AYDINLIK (TİKP)–DEVRİMCİ YOL ÇATIŞMASI

AYDINLIK (TİKP)–DEVRİMCİ YOL ÇATIŞMASI

1978 yılının Şubat ayında Aydınlık Hareketi’ne mensup DGB’li gençlerle Devrimci Yol çizgisindeki Dev–Genç taraftarları İstanbul İTÜ’de, Ankara SBF’de, Konya ve Sivas’ta birbirleriyle çeşitli kavgalara girdiler. Halkın Sesi gazetesinin 28 Şubat 1978 tarihli 150. sayısında “Devrimci Yolcu zorbalar devrimcilere saldırmıştı” başlıklı haber de bu kavgalardan şöyle bahsedilmektedir:

22 Şubat Çarşamba günü, D. Yol’cu bir grup duvar gazetesi asan DGB’lilere saldırdı.

DGB’lilerin astığı duvar gazetesi, Kadırga Yurdunda, “devrimcilik” adına yapılan zorbalıkları mahkum ediyordu. D. Yol’cular bu duvar gazetesine tahammül edemediler. DGB’liler saldırıya karşı kararlılıkla direndi. D. Yol’cular, bunun üzerine bütün kafadarlarını toplayarak tekrar saldırdılar. Fakat yine, DGB’lilerin kararlı direnişiyle karşılaştılar. DGB üyeleri, daha sonra öğrencilere saldırıları anlatan konuşmalar yaptılar. Bu konuşmalar canlı tartışmalar yarattı. Sınıflarda yapılan tartışmalarda D. Yol’cular, DGB üyelerini tehdit etmeye kalkıştı. Fakat öğrenciler tepki göstererek buna karşı çıktılar.

İGD’li beslemeler, Kurtuluş ve H. Kurtuluşu grupları D. Yol’un zorbalıklarını desteklediler.

D. Yol’cular bir gün sonra da İTÜ Maden Fakültesindeki DGB üyelerine saldırdı. Öğrenci kitlesini yıldırabileceklerini düşünen zorbalara, saldırı yerinde bulunan birçok öğrenci karşı çıktı.

D. Yol’cular, Ankara SBF Yurdunda (Cumhuriyet Yurdu) pano asmak isteyen DGB üyelerine saldırdılar. DGB üyelerinin yurda astıkları panoda, Kadırga Yurdunda öğrencilere yaptıkları zorbalıklar mahkum ediliyor ve “devrimcilere yöneltilen bu tür saldırıların, kendilerine boyun eğmeyen herkese saldıran faşistlerin saldırılarından farklı olmadığı ve hesap sorulması gerektiği” anlatılıyordu.

D. Yol’cular, “ölü verme pahasına bu panoyu astırmayacaklarını”, söyleyerek, DGB üyelerine kuru tehditler savurdular. DGB üyelerini düelloya, provokasyona davet eden bir tutum takındılar. Fakat DGB üyeleri, soğukkanlı ve kararlı bir biçimde karşı koydular. Revizyonistlere ve kontrgerillaya hizmet edecek bir çatışmayı engellediler.

“D. Yol” taraftarı zorbalar, geçen hafta boyunca da Konya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisinde okuyan devrimcilere saldırdılar.

İlk saldırı, okulun durumunu tartışmak için TÖB–DER salonunda toplanan gençlere yapıldı. Dergimize gönderdikleri mektupta devrimciler şunları yazıyorlar:

“Okulumuzda, evlerine faşistler tarafından bomba atılan ve cezaevlerinde yatan devrimcilere yardım için para toplamıştık. D. Yolcular, bu paraların bir kısmını kendilerine ayırdılar. Bu durumu teşhir etmemiz üzerine de bizlere bir hafta boyunca tehditler ve küfürler savurdular. Bunun sonunda TÖB–DER lokalinin kapısına HALKIN SESİ taraftarlarına hitaben, siyasi muhtevadan uzak, küfür dolu bir duvar gazetesi astılar. Fakat kitle buna itibar etmedi.

Bunun üzerine bizler, devrimcilerin birliğini, gençliğin halka ve devrime karşı sorumluluğunu, yurtsever, devrimci gençlik içinde zorbalığa son verilerek, meselelerin tartışma, eleştiri, ikna yöntemleri ile çözülmesi gerektiğini içeren duvar gazetesi asarken gene bu üç–beş zorbanın saldırısına uğradık.

O sırada orada bulunan kitle, bu saldırıyı nefretle karşıladı. Saldırganlar amaçlarına ulaşamadılar.”

4 Şubat günü, Sivas Yurtseverler Derneğinde verilen “Emperyalizm” konulu seminerden sonra “D. Yol” grubu şefleri, üç arkadaşımıza saldırdılar. 30’dan fazla saldırgan arkadaşlarımızı öldürme tehditlerinde bulunarak, ayrı ayrı odalara çektiler ve dövdüler. Saldırganların elebaşıları Nurettin Elibol, Güven Başyurt, Ragıp Demirkol ve Metin adlı kişilerdir.

D. Yol savunucusu kişinin verdiği “Emperyalizm” semineri bittikten sonra, savaş konusunda tartışma açıldı. Arkadaşlarımız, maceracı tezleri eleştirdiler. Bunu hazmedemeyen saldırganlar, “Mahir eleştirilemez”, diyerek, arkadaşlarımızdan özeleştiri istediler. Böyle saçma bir isteği arkadaşlarımız kabul etmeyince de kendi taraftarlarını kışkırtarak arkadaşlarımızın üzerine saldırttılar.

 

Aydınlık (TİKP): “Seyranbağları’nda Dev–Yolcuların vurduğu İnayet Bilgiç hastanede öldü”

Ankara’nın Seyranbağları semtinde İnayet Bilgiç adındaki 16 yaşındaki genç 22 Nisan 1980 tarihinde kurşunlanarak öldürüldü. İnayet Bilgiç’in öldürülmesinden Devrimci Yol grubu sorumlu tutuldu. TİKP’in yayın organı Aydınlık gazetesinin 25 Nisan 1980 tarihli sayısı bu cinayete ayrılmıştı. Gazetede TİKP Ankara İl Başkanı Ferit İlsever cinayetin Dev–Yol’cular tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bilgiç’in öldürülmesiyle ilgili olarak Aydınlık gazetesinde yapılan “Sahte solun adaleti” başlıklı yorumda olayla ilgili şu sözler yer almıştı:

İnayet Bilgiç’i toprağa verdik. Anasının gözyaşıyla ıslanmış toprakla örttük üstünü. Katillerin yakasını bırakmayacağıma, anısını mücadelemizde yaşatacağımıza ant içtik mezarının başında

16 yaşında bir fidandı İnayet. Kendine “Dev–Yolcu” diyen birkaç cani tarafından kahpece kurşunlandı. Amacımız ağıt yakmak değil. Günde en az on evladını anarşiye kurban veren bir halkın partisiyiz biz. Yüreklerimizde yanmadık köşe mücadelem azmimizde bilenmedik yer kalmadı. MHP’nin ve Rusya’nın körüklediği anarşi canavarını bu yürek ve bu azimle yere sereceğimizi biliyoruz. Evlat acısına son vermenin başka yolu olmadığını da.

Kendilerine “Dev–Yolcu” diyen caniler Seyranbağları Halkevinin duvarlarına yazı yazdılar. Bunun doğru olmadığını söyleyen arkadaşlarımıza, “Bizim maksadımız yazı yazmak değil, sizinle kavga etmek” dediler. Sonra bir akşam üstü mahallenin çocukları top koşturur ve emekçiler işlerinden dönerken, kışkırtma amacıyla yazılmış yazıları silen devrimcilere, kurdukları pusulardan ateş açtılar. İnayet beyninden vuruldu.

Suç: Duvardan yazı silmek. Ceza: Ölüm. Suç ve ceza arasındaki böylesi bir oransızlığı, bırakalım burjuva adaletini, feodalizmde bulmak mümkün müdür acaba? Herhalde ancak orada bulmak mümkündür. Bu akıl almaz gaddarlığın kaynağı nedir? Duvardan yazı sildiği için kendi yaşında bir genci kılı kıpırdamadan kurşunlayan katile hani ideoloji yön vermektedir? Solculuk mu? Bize hep sorarlar: Kimlere ve neden sahte solcu diyorsunuz? İşte bunlara diyoruz. Kendine bin kere değil, milyon kere “devrimci” adını taksın, duvarda yazı sileni kurşunlayan kişi ve ona bu işi yaptıran ideoloji devrimci olamaz. Solcu olamaz. Bu yapılan solculuğu emekçilerin gözünden düşürmek isteyenlerin işidir.

İnayet’e kurşun sıktıran ideolojide toplumumuzun yarı feodal yapısının izleri vardır. Ama esas olarak da, dünyanın en zalim emperyalizminin, Rus sosyal emperyalizminin damgası bulunmaktadır. Feodal kafaya aşılanmış emperyalist uşaklığıdır acımazlığını, gaddarlığın ve vicdansızlığın temelindeki

Bir hiç yüzünden kara toprağın altına gitti İnayet’im. Hayır! İnayet duvardaki yazıyı sildiği için öldürülmedi anacığım. Türkiye’nin bağımsızlığını savunduğu için, gerçek bir devrimci olduğu için. Gerçek devrimcilere gözdağı olsun diye katledildi. Ölümü boşa değildir. Onun kafasındaki kurşun bize sıkılmıştır. Türkiye’nin bağımsızlığına ve devrime.

Savaş cephesinde şehit oldu. Yaşarken halk için çalıştın ve ölümünle halkı uyandırdın. Sen çok yaşayacaksın İnayetçiğim.

 

TİKP Ankara İl Başkanı Ferit İlsever de yine aynı tarihli gazetede “Kimin cinayeti?” adlı yazısında Dev–Yol grubunu cinayetten sorumlu tutan bir yazı yazmıştır. İlsever’in yazısında şu ifadeler yer almıştı:

Kendisine “Dev–Yolcu” adını veren birkaç zorba, geçen hafta Ankara’nın Seyranbağları semtinde pusu kurarak İnayet Bilgiç adlı bir genci öldürdüler. Dev–Yolcular kadınlı, çocuklu kalabalığın üzerine önceden planladıkları şekilde ve hedef gözeterek ateş açtılar. 16 yaşında beynine saplanan kurşunla hayatını kaybeden İnayet Bilgiç’in suçu, mahalleye polis baskısını davet eden Halkevi duvarlarına yazılmış sloganları silmekti.

Bu cinayetin MHP’nin işlediği cinayetlerden ne farkı vardır? Bugün halka zulmeden, pusu kurarak insanları öldüren faşistlerdir. Onlar bir avuç emperyalist uşağının ve büyük para babalarının menfaatlerini savundukları için, halk üzerinde zorbalık uygulamaktadırlar. Devrimcilik ise, halkın ezilmesine ve sömürülmesine karşı mücadele etmek demektir. Halkın duvarına zorla yazı yazan devrimci olamaz. Silah tehdidiyle halktan para toplamak devrimcilik değildir. Hele 16 yaşındaki bir genci kahpece öldürmenin devrimcilikle hiçbir ilgisi yoktur. Devrimci insan halkı birleştirir, her şart altında halkın iyiliği ve mutluluğu için çalışır.

Son olarak Dev–Yola bir çift sözümüz var. Dev–Yol geçenlerde yayınladığı bildiride, halka baskı yapıldığı için, kepenk kapatma eylemine karşı çıkmıştı. Bu ne tutarsızlıktır? 16 yaşında bir genci öldürmek, esnafa zorla kepenk kapattırmaktan daha “masum” bir eylem midir? Dev–Yol, Sovyetler Birliği’nin kışkırttığı maceracılıkla arasına çizgi çekmediği sürece böyle yalpalamaya devam edecektir. Üstelik safları daima kışkırtıcı ajanlara, başıbozuk serseri takımına ve halk düşmanlarına açık olacaktır. Son yılların tecrübeleri, bu maceracılıkta ısrar eden birçok kimsenin en sonunda halk düşmanı haline geldiğini defalarca kanıtlamıştır. Dev–Yol içinden halka pusu kuracak ve gözünü kırpmadan ateş açacak caniler çıkması, onlar için son bir uyarı olmalıdır.

 

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: