Diran Kelekyan Efendi’nin Azınlıklara Bakışı

Diran Kelekyan Efendi’nin Azınlıklara Bakışı

 

Diran Kelekyan Efendi’nin Meşrutiyet’ten sonra “Sabah” Gazetesi’nin Baş muhariri sıfatile Meşrutiyet devrinde mühim bir rol oynadığı inkar edilemez. Memleketimizde Araplara ve Rumlara verilen lisan imtiyazının onlarla anlaşmak yolunda mühim bir adım teşkil edemediği de inkar olunamaz.

Bilakis imtiyaz onların devletten ayrılmaları yolunda mühim bir adım teşkil etmiş olabilir. İttihat ve Terakki bunu bildiği halde Diran Kelekyan Efendi’ye yalnız “Sabah” Gazetesi’nde yazı yazmasına müsaade etmiyor, onu yüksek mekteplerimizde siyasi tarih muallimi olarak da kullanıyordu.

Diran Kelekyan Efendi Osmanlı Devleti dahilindeki muhtelif unsurlara ait nokta-i nazarını şu suretle izaha devam ediyordu:

“Bu lisan meselesini mahza bir mütalaa olmak üzere arzediyorum. Refiklerinizin bu mütaalara yanaşmayacaklarını bilirim. Fakat vukuat onlara memleketin ancak böyle bir hürriyetperverlikle kurtulabileceğini yoksa İslam olmayan tebaayı Türkleştirmek esasına müstenit bir hürriyetperverliğe kimsenin aldanmayacağnı gösterecektir. İslam olmayan tebaa “Osmanlı olmağa razıdır, çünkü kavmiyetlerini muhafaza ederek,kavmiyetlerin Osmanlı’lığın bir şubesi makamında tanıtarak Osmanlı olabileceklerini ümit ediyorlar. Fakat yavaş yavaş ırklarını unutarak “Hıristiyan Türkler” olmak hiç birisinin işine gelmez.

Bununla beraber, gönderilen program kabul edilip ilan olunsa bile, Fransızca “Meşveret”in husule getirdiği hoşnutsuzlukların büyük bir kısmı zail olacaktır. Bir kere şu münaferet ortadan kalkarsa ondan sonra itilaf zeminleri aranabilir. Münaferetin, hoşnutsuzlukların izalesi de memleket içün büyük bir hizmet demektir.

Bu maruzatın cümlesi de ittifak meselesine aittir. Muhalefet politikası nokta-i nazarından Abdülhamid’in hükûmetine karşı cenkleşmek için bedeniz her kim olursa olsun dost elimi uzatmaya her zaman hazırım. Bu babtaki hulus-u niyetime emin olabilirsiniz. Hatıra gelmişken şurasını da arzedeyim ki “Şûrâ-yı Ümmet” pek garip bir surette çıkıyor. Kitaba benziyorsa da gazeteye hiç müşabeheti yoktur. Hele “Ziton”da Ermenilerin zabitleri, askerleri zehirlediklerine dair jurnal şeklinde çıkan havadislere gülmemek mümkün değil. Çünkü Ermeniler şayet “Ziton”da Türk askerlerini zehirlerlerse, Abdülhamid’in hükûmeti onları rahat bırakmaz. Zehirlemek şöyle dursun eğer Ermenilere böyle bir bühtan atarak onları sıkıştırmak mümkün olursa Yıldız mahsulü memurlar bu fırsatı da elde kaçırmazlar. Halbuki o kadarına bile imkan görülmemiş olmalıdır ki devlet “Ziton”da hayli casus saklamakta olduğu halde bu zehirlemek meselesinden dolayı kimse tevkif edilmemiştir. Bundan sonra tevkif edilirse bilmem. Böyle esasi olmayan isnadat dikkati celbeder. Bittabi husumet komiteye tevcih olunur ve bu da itilaf işini güçleştirir.

İstanbul ile işlerin henüz sırasına konulmamasına pek teessüf ettim. Elbet çaresine bakarsınız. Yusuf İzzettin Efendiler rabıtalarımızı iade için bir çare bulamazsak halimiz pek yamandır. Müşterek dostumuz Hüseyin Bey’in zevcesinin hergün serbest serbest Beyoğlularında falan dolaştığını, hatta ecnebi avukatı da ziyaret ettiğini ve kendisine bir haber göndermek için bin çare bulabilirken o cihete hiç yaklaşmadığını yazıyor. Bu ecnebi avukat Saray ile daimi münasebeti olan ve Levant Herald gazetesi vasıtasile hergün Abdülhamid’i sitayiş etmekle meşgul bulunan Mösyö Missi’dir. Bu kadın hakkındaki şüphe o kadar kuvvetlendi ki hemen onu artık fikren mahkum edeceğim geliyor. Maamafih ihtiyaten kendi tarafından bize bir izahat verilmesini bekliyorum. Tabii biz kendisine tebligat yapamayız. Haber de gönderemeyiz. Çünkü şayet kadın bir denaet irtikap ediyorsa, netice pek fena olur.”

Diran Kelekyan Efendi’nin mektuplarında bahsettiği müşterek dost, Mösyö Rauet isminde bir zattı. İstanbul’da büyük bir faaliyet gösteriyor, o da Yusuf İzzettin Efendi ile irtibatı temin ediyor ve oldukça çalışıyordu. Bu zatın zevcesi o aralık Paris’e gitmişti. Doktor Bahaddin Şakir Bey o kadın hakkında Diran Kelekyan Efendi’den izahat istemişti. Diran Kelekyan Efendi bu meseleye dair şunları yazıyordu:

“Müşterek dostumuzun orada bulunan zevcesi hakkında malumat istemiştiniz. Müşterek dostumuz fakir bir aileye mensup olan bu kadını vaktile ailesinin rızası olmaksızın nikahı altına almıştı. Onun için akrabası öteden beri onunla görüşmezlerdi. Şimdi Paris’e gitmesi bir kıskançlık yüzünden ileri gelmiştir. Bunu bir cihetten haber aldım. Belki siz de anlamışsınızdır. Dostlarımız biraz zamparadır. Kadın, mumaileyhin münasebetleri hakkında bazı şeyler haber almış. İstanbul’da kalmak istemeyip Paris’e hareket etmiş, şimdi dostumuz kendisine bir maaş gönderiyor. Maamafih kadın yaz mevsiminde İstanbul’a dönecekmiş. Her ne hal ise bu mesele ailevi sebeplerden ileri geldiğinden endişe edilecek bir şey yoktur.”

Diran Kelekyan Efendi bu kadın meselesinden bahsederken Doktor Bahaddin Şakir Bey’e mühim bir haber de veriyor ve diyordu ki:

“Size gayet mahremane arzeylerim ki yakın bir zamanda İstanbul’da yeni bir muvafakkıyet bekleniyor. Şayet siz o yolda bir haber alırsanız sakın kimseye bir şey söylemeyiniz. Faaliyetin hangi taraftan geldiğinin anlaşılmaması lazımdır. Çünkü eğer az çok şüphe hasıl olursa, adamlarımız tehlikeye duçar olurlar.”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!