(DEV-GENÇ) DEVRİMCİ YOL – İGD ÇATIŞMASI

(DEV-GENÇ) DEVRİMCİ YOL – İGD ÇATIŞMASI

 

THKP–C çizgisinde siyaset yapan Dev–Genç’le TKP yanlısı İGD’liler arasında 18 Eylül 1976 öncesi ve sonrasında ideolojik görüş ayrılıklarından ve politika tarzından kaynaklanan, kavgalar yaşandı. Dev–Genç ve İGD arasındaki ilk kavga Dev–Genç’in 18 Eylül 1976’da Ankara’da DGM’lerin yeniden kurulmasına karşı düzenlediği miting ve yürüyüş yüzünden çıktı. Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen miting ve yürüyüş TKP taraftarı İGD ve TKP’lilerin hakim olduğu DİSK yönetimi tarafından engellenmek istendi. DİSK Dev–Genç’in mitingini sabote etmek için bir çok sol örgüt ve derneklere katılmayın çağrısını yaptı. İGD ise yayınladığı bildiride Dev–Genç’i “goşist ve maceracı küçük burjuva akım” olarak değerlendirerek “goşistlerin mitingine katılmayın” çağrısında bulundu. TKP’nin katılmayın çağrılarına rağmen Dev–Genç’in düzenlediği mitinge 15 bin kişi katılmıştı. Dev–Genç mitingine katılmayan DİSK ve ona destek veren İGD’liler ise 27 Eylül’de ayrı bir miting düzenlediler. Dev–Genç’in yayın organı Devrimci Gençlik Dergisi’nin 6 Ekim 1976 tarihli 13. sayısında miting ve yürüyüşlerini engellemek isteyen İGD ve DİSK’e yönelik şu suçlamalar yapılmakta:

Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu tarafından DGM’lerinin yeniden kurulmasına karşı 18 Eylül’de Ankara’da bir miting ve yürüyüş düzenlendi. Nitelik olarak oldukça önemli olmasının belli başlı iki ana nedeni vardır: Bunlardan birincisi ve en önemlisi açık faşizm döneminin özelliklerini önemli ölçüde muhafaza etmek ve faşistleştirilmiş olan devlet kurumlarının baş bekçiliğini yapan DGM’lerin yeniden çıkarılmasına karşı işçilerin grevlerinin ve diğer halk kesimlerinin yükselen eylemlerinin önemli bir parçası olmasıdır. Kısacası halkın yeni boyutlara ulaşan anti faşist eylemlerinin ve giderek artan düzene karşı muhalefetinin önemli bir parçasıdır 18 Eylül Mitingi.

Nitelik olarak önemli olmasının, ikinci bir nedeni de revizyonistlerin tüm engellerine rağmen mitingin başarılı bir şekilde yapılmış olmasıdır. Bu eylemle, halkın düzene karşı gelişen muhalefetini revizyonistlerin ve reformistlerin büyük ölçüde kontrolünde olmadığı da açığa çıkmış oldu.

Çünkü revizyonistler ellerinde bulunan kitle örgütlerinin üyelerinin 18 Eylül mitingine katılmamalarını istediler. Hatta sadece üyelerinin değil, anti faşist olan herkesin katılmamasını istediler. Bu mitingin provokasyon mitingi olduğunu açıkladılar. Ve yıllardır devrimcilerin yaptıkları her eylem için yönelttikleri “provokasyon olur” efsaneleri de böylece bir kez daha kitlelerin ayakları altında ezilip gitti.

DGDF’nin yaptığı mitingi zayıf düşürebilmek için “gazetelere ilan verelim de kimse katılmasın” diyen İGD’li hainler objektif olarak polise göz kıptılar. DİSK yönetimi de onlardan geri kalmayarak üyelerinin bu mitinge katılmalarını isteyen demeçler verdiler. Daha düne kadar “DGM konusunu biz tartışamayız bile, DGM konusunda söz söyleme hakkı olan DİSK’tir. O ancak o konuda bir eylem yaparsa yapar, demokratik kitle örgütleri olarak da bize düşen görev DİSK’in yapacağı eyleme katılmaktır” diyen örgütsel bağımsızlığı hiçe sayan bazı kitle örgütlerinin revizyonist yöneticileri “biz daha sonra miting yapacağız” diye 18 Eylül mitinginden önce gazetelere ilanlar verdiler. Onların da bu haberlerini gazetelere 18 Eylül öncesinde vermelerinin asıl nedeni DEVRİMCİ GENÇLİK’in mitingini zayıf düşürmekti.

AYÖD Ağustos ayının başında DGM ile ilgili eylem önerisi, götürdüğü zaman on bir kitle örgütünün yöneticisine; bu örgütlerin tepesine çöreklenmiş olan revizyonistler DİGM konusunu bile tartışmıyorlardı. Tartıştıkları tek konu vardı AYÖD atılsın İGD alınsın. Demokratik kitle örgütlerinin bu toplantılarından somut olarak hiçbir sonuç alınamayacağının anlaşılmasından sonra DGDF DGM’ye karşı devrimcilerin mücadele etmesinin şart olduğunun bilincinde olarak 18 Eylül miting ve yürüyüşünü düzenledi. DGDF’nin bu kararı elbette ki hiçbir şey yapmak niyetinde olmayan, revizyonist sendika ağalarının emektar hizmetlilerini şaşkına çevirdi. Ve alel acele miting yapma kararı aldırttı onlara. Çünkü onlar çok iyi biliyorlardı bir şeyler yapmalarının bir zorunluluk olduğunu. 27 Eylül’de miting yapma kararı aldılar. Onlar 18 Eylül mitingine hiç kimse katılmasın diye gazetelere haberler uçurdular. Yurtlarda “mitinge polis saldıracak, gitmeyin!” diye mitingin antipropagandasını yaptılar, DGDF’li arkadaşlar ise onların 27 Eylül’deki mitinglerine en geniş katılımı sağlamak için bildiri dağıttılar. Çünkü Devrimci Gençlik için somuttaki hedef DGM’lerin yeniden kurulmasına karşı direnmek olmalıdır. Yoksa “bu mitingi revizyonistler yapıyorlar o zaman onu sabote etmek gerekir” anlayışı bu günün şartlarında kesinlikle yanlış bir anlayıştır… (Ayrıca 27 Eylül mitingini düzenleyenler sadece modern revizyonistler değil; mitingi düzenleyenler arasında devrimci ve demokratlar da vardır.) Tabii ki devrimcilerin amacı revizyonistleri güçlendirmek değil aksine onları kitlelerden tecrit etmek olmalıdır. Onların kendi eylemlerine de devrimci siyaseti hakim kılmak için sonuna kadar mücadele etme en doğrusudur.

 

Dev–Genç’in İGD Baskını

Dev–Genç ve İGD arasındaki karşılıklı suçlamalar her iki grup taraftarlarını İstanbul’un çeşitli üniversitelerinde ve semtlerinde karşı karşıya getirdi. Öğrenci gençlik içerisinde İGD’den daha fazla güce ve etkiye sahip olan Dev–Genç’liler İGD’ye olan kızgınlıklarını Ekim 1976’nın ortalarında İGD’nin İstanbul’daki şubesini basarak gösterdiler. İGD’yi basan Dev–Gençliler binada bulunan İGD’lileri dövdüler. Dev–Genç’in İGD’yi basması yine Sovyet yanlısı sol gruplardan biri olan TSİP’in gençliğe yönelik yayın organı olan 15 günlük “Genç Sosyalist” gazetesinin 2 Kasım 1976 tarihli 4. sayısında şöyle anlatılmaktadır:

Yurtsever gençlik kesimleri arasında zaman zaman tartışma ve eleştiri çerçevesini aşan davranışlara rastlamak mümkün. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da İlerici Gençler Derneğinin diğer bir gençlik grubu tarafından basılması ve bu olayın ardından yoğunlaşan tartışmalar, bizi demokratik gençlik hareketinin çeşitli kesimlerini uyarmaya yöneltti.

Birinci olarak İGD’nin basılmasının hiç bir açıklanabilir sebebi yoktur. Olaydan sonra polisin İGD’ye girmesi olayın nasıl provokasyona yol açabileceğini de göstermektedir. İGD’yi basmak herhalde İGD üyelerinin mücadeleden vazgeçmesine yol açmamıştır. Kendisine “sosyalist” diyenler için öç almak diye bir sorunda olmadığına göre İGD’yi basanların amacı nedir?

Amaç “sol” maceracı gençlik kesimleri içinde parsa toplamak, yiğitlik taslamaktır. Olaydan sonraki tartışmaları İGD’yi basmanın doğrultuda ele alındığını gösteriyor.

Bu tavır, ilkesiz ve en çok kullananların zararına bir tavırdır. Güç gösterisi yaparak adam toplamayı amaçlayanlar kendilerinden daha büyük bir güç karşısında (bu güç hakim sınıfların gücü bile olabilir) topladıklarını dağıtabilirler.

Sonuç olarak İGD’yi basanlar yanlış hesap yapmışlardır. Bu, demokratik gençlik hareketinin bir kesimini (İGD’yi) doğrudan karşıya almak demektir.

Benzer tavırlara İGD ve İlerici Gençlik gazetesi taraftarlarında da rastlamak mümkün. İYG gazetesinde de sık sık Faşist Goşist terimleri yan yana kullanılarak goşistlerin de karşı–devrimci oldukları çağrışımı yapılmak isteniyor. Nitekim aynı çevreden arkadaşlar bu tavrı açıklayabilmek için “goşizme karşı mücadelenin sınıf mücadelesinin olduğunu” ileri sürüyorlar.

 

TÖB–DER’in 4. Kongresinde Dev–Yolcular ve İGD’liler Birbirine girdi.

TÖB–DER ilk olarak Türkiye Öğretmenler Birliği (TÖB) adıyla 3 Eylül 1971’de kuruldu. İçişleri Bakanlığı’nın dernek isimlerinde bulunan birlik sözcülüğünü yasaklamasından sonra 23 Kasım 1971’de Afyon’da yapılan genel kurulda adı değişecekti. Kurucular Kurulu örgütün adını Türkiye Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB–DER) olarak değiştirdi. Yeni dernekler kanunu Türkiye sözcüğünün kullanılmasını bakanlar kurulunun iznine bağladığından 4–5 Şubat 1973’de Ankara’da yapılan 2. olağanüstü genel kurulda örgütün adı yeniden değiştirilerek “Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği” (TÖB–DER) adını aldı.

TÖB–DER, TÖB’ün TÖS’ten devraldığı mallar ve 200 şubeyle birlikte kısa sürede sol görüşlü öğretmenlerin merkezi örgütü haline geldi. TÖB’den sonra TÖB–DER ömrü hayatında 4 genel kurul yaşadı ve 3 genel başkan değiştirdi. İlk dönem Ali Bozkurt, İkinci dönem Cemile Çakır son iki dönem ise Gültekin Gazioğlu genel başkanlık yaptı. Değişik sol güçlerin hemen hemen her alanda ayrı örgütlenmelere gittiği 1970’li yıllarda, TÖB–DER devrimci öğretmenleri ve solu aynı çatı altında topladı. TÖB–DER genel kurulları sol fikirlerin yarıştığı bazen de sert tartışmaların ve kavgaların çıktığı zeminler oluyordu.

TÖB–DER içinde Dev–Genç taraftarı öğretmenlerin yani “Devrimci Öğretmen” grubuyla, TKP yanlılarının “Birlik Dayanışma” grubunun çekişmesi yaşanıyordu.

TÖB–DER çatısı altında bir araya gelen Marksist sol gruplara mensup öğretmenler sosyalist hareket içerisinde yaşanan fikri ve siyasi kavgalarını burada da sürdürmüşlerdir. TÖB–DER’de basına da yansıyan ilk kavgalar 24–26 Temmuz 1976’da Ankara’da yapılan 3. olağan kongrede meydana geldi. Ortak hedefleri Marksist bir düzen kurmak olan bu uğurda mücadele eden yol yöntem ve araçları farklı olan sol siyasal gruplar 3. olağan kongrede TÖB–DER yönetimini ele geçirmek için kıyasıya bir mücadeleye giriştiler. İlk kongrede TİP, TSİP, CHP ve TKP’lilerin desteklediği TSİP adayı Gültekin Gazioğlu ile Dev–Genç çizgisinde faaliyet gösteren Devrimci Öğretmen grubu içerisinde büyük bir mücadele yaşanmış Moskova yanlısı grup TÖB–DER’de yönetimi ele geçirip hakimiyeti sağlamıştı. Bu kongrede her grup siyasi konuşmalar da yapmıştı. TİP genel başkanı Behice Boran’ın konuşmasından sonra karşılıklı slogan atılmış gruplar kongreye damgasını vurmak istemişti. İki gün süren kongrede TKP yanlısı İGD’lilerle Devrimci Öğretmen grubu olarak kongreye katılan Dev–Genç taraftarları arasında kavgalar yaşanmıştı. Dev–Gençliler İGD yanlısı bazı öğretmenleri ve bunlara destek vermek için salona gelen gençlik kesimindeki sempatizanlarını döverek dışarı attılar. Cumhuriyet gazetesi kongrede çıkan olaylardan Dev–Gençlileri sorumlu tutmuştu. 26 Temmuz 1976 tarihli Cumhuriyet gazetesinde İGD’liler korunurken Dev–Genç yanlısı devrimci öğretmen grubundan öğrenciler olarak bahsediliyordu. Dev–Genç’in yayın organı Devrimci Gençlik dergisinin 7 Ağustos 1976 tarihli 11. sayısında TÖB–DER kongresine değinilirken TKP, TİP, TSİP revizyonistlikle, Cumhuriyet gazetesi de “sahtekar” tavırlar sergilemekle suçlanıyordu.

TÖB–DER’deki kavgalar sadece Dev–Genç taraftarlarıyla Moskova yanlısı gruplar arasında değil yine TÖB–DER üyesi olan Maocu olarak adlandırılan Halkın Kurtuluşu, Halkın Sesi, Halkın Birliği, Halkın Yolu gibi gruplara mensup öğretmenlerle Moskova yanlısı gruplar arasında da meydana gelecekti. Maocu ve Moskova yanlısı gruplar 5 Şubat 1977’de Ankara Tandoğan alanında düzenlenen mitingde Maocu gruplar farklı pankart taşıdığı ve farklı sloganlar attığı gerekçesiyle TÖB–DER yönetimine sahip olan Moskova yanlısı gruplar tarafından alana alınmak istenmemişti. Bunun üzerine her iki gruba mensup öğretmenler ve öğrenciler birbirleriyle taşlı sopalı çatışmaya girmişlerdi. Bu olaydan sonra TÖB–DER genel başkanı TSİP yanlısı Gültekin Gazioğlu halkın sülalesi olarak adlandırılan grupları Maocu Bozkurtlar olarak nitelemiş, onlar da yönetimi revizyonist, sosyal emperyalist, sosyal faşist ve Rus uşağı olmakla suçlamışlardır. Daha sonra değiştirilen disiplin yönetmeliği hükümlerine dayanarak, bu olaya karışan yönetim karşıtı küme üyeleri onur kurulu kararı ile örgütten çıkarılmışlardır.

TÖB–DER’de kavgalar ve çekişmeler bitmeyecekti. 21–24 Ağustos 1978’de Ankara’da toplanan 4. olağan genel kurul da kavgalarla başlayacak mahkemelerle devam edecekti. 4. olağan genel kurulda da sol örgütlerin yine TÖB–DER yönetimini ele geçirmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ettikleri ve bir çok entrikalar çevirdikleri oyunlarla devam edecekti. TÖB–DER 4. büyük kongresinde 3 grup ortaya çıktı. Birincisinin başını genel merkezciler çekiyordu. Demokratik Merkeziyetçiler adıyla çalışma yürüten bu grupta TSİP, Kurtuluş ve Kürt soluna mensup Özgürlük Yolu çevresi vardı. İkinci grup, Birlik ve dayanışmacılardı. Bunlar da TKP (İGD), TİP, DDKD ve CHP’li Halkçı eğitimcilerden oluşmaktaydı. Üçüncü grup ise Devrimci Yolcu devrimci öğretmenlerdi. Divan seçimi öncesinde ve sonrasında Devrimci öğretmen adıyla kongrede yer alan Devrimci Yol taraftarlarıyla “Birlik ve Dayanışma” adıyla kongreye katılan İGD’liler arasında sopalı ve yumruklu bir çatışma yaşandı. Her iki grubu desteklemek için dışardan gelen militanların da katılımıyla salon ve salon dışında büyük arbedeler meydana geldi. Divan seçimini Birlik ve Dayanışma grubu kazandı. Divan Başkanlığı’na bu grubun adayı Süleyman Üstün 280 oyla seçildi.

Kongrenin 3. günü TÖB–DER’in üyesi bulunduğu Uluslar arası Öğretmenler Birliği (FİSE) başkanı salona girmek isterken polislerce aranıyordu. Genel merkezcilere göre bu örgütleri için onur kırıcıydı. Divan yenilenmeliydi. Bu olayı bahane eden divan seçimini kaybeden genel merkezciler ve Devrimci Öğretmen Grubu divana bir güvensizlik önergesi verdiler. Bu önergenin oylanmasını istediler. Verilen önerge divan tarafından oya sunuldu. Divan 277 delegenin verdiği güven oyuna karşılık 349 güvensizlik oyuyla düşürüldü. Divan başkanlığına genel merkezcilerle birlikte hareket eden Devrimci Öğretmen Grubuna mensup Devrimci Yolcu Ali Başpınar seçildi. Divanı kaybeden Birlik ve Dayanışma grubu kongreyi iptal ettirmek için bir gün sonra Ankara 10. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme dava açıldıktan yarım saat sonra muhalefetin başını çeken Birlik ve Dayanışma grubunun başvurusunu kabul ederek tekrar eski divanın görevine kaldığı yerden devam etmesini istedi. Bu seferde Demokratik Merkeziyetçiler ve Devrimci Öğretmen Grubu mahkeme kararına itiraz etti. Her grupta ayrı ayrı seçimler yaparak kendi genel başkanlarını seçtiler. Kongreye TÖB–DER genel başkanı olarak giren Gültekin Gazioğlu yani genel merkezciler ve bunlarla ittifak yapan delegeler tekrar başkanlığa Gültekin Gazioğlu’nu getirdiler. İkinci kez yapılan divan seçimini kaybeden Birlik ve Dayanışmacılar da genel merkezcilerin yapmış olduğu kongrenin yasal olmadığını ileri sürerek onlar da kendilerini destekleyen delegelerle bir kongre yaptılar başkanlığa da TKP’li Talip Öztürk’ü getirdiler. Bu manzarayla 1978’de TÖB–DER’de iki başlı yönetim iki ayrı genel başkan çıktı. Sonuçta uzun süren mahkemeler neticesinde Gültekin Gazioğlu TÖB–DER’in genel başkanı olarak resmen ilan edildi.

TÖB–DER’de yaşanan gerilimi ve görüntüyü Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu 25 Temmuz 1978 tarihli yazısında şöyle yansıtıyordu:

Kapıda bekleşen insanların yüzlerine şöyle bir bakarsanız bir kavganın, kapışmasının hemen kopmak üzere olduğunu anlarsınız. Herkes öfkeli. Herkes bir ölüm kalım savaşının öfkesini yaşıyor. Hoşgörü yerini kin ve öfkeye bırakmış. Bir fraksiyon bağnazlığı ki, sormayın gitsin. Kaşlar çatılmış, sinirler gergin. Hani ‘faşizme karşı omuz omuza’ olunuyordu? Bunlar unutulmuş…

 

Dev–Genç:

“TKP’li hainlerin kuracağı tuzağa düşmeyelim”

İzmir’in çeşitli liselerinde Pekinci ve Tirancı gruplarla Moskova yanlısı gruplar arasında çeşitli kavgalar ve çatışmalara Cepheciler olarak adlandırılan çevrenin en güçlü ve köklü örgütü olan Dev–Genç de dahil olacaktı. Dev–Genç İzmir’de belli bir gücü olan İGD taraftarlarıyla 1979’un başlarından itibaren semtlerde başlayan, liselerde devam eden sokak ve okul hakimiyet kavgalarına girdi. 19 Şubat 1979 günü İzmir’in Çınarlı Meslek Lisesi çıkışında Dev–Yol taraftarı bir grup liseli İGD’lilerin silahlı saldırısına uğramıştı. İGD’lilerin saldırısı üzerine Dev–Yol’un gençlik örgütü Dev–Genç bütün İzmir genelinde bir bildiri dağıtarak olayı protesto etmişti. Dev–Genç bildirisinde “TKP’li hainlerin kuracağı tuzağa düşmeyelim” yazıyordu. 9 Mart 1979 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde yer alan Dev–Genç bildirisinden bir bölüm şöyle:

TKP’li hainlerin bugüne kadar yaptıklarını da göz önüne alarak bundan sonra bilinçli bir şekilde kuracağı tuzaklara düşmememiz devrimci sorumluluğumuzun bir gereğidir. Bugüne kadar ilimizde göreceli gücüne güvenen TKP’li hainler hemen hemen bütün olaylarda devrimcilere karşı zor kullanmaktan, kurşun sıkmaktan, geri kalmamışlar;her olayda provokatörlük görevlerini gerektiği gibi yerine getirmişlerdir. (Karabağlarda devrimcileri polise teslim etmeleri, Hatay’da faşistlerin gönüllü şahitliğini yapmaları, Karşıyaka’da devrimcilere kurşun sıkıp, polise isim vermeleri kısaca hatırlanabilir). Şimdiye kadar çoğu saldırılarını Halkın Kurtuluşunu bahane ederek sürdüren TKP’li hainler son günlerde doğrudan doğruya devrimci hareketimize yönelik saldırılarını yoğunlaştırmışlardır.

19 Şubat Pazartesi günü Çınarlı Meslek Lisesinde meydana gelen olay TKP’li hainlerin karşı–devrimci saldırgan yüzünü açıkça ortaya koymuştur. Adı geçen olayda devrimciler, devrimci önderimiz Ulaş Bardakçı’yı anmak için, bir gösteri düzenleyip, okula dönmüşlerdir. Okula dönüşten biraz sonra, polisin saldırısına açık bir ortamda okulla ilgisi olmayan kırk elli kişilik İGD’li bir grup, Halkın Kurtuluşu ile eski çatışmalarını bahane ederek olay çıkarmak ve polisin istediği provokasyon ortamını yaratmak istemişlerdir. Kendilerine Halkın Kurtuluşu’nun herhangi bir inisiyatifi olmadığı, görülecek hesapları varsa, başka yerde görmeleri gerektiği şu anda, çıkarılacak olan bir olayın provokasyon olacağı, biraz önce düzenlenen gösteri ile ilgili her an polisin okula gelip, öğrencilere saldırabileceği, herhangi bir olaya meydan vermeden çekip gitmeleri gerektiği izah edilmiştir. İGD’lilerin buna cevabı ise, “Burada inisiyatifi silahlar belirler” diyerek liseyi yaylım ateşine tutmak olmuştur. İGD namlularından çıkan kurşunlar camları kırmış, duvarlara saplanmıştır. Tesadüf eseri bu kurşunlar öğrencilere isabet etmemiş, olsa bile, bu durum İGD’li hainlerin suçunu hafifletmez. İşlenen suç öğrencilere ateş etmek, karşı–devrime hizmet etmektir.

Sonuç olarak TKP’li hainler bundan böyle benzeri saldırılarını şu veya bu bahaneyle sürdüreceklerini bir kez daha göstermişlerdir.

 

İGD: “Dev–Yol” sempatizanlarına sesleniyoruz:

Ellerinizi Maocuların kanlı ellerinden çekin!”

İzmir’de Devrimci Yol taraftarlarıyla olan kavgalar İGD’nin yayın organı “İlerici Yurtsever Gençlik” gazetesinin 22 Haziran 1979 tarihli 77. sayısında da geniş bir şekilde yer aldı. İGD’lilere göre Dev–Yol’la olan kavgalarının sebebi Dev–Yolcular’ın “Maocularla ittifakıydı” Dev–Yol taraftarları İGD’ye karşı Maocular’la işbirliği yapmaktadır. İYG’de yer alan Dev–Yol taraftarlarına yönelik “Ellerinizi Maocular’ın Kanlı Ellerinden Çekin!” başlıklı yazı aynen şöyleydi:

Dev–Yol şeflerini gerek bildirilerinde, gerek yayın organlarında İGD’ye yönelttikleri suçlamalara gelince: İGD için ”hain” diyorlar. Hain kimdir? Hain, yurduna, halkına, işçi sınıfına, işçi sınıfı hareketine ihanet eden demektir. Kimdir hain? Lenin’in ülkesine, sosyalizmin kalesine saldırmayı devlet politikası haline getirenler mi, yoksa Lenin’in aydınlık yolunda yürüyen, Sovyetler Birliği’ni sarsılmaz proletarya enternasyonalizmi bağlarıyla destekleyenler mi? Angola halkının ulusal kuruluş hareketini arkadan hançerleyenler mi? Dayanışmayı yükseltenler mi? Vietnam Sosyalist Cumhuriyetine saldıranlar mı? Saldırıya karşı çıkanlar mı? Che’nin, Fidel’in ülkesine, Özgürlük Adası’na düşman gözle bakanlar mı? “Küba’ya Evet, Amerika’ya Hayır” diyenler mi? Siyonizmle uzlaşan emperyalist uşağı Sedat’la anlaşanlar mı? Filistin ve diğer Arap halklarını haklı savaşımını her koşulda sonuna kadar destekleyenler mi? Şili halkının kasabı Pinoşet ile dostluk kuranlar mı? Şli halkının faşizme karşı savaşımına koşulsuz destek olanlar mı?

Hain kimdir? Emperyalizmin, faşistlerin sadık dostu Maoculardır. Onlar işçi sınıfına ihanet etmişlerdir. “Halkın Kurtuluşu” Maocu bozmaları ile ittifaka girenler, hainlerin elinden tutanlar İGD’ye nasıl “hain” diyebilirler?

Biz sizlere henüz “hain” demiyoruz. Hainlerle kol kola girmenize rağmen “hain” demiyoruz. Çünkü biz, sizler gibi sorumsuz bir biçimde oraya buraya “hain” suçlaması yöneltemeyiz. Fakat Maocu hainlerle kol kola giren politikanızı derinleştirirseniz, “hain” damasını yemekten kurtulamazsınız. İşçi sınıfının ve O’nun yolundan yürüyen ilerici gençliğin “hain” damgasını yiyenler ise kolay kolay iflah olmazlar.

Dev–Yol şefleri bir süredir Halkın Kurtuluşu Maocu bozmaları ile kapalı kapılar ardında pazarlık sürdürüyorlar. Burjuva politikacılığı yapıyorlar. Dev–Yol şefleri eğer ideolojilerine, politikalarına, görüşlerine güveniyorlarsa kapalı kapılar ardında burjuva politikacılığı yamayı bırakıp, “Halkın Kurtuluşu” ile gerçekleştirmeye çalıştıkları ittifakın içyüzünü, ilkelerini tabanlarına açıklarlar.

 

İGD: “Maocu bozmalar emir veriyor “Dev–Yol” şefleri uyguluyor”

Dev–Yol ile İGD arasındaki kavgalar Ağustos 1979’da İzmir Adana ve Kars’ta devam etti. Her iki grup taraftarları birbirlerine yönelik saldırılarda bulundu. Dev–Yol’la olan çatışmalarla ilgili İYG’nin 22 Eylül 1979 tarihli 80. sayısında Dev–Yolcular yine Maocu gruplarla işbirliği yapmak ve onlardan emir almakla suçlanıyordu. İYG’de yer alan “Maocu bozmalar emir veriyor Dev–Yol şefleri uyguluyor” başlıklı haberin altında şu yazı yer almaktaydı:

9 Ağustos günü Menemen İGD şubesi üyesi iki gence saldıran “Dev–Yol”cular, İGD’lileri kurşunla yaraladılar. Bu arada ”Faşizme Karşı Savaş kampanyası” sırasında İGD Altındağ temsilciliğine karşı saldırılarını yoğunlaştıran “Dev–Yol”cular, İGD’nin duvar yazılarını sildiler. Ayrıca kampanya ile ilgili bildiri dağıtan İGD’lilere karşı, dışardan getirdikleri bir grupla sopa ve zincirli bir saldırı düzenlediler. Saldırıda bir İGD’li ağır yaralandı.

30 Ağustos günü Yeşilyurt’ta, Maocu “Partizan” adlı çetinin katlettiği Ahmet Hakan’la ilgili bildiri dağıtımından dönen Zeki Haktar adlı İGD’li Hatay semtinde “Dev–Yol”cuların pusu kurması sonucu yaralandı. bir gün sonra yine bir grup “Dev–Yol”cunun saldırısına uğrayan bir İGD’li yaralandı.

3 Eylül günü gece saat 01. 00 sıralarında çalıştığı fırından silah zoruyla, Süleyman Keskin adlı İGD’liyi kaçıran “Dev–Yol”cular, arkadaşımızı Karabağlar Yeniçamlık semtine götürüp, bir ağaca bağlayarak dövdüler. Daha sonra bir inşaatta yüzünden sigara söndürülen Keskin, içi pankart dolu bir depoda işkence gördü. “Dev–Yol”cular burada İGD’li arkadaşın yüzüne jilet atarak, çenesinin altına yanar çakmak tuttular.

Bir süre önce Samandağ’da geçmiş bir olayı bahane eden “Dev–Yol”cular, Samandağ’lı bir İGD’liyi Adana Mühendislik Yüksek Okulu’na almak istemediler. Kanal Köprü mahallesinde ise “MHPÜGD Kapatılsın, Faşist Türkeş Tutuklansın” pulunu yapıştıran bir İGD’liye saldırdılar. Yine aynı semtte bir karpuz satıcısı esnafı silah çekerek “sen İGD’li misin?” diye tehdit ettiler.

22 Ağustos günü ise işten çıkan İGD’li 7 Tekel Sigara Fabrikası işçisine 3035 kişilik bir grupla saldırdılar. Bir arkadaşın başını taşla ezmeye kalkıştılar.

Ağustos başlarında ise Kars’ın Bülbül Mahallesinde ilerici gençlere saldıran “Dev–Yol”cular, Kars İGD Şube Sekreteri’ni ağır yaraladılar.

 

İGD: “Dev–Yol’cular Ekrem Öztürk adlı devrimci öğretmeni katletti”

19 Mayıs 1980 günü TKP yanlısı Birlik ve Dayanışmacı grubuna mensup öğretmen Ekrem Öztürk İstanbul’da öldürüldü. Ekrem Öztürk’ün öldürülmesinden TKP’nin gençlik örgütü İGD, Dev–Yol’u sorumlu tuttu. Katillerin Dev–Yol taraftarı olduğunu açıkladı. İGD taraftarı 15 günlük Gençlik Dünyası adlı derginin 29 Mayıs 1980 tarihli 4. sayısında bu cinayetle ilgili şunlar yazmaktadır:

Birlik–Dayanışmacı öğretmen Ekrem Öztürk, İstanbul Halkalı’da Dev–Yol’cular tarafından katledildi. Ekrem Öztürk’ün cenazesi yığınsal bir törenle Halkalı Mezarlığı’nda toprağa verildi. Sıkı güvenlik önlemleri alınan cenaze törenine demokratik örgüt temsilcileri, öğretmenler, işçiler, gençler ve Halkalı’lı emekçiler katıldı. Mezarlıkta arkadaşları tarafından yapılan bir konuşmadan sonra saygı duruşundan bulunuldu ve devrimci andı içildi.

Öte yandan Ekrem Öztürk’ün katledilmesi üzerine TÖB–DER Çatalca, Kartal, Beykoz, Şile, Yalova şube başkanları basına ortak bir açıklama yaptılar. Açıklamada, Öztürk’ün Devrimci Yol taraftarlarınca öldürülmesi lanetlenerek “politik görüşü ne olursa olsun, bütün anti faşist öğretmenleri, saflarımıza burjuvazinin sokmaya çalıştığı bu kamayı tutan elleri, bu anlayışı mahkum etmeye, teşhir etmeye, tecrit etmeye çağırıyoruz” dendi.

 

İGD: “Devrimci Yol’un yolu küçük burjuva devrimciliği çıkmaz yoldur”

TKP ve onun gençlik örgütü İGD’nin Dev–Yol’a yönelik suçlamaları Dev–Yol taraftarlarının büyük tepkisini çekiyordu. Dev–Yol grubu hakim oldukları bölgelerde İGD’lilere şiddet uygulamaktan çekinmiyordu. Devrimci Yol’un özellikle Samsun, Ünye, Fatsa, Perşembe ve Ordu’da uygulamış olduğu tavırla ilgili İGD taraftarı “Güneşli Dünya” adlı gazetenin 12 Haziran 1980 tarihli 5. sayısında Devrimci Yol’a yönelik “Küçük Burjuva devrimciliği çıkmaz yoldur” başlıklı yazıda şu suçlamalar yapılmaktaydı:

Eğer “Dev–Yol” şefleri Samsun, Ünye, Perşembe’deki gelişmelerden gerekli dersleri bir an önce çıkaramaz, gerekli önlemleri alamazlarsa varılacak nokta aynı olacaktır. Hareket içindeki inançlı, dürüst unsurların kararlı bir savaşım yürütmesine karşın geniş halk yığınlarından kopuk bir gençlik direnci “resmi sivil faşist terörü geriletmek için yeterli olmayacaktır.

“Dev–Yol” şefleri Fatsa’da kendi dışlarında hiçbir ilerici, demokrat örgütlenmeye “müsaade etmemekle” bu faşist terörü zor kullanarak “devrimci yoldan” engelleyeceklerini sanıyorlar. Bu Fatsa’da anti faşist savaşıma katılabilecek toplumsal potansiyelin seferber edilmesini giderek halktan, geniş yığınlardan ve kendi tabanından soyutluyor.

Hareket içindeki kimi “etkin” ve “yetkin” lümpen unsurların, hareketin göreceli saygınlığını ve korkusunu bireysel çıkarları için kullandıklarını ve büyük çapta “haraç” vurduklarını duymayan sağır sultan kalmamıştır. “Köşeyi dönmek devrimcisi” kavramı, günlük yaşama girmiştir. Halkla ilişkiler baskı ve korkuya dayanmaktadır ve bu namlunun ters dönmesi tehlikesini reel yapmaktadır.

Yineliyoruz! Resmi terörü, faşist terörü geriletebilecek, kıracak tek güç işçi sınıfının savaşım yöntemlerini kılavuz edinen tüm devrimci, ilerici, demokrat güçleri yığınsal örgütlü savaşımıdır. Bu savaşım biçimi, gençliğin devrimci coşkusuyla bütünleşmediği için, Samsun’da, Perşembe’de, Ünye’de bu kaçınılmaz sonuca ulaşılmıştır.

“Kendini kurtarmış bir yer” olan Fatsa’da yığınlara dayatılan “ya pasifizm ya bireysel terörizm” ikileminin her iki yanının da özünde karşı devrimcilik olduğu kavramadıkça, işçi sınıfının Marksist Leninist ideolojisiyle ve işçi sınıfının Leninci yığınsal savaşım yöntemleriyle yönlendirilemediği ve “Dev–Yol” dışındaki tüm ilerici, demokrat potansiyel seferber edilemediği sürece, “Dev–Yol”un kendileri dışındaki tüm ilerici, demokrat, anti faşist güçler üzerindeki terörü, kaçınılmaz olarak yerini faşistlerin terörüne terk edecek ve “kendini kurtarmış” bu yer, “el değiştirecektir”.

Alanlarda kalıcı olanlar, ardıcıl olanlar, işçi sınıfının ve onun savaşım yolundan yürüyenler olacaktır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: