Cavid Bey Avrupa’da Borç Para Peşinde

Cavid Bey Avrupa’da Borç Para Peşinde

 

Yeni Meşrutiyet Hükümeti’nin çok paraya ihtiyacı vardı. Maliye Nazırı Cavit Bey, bu parayı zengin olan garp devletlerinden tedarik eyleyebileceğini ümit ediyordu. Londra piyasası bermutat muvafakat cevabını vermiyordu. Paris piyasası ise uzun ve müşkül müzakerelerden sonra Türkiye’ye 125 milyon frank verebilecek bir mali grubu meydana çıkarabilmişti. 1910 senesi Ağustos ortasında istikraz mukavelesi hazırlanmıştı. Fakat onda şu şart koşulmuştu ki, şayet Fransa hükümeti istikraz tahvillerinin Paris borsasına kabulüne muvafakat etmezse, para verilmeyecekti.

Bu şarttan maksat, Fransız hükümetinin para verirken Türkiye’den siyasi imtiyazlar koparması idi. Bu aralık bilhassa Petersburg Hükümeti, Fransa’ya müracaatla Türkiye’ye para verilirken Türk teslihatının tahdidi için lazım gelen şartların teminini müttefiki olan Fransa’dan istemişti. Rusya hükümeti gelecek harbi gözönüne getirerek Paris’e karşı diyordu ki: “Türkler, İran ve Kafkasya hudutlarınca askerlikçe ne kadar kuvvetlenirse Rusya’nın garp hudutlarındaki kuvvetleri de o nisbetle zayıflamış olur.”

Bunun üzerine Fransa Hariciye Nazırı Pison, istikrazın kabulünü siyasi imtiyazlar verilmesini muallâkta bırakacağını Rusya’ya vadetmişti. Paris’teki Rus maslahatgüzarı tarafından Rusya Hariciye Nazırı İsvolski’ye gönderilen bir raporda “İstenecek imtiyazların itilafı meselesi teşkil eden üç devlet için müsavi derecede müsait olduğu yazılı bulunuyordu. İstenilen bu imtiyazlar mucibince Türk siyaseti, Alman siyasetinden ayrılacaktı. Berlin ile İstanbul arasında mevcut olan ve askeri muallimlere, cephane teslimatına ve demiryolları inşasına taalluk eden münasebetler kesilecekti. Bundan başka bütün Türk maliyesi, bütçesinin idaresi Osmanlı Bankası’na devrolunacaktı. Ordu ve bahriye için yapılacak sarfiyatı ihtiva etmek üzere bütün Türk sarfiyatının Fransızlar tarafından kontrolü demek olan bu şartın müzakere bile edilemeyeceği Babıâli tarafından bildirilmişti. Bunun üzerine Eylül 1910’da istikraz müzakereleri durdurulmuştu. Fransızlar zafere delâlet eden bir kanaatla: “Berlin para veremez, Londra ise vermek istemez!” diyerek çok memnun görünüyorlardı. Bir aralık Londra bankerleri, Türkiye’ye para vermek için teşebbüslerde bulunmuşlarsa da Fransızlar derhal İngiltere Hariciye Nezareti vasıtasıyla müracaatta bulunarak bu teşebbüsleri söndürmeye muvaffak olmuşlardı.

Türk-Fransız istikraz müzakeresi kesilmekle beraber Berlin’deki mali mahafil yine endişeye düşmekten kurtulamıyorlardı. Çünkü Fransız istikrazı herhangi bir şekilde akdedilecek olursa bunun Bağdat hattının elden gitmesi demek olacağını biliyorlardı. Onun için Deutche Bank hususi surette Babıâli’ye müracaatla Alman maliyesinin yardımını arzetmişti. Bununla beraber Alman maliyesi Fransızların yerine geçerek Türkiye’ye para vermekten henüz uzak bulunuyorlardı. Çünkü vaziyeti henüz çok bulanık görüyorlardı. Her ne kadar İstanbul’daki Alman Sefiri Baron Marşal, Alman haysiyetinin korunması için böyle bir istikrazın akti lazım geldiğini Berlin’e yazdığı raporlarında bildiriyorsa da Hariciye Nezareti’ni işgal eden Kiderlen-Wachte yalnız haysiyet ve şeref kurtarmak için, İstanbul’da Almanlar lehine bir heyecan uyandırmak için para veremeyeceğini ileri sürerek Alman Sefiri’nin müracaatlarını akim bıraktırıyordu.

Fakat Fransızlar, Almanların para vermelerine mani olmak için Babıâli’ye müracaatla eski şartlarından vazgeçtiklerini ve bazı varidat karşılık gösterilmek üzere istikrazın aktına razı olacaklarını bildirdikleri zaman vaziyet değişmişti. Çünkü Fransızların istedikleri bazı Türk varidatı, Bağdat hattının inşası için karşılık gösterilen varidattan başka bir şey değildi. Her ne kadar Maliye Nazırı Cavit Bey, Bağdat hattı imtiyazını mahvedecek bir müzakereye girmeyeceğini söylemişse de İstanbul’daki Alman Sefiri, şayet Berlin istikraza razı olmazsa, Babıali’nin Fransız teklifine yanaşmağa mecbur olacağını biliyordu.

Bu aralık Alman maliyecilerinden Helferich de, derhal İstanbul’a koşarak vaziyeti İskandil etmiş ve yaptığı tetkikat üzerine Berlin’e gönderdiği raporunda demişti ki: “Maatteessüf Fransızların müracaatını ciddi telakki etmek lazım gelir. Fransızların maksadı Bağdat hattı imtiyazını abluka altına almaktır. İstikrazın derhal kabulü icap eder. Yoksa Maliye Nazırı Cavit Bey, istifaya mecbur olacak ve yeni maliye nazırı bizim protestolarımıza rağmen muhtelif varidat denilen paralar, karşılık gösterilerek Fransızlarla istikraz mukavelesini akdedecektir.”

Bu rapor üzerine artık Berlin Maliye mehafiili itirazlarından ve tereddütlerinden vazgeçmiş ve 9 Teşrin-i Sani 1910 tarihinde onbir milyon Türk lirası bir Türk-Alman istikraz mukavelesi akdolunmuştu.

Bu istikraz işinin muvaffakiyetle neticelenmesi, İttihat ve Terakki’yi büsbütün Almanların kucağına atmıştı. Hatta o zamanlar da Almanlarda hasıl olan kanaate bakılacak olursa, Türkiye’deki Alman nüfuzu Abdülhamit devrinden daha ziyade artmıştı. Fakat aynı nisbette Rusların endişeleri ve tereddütleri de artmış oluyordu. Çünkü İstanbul’da Alman nüfuzunun artması Rusya’nın hiç işine gelmiyordu. Bu nüfuzun tesirleri derhal kendisini göstermeğe başlamıştı. Mesela Hükümet, Kadıköy rıhtımının inşaasını derhal tatil ettirmişti. Çünkü o rıhtım, yanındaki Anadolu demiryolları şirketinin rıhtımına rekabet edebilirdi. Ondan sonra, İstanbul tramvaylarının elektrikle işletilmesi işlerinin Alman şirketlerine devrolunmasına muvafakat edilmişti. Matbuat, İttihat ve Terakki mehafilli ve halk hep Alman dostluğundan bahsediyordu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: