Bağımsızlıktan Sonra Türkistan

Bağımsızlıktan Sonra Türkistan

“Türkistan, iki dünya eşiğidir!
Türkistan, er Türk’ün beşiğidir!
Harika Türkistan’da doğmak
Türk’ün Tanrı’dan gelen nasibidir .”

Kazak Şairi Magcan Cumabay’ın bu dizeleri, Türkistan Şehrinin hemen girişinde, büyük levhalar üzerinde karşılar bizi. Türk halklarının birliğini arzulayan Mağcan’ın bu dizelerindeki kastı, Ulu Türkistan olsa gerek. Ancak zannederim, onu Türkistan Şehri olarak algılamakta da çok beis yoktur. Nitekim Türkistan Şehirliler de öyle yorumlayıp, ana yolun kenarında büyük levhalara yazmışlar.
Türkistanlıların gurur duydukları sözlerden birisi de Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’e ait: “Dün Türklük aleminin manevi merkezi olan Türkistan Şehri, bugün kültür ve sanat merkezi olma yolunda.” Doğrusu Türkistanlılar, Devlet Başkanlarının bu sözü, gayet şuurlu olarak söylediğinin farkındalar çünkü Kazakistan bağımsızlığını kazanır kazanmaz yapılan ilk işlerden birisi, asırlar boyu Türk aleminin manevi merkezi olmuş bu şehirde “Türkistan Üniversitesi” adıyla bir üniversite kurmak olur. Kazakistan’da üniversite kuruluşlarında, kuruluş kararını Başbakanın imzalaması kafi iken, Türkistan Üniversitesi’nin kararını bizzat Nazarbayev kendisi imzalar. Bu sembolik tavır çok manalı. Bu arada, vakit geçirmeden, Türkistan şehrinin idarî statüsü yükseltilir. Daha önce belde düzeyinde bir idarî yapıya sahip Türkistan, kalkınmada öncelikli ilçelerden biri haline getirilir.
Türkistan Şehrine verilen önemin, özel sebebi elbette yine Hoca Ahmet Yesevî’dir. 1913 yılında Kazak Gazetesinde Mirjakıp Devlet’in ileri sürdüğü fikir gibi, Yesevî Türbesini, Kazakistan Arkeoloji Enstitüsünün nezaretinde sonsuza kadar yaşatma gayret ve ilgisi başlar. Bu girişim, Türbe tarihinin en ciddi restorasyonu çalışması olur ve 24 Aralık 1992 yılında Türkiye ile Kazakistan arasında imzalanan anlaşma ile başlar. 1999 yılında tamamlanan restorasyonla Türkiye, Türk kültür tarihine çok ciddi bir katkı yapar. Emeği geçen herkesi kutlamak gerek.
Doğrusu yöredeki nüfus, ekonomik yapı kriterleri ile kendine emsal tutulabilecek diğer şehirlere göre Türkistan, kendisine verilen bu özel önemin diğer neticelerini de almakta gecikmez. Yöredeki öbür şehirler küçülürken, oralarda yaşayanların fert başına aldıkları millî gelir payı düşerken Türkistan, hem nüfus olarak hem de halkının refahı olarak büyüme eğilimine girer. Sovyetlerin dağıldığı dönemde yetmiş yedi bin olan Türkistan nüfusu, bağımsızlığın ilk on yılında, on bin kişi birden artar. Bunlar elbette, şehre verilen özel önemin neticeleri ve Bağımsız Kazakistan yaşadıkça, Türkistan’ı bekleyen aydınlık geleceğin ilk göstergeleri.
Böylelikle, bağımsızlıktan sonra yeni bir döneme giren Türkistan şehrinin, büyüme ve gelişmesinin ilk belirtileri daha şehre girerken hemen göze çarpar. Şehrin Çimkent girişinde yolun sağında ve solunda, bazıları yeni tamamlanmış, bazılarının hâlâ inşaat halinde olduğu, onlarca kerpiç ev dikkatleri çeker. Kazakistan coğrafyasında, herhangi bir şehirde, bu yeni inşaat manzaralarına toplu halde rastlamak mümkün değildir dersek, mübalağa etmiş olmayız. Yeni yapılanmaya açılan bu bölge, Hakimliğin şehir planında yerleşime açılan yeni yerlerdir. Sovyet sonrası idarelerin hepsinde olduğu gibi Türkistan’da da valilik ve belediye hizmetlerinin fonksiyonunu, adına “hakimlik” denilen tek bir kurum yürütür ve şehrin idarecisine de “hakim” denir. Hakimlik yeni evlenenlere, şehre yeni göç edenlere, bu bölgeden 500’er metre kare arsa tahsis etmekte ve halk da kendi imkanlarıyla evlerini inşa etmekteler.
Bu yeni yerleşim bölgesi geçildiğinde yolun sağ tarafında, Türkistan Üniversitesine 1993 yılında bir anlaşma ile Türkiye’nin de ortak olması sonucu kurulan ve şehrin son dönem kalkınmasında asıl dinamo olan “Hoca Ahmet Yesevî Türk–Kazak Üniversitesinin” kampüs alanı gelir. Kampüsün karşısında ise yine yüksek avlu duvarlarıyla kerpiç evlerden oluşan, Türkistan’ın büyük mahallelerinden “Yesi” bulunur. Bu mahallenin bağımsızlık öncesi adı “Komünizim Mahallesi” imiş. Mahalle sakinlerinin ortak teklifi ve idarenin kararı ile adı “Yesi” olarak değiştirilmiş. Böylelikle şehrin tarihi adlarından birisi bir mahallede de olsa tekrar yaşatılmaya başlatılmış. Yesi mahallesi, yolun sol tarafında şehrin içine, Yesevî Türbesi’nin doğu cephesine, Kültepe’ye kadar uzanır.
Bugün Türkistan şehri, eski yeni bütün bu bölümlerin bir ahenk içinde bir araya geldiği orta büyüklükte bir şehir olarak, Orta Asya bozkırının ortasında, hayatına devam etmekte. “Ordularının geçtiği yerlerde ot bitmez” denen Moğol askerlerince yakılan Kültepe ise, hâlâ boş. Sit alanı olarak tarih araştırmacılarının çalışmalarına tahsis edilmiş. Doğru olan bu kararla, Kültepe ebediyen boş kalacak gibi görünüyor ve halkın Moğollar hakkındaki kehaneti bir kez daha gerçek oluyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: