Avusturya’nın Bosna-Hersek’i İlhakı

Avusturya’nın Bosna-Hersek’i İlhakı Üzerine Almanya ve Osmanlı Devletleri Karşı Karşıya Geliyordu

 

5 Teşrinievvel 1908’de Avusturya, Bosna ve Hersek’i ilhakını ilan eylemişti. Milli arzularını yerine getirmeğe canla, başla çalışan Genç Türkiye için bu hadise pek büyük bir darbe idi. Çünkü Genç Türkler 1878 senesinden beri elden gidiyor gibi görünen bu iki vilayeti Meşrutiyet’ten sonra geri alacaklarına kani bulunuyorlardı. Avusturya Hariciye Nazırı Baron Rehrentbal, Rusya Hariciye Nazırı Isvolski ile anlaştıktan sonra bu ilhakı ilan edivermişti. Rusya ile yapılan itilâf mucibince ilhak esnasında Rusya’nın bitaraflığı muhafaza etmesine mukabil Avusturya, Boğazlar Meselesi ortaya atıldığı zaman Rusya’ya yardım edecekti.Bu suretle İttihat ve Terakki İlan-ı Meşrutiyet’ten sonra yalnız üç ay kadar Türkiye’yi harici güçlerden korumağa muvaffak olabilmişti. Ondan sonra Abdülhamid’in çürük bir hale getirdiği devlet binasının temelleri yavaş yavaş çökmeğe başlamıştı. Avusturya Hariciye Nazırı, bu ilhak fikrini 26 Eylül’de Almanya Hükümeti’ne de bildirmişti. Tabii Almanya’nın müttefiki Avusturya’ya sadık kalacağından emin bulunuyordu.

Bu ilhak hadisesiyle hemen aynı zamanda vukua gelen Bulgar istiklâli Avrupa’da müthiş bir galeyan uyandırmıştı. Bir taraftan Sırplar harp sözleri söylerken Ruslar ve İngilizler de tehditkâr bir vaziyet alıyorlardı. Londra gazeteleri “şekavetten” ve “beynelmilel ahlaki kaidelere vurulan ölüm darbesinden” bahsediyorlar ve Berlin Muahedesi’ni bozduğundan dolayı Avusturya’yı mesûl tutuyorlardı.

İlhak hâdisesi Rusya’da dahi büyük bir galeyan uyandırmıştı. Sllâv ittihadı taraftarları ilhaktan dolayı kıyamet koparıyorlardı. Fakat Avusturya Hariciye Nazırı’yla anlaşmış olan Rusya Hariciye Nazırı Isvolski bu galeyana karşı hiçbir şey yapamıyordu. Fakat bütün bu galeyanlar ve tehevvürler en ziyade Almanya’ya karşı temerküz ediyordu. Herkes Avusturya’nın Almanya tarafından teşvik edildiğini ileri sürüyor ve Almanya’nın bu suretle Cermanlığı Şark’a doğru yürütmek istediğini söylüyordu. Tabii Avusturya Hükümeti bu fikri tekzip etmek için hiçbir şey yapmıyordu, yapmak ta zaten hiç işine gelmezdi.

Bosna ve Hersek’in ilhakına dair Almanya Hükümeti’ne gelen raporlara İmparator Wilhelm’in yazdığı derkenarlar çok yaşanı kayıttır. İmparator bu derkenarlarında “Türkiye’yi bir koyun sürüsü zannediyorlar, isteyen o sürüden bir koyup çalış götürüyor! Hele şu yalancı iki yüzlü Ferdinand’a bakınız! İhtiyar İmparator François, Josef’le birlikte, mehtap kibritleriyle tenvir edilen bir sahnede Türkiye’ye soyan hırsızlar rolünü oynuyorlar.” gibi yazılardan sonra hep Türkiye’nin çok sıkışacağı ve bu vaziyette mukaddes harbi ilan edeceği kaygıları görüyordu. İmparator diyordu ki: “Padişah cihad-ı mukaddes ilân ederse o zamanlar Balkan Hristiyanları günlerini görürler!”

Fakat mütalealarının sonunda, “ilhak aleyhinde hiçbir teşebbüste bulunmayacağımız tabiidir” kaydını koşuyordu. Bununla beraber bir taraftan Türklere dost, diğer taraftan da Avusturyalılarla müttefik olmasından hasıl olan karışık vaziyeti bir derkenarında şu suretle izah ediyordu: “Türk nokta-i nazarından bakılacak olursa öyle bir vaziyet hasıl oluyor ki tarafımdan yirmi seneden beri dost politikası takip edildikten sonra, Türkiye’nin taksimi için ilk işaret en birinci müttefikim tarafından veriliyor.”

İttihat ve Terakki Cemiyeti İlan-ı Meşrutiyet’i müteakip hasıl olan şaşkınlıktan sonra henüz kendine gelememişken, Bulgar istiklâlini ve Bosna ve Hersek’in ilhakına bir de 8 Teşrinievvel 1908’de Girid’in Yunanistan’a iltihakını istemesi takip eylemişti. İstanbul’da vaziyet çok gerginleşmişti. Aradan birkaç gün geçmeden Rusların da Boğazların açılmasını istemeleri üzerine vaziyet büsbütün vehamet kesbetmişti. Çünkü Rusların bu talebi, diğer hadiseleri gölgede bırakacak kadar tehlikeliydi. Türk Millleti Meşrutiyet’in tadını tatmağa vakit ve fırsat bulamadan Türk Devleti yıkılmak üzere bulunuyordu. Boğazlar Meselesi’nde Avusturya ile Rusya ittifak etmiş olduklarından ne Fransa, ne de Almanya Türkiye’ye yardım edebilecek bir vaziyette bulunuyorlardı.

Bu aralık Bosna ve Hersek meselesi de pek had bir şekil almıştı. Avusturya, ilhakın Babıâli tarafından tanınmasını istemiş. Babıâli bunu şiddetle reddetmiş, galeyan artmış ve Avusturya emtiasına karşı bütün Türkiye’de boykot ilan edilmişti. Bu boykot o kadar büyümüştü ki Avusturya Hükümeti Türkiye ile diplomasi münasebetlerini kesmeği bile düşünmeğe başlamıştı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti, evvelce yazdığımız vechile bir taraftan Selânik’te Avusturya mümessili ile müzakere ederken diğer taraftan boykotun bütün memlekete sirayet etmesine çalışıyordu. Fakat boykotu ilân etmek kolay, onu tatbik eylemek ise çok zordu. Memlekette sanayi namına hiçbir şey yoktu ki Avusturya fabrikalarının gönderdiği mamulât yerine yerli sanayi bir şey yapabilsin. Hatta bazı yerlerde Avusturya vapurlarının yerine geçebilecek başka bir vapur bile tedarik olunamıyordu. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İşkodra merkezinden Selanik’teki umumi merkeze çekilen bir telgrafnamede deniliyordu ki:

“Avusturya ve Bulgaristan Hükümetlerinin Osmanlı Devleti’nin en sarih haklarını ayaklarıyla çiğnemiş olmalarından müteessir olan Işkodra İslâm ve Hristiyan muteber tüccarlar ticaret odasında toplanarak 11 Teşrinievvel 1324 tarihinden itibaren vapurlara yükletilmiş olan Avusturya ve Bulgar mallarının kabul edilmeden ve boşaltılmayarak geri gönderilmesine karar vermişlerdir. Bu karar ticaret odası reisliği vasıtasıyla resmi bir tezkere ile cemiyet merkezine bildirilmiştir. Bundan sonra Avusturya kumpanyaları vapurlarına eşya ve yolcu da verilmemesini karar altına alınmıştır.

Halbuki Adriyatik sahilindeki iskelelerimize yalnız Avusturya vapurları işlemektedir. Her ne kadar İtalya’nın Polgia kumpanyası da vapur işletiyorsa da bu İtalyan vapurları pek muntazam bir surette gelip gitmiyor. Bundan başka İtalyan vapurlarının istediği yolcu ve eşya ücretleri de mahalli ticareti sekteye uğratacak kadar yüksektir. İtalyanların karşılarında rakip görmeyince bu ücretleri tekrar arttıracaklarına şüphe yoktur.

Onun için verilen boykot kararının tutulabilmesi bu sahildeki iskelelere haftada veyahut onbeş günde bir kere ucuz ücretlerle bir vapur işletilmesine mütevakkıftır. Bu vapurun Şenkin İskelesi’ne kadar getireceği yolcu ve eşyayı İşkodra’nın iki saat uzağında ve Boyana nehri sahilinde Abot İskelesi’ne kadar,. Avusturya kumpanyasının işlettiği gibi, yüz elli iki yüz tonluk ve dört kadem su çeker altı düz yalnız bir vapurun nakletmesi lazımdır. Bu vapur, ya idare-i mahsusaca veyahut Osmanlı Sancağı altında işleyecek diğer bir kumpanya tarafından temin edilmelidir. Şimdi cemiyetimize müracaat eden ticaret odası reisi bunu bizden istiyor.”

Tabii idare-i mahsusanın böyle vapurlar tedarik etmesine imkân yoktu. O devirde idare-i mahsusa denilen müessese, Abdülhamid sükut edinceye kadar şunun bunun menfaatine hizmet etmiş olan hurda birkaç gemiden başka bir şeye malik değildi.

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!
%d blogcu bunu beğendi: