Emir Timur, Yesi ve Yesevî

Emir Timur, Yesi ve Yesevî

Yesi’ye en büyük ilgiyi gösteren Türk Hanlarının başında hiç şüphesiz Emir Timur gelir. “Biz ki Ulu Türkistan’ın Emiri, Turan’ın başbuğuyuz” diyen Emir Timur, o güne kadar mütevazı bir kabir olan Ahmet Yesevî’nin makamını, büyük bir abideye dönüştürür. Anadolu’da Timur, seferlerinde yaptığı “zalimliklerle” tanınsa da, bu onun bilime, sanata ve medeniyete verdiği önemle Türk tarihinde eşi az bulunur parlaklıktaki bir dönemi yaşattığı gerçeğini örtemez.
Onun, Yesevî Türbesini yaptırma emri verişi ve Ahmet Yesevî’ye saygısı konusunda ilginç rivayetler anlatılır.
Rivayete göre, Hoca Ahmet Yesevî bir gece, Emir Timur’un rüyasına girerek “Derhal Buhara’ya git. Buhara Hanının eceli senin elindendir” der. Buhara’ya sefer yapmayı düşünen Timur, ertesi gün harekete geçer ve önemli bir zafer kazanır. Bu hadisenin üzerine Yesevî kabrinin üzerine muhteşem bir türbe yapılmasını emreder.
Kendisi de bir sofi olan Timur, Ahmet Yesevî’ye büyük saygı duymaktadır. Kendi hatıratına dayanılarak nakledilen meşhur vakıada Timur, Osmanlı Padişahı Yıldırım’la Çubuk Ovasında karşılaşmaya hazırlanırken, der ki: “Rum iline saldırıya geçeceğim zaman Hoca Ahmet Yesevî Divanından fal açtım ve bana bildirildi ki, başın sıkıştığı zaman rubaimizi oku. Bu rubaiyi ezberleyip karşı ordunun askerleri ile karşılaştığımızda okudum ve zafere ulaştım”. Köprülü’nün aktardığına göre, Timur;
Yelda kiceni şems–i şebistan itkan (Uzun geceyi kandil gibi aydınlatan)
Bir lahzada alemni gülüistan itkan (Bir anda geceyi gül bahçesi eden)
Bes müşkil işim tüşübdür asan itkan (Ne zaman güç işim düşse kolay eden
Ey barçanın müşkilini asan itkan” (Herkesin güçlüğünü kolay eden)
Mısralarını, Yıldırım Beyazıt’la karşılaştığında yetmiş kere okumuş ve savaşı kazanmıştır.
Timur’un ilme ve tasavvufa verdiği önem kendi türbesinden de anlaşılmaktadır. Türbesinde kimlerin, kendi kabrinin yanında, hangi yerlerde ve nasıl defnedileceğini sağlığında belirleyen Timur; büyük hocasını kendi kabrinin baş ucuna, küçük hocasını sağ tarafına, kendi oğlunun ise kabrin ayak tarafına defnedilmesini emreder. Tasavvuftaki mürşidinin ise aynı mekan içinde hepsinden ayrı ve daha yüksek bir yere defnedilmesini söyler. Bugün Semerkant’ta bulunan ve altın yaldızlarla bezenmiş kubbesi ile dönemin güç ve ihtişamını yansıtan Timur Türbesinde, alt katta bulunan sandukalar bölümünü ziyaret edebilenler, bu ibret verici manzaraya şahit olurlar.
Timur, ilim ve sanata verdiği önemle Sırderya ve Amuderya arasındaki Türk medeniyetini yeni bir evreye taşıyordu. Fethedilen her yerden ilim ve sanat erbabı Semerkant’a davet ediliyor, Semerkant’ta ise tarıma verilen önemle yerleşik Türk medeniyeti yükseliyordu. Timur’un, o dönemde yaptırdığı sulama kanallarından bazılarının hâlâ kullanılmakta oluşu; bu atılımın, ne derece yüksek bir seviyede cereyan ettiğinin de işaretlerinden birisi sayılmalı. Bu yerleşik hayata geçişle birlikte, daha çok göçer Türk toplulukları arasında yayılan Yesevîye tarikatının yerine de Nakşibendiye yerleşiyordu. Yerleşik şehir kültürü içinde gelişen bu yeni hareket, her ne kadar Ahmet Yesevî’ye önem veriyor olsa da, Yesevî yolcuları arasında bir nebze huzursuzluk da oluşturmuyor değildi. Timur’un, Sırderya’nın kuzeyine, daha çok göçer Türklerin yaşadığı ve büyük bir çoğunlukla kendisine bağlı oldukları Ahmet Yesevî’nin Türbesini yaptırmasının siyasi etkilerini araştıranlar, Timur’un bu hareketiyle, göçer Türkler arasında büyük itibar kazandığını söylerler. Çünkü Timur’un yerleşik hayata ve şehir hayatına önem veren medeniyet hamlesi, Semerkant ve civarında etkisini gösterirken, Sırderya nehrinin kuzeyinde yaşayan Türkler, eski geleneklerini ve kültürlerini devam ettirmekteydiler. Timur’un asıl maksadı bu olmasa da, Ahmet Yesevî’ye gösterdiği büyük ilginin, Sırderya’nın kuzeyindeki Türk gruplarının bağlılığını kazanması yönünde, son derece yararlı olduğunu da gözden ırak tutmamak gerek.
Büyük bir medeni dönüşümün önderliğini yapan Emir Timur, oluşturduğu ve bilinçli olarak yönlendirdiği kültür farklılaşmasına rağmen, soy ve boy olarak bir ayrılıkları olmayan Sırderya–Amuderya arasındaki yerleşik Türklerle, Sırderya’nın kuzeyindeki göçer Türk toplulukları arasındaki dengeyi iyi koruyordu. Bugün dahi han soyundan gelmeye, başka bir ifade ile ak budundan olmaya çok önem veren Sırderya’nın kuzeyindeki Türklerin ileri gelenleri, Semerkant’la içli dışlılardı. Yöre lehçesi ile “aksüyek” tabir edilen hanlar ve Anadolu Türkçe’sinde şehzade denilen “sultanlar”, sık sık Semrekant’a gidiyor hatta bazıları kendi grupları ile ilişkilerini sürdürerek Semerkat’ta yaşıyorlardı.
Timur’un, Yesevî Türbesinin inşası için 1397 yılında başlattığı çalışmalar, 1405 Büyük Türk Hakanın, Çin seferine çıkarken vefatı üzerine yarım kalır ve Türbenin özellikle ön cephesi tamamlanamaz.
Timur’un yaptırdığı muazzam eserle, Türkistan Şehri biraz daha önem kazanır ve bu dönemde, Sırderya nehrinin güneyi ve kuzeyinde yaşayan Türk halkları arasında manevi bir bağ kurarak birliği sağlayan en önemli faktörlerden birisi olur.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: