APOCULAR (PKK) – ÖZGÜRLÜK YOLU (TKSP)  ÇATIŞMASI

APOCULAR (PKK) – ÖZGÜRLÜK YOLU (TKSP)  ÇATIŞMASI

 

Şıvancılar gibi “Özgürlük Yolu” çevresi de Sovyet yanlısı Kürt soluna mensup gruplardan biriydi. Kürt solunda önemli bir kitlesi ve gücü vardı. Liderleri, 12 Mart öncesi Türkiye İşçi Partisi’nde siyaset yapan, GYK üyesi olan bu partide “Doğulular” grubu içerisinde yer alan Kemal Burkay’dı. Burkay, TİP’de 1965’te Bingöl, 1969’da Tunceli’den milletvekili adayı da oldu. 12 Mart 1971 sonrası bir süre tutuklanan Burkay, tahliye edilince Suriye üzerinden ilk mültecilik deneyimini başlatarak soluğu Almanya’da aldı. 1973’te Avrupa’daki Kürtçü “Heyra” çevresiyle ilişkiye geçerek, politik faaliyetlerini sürdürecekti. Burada “Hıdır Murat” Müstehar ismiyle “Türkiye Şartlarında Kürt Halkının Kurtuluş Mücadelesi” adlı bir kitap yazarak “Kürdistan Sömürge Bir Bölgedir” diyordu. Bu görüşlerini 1974 affıyla tekrar Türkiye’ye dönerek kaldığı yerden devam ettirecekti. Kemal Burkay illegal olarak 31 Aralık 1974’te “Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi”ni kurdu. Bu partinin genel sekreterliğini yürüttü.

Haziran 1975’ten, sıkıyönetim tarafından tümüyle kapatıldığı Ocak 1979’a kadar, 44 sayı yayınlanan “Özgürlük Yolu” dergisini çıkartarak örgüt propagandasını bu dergi vasıtasıyla yaymaya çalıştı. TKSP’liler 1977’nin ortalarında Türkçe ve Kürtçe yayın yapan Roja Welat (Vatan Güneşi) adlı ikinci dergiyi de çıkartarak yayın faaliyetlerini sürdürmeye çalıştılar. Bu çevre yayınlamış oldukları dergiler ve örgüt yayınlarıyla zamanla ciddi bir kitle yakaladı. Parti yönetimi hiçbir zaman örgütün adını telaffuz etmedi. Buna gerekçe olarak da, “düşmana erken bir saldırı fırsatı vermemek”ti.

 

Özgürlük Yolu: “Mustafa Çamlıbel’in Katili Apocu Karşı–Devrimci Çetedir.”

Apocular 14 Mart 1979 günü Ağrı’nın Doğubeyazıt İlçesinde DHKD Şube Başkanı Özgürlük Yolu taraftarı Mustafa Çamlıbel’i öldürdüler.

Mustafa Çamlıbel, Apocuların Ağrı yöresindeki gezginci gruplardan biri tarafından öldürülmüştü. Bu cinayetten sonra Özgürlük Yolu grubunun yayınladığı bir broşürde Apocular’dan şöyle söz ediliyordu:

Apocular, önce bazı yörelerde faşistlere karşı bireysel terör yöntemlerine başvurdular; daha sonra ise saldırılarını tüm ilerici yurtsever sol güçlere yönelttiler. Kendileriyle diğer tüm siyasi güçler arasındaki çelişkiyi uzlaşmaz çelişki diye niteleyip, çelişkiyi silahla çözmek zorunda olduklarını ilan edecek kadar zıvanadan çıktılar.

Doğubeyazıt’ta Mustafa Çamlıbel ve arkadaşlarına pusu hazırlayan Seracetin Salman, bir MİT ajanı. Bu kişi daha önce de bir adam öldürme olayına karıştı. Arkadaşları onun “örgütün muhasibi” olduğunu yargıçlara beyan ettiler. Ama bu kişi salıverildi.

Seracettin daha sonra iki tabancayla yakalandı. Ama karakolun bir kapısından girip ötekisinden çıktı. Bu kişinin Doğubeyazıt’taki MİT şefleriyle sık sık buluştuğu halk tarafından da pek iyi biliniyor. O iki yıl öncesine kadar MHP’li idi. Sonra birdenbire Apocu oluverdi. Kısa sürede Apocuların yöresel şefliğine yükseldi. O günden beri de cinayet planlarını düzenleyip yürütmekte. Ailesi ise kaçakçılık ve türlü karanlık işlerden yükünü tutmuştur.

Açıkça “biz adam öldürdük” dedikleri halde kıllarına dokunulmayan bu derece polis himayesine mahzar olan bu kişiler neyin nesidir acaba? Bu hareket anarşizm tarihinde bile az rastlanan son derece tehlikeli ruh hastalarının, psikopatların ve burjuva ajanlarının birlikte hareket ettikleri bir hareket!

 

Özgürlük Yolu’nun üst düzey yöneticilerinden Yılmaz Çamlıbel: “Yeğenim, ailemizin yiğit bir evladı ajan provokatörlerce öldürüldü.”

12 Eylül 1980 öncesi Kemal Burkay’ın liderliğindeki Özgürlük Yolu grubunun önde gelen isimlerinden 1999–2002 tarihleri arasında Demokrasi ve Barış Partisi (DBP) genel başkanlığını yapan Yılmaz Çamlıbel, Apocular tarafından öldürülen yeğeni Mustafa Çamlıbel hakkında anılarında şunları anlatıyor:

14 Mart 1979 günü akşam haberlerinde ağabeyimin oğlu Mustafa Çamlıbel’in, yapılan silahlı saldırı sonucunda öldürüldüğünü duyunca beynimden vurulmuşa döndüm.

Mustafa, Doğubeyazıt Devrimci Halk Kültür Derneği’nin başkanıydı. Genç yaşına karşın bilgili, donanımlı ve becerikli bir gençti. Ailemizin, çevrede öncülük ettiği sosyalist mücadelenin kararlı bir militanıydı. Düzen sahiplerine göre ortadan kaldırılması gereken bir muhalifti. Onlar da bunu yaptılar. Ama bunu kendi elemanlarınca değil, PKK aracılığıyla yaptılar.

1960 yılından itibaren Türkiye genelinde başlayan toplumsal hareketlenme, Kürtler içinde de ivme kazanmıştı. Hem merkezi hem de yerel sömürü düzenine karşı büyük bir sosyal, ekonomik ve politik uyanış başlamıştı. Egemenlerle muhalif toplumsal gruplar arasındaki mücadele, giderek boyutlanıyordu.

Legal–demokratik zemindeki mücadelede gerilemeye başlayan egemen çevreler, muhalif gruplar arasına soktuğu ajan provokatörler aracılığıyla kitleleri şiddete yönlendirmeye başladılar. Bu iş için hazırladıkları “iti ite kırdırma” projesini yürürlüğe koydular.

Diyarbakır, Mardin, Siirt, Urfa, Gaziantep gibi şehirlerde uygulamaya konulan PKK–KUK çatışmasının benzeri bir projeyi Ağrı’da uygulamaya koymak istediler. Burada da PKK ile Özgürlük Yolu’nu çatıştırmak istiyorlardı.

Mustafa’nın nokta kişi olarak seçilmesi boşuna değildi. Çünkü o, çevrenin en güçlü politik çizgisinin ve o çizgiyi savunan ailenin bir bireyiydi. Onun öldürülmesi üzerine, bu güçlü odak karşı tarafa saldıracak ve yöre kan gölüne dönecekti.

Cenazeye katılmak için aile dostlarımızla birlikte Doğubeyazıt’a gittik. Ama cenazeye yetişemedik. Zira kaymakam, ailenin tüm itirazına rağmen emrivakiyle cenazeyi gömdürmüştü.

Baba evine gittiğimizde aşiret, eş ve dostlarımız çevremizi sardılar. İntikamımızı almamız gerektiğini ve buna hazır olduklarını söylediler.

Biz buna karşı çıktık. Ailemize ve mücadelemize kurulan tuzağı onlara anlatmaya çalıştık. İnsanları ikna edebilmek için çok çaba saffettik. Ama bazılarını ikna edemedik. Özellikle annesi, benim yakama yapışmış hem ağlıyor hem de bana hakaret ediyordu. “çawa, xwina Mıstefa ye lı erde bımine? Serjınık, tırsonek, ma tu ji meri? Te mekteba Tırkan xwandi ye, tu buyi Tırk. Ez xaliya kulikan lı sere te kım” (Nasıl, Mustafa’nın kanı yerde mi kalacak? Sen ne biçim erkeksin? Karı kılıklı, korkak herif. Sen Türk okullarında okudun Türk oldun. Toprak başına olsun)

Ağrı, Kars, Erzurum yöresindeki PKK’lıları, Ordu’dan gelip giden bir öğretmen yönetiyordu. Cinayeti örgütleyen ve silahları temin eden bu şahıstı. Ama yargılamada olay gariban bir çocuğa yıkıldı. Bu kişi 36 yıl ceza aldı ve dava kapandı.

12 Eylül’de bu yöredeki PKK’lılar da yakalanmıştı. Cezaevinde bu olaya karışan bir öğretmenle karşılaştım. Bana “Sizin ailenizde beni mit ajanı ve Mustafa’yı öldüren kişi olarak görüyor. Benim bu işle bir ilgim yok. Devletle de bir ilişkim yok…” Başka bir Doğubeyazıtlının adını vererek, “O mit ajanıdır. 40 sayfa ifade verdi. 70 kişinin adını açıkladı. Tüm olayları da üstlendi. Ama bak o tahliye oldu, ama ben hâlâ tutukluyum!”

Bunun üzerine ben de kendisine “Hocam bir yanlışlık yapmış olabiliriz. Bak sen de içimizde MİT’çilerin olduğunu söylüyorsun. Bu ajanlar Ahmet olmuş, Mehmet olmuş ne fark eder. Sizin ipiniz başkalarının elinde. Biz de bunu söylüyoruz.” Dedim. Bu söz üzerine adam başını eğip yanımızdan uzaklaştı.

Evet netice olarak ailemizin yiğit bir evladı, ajan provokatörlerce planlı şekilde öldürüldü. Tetikçilerin Kürt olması, acımızı biraz daha arttırıyor. Ama kervan da yürümeye devam ediyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: