Bir Dayak Hadisesi ve Jurnaller

Bir Dayak Hadisesi ve Jurnaller

Fehim Paşa, yalnız Yusuf İzzettin Efendi’nin tahta iclası gibi yalan yanlış haberlerden istifade ederek Abdülhamid’den para çekmeğe çalışmaz, aynı zamanda bazan şehrin muhtelif yerlerine bombalar attırarak da kendisi için kazanç yolları teminine çalışırdır. İstanbul’dan Paris’e İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne yazılan bir mektupta Fehim Paşa’nın “icraatına vesair İstanbul haberlerine dair deniliyordu ki;

“Ramazanda Beyoğlu’nda Lüksenburg Gazinosu önünde ikinci defa olarak bir bomba patladı. Bu da haydud-u azam Fehim’in tertip kerdesidir. Vaka sabahı Fehim hayatını tehlikeye sokarak sabahlara kadar civarı saadette gezindiğinden (!) dolayı iki bin lira aldı.

Birkaç gün sonra Fehim’in babası Hünkarın huzurunda bulunduğu sırada Nazif, Sururi ve daha birkaç meşhur casuslar tarafından Fehim aleyhinde Padişah’a jurnal verilir. Hünkar da Fehim’in babası İsmet Bey’e dönerek:

– “Ne dersin? Oğlun hakkında şikayet yağıyor. Bombayı benden para koparmak için kendisi attırmış.” der. Bunun üzerine İsmet Bey dahi:

– “Emir Padişahımındır, ferman buyurunuz, isticvap edilsin!: Cevabını verir.Fehim istintakı esnasında bombanın kendisi tarafından atıldığını itiraf eder. O vakitten beri Fehim Paşa evinde mahpustur, dışarıya çıkamıyor, ümmet-i muhammet’te biraz rahat ediyor.

Beşiktaş muhitinde söylenen sözlere bakılacak olursa bugünlerde mabeyinde politika müttehimleri bir affı umumi sözleri kulaktan kulağa fısıldanarak söylenmekte imiş. Fakat bunun bir neticesi çıkmadı.

Dün akşam Ali Şamil’in biraderi Mehmet Bey Şehremini Rıdvan Paşa’nın ağasını Beyoğlu’nda mükemmel surette pataklamış. Esbabı da kanburun ağasının evi önüne paket kaldırımı yapıldığı ve o cihette toprak ve çamur bulunmadığı halde Beyoğlu caddesinin çamur gölü gibi olması imiş:!

Rusya Sefareti maiyetine memur olan Stationnaire Vapuru’nun mürettebatı geçenlerde Rus ihtilalcilerini taklide çalışmışlarsa da tam surette muvafak olamamışlardır. Geminin mürettebatı hangi sebepten bilmem bir isyan çıkarmışlar. Galiba yemeklerin fenalığından dolayı şikayet etmişler, bu şikayetleri dinlenmeyince seminin tayfası ve zabitlerden bir kaçını direklere asmışlar. Ondan sonra Rusya Sefareti’nin binasını topa tutmak üzere münasip bir mahale gitmeğe hazırlanmışlar. Gemi demirini almak üzere iken hadise diğer sefaretlere mensup olan yatlara akseder. Derhal İngiliz ve Fransız Sefaret vapurlarının zabitleri ve tayfası yetişirler, maatteessüf vakanın önünü alırlar. Şimdi Rus Sefareti maiyet gemisi ortadan kaybolmuştur, nereye gittiği malum değildir.

Sivastopol’da Ruslar iki hacı gemisini topa tutmuşlar, gemilerin içinde 600’den fazla hacı varmış. Hacıların hepsi boğulmuştur.

İstanbul’dan İttihat ve Terakki’ye yazılan diğer bir mektupta İstanbul havadisi olarak Nuri Bey’in kızlarının İstanbul’dan Paris’e nasıl kaçtıkları bildiriliyordu. Pierre Loti’nin Les Desenchantees namındaki meşhur eserinin kahramanları olan bu hanımların firarları şu suretle anlatılıyordu:

“Fransalı Kolonel Şatanöf’ün, nam-ı diğerle Reşat Bey’in mahdumu olup hariciye katiplerinden bulunan Nuri Bey’in iki kerimesi piyano hocaları olan Polonyalı bir madamla birlikte Avrupaya kaçtılar. Bu hanımlardan birisi hariciye memurlarından Safa Bey isminde bir zatın zevcesidir.

Hanımlar Sırbistan hududuna vasıl oldukları zaman vaka Yıldız Sarayı’na akseder. Bunun üzerine onların tevkifi için derhal Sırbistan Hükümetine telgrafla müracaat olunur, fakat Sırbistan hükûmeti iade-i mücrimine dair Hükûmet-i Hamidiye ile akdedilmiş bir mukavelesi olmadığından bahsle firarilerin tevfiki cihetine gidilemeyeceğini beyan eyler. Fakat aradan geçen şu beş saat zarfında hanımlar mevkuf tutulurlar ve bilahare serbest bırakılırlar.

Şüphe yok ki Nuri Bey’in kızları Paris’te bulunan amcalarının nezdine gitmişlerdir. Kendilerile konuştunuz mu? Hanımların terbiyeleri fevkalade iyi olduğu gibi tahsilleri de o derece mükemmeldir. Hatta bilamübalağa diyebilirim ki Nuri Bey’in kızları derecesinde terbiye ve tahsil görmüş gençlerimiz pek azdır. İyi bir muhite yaşayıp akvam-ı medeniye terbiyesi almış olan kızlarımızın bile hükûmet-i hazıranın pençe-i mel’umanesinden yakalarını kurtarıp serbest bir memlekette yaşamağı arzu edecekleri bedihidir.”

Paris’e yazılan mektupların bazılarında o devre ait bir çok dedi kodulardan da bahsediliyordu. Bu dedikodu mektuplarında mevzubahsolan Bey’lerin ve paşaların isimlerini bugün dahi aynen yazmamıza imkan yoktur. Fakat buna rağmen onlardan bir tanesini nakletmeden geçmeyeceğiz:

“Sizlere bir vaka daha anlatayım. Fakat bu vaka doğrudan doğruya bir rezalettir. Bundan bir sene evvel Şehremini olan ve kanbur olduğu için çekmeceli bir paşa denilen zatın kerimesi Yunan muharebesindeki Türk kumandanı eğriboyun… Paşa’nın oğlu ile evlenmişti. Bu münasebetle kanbur paşa evlad-ı vatandan çaldığı paralarla kızına şimdiye kadar misli görülmemiş bir düğün yapmıştı. Kız bu düğünden evvel başka birisini sevdiğini babasına ve anasına çok anlatmış ise de bir türlü onları bu izdivatçan vazgeçirtmeğe muvaffak olamamıştı. Kızın sevgilisi Esvapçıbaşı İlyas Bey’in yeğeni idi ve onunla evlenmek istiyordu.

Çekmeceli Paşa’nın kızı bütün istirhamlarının anası ve babası tarafından nazarı dikkate alınmadığını ve esvapçıbaşının yeğenile izdivaca muvafakat edilemeyeceğini anlamakla beraber, yine aşıkına verdiği sözde sebata karar vermişti. Bunun içindir ki kız bundan bir hafta evvel ortadan kaybolmuştu. Yapılan taharriyat hiçbir netice vermemişti. Bunu üzerine Eşehremini… Paşa kızının intihar ettiği zannına düşmüş ve deli gibi çırpınmağa başlamıştı. Paşa kızını çıldırasıya sevdiğinden onu kaybederse, yaşamıyacağını söylüyor, hatta Paşa’nın intihar etmesinden korkuluyordu.

Rivayet edildiğine göre kızını İlyas Bey’in yeğenine vermediği için Şehremini Paşa saçını sakalını yoluyormuş. Dün akşam Paşa tabanca ile intihara teşebbüs etmişse de vaktinde yetişilerek menolunmuştur.

Bu hadise münasebetile bir haftadan beri İstanbul’un sokakları da süpürülemiyordu. Çünkü bütün tanzifat memurları ve amelesi etrafa saldırmışlardı hepsi Şehremini… Paşa’nın kızını aramakla meşguldü. Nihayet uzun uzadıya araştırıldıktan sonra kızın aşıkile birlikte Bandırma’ya kaçtığı meydana çıktı. İkisi de Bandırma’dan İstanbul’a geri getirildi. Kız zevcine iade edildi (!) oğlan deliğe tıkıldı. İşte son günlerde İstanbul’un yüksek tabakasını alakadar eden dedikodu bundan ibarettir.”

Yukarıdaki dedikodu münasebetile öğrendiğimiz yeni bir şey varsa o da Abdülhamid devrindeki belediye tanzifat memurlarının ve amelesinin icabında polis hafivesi olarak istihdam edilmeleridir. İhtimal ki çöpçüler çöpler arasında arada sırada inci ve elmas bulmağa muvaffak oldukları için bu gibi kıymettar eşyayı meydana çıkarmak hususunda ihtisasları vardır, diye Şehremini Paşa’nın kızını da taharri için etrafa saldırmışlardır.

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!