Arap İzzet Paşa’nın 31 Mart Vak’ası’ndaki Rolü ve Kendini Temize Çıkarmak İstemesi

Arap İzzet Paşa’nın 31 Mart Vak’ası’ndaki Rolü ve Kendini Temize Çıkarmak İstemesi

 

Bir taraftan Mebusan Meclisi, ne idükleri belirsiz insanlarla dolarken diğer taraftan istibdatın ileri gelen şahsiyetleri de memleket ahvalini gerek dahilden, gerekse hariçten karıştırmağa başlıyorlardı. Abdülhamid’in adamları birer birer memleketten kaçmışlardı. Onların rahat oturmayacaklarına şüphe yoktu. Kendilerini İstanbul’a getirmek için aleyhlerine açılan davanın zannedildiği kadar kıymet ve ehemmiyeti olamazdı. Cemiyet bunlardan bazılarına müracaatla çaldıkları paralardan bir kısmını iane alarak memlekete vermeğe davet olunmuşlardı. Bunların içinde Arap İzzet’te bulunuyordu. Fakat Abdülhamid’in on üç sene İkinci Kâtipliği’ni yapan, memleketi kas kas kavuran, birçok paralar çalan bu adam İttihat ve Terakki erkânından birisine yazdığı bir mektubunda parasızlığından, hastalığından, hamiyet ve namusundan ve memlekete yaptığı hizmetlerden (!) bahsederek diyordu ki:

“Abdurrahman bendeleri yüksek insaniyetinizin ulûviyetini tebliğe tebşir etti. Temiz kalbinizin ve iyi niyetinizin derecelerini ilk defa şerefi mülakatı aliyelerinde istişar ve takdir ile vatanperverane muvaffakiyetinizi Cenab-ı Hak’tan temenni eylemiştim. Şimdi tekrar şükran vacibesini eda ediyorum.

Hicaz Demiryolu için alınan çimentolardan dolayı iki bin altının Londra’da tarafınızdan duyurulmuş olduğunu Abdurrahman bendeniz tarafından bana bildirdi. Bu mübarek hattın inşaatında ve mübayaatında nasıl müstakimane hareket ettiğim aktar-ı alemce malum olduğundan zat-ı âlilerine karşı öyle bir iftira söylemeğe cüret edenin uydurma yalanını cerh ve tekzip etmek zahmetine değmezse bu gibi iftiraların mahiyetleri hakkında zat-ı devletlerince umumi bir fikir hasıl olmak için müsaade buyrulursa, bazı şeyler arzedeyim.

Evvela Hicaz hattının inşasında İngiltere’den çimento satın alındığı kat’iyen hatırıma gelmiyor. Belki Fransa’da ve galiba Romanya’da da bulunan fabrikalardan satın alınmıştır. Ondan sonra bu mübayaat sairleri gibi aleni münakaşa yapıldı. Bu babtaki malumatın kaffesi nafına muhasebecisi Reşat Bey marifetiyle toplandı ve bildirildi. Şayet Reşat Bey’den izahat alırsanız pek muvafık olur. Reşat Bey olsun, komisyon heyeti olsun bu iftirayı teyid eden bir söz söylerlerse bu gibi iftiraların cümlesini kabul ederim. Fakat ne yapalım talih böyle imiş.

Muhterem İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin hayırlı ve vatani teşebbüslerine iane de bulunmak her İslâm vicdanı için mecbur olmalıdır. Bendeniz ise şifahen de arzettiğim vechile hamdolsun esaslı bir Müslüman’ım. Onun için kendimi dinen bu borç ile mükellef bilirim. Fakat evvel ve ahır arzettiğim veçhile istid’adın adil ve insaf ile telakki olunması şiyme-i insaniyet ve mürüvvettendir.

Bendeniz on ay zarfında büyük büyük felaketlere uğradım. Param, eşyam ve mücevheratımla beraber Yenimahalle’deki evim yandı. Ne kadar mutazarrır olduğumu alem bilir. Ondan sonra mecburen Avrupa’ya geldiğim zaman satın aldığım vapurların parasından dolayı ne kadar mutazarrır olduğum cümlenin malûmudur. Nihayet, karma karışık bir halde yaşayan bendeleri ve ailem efradı Avrupa’da, İskenderiye’de, ötede beride ne gibi masraflara muhtaç olduğumuz da küçük bir hesapla kolayca anlaşılabilir. Taflisalatı tasdi-i mucip olacak daha bir çok zararlara uğradığıma emin olabilirsiniz. Onun için elimde, avucumda bir akça nakdim kalmadığına cenabı hakka yemin ederim.

Bununla beraber Avrupa’ya gönderilecek talebenin tahsil masraflarına ve zat-ı samilerinin inşa edeceği mektebe muavenet etmekle iftihar ederim. Bunun için yapılacak masraflardan bir hisse ayrılırsa gerek İstanbul’da ve gerek Suriye’de bulunan varidatımın lüzum-u miktar senelerinin emre muharrer senetlerini ve inşaatı bitmek üzere olan Halil Paşa Hanı, varidatının bir senelik senetlerini arzu buyrulacak bankaya ciro etmeğe ve bir de zatı devletlerinin inşa buyuracakları mektep binası için de Yenimahalle’de yanan evimin arsasıyla mehterik olmayan hamam ve mutfak vesaire dairelerini de ifrağ eylemeğe hazır ve müftehirim.

İstanbul’a geri dönmek mecburiyetine gelince, şifahen dahi arzeylediğim veçhile mübtela olduğum bir iki müziç hastalık için yaptırılması lazım gelen ameliyattan dolayı Londra’nın en meşhur tabiplerine ve cerrahlarına müracaat ettim.

 

Bunlar kalbimdeki asapta görülen zaaf kuvvete mübeddel olmadıkça, yani kalbim kloforma mukavemet edebilecek bir hale gelmedikçe ameliyatın caiz olmadığını müttefikan söylediler. Bunu da sürekli ve muntazam bi rtedaviye muhtaç olduğumu müttefikan beyan ettiler. Şimdi onlar tarafından her gün her hafta muayene ediliyorum. Bu sebepten dolayı muazzez vatana kavuşmak lezzetini geri bıraktığıma maatteessüf mecbur olacağım.

Bu âcizi çakerleri def’i kabil olmayan kaderin hükmüne umurunu teslim ederek ölümü ve hayatı asla nazar-ı ehemmiyete almamağı itiyat etmiş olduğumdan, aleyhimde açılacak olan dava başladığı takdirde kendimi bizzat müdafaa etmek üzere sıhhat ve afiyetimi düşünmeyerek her ve baâbad deyip İstanbul’a geri dönmeğe gayret edeceğim. Fakat doktorlar kat’i surette menecek olurlarsa, aile nazarında manen mes’ul olmamak için on üç seneden beri tuttuğum meslekten çıkan müdafaanamemi mahkemeye göndermek mecburiyetinde kalacağım.

Herhalde muhterem Cemiyet’in hayırlı vatanî teşebbüslerine ruhen ve cismen iştirak edeceğimi Cenab-ı Hakk’a tekrar kasem ile temin eylerim.”

Arap İzzet tarafından yazılan bu mektubun gülünç taraflarını izah etmeğe hacet yoktur. Onun parasız olduğunu yazması, paralarını iadeye mecbur olmamak için uydurduğu bir yalandı. Fakat para da vermeyeceğini söylemiyor, bir miktar yardıma hazır olduğunu bildiriyor ve kendisine karşı açılacak muhakemenin neticesinden bu suretle kurtulacağını zannediyordu. İstanbul’a gelmek istememesi de şüphesiz hastalıkdan dolayı değil, korktuğundan ve bir daha yakayı kurtaramayacağına emin olduğundan ileri geliyordu. Bir de Arap İzzet’in Abdülhamid Saltanat’ında devam ettikçe onun ve etrafındakilerin istibdat idaresini tekrar tesis edeceklerine muhakkak nazariyle baktığı ve onun için eski devrin geri gelmesine kadar hariçte yaşamağı muvafık bulduğu hatıra gelebilir. Nitekim yukarıda yazdığımız mektubu gönderdikten iki ay sonra 31 Mart Vakası, zuhur edivermişti.

Bu vakada Arap İzzet gibilerinin mühim rol oynadıkları sonradan sabit olmuştu. Arap İzzet hâdise esnasında Londra’da bulunuyordu. Asi askerleri susturmak ve ihtilâli bastırmak için Hareket Ordusu Selânik’ten İstanbul’a yollanacağı zaman İstanbul’daki diplomasi mahafilinde mühim bir şayia çıkarılmıştı.Bu şayiaya nazaran İngiltere Devleti, Abdülhamid’in tahtına ibka olunmasını istiyordu. İngiliz gazeteleri meşrutiyetten evvel Abdülhamid’i “kanlı köpek” diye tavsif ederlerken başta Times olduğu halde birçok İngiliz gazeteleri şimdi Genç Türklere ve Hareket Ordusu’na hücum ediyorlar ve ordunun, İstanbul üzerine yürümesinin büyük bir cürüm olduğunu yazıyorlardı. Hatta İstanbul’daki İngiliz Sefiri namına Selânik’te İttihat ve Terakki erkânına müracaat eden orada İngiliz Başkonsolosu Merkez-i Umumi’yi korkutmak için Hareket Ordusu’nun İstanbul’a girmesi Türkiye’nin tam bir izmihlâlini intaç edeceğini resmen bildiriyordu.

İngiliz politikası, Abdülhamid’in Padişah olarak kalmasında o kadar inat ve ısrar ediyordu k,i Abdülhamid’in hal’edildiği İstanbul’daki ecnebi sefirler tarafından hükümetlerine bildirildiği gün İngiliz Sefiri Sir Gerald Lowsber’in İzmir’deki İngiliz Başkonsolosu’na gönderdiği bir telgrafname Konsoloshane binası kapısına asılmış bulunuyordu. Bu telgrafnamede Sefir, Abdülhamid’in tahtında kalmasının temin olunduğunu resmen Konsoloshanelerine bildiriyordu. İngiliz politikasının hangi sebeplerden dolayı böyle hareket hattı takip ettiği anlaşılamamıştı. Bunan Arap İzzet’in uzun zamandan beri Londra’da oturmasıyla alâkadar olduğunu zannedersek yazmağa hacet yoktur.

31 Mart Vak’ası’ndan bahseden bir raporunda o zaman ki Alman Sefiri Baron Mareşal Abdülhamid’in tekrar istibdadı tesis etmek için İngilizlere birtakım vaatler yaptığını ve bu vaatleri yaparken de bütün mazisini unuttuğunu kaydetmektedir. İngilizler bir taraftan Abdülhamid’i avuçlarının içine almağa çalışmakla beraber, diğer taraftan Kanun-u Esasi’ye muhalif hareketinden dolayı Şubat’ta azledilen Sadrazam Kamil Paşa’yı, İngiliz taraftarı olmak dolayısıyla tekrar iktidar mevkiine geçirmek için de Abdülhamid’in tahtta kalmasını istiyorlardı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: