DEV–YOL – KURTULUŞ Çatışmalarına Sosyalist  Basının ve Örgütlerin Bakışı

DEV–YOL – KURTULUŞ Çatışmalarına Sosyalist  Basının ve Örgütlerin Bakışı

 

TİKP: “Dev–Yol ve Kurtuluş gruplarını aralarındaki çatışmaya son vermeye çağırıyoruz.”

Son günlerde Ankara’nın bazı semtlerinde ve okullarında Dev–Yol ve Kurtuluş grupları arasında silahlı çatışmalar olmaktadır. Bu çatışmalarda iki kişi öldü, ondan fazla genç yaralandı. Gün Sazak’ın ölümünden sonra MHP’nin yurt çapında giriştiği saldırıların arttığı, halka zorbalık ve katliamlar düzenlendiği bugünkü şartlarda Dev–Yol ve Kurtuluş gruplarının aralarındaki meseleleri şiddet yoluyla çözmeye kalkışmaları halka zarar vermektedir.

“Partimiz bir kere daha tekrarlamaktadır; bütün devrimciler meselelerini özgür tartışma ortamı içinde ve ikna yöntemiyle çözmelidirler. Dev–Yol ve Kurtuluş gruplarını intikam duygularından bir an önce vazgeçmeye, ARALARINDAKİ SORUNLARI TARTIŞMA ORTAMI İÇİNDE ÇÖZMEYE ÇAĞIRIYORUZ.

“Devrimciler arasında intikamcı duygulara ve şiddete uygulanmasına son verilmelidir.

Her mesele özgür tartışma ortamı içinde hoşgörü ve ikna yöntemi ile çözülmelidir.

Faşist güçlerin ekmeğine yağ sürmeyelim.”

 

Aydınlık (Başyazı) “Dev–Yol ile Kurtuluş grupları arasındaki çatışmaya son verilmelidir!”

Devrimci Yol ile Kurtuluş grupları, Ankara’nın çeşitli yerlerinde birbirleriyle silahlı çatışmaya giriyor. Okulların yurtlarını tarıyorlar. Bugüne kadar Ankara’da 3 genç çatışmalarda öldürüldü.

Genç insanların birbirlerini öldürmeleri ile nereye varılacaktır? Çatışmaların halka ne büyük zarar verdiğini görmemek mümkün müdür?

Bundan 12 yıl önce halk içinde şiddet uygulanmasına karşı çıktık. O zaman bu hatalı yolun nerelere varacağını ne büyük provokasyonları doğuracağını açıkça ortaya koyduk. Daha o günden halka karşı sorumlu, aklıselim sahibi bir tutum takınılmış olsaydı, herhalde bugün buraya gelinmezdi.

Şimdi bu grupların sorumluları bir kere daha uyarıyoruz. Çatışmalar, MHP’nin saldırısının yolunu açmakta, halk kitlelerinin soldan uzaklaştırılması soncunu vermektedir. Bu çatışmalara, derhal son verilmelidir. Kan davası gütmek, intikam almak gibi eğilimleri saflarınızda mahkum ediniz, kışkırtıcı unsurları açığa çıkartıp etkisiz hale getiriniz.

Son olaylar bütün gruplar için olumsuz bir öğretmen olmalıdır. Kendini sol kabul eden herkesi, gruplar arasında şiddet uygulanmasını mahkum eden bir tutum almaya çağırıyoruz.

 

Aydınlık TİKP teorisyenlerinden Halil Berktay’ın makalesi;

“Solun acıları

Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan

Kasketimi eğip üstüne acılarımın…

Cemal Süreyya’nın Ülke şiirinin bu dizeleri, günlerdir aklımdan çıkmıyor.

Ozan orada, aşkını ve yalnızlığını bir ülke gibi resmetmiş.

Bense başka bir diyarın, başka acılarını duyuyorum.

Hayrola diyeceksiniz, bu keder nereden icap etti şimdi?

Günlerden 11 Haziran 1980, Çarşamba. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne bağlı Basın Yayın Yüksek Okulu’nun dördüncü katındaki odamda çalışıyorum. Birden, aşağı katlarda bir gümbürtü, bağırış çağırış. Bütün meslektaşlar odalarımızdan dışarı fırlıyoruz. Merdivenin başında toplandığımızda, cam çerçeve şangırtıları hala sürüyor.

Vaziyet açık: Alıştığımız deyimiyle, “fraksiyon kavgası”. Son bir hafta içinde, bu ya ikincisi, ya üçüncüsü oluyor. (Esas SBF binasında olup bitenleri her zaman duyamıyoruz). Bir doçent arkadaş, “Ne olacakmış, devrim mi yapacaklarmış?” diye söyleniyor.

İniyorum. Koridorlara saçılmış yırtık kağıtlara bir göz atmak, olup biteni anlamaya yeterli. Kurtuluş grubu bir bildiri dağıtmak istemiş. Devrimci Yol’u “İki yıl önce Adana’da bir taraftarlarını öldürmek”, “Liseli genç arkadaşlarının vücutlarında sigara söndürmek, makatlarına cop sokmaya kalkmak”, “En son Antalya’da bir Kurtuluşçu’nun daha kanına ellerini bulaştırmak” ile suçluyorlar. Metin, “Devrimci Yol, açıktan oligarşinin yanında saf tutuncaya kadar onlara silahlarımızı yöneltmeyeceğiz” gibi ifadelerle bitiyor. Dev–Yolcular dağıtıma müdahale edince çatışma çıkmış. Şimdi kalan bildiri yığınlarını polis topluyor.

Kendi kendime, SBF–BYYO’da Kurtuluş çoğunlukta ve Dev–Yol azınlıkta olsa, aynı olayın değişik rollerle tekrarlanacağını düşünüyorum.

O ne! Binadan çıkartılan kalabalık kapının önünde toplanmış. Taraflar, yolun karşı kaldırımlarında. Ortada daha küçük bir küme var. Yüzler gergin, iki grubun yerel liderleri olacak. Ben durumu daha belli belirsiz algılarken, basamaklarda duran polislerin ve otomatik tüfekli askerlerin gözleri önünde, tekrar birbirlerine giriveriyorlar.

Bunun da adı “oligarşiye karşı mücadele” olacaktır tabii.

Sonra sıra “mücadele”deki “aktivist” ve “pasifist”leri, “en militan”ları ve ”hain”leri tespit etmeye, hatta bu yüzden yeni yeni kavgalara girişmeye gelir belki…

Kasketim yok, acılarımla yürüyorum.

Bir subay rütbesini seçemiyorum. “Dağılın!” diye bağırarak aralarına dalmaya çalışıyor. Fecaat! Yumruklaşma, subayın ve iki erin omuzları üzerinden, koltuk altlarından ve bacak aralarından, daha birkaç saniye devam ediyor.

Bir odacı, “Hocam, ne iştir bunlar? Geçen gün bir arkadaş deyiverdiydi, Hacettepe’de silah bile çekmişler birbirlerine, biliyor musun?” diyor

Basın Yayın’da bugüne kadar kapı karakolu ve içerde daimi güvenlik kuvveti yoktu. Hiç olmazsa orası, hiç olmazsa dış görünümüyle, bir akademik kuruma hala biraz benziyordu. Bu gidişle, yarın veya öbür gün, ana binadaki önlemlere aynen rastlarsam, hiç şaşmayacağım.

Kavgaları “oligarşinin devleti” tarafından ayrılan grupların, o zaman “Polis BYYO’yu terk etsin”, “Bu koşullar altında ders yapılmaz, biz tedirgin oluyoruz”, “Kahrolsun faşist polis idare işbirliği”, vb. gibi yazılı sözlü çıkışlar yapacaklarını da tahmin ediyorum şimdiden.

 

SVP’nin yayın organı Kıvılcım: “Sol iç çatışmaların temelinde sınıf mücadelesi vardır!”

Son günlerde devrimci güçler arasındaki çatışmalar yeniden yoğunlaştı. Türkiye’nin birçok yerinden çeşitli devrimci siyasetlerin birbirleriyle olan çatışmalarına ilişkin haberler geliyor. Bunların arasında, özellikle Ankara’da yoğunlaşan Devrimci Yol ve Kurtuluş arasındaki çatışma dikkatleri kendi üzerinde topladı. Biz bu yazımızda, bir yandan meseleyi en genel çerçevesi içinde inceleyip, genel olarak devrimci güçler arasındaki çatışmaların ne anlama geldiğini, bu çatışmaların köklerinin nereye uzandığını gösterirken, aynı zamanda özel olarak, Devrimci Yol ve Kurtuluş arasındaki çatışmayı kendi özel konumu içinde inceleyip tavrımızı belirleyeceğiz.

Son günlerde özellikle Kurtuluş ve Devrimci Yol siyasetleri arasındaki çatışmalar yoğunlaştı. Öncü gazetesinin yazdığına göre bu çatışmalarda 3 Kurtuluş’çu, 1 Devrimci Yol’cu ölmüştür. Bu çatışmayı nasıl izah etmeliyiz? Bu çatışmanın taraflarının davranışlarını belirleyen nedir?

Kurtuluş, kendi özgül siyasi gelişimi içinde, başlangıçta küçük burjuva saflarda burjuva saflarına eğilim duyan bir siyaset olarak şekillenmişti. Şimdi, gelişiminin ulaştığı bu noktada, bu küçük burjuva siyaset mücadele alanından çekilip hızla bir burjuva aydın eğilimi olmaya doğru geliyor. Ayrıca, Kurtuluş siyaseti içinde bulunduğumuz dönemde halkın devrimci enerjisini yeterince değerlendiremeyince, halkın hareketinin hangi taktiklerle düşmana karşı dövüşmesi gerektiğini saptayamayınca, para babalarının saldırıları karşısında paniğe kapılmaktadır.

İşte, gerek bir küçük burjuva siyaseti olmaktan burjuva aydın siyaseti olmaya doğru kılık değiştirmenin yarattığı sancılar ve gerekse mevcut politik durumda içine düştüğü panik havası Kurtuluş siyasetinin pratiğine yansımazlık edemez. Kurtuluş’un söz konusu çatışmanın taraflarından birisi olmasını belirleyen durum, içine düştüğü gerici bataklıktır. Kurtuluş, aynı gericiliğinin bir sonucu olarak, çatışmalar sürerken ve sonrasında panik çığlıkları ve birlik edebiyatı ile sınıf savaşının üstünü örtmeye çalışmakta, siyasi saflaşmanın açıklaşmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmekte ve halk arasında moral bozukluğu ve yılgınlık tohumları atmaktadır.

Devrimci Yol ise, Kurtuluş’un gericileşmesini pratikte gördüğünden buna tepki duymaktadır. Ancak sırf bu tepki, Kurtuluş’un durumunu, gelişmesini izah etmeye yetmez. Devrimci Yol, Kurtuluş’un gericileşmesinin sınıfsal köklerini ve bunun nasıl gelişip, güçlendiğini görememekte, bunun yerine ve bunun sonucu olarak, küçük burjuvaca bir öfkeyle yetinmekte ve Kurtuluş’un zemininde Kurtuluş’la mücadele ederek, mantık oyunlarıyla veya en fazlasında bazı pratik davranışları teşhir etmekle kendi tepkisini dile getirmektedir. Bu ise teorik kofluktan başka bir şey değildir ve Devrimci Yol’un küçük burjuva karakterinin bir yansımasıdır. Sırf ellerinin tuttukları, gözlerinin gördükleri ile yetiniyorlar, alttan alta işleyen ve belirleyici olan süreçleri göremiyorlar. Teorik kofluk pratikte kendini Kurtuluş’a karşı mücadelede enerji düşüklüğü şeklinde göstermektedir. Devrimci Yol, Kurtuluş’a karşı tutarlı bir mücadele yerine küçük burjuva öfkesiyle davrandığından paniğe kapılmakta, panikçi çıkışlar yapılabilmektedir. Bu panikçi çıkışlar ise Kurtuluş’un yanına Halkın Kurtuluşu ve Devrimci Sol’u çekmesi sonucunu doğurdu. Devrimci Yol’un böyle bir havaya girmesi, mevcut politik durumda direniş cephesinde bulunan bu siyasetin para babalarının artan saldırıları karşısında bunalma düşmesinin belirtisi de olabilir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: bu çatışma Devrimci Yol’un Kurtuluş’un gericileşmesine karşı küçük burjuvaca da olsa devrimci tepkisini göstermekle birlikte, mücadele tarzı açısından mevcut şartlarda gericiliğe hizmet etmektedir. Ve önlemenin esas yolu da, Devrimci Yol’a veya Kurtuluş’a dilekçe vermek değildir. Genel Direniş taktiği doğrultusunda davranışı güçlendirmektir.

İGD: “Dev–Yol” ve “Kurtuluş” Yanlısı Gençlere Sesleniyoruz:

Şeflerinizin kışkırtıcı politikasına karşı kesin tavır alın!”

Bir süredir küçük burjuva devrimci grupların birbirlerine karşı kıyasıya ir saldırı içinde oldukları gözleniyor. İçinde bulundukları bunalımın etkisiyle sinir krizleri geçiren küçük burjuva devrimcisi şefler başta ilerici gençlere olmak üzere birbirlerine karşı da gerginliği arttırıcı, saldırgan bir politika izliyorlar. Bu politikanın sonucu goşist grupların, özellikle de “Dev–Yol” ile “Kurtuluş” arasındaki çatışmalar artık birer basit çekişme olmaktan çıkmış; Antalya ve Ankara’da yaşandığı gibi ölümle, provokasyonlarla sonuçlanan kanlı olaylar düzeyine ulaşmıştır.

Antalya’da “Dev–Yol” taraftarlarının “Kurtuluş” yanlısı Sabahattin Çakmak’ı öldürmeleri ile başlayan kanlı olaylar daha sonra Ankara’ya sıçradı. “Dev–Yol” ve “Kurtuluş” şeflerinin erginliği artıran kışkırtıcı tutumlarıyla çatışmalar Ankara’da bu grupların varoldukları her alana yayıldı. 16–21 Haziran günleri boyunca süren çatışmalar sonucu biri “Kurtuluş” diğeri “Dev–Yol” yanlısı iki genç öldü. Onlarca kişi yaralandı. Bu olaylardan yararlanan gericilik güçleri demokrasi güçlerine karşı saldırıya geçtiler. İlerici, devrimci, demokrat yüzlerce kişi gözaltına alındı.

“Dev–Yol” ve “Kurtuluş” ideologlarının son çatışmalar karşısındaki tutumlarına baktığımızda bütün bu gerçekleri tüm yönleriyle görebiliriz. Gerek yayınladıkları bildirilerde, gerek yayın organlarında karşılıklı suçlamalardan, gerginliği arttırıcı sözlerden, sorumluluğu üzerlerinden atma çabalarından başka bir şey yoktur. “Dev–Yol” şeflerine bakılırsa olayların sorumlusu “Dev–Yol’u cezalandıracağız” diye ortaya çıkan “Kurtuluş”tur. Kıvılcımı başlatan Antalya’daki çatışmanın nedeni de “Kurtuluşçuların hal işçilerinden %10 haraç istemelerinden” çıkmıştır. “Kurtuluş’a göre ise sorumlu” kendilerinin siyasi çalışmalarını gasp etmeye yeltenen Dev–Yol’dur. Antalya çatışmasının nedeni ise bir “Dev–Yol”cunun pantolon çalmasıdır. Buna göre ortada ne suçlu, ne de sorumlu var. Böyle olunca insanın aklına ister istemez , şu soru geliyor: “Olayları başlatan bir üçüncü el, bilinmeyen karanlık güçler mi var? Aslında bu tür düzeysiz suçlamalar küçük burjuva devrimcisi akımların içinde ulundukları ibret verici, içler acısı durumu yansıtıyor. Bu öylesine bir çıkmazdır ki; haraç istemek ya da pantolon çalmak “devrimci” bir eylem oluyor ve böylesi ipe sapa gelmez şeyler Marksizm Leninizm adına yapılabiliyor, çatışmalara gerekçe olarak gösteriliyor. Bu son çatışmalar üzerine Marksizm Leninizm ışığında görülen tek gerçek vardır: o da küçük burjuva ideolojisinin tam bir çıkmaz ve bunalım içerisinde olduğudur. Çıkan olayların, saldırgan tutumların temelinde bu ideoloji yatmaktadır.

Evet, küçük burjuva devrimciliği tam bir çıkmaz içerisindedir ve ne gençliği doğru hedeflere yöneltebiliyor, ne de “sol” içi çatışmalar karşısında doğru bir tutum alabiliyor. Söylenenler boş aldatmacadan, kof gevezelikten ileri gitmiyor. Öyleyse gerçek devrimci seçenek nedir? Tek seçenek küçük burjuva çözümsüzlüğünü görmek, bunalımlarını gerginlikler yaratarak gizlemeye ve ayakta durmaya çalışan küçük burjuva devrimcisi şeflerin tutumlarına kesin tavır almak; bireysel terörizme de eylemsizliğe de karşı çıkmak; işçi sınıfını sıralarında saf tutmak; zorbalığa, baskıya karşı örgütlü yığınsal direnişle karşı koymaktır. “Kurtuluş”, “Devrimci Yol” yanlısı gençler bu gerçekleri görün, çünkü canınızı vermekten bile çekinmediğiniz devrim için savaşta bundan başka yol yoktur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: