Dersim’deki gelişmeler üzerine düşünceler

KIZIL BAYRAK (Ekim Hareketi Taraftarı):

“Dersim’deki gelişmeler üzerine düşünceler”

Dersim’de önce Kamer Özkan’ın ve ardından da altı TDKP’linin PKK tarafından öldürülmesiyle başlayan gelişmeleri biliyoruz… Sorun çok karmaşıktır. Bu nedenle tek yanlı ve kestirme tahlil ve değerlendirmelerden kaçınmak gerekir. Sözgelimi, olayı yalnızca PKK’nın “provokasyona müsait çizgisi” yada kendinden olmayan herkesi “ajan”, “kontra”, “Kemalist” görme mantığının sonucu bir gelişme olarak değerlendirmek doğru olmaz. Dersim özgünlükleri olan bir topraktır. Bu özgünlüklerin PKK ve diğer hareketlerce ne ölçüde çözümlendiği ve gözetildiğine bakılmalıdır mutlaka. Olayı yalnızca PKK’nın “sınıf mücadelesi ve halka yabancı örgüt anlayışına” bağlayıp açıklayan akımların cephesinde son derece ciddi ve bir o denli de kritik kusurlar yok mudur? Dersim halkı devlete ve PKK’ya nasıl bakıyor? Diğer akımlar hangi tür bir çalışma ile güç oldular ve güç olmaya çalışıyorlar? Propaganda ve ajitasyonlarının içeriği nedir? Teşhir faaliyetlerinde giderek PKK karşıtı bir yönüm öne çıkıp ağırlığa dönüşmesini nasıl yorumlamak gerekir? Kardeş Kürt halkı ile devlet arasında ölümüne bir savaşın, üstelik de kuralları (ya da kuralsızlıkları) olan bir savaşın cereyan ettiği bir ortamda bu akımlar nasıl bir eylem çizgisi izliyorlar? “Sınıf mücadelesini esas alıyoruz” diyen bu akımların ulusal mücadele ile ilişkileri ve nihayet PKK ile ilişkileri nasıl olmalı ve nasıl biçimlenmelidir? Sorular çoğaltılabilir. Tüm bu sorulara nesnel ve tutarlı yanıtlar verilmelidir.

Dahası var… Kürdistan’da ve Dersim’de kapsamlı ve hayli mesafe almış bir savaştır söz konusu olan. PKK iktidar mücadelesi veriyor… Ve kendi tarzınca adım adım kendisini iktidar yapıyor yada yapmaya çalışıyor. kanunlar, kararnameler yayınlıyor ve yasaklar koyuyor. Her alanda devlete alternatif politikalar geliştiriyor. Uyguluyor, uygulanmasını istiyor ve uygulattırıyor. Çılgınlık derecesinde bir karşıdevrime, onun her türden mantıksızlığına ve kuralsızlığına aynı biçimde yanıt veriyor. Özetle tüm karmaşıklığı ile anlaşılmak zorunluluğu olan bir savaş ve atmosfer var orta yede. Basitleştirilecek gibi değil… Geriye dönülecek gibi değil. Tüm karmaşıklığı ile tırmanıp seyrini sürdürmeye mahkum bir durumdur. Bu da bir özgünlüktür ve gözetilmek durumundadır. “PKK da devletin yaptığını yapıyor”, yaptıkları “despotik Kürt burjuvazisinin” yaptıklarıdır deyip geçilecek midir?

Soru nettir: PKK’nın koyduğu (yürütülen savaşın kaçınılmaz hale getirdiği) kurallar ve yasaklar meşru mudur, değil midir? Eleştirilecek yönleri nelerdir? Bu eleştiri ve itirazlar nasıl bir biçimde ve ortamda ortaya konmalıdır? söz konusu akımlar buna da yanıt vermelidirler.

Öte yandan PKK’nın Dersim özgülünde gözetmediği nedir? Her şeyi “savaşın kura ve zorunlulukları” ile açıklaması tutarlı ve yeterli midir? Bunu sistematik politikalar halinde ve tam bir katılıkla (zor öğesini başlıca öğe olarak yeterli görüp) uygulaması isabetli midir? Hele hele teori düzeyine çıkarıp ifrata vardırması tehlikeli sonuçlar yaratmaz mı? Salt ulusal bir çizgi ile Dersim gibi bir yerde gelişmenin güçlükleri açık değil midir? Dirençle karşılaşacağı çok açık değil midir? Ve kritik bir soru; bu olay PKK’nın gelecekteki seyri ve konumu, eş deyişle sosyalizmle ilerde karşı karışa karşıya geleceği gerçeğinin şimdiden işareti sayılmaz mı? PKK ile çatışmak durumunda olduğu akımlar arasındaki kavga milliyetçilik sosyalizm arasındaki kavga mıdır? Böyle mi yorumlamak gerekir?

Bu nokta da açıklığa kavuşturulmalıdır.

Kürt halk hareketinin başını alıp gittiği bir durumda Marksist Leninist bir hareketin bu hareketle birleşme/müttefikleşme sorununa bakışı nasıl olmalıdır? Bu hareketin “edilgen bir destekçisi” olmak ve giderek kimliksizleşip kişiliksizleşerek ulusal hareketin cereyanına tam bir destek mi? yoksa örneğin TDKP gibi, “ulusal hareketin önderliğini ele geçirmek” üzere Dersim gibi yerlerde yoğunlaşan, ulusal harekete içinden müdahale anlamına da gelen bir yoğunlaşma mı? Ki bu ister istemez PKK’yı teşhir ve yığınlardan tecrit çabasına da yöneltecektir onları. Çünkü yığınların PKK’dan uzaklaştırılıp saflara çekilmesi gerekir. Sonuç ise ne olur bilinmez. Yoksa bu hareketi etkileyip ileriye çekecek, önderlik esprisini fiili bir durum haline getirecek, devrimci bir sınıf hareketi yaratmada yoğunlaşmak ve bunu esas almak mı? Türkiye işçi sınıfını bağımsız sınıf kimliğine kavuşturup iktidara taşıyıp sorunu bu yatıcılıkla çözmek mi? Yoksa tüm halkçı hareketlerin mantığından hareketle “içerden bir iktidar kavgası mı?!”

Biraz daha netleştirelim. Neden çok özel biçimde sanayi kentlerinde ve sanayi proletaryası merkezli bir çalışmaya yoğunlaşılmıyor da, (ki Kürt sorununun devrimci çözümü de, ona anlamlı bir destek de bu eksende olanaklıdır), ısrarla Dersim gibi bir yerde “varolma” kavgasına yoğunlaşılıyor? Neden soluklu ve sınıf perspektifli bakılamıyor?

Hiç kuşkusuz Kürdistan’da da olunabilir. Ancak özellikle Dersim gibi bir yerde, hele de savaşın iyice boyutlandığı bir konjonktürde, nasıl bir politik ve örgütsel faaliyet, nasıl bir mücadele? Ulusal hareket ve PKK ile ilişkilerin biçimi konularında isabetli olmak şarttır. Ve tüm bunlar karşılıklı gözetilmeli, gerekirse bir protokol çerçevesinde ele alınmalı, çalışmaya ve ilişkilere rahatlık kazandırılmalıdır. Çatışma değil müttefiklik/dostluk durumu yaşanmalıdır. Aksi halde zararlı gelişmeler kaçınılmaz hale gelir.

Buraya kadar söylenenlerle sorunun yalnızca karmaşık değil, aynı zamanda kapsamlı olduğu da anlatılmaktadır…

Dersim’deki gelişmeleri değerlendirirken gözetilmesi gereken daha neler var?

Dersim halkı Alevidir. Öteden beri Palulu’ya, Mardin’e karşı önyargılıdır. “Şafi”, “kırık sakallı” olarak görür onları. Ulusal harekete karşı soğuktur. Bir ölçüde inkarcıdır. Kemalizm yanlısı yoğun eğilimlere sahiptir sıradan köylüleri. Kürtlüğünü bile kabul etmez yeri geldiğinde. Sindirilmiş bir kabul değildir. ”Horasan Kültürü” etkindir.

Devletin yarattığı efsanelere düşkündür. Çoğu işine gelir. Devletin provokasyonuna açıktır. Çabuk etkileniyor. yada işine geliyor. Örneğin Emniyet Müdürü “Siz PKK ile birleşemezsiniz, zira onlar Şafi’dirler” diyor. sıradan halkta yankı yaratabiliyor bu. Devlet, “Tunceli halkı aslında iyidir. Ama Urfa’dan, Mardin’den gelenler kışkırtıyor”, “huzuru onlar bozuyor” diyor, bu da yer yer tutuyor.

Devlet, “PKK iktidar olursa, en başta Dersimli’leri asar keser” diyor. yankı bulabiliyor, inanılabiliyor yada inanılmak isteniyor.

Devletin amacı bellidir. Açıktan ulusal harekete karşı korucu yapamadığı Dersim’i, dolaylı korucu yapmaya çalışıyor. yada en azından tarafsızlaştırmaya yöneliyor. Bu ise görülemiyor, oyuna geliniyor.

Aşiretler var Dersim’de. Devlete karşı teslimiyetçi, uzlaşıcı yada düpedüz işbirlikçi konumda olan az kişi yada kesim yoktur. Kaderci bir Alevicilik, devlete karşı tek kurşun sıkmamış aşiretler… Dersim isyanı ile birlikte içine girilen korku tüneli vb. , vb… Niyetlerden bağımsız olarak Dersim’de koruculuğun ince bir türü için nesnel bir temeldir. Ve bu tür bir koruculuğun ince yankıları vardır.

Mahalli gericiler zaman zaman ve yer yer bu eğilimi körüklerler. Baş uzatırlar. Devrime karşı platform yaratmaya yönelirler. Masumane biçimde kendi devlet işbirlikçilerine halkı alet etmek isterler. Geçmişte H. Koç’u bahane edip “bize” karşı, üstelik de sol akımlar (DY, PDA) destekli “halk komitesi” girişimi bile yaşandı. Sert bir saldırı ile püskürtülebildi ancak. “Halk komitesi” siyasi çalışmaya yasak getiriyordu. Gazete satmayı yasaklamak istedi. Gerektiğinde bizi sürgün edeceklerini söylediler. Unutulmamalı, içlerinde bilinçsiz “halk” da vardı. Sonradan uyandılar.

Mahalli gericiler ve kolaylıkla aldattıkları köylüler, geriye dönük çıkar ve özlemlerini, teslimiyetçiliklerini, devlete karşı mücadeledeki niyetsizliklerini, hep devrimci bir akıma yanaşarak, taraftarı gözükerek gizlemeye çalıştılar. Hala da öyle davranıyorlar. Kendilerince kurnaz bir taktik.

PKK tehdit mi ediyor? Vergi mi istiyor? Orman kesme mi diyor? devlete açıktan karşı çık mı diyor? vb… Hemen şu yada bu akıma başvuruyor. “Biz sizdeniz, bizi koruyun” diyor.

Bugünkü koşullarda devlete değil siyasetlere sığınıyor. Zira PKK korkusu var. Siyasetlere sığınmak en akıllıcasıdır.

Bununla da kalmıyor, usta bir propagandacı gibi PKK’nın bildik yanlışlarını habire eleştiriyorlar, teşhir ediyorlar. Devrimci akımları “tavlama” çabasıdır bu.

Çok dikkat edilsin. PKK asıl gücünü isyana katılmış yörelerden alıyor. İsyana katılmış yörelerin işsiz gençlerinden çıkarıyor kadrolarını. Devlete düşmanlıkları üzerine oturuyor. Kimilerinin “zengin köylü” olması bir gerçek. “Aşiret ağası” da var. Ancak unutulmasın, bu kişilerin hane halkı ‘38’demitralyözün önünde yere serilmişti.

Diğer akımların güç bulduğu yerler ise Pertek, Mazgirt gibi isyandan kaçınan, oportünist, teslimiyetçi, devlet yaltakçısı yada tarafsız/renksiz yerlerdir. Anti PKK olmaya çok yatkındırlar. Tüm propagandaları kaderci/mücadeleden kaçış üzerinedir.

Devrimci gruplar sorunu tüm karmaşıklığı ve kapsamı ile anlayabilecek durumda değil. Son günlerde yazılıp çizilenler oldukça düşündürücüdür.

“Devrimcilerin katledilmesini, PKK’nın sorumsuzluğunu ve siyasal tekel kurma arzularını sert bir biçimde mahkum etmek elbette gereklidir. Ancak olumsuz örnekler var. Gerçek konuya ilişkin başyazısı ile eskiye dönüş sinyalleri veriyor. Çok tehlikeli devrimci samimiyetten yoksun, ucuz demagojiye dayalı bir yazı. PKK’yı “ajan provokatör” ilan etmek için teorik gerekçe arıyorlar yine. Doğaldır. Zira onların PKK’ya hep soğuk, hep önyargılı, hep mesafeli olduğunu biliyoruz. Dev–Sol ve TİKKO da öyle keza. PKK’ya en soğuk ve mesafeli olan akımlar bunlar. Ateşkes sırasında yazdıkları hatırlansın. Olmadık senaryolar icat etmeye kalktılar. “ABD ile ilişkili midir” acaba vb. diyerek kuşku yaydılar. Ortaya çıkan durumdan neredeyse gizli bir sevinç duydular. PKK’nın ulusal devrimci bir hareket olmadığını kanıtlamaya çalışma, bunların en önemli çabası oldu. PKK’nın zaaf ve yanlışları üzerine “politika yapma”yı politikadan sayıyorlar. Şimdi de tehlikeli tahliller devreye sokulmaya çalışılıyor. Demek oluyor ki bu hareketler ideolojik sınıfsal bakışın gerçek bir muhasebesinin ürünü olmayan bir PKK değerlendirmesi yaptılar ’80 sonrası. PKK ulusal harekettir tespitleri ideolojik içeriğe sahip değildi. Yaşam dayattı, kabul etmek zorunda kaldılar. Bu nedenledir ki şimdi kolaylıkla eski önyargılarına dönebiliyorlar.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: