Bulgarların Baskısı Karşısında Türkler İttihat ve Terakki’ye Bağlanıyordu

Bulgarların Baskısı Karşısında Türkler İttihat ve Terakki’ye Bağlanıyordu

 

Bulgaristan’daki Türklerin mutaassıplarından istifade edilerek ortaya atılan bu gibi şayiaların onların üzerinde ne fena tesirler husule getirdiği yukarı ki mektuptan kolayca anlaşılabilir. Kızanlık Türkleri ancak “İslâmiyet’in son dereceye kadar takviyesiyle milli haklarımızın müdafaası ve Ermenilerden mümkün olduğu kadar çekinilmesi, umumi ahlakın tebdili çarelerinin düşünülmesi, Sultan Hamid sandukmekan olduktan sonra rüşvetin ortadan kalkması, tesettüre riayet edilmesi”, gibi şartlar altında cemiyete girmeğe razı olurlarken Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin elebaşısı sayılan Ahmet rıza Bey’in bir Ermeni çocuğu olduğu ortaya atılırsa bunu Bulgaristan Türkleri arasında fena bir tesir hasıl edeceğine şüphe yoktu.

Bununla beraber Bulgaristan Türklerinin mütemadiyen Bulgarlar tarafından tehdit edilmeleri, cemiyet için yapılan propagandanın iyi neticeler vermesine ve aza adedinin artmasına sebep oluyordu. Bulgarlar, Türklere hücum etmek için hiçbir fırsatı kaçırmadıklarından Türkler bütün ümitlerini Paris’te çalışan Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne bağlamışlardı. Bu cemiyetin kendilerini Bulgarlar tehdidinden kurtaracağı zannediliyordu.

Bu esnada Bulgarlar, aralarında yaşayan Türklere hücum etmekle berdevamdıler. Bulgarların tehdit ve tahkirlerine dair Paris’e mütemadiyen mektuplar yazılıyordu. Bu mektuplarda deniliyordu ki:

“Kasabamıza yarım sat uzak olan ılıcalar vardır. birkaç arkadaşımız oraya gitmişlerdi. Bulgar eşrafından Gidof ve Çavdarof’ta orada bulunuyorlarmış. Arkadaşlarımız ılıcaya girmek üzere iken ağızlarında sigara olmasını bahane eden o iki Bulgar, bütün Türklerin Japonyalılar gibi çingene olduklarını, geçenlerde İstanbul’da ileri gelen bazı ailelerin Abdülhamid’e bir istida vererek kadınların taşımakta oldukları feraceyi atmalarına ve bu suretle çinganelikten kurtulmalarına müsaade olunmasını istirham eylediklerini istihza makamında söylemişler, daha birçok tahkiramiz sözler de ilave etmişlerdir. Bu sözlerden çok meyus olan İslâmlar ılıcadan çıkıp geri dönmüşlerdir.

Bir vahşi millet acaba hangi kavm-i necibe mensuptur. Biz onların hangi nesilden olduklarını her an isbata hazırız. Bizim çingene olmamıza gelince, Türklüğün bu derecelere kadar tahkir edilmesine Abdülhamid sebep olduğu için, o herif geberinceye kadar sabredip sesimizi çıkarmamamız lazım geliyor. Padişahların eline her türlü kuvvet varken bizi bugün tahkir edenleri kafalarını kesmiş olsalardı, şimdi bu halkı vuku bulmazdı.

Japonların da çingene olmalarının sebebi, Rusların kafasını ezmeğe muvaffak olmalarından ileri geliyor. Bulgarlar, hamileri olan Rusya Çarlığı’na Japonlar tarafından mağlup edilmesini bir türlü hazmedemedikleri için Japonları da Çingene yapmağa kalkışıyorlar. Halbuki asıl adi olanlar kendileridir. Bulgar ismi, eski Roma İmparatorluğu devrinde Bulgarların “vulgares” tesmiye edilmelerinden doğmuştur. Latince’de “vulgares, bugünkü Fransız lisanında “vulgaire” manasına gelir ki Türkçe’si “adi” demektir. Bulgarlar bize çingene demeden evvel kendi isimlerinin manasını tahlile uğraşsalar hangi tarafın adi millet olduğu daha çabuk meydana çıkar.”

“Bayramın ikinci gecesi yedi Türk delikanlısı, birkaç seneden beri askeri depo haline konulan Kızanlık’ın “Ağalar” Camii civarındaki yoldan geçip evlerine giderler. Yarım saat sonra yirmi yaşlarında bir çingene çocuğu da kendi evine giderken depoyu bekleyen nöbetçi asker çocuğun üzerine iki el silah atar ve çocuğu kolundan yaralar. Derhal hadise mahalline Bulgar jandarmaları yetişirler ve meseleyi nöbetçi askerden tahkik ederler. Asker: “Şimdi Türkler depoyu basmak için üzerime hücum ettiler, ben de ateş açmaya mecbur oldum!” cevabını verir.

Bunun üzerine biraz evvel oradan geçmiş olan yedi Türk delikanlısını evlerinden alırlar. Hapse tıkarlar ve her türlü ihtilattan menederler. Delikanlıların ne kabahat işlediklerini öğrenmek üzere hapishaneye gidenleri türlü türlü tehdidlerle kovarlar. Delikanlılar jandarma dairesinde isticvap edilirler, iki zabıt tarafından ifadeleri alınır. Bir gün sonra yalın kılıçları elde sekiz jandarmanın ortasında bu yedi Türk delikanlısı Eski Zağra’ya ve buradan İslâmiye’ye sevkedilirler. Gençlerin akıbetleri meçhuldür. Kurban Bayramı olduğu için bizim İslâm Mektebi menfaatine kurban derileri toplanıyordu. Bulgarlar, Türklerin askeri depoyu basmak için evden eve dolaşarak tahrikat yaptıklarını söyleyerek bütün Bulgarları ayaklandırdılar. Şimdi bütün Türkler baş başa vererek dertleşiyorlar ve : “Halimize ne olacak? Bundan yirmi beş sene evvel olduğu gibi kadınlarımızı Bulgarlarına kucaklarında mı göreceğiz?” diye hasbihal ediyorlar.

Biz bu felaketlerden ne zaman ve ne suretle kurtulacağız? Abdülhamid’in gebereceğine dair ortaya çıkan haberler bize biraz ümit veriyor. Şehzade Burhanettin Efendi’nin veliaht olacağı da işitiliyor ama, ne yapalım insan ölümü gördükten sonra sıtmaya nasıl razı olursa, bizim de Burhanettin Efendi’yi Padişah olarak kabul etmemiz lazım gelecek. Bu heriften bıktık, usandık. Kanun-ı Esasi ilan edilsin de kim halife olursa olsun, herhalde yeni halife İslâmlara Abdülhamid kadar hareket etmeyecektir.”

Kızanlıktan yazılan mektuplardan birisinde de deniliyor ki:

“Size üç şişe gülyağı gönderiyoruz. Şişelerin birisi Ahmet Rıza Beye, ikincisi Doktor Bahaddin Şakir Bey’e ve üçüncüsü ise Nazım Efendi’ye mahsustur. Sami Paşazade Sezai Bey’e de ufak bir hediye göndermek istiyoruz. Paris’te midir, yoksa Mısır’a mı gitti? Lütfen bunu bize bildiriniz.

Abdülhamid’in hastalığına dair ortaya çıkan haberlerin neticesi gelmiyor. Onun habis vücudundan İstanbul’un temizlenmesi çaresi bulunamıyor mu? Oralarda bir fedai yok mu gitsin bir bomba ile Abdülhamid’in meş’um hayatına bir hateme çeksin: Böyle bir hal vukuunda tebşiratınızı havi telgrafınızı bekleriz.

Bu yaz dahi böyle geçerse bu herif ihtimal ki yüz sene daha yaşar. Hemen Cenab-ı hak onu yakın vakitte sandukmekan eyliye.”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!