan yerlerden biriydi. Onun için Batman’daki çalışmalar çok sert geçiyordu. Deyim yerindeyse kıran kırana bir çalışma yürütülüyordu.. Bu durum nesnel olarak kişileri daraltıyor, asabileştiriyordu. O zaman henüz nüve halindeki PKK hareketinin üs olarak seçtiği yerlerden biri de Batman’dı. Yoğun tartışmalar, çatışmalar yaşanıyordu. O zaman Apocular,” “Ulusal Kurtuluşçular” olarak bilinen grup bölgede terör estiriyordu. Bölgede büyük silahlı çatışmalar yaşandı. Mardin yöresinde PKK ve “Kürt Ulusal Kurtuluşçuları” (KUK) arasındaki silahlı çatışmada ellinin üzerinde insan öldü. Bu tür çatışmalar bütün bölgeye yayılmıştı. Nedeni ne olursa olsun Kürtlerde büyük yıkımlar yarattı. Bugün halen ilerici, demokrat güçler arasında olumlu psikolojik iklim yoksa, bir sebebi de o günlerde yaşanan olumsuz olaylardır.

Yine 12 Eylül 1980 öncesi TKP’nin bölgedeki yöneticilerinden biri olan Enver Sezgin de Mehmet Çakmak’ın Öldürülmesi olayını ve Apocular İGD çatışmasını şöyle anlatıyor.
17 Aralık 1978 akşamı yine bir kahvede sohbetteyiz. Bu arada bir kulağım da televizyondaki haberlerde. Haberlerden biri Diyarbakır’da bir kitapçının önünde iki kişiye yapılan bir saldırı haberiydi. Habere göre saldırıya uğrayanlardan biri ölmüş, diğeri ise yaralanmıştı. İçime bir şüphe girmişti. Saldırıya uğrayanlar kimdi acaba? Yanımdaki arkadaş eve gitti. Ben ise oturmaya devam ettim. Belki kapanış haberlerinde daha ayrıntılı bilgiler verilirdi.
Gerçekten de öyle oldu. Mehmet Çakmak öldürülmüş, Ömer Ağın da ağır yaralanmıştı. O dakika Diyarbakır’a gitmek istedim, ancak bu mümkün değildi. Çünkü o saatten sonra herhangi bir vasıta bulmak imkansızdı. Çaresiz sabahı bekledim. Fakat ancak öğlen yola koyulabildim.
Diyarbakır’a vardığımda Mehmet Çakmak’ın cenazesi kaldırılmıştı. Ömer ise komadaydı. Günlerce ölümle pençeleştikten sonra bir mucize eseri kendine geldi. Çok büyük eziyetler çekti, ama hayatta kalmayı da başardı.
Bu saldırıyı yapanlar sonuçlarını da hesaplamışlar mıydı, bilmiyorum. Saldırıyla parti çalışmalarına zarar vermişlerdi. Mehmet Çakmak’ın ölümünden sonra Siirt il örgütü büyük bir yara almıştı.
Sonradan saldırganların PKK’lı oldukları ortaya çıktı. Bu olay PKK’lılarla bizim aramızdaki çatışmalarda ilk kez birinin öldüğü olaydır.
Apocular 27 Kasım 1978 ‘de partileştiler. Bu tarihten itibaren onlardan bu isimle bahsedeceğim. Diyarbakır’da onlara yönelik bir harekette bulunulmadı.
Bizim onlarla en çok karşı karşıya geldiğimiz yer Batman’dı. Daha önce, yine Malatya’dan Diyarbakır’a gelmeden önce Batman’ a uğramıştım. Kaleşnikoflarla basmışlar İGD’yi. Bir kaç arkadaşı da bağlamışlar. Bir de kurşunlan serpmişler ki yanınca patlasın. Bereket versin oradaki esnaflar yetişmişler, arkadaşlarımızı çözmüşler ve yangını söndürmüşler.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: