Enkazın başına gelen Yeşil miydi?

Enkazın başına gelen Yeşil miydi?

Enkazın biraz uzağına inen 2 helikopter neden inmişti oraya? Helikopterden inip enkazın yanına gelen o kişi kimdi?

Hatırlarsanız üç yazı önce Muhsin Yazıcıoğlu ile ilgili oldukça dikkatleri çeken bir yazı yazmıştım. Özellikle devamını bir sonraki hafta yazmamıştım. Ama o yazı tabi ki o kadar değildi ve devamı vardı…

Bahçelievler ve Kahramanmaraş katliamlarıyla suçlanan,  fakat suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakılan, 1980 sonrası yapılan yargılamalarda da beş yılı hücrede olmak üzere yedi buçuk yıl hapishanede yatıp ve suçsuzluğu anlaşılınca beraat eden MUHSİN YAZICIOĞLU…

Peki, ölmeden önce, son dönemlerinde ısrar ve inatla nelerin altını çiziyordu, mitinglerinde neleri haykırıyordu?

“Eşkiya şehre indi. Bu ülkenin güvenlik birimleri eğer gereğini yapmazsa, millete ihkak-ı hak (zor kullanarak hak arama) doğar. Eşkıya, İmralı’daki eşkıyanın posterleriyle, otobüslerle Türkiye’ de konvoylar halinde seyahatler yapmakta, eşkıya başının ziyaretine gitmeye kalkışmakta… Cami duvarına pisleyenler, akıbetlerine hazır olmalı… İktidar sahipleri ve devletin güvenliği emanet edilenler… Bu anlayışınıza devam ederseniz, siz de dahil olmak üzere o eşkıyayı tepeleyecek vatanseverler var. AB uyum yasaları, bölücülük ve terörle uyum yasası haline geldi. Kimse bu yasaları bahane edip eşkıyaya seyirci kalamaz. Meşru hukukun kendisine yetki verdiği milletin güvenliğini teminata alması gereken bütün kurumlar, bu eşkıyalıklara eğer seyirci kalırsa, millet de hukukuna sahip çıkacak.”

Sayın Yazıcıoğlu’nun son haykırışları bunlardı..!!

Diyelim ki helikopter kazasında ölen gazeteci sizsiniz! Kendinizi bir an için o gazetecinin yerine koymanızı istiyorum sizden…

Şimdi bir kaç açıdan bakalım olaylara…

İsmail Güneş helikopter düşünce her insan gibi 112’ yi arayıp kurtulmayı beklemeye başladı. Aklına hiç gelmeyense aramaların nerdeyse 120 kilometre uzakta başlamasıydı. Çünkü memleketin yetkili kuruluşları her gün açıklama yapıyor ve gün geçtikçe ilerleyen teknoloji sayesinde sınırların bile BBG evine döndüğünü, yani her şeyi rahatlıkla takip edip gördüklerini söylüyor! NATO üyesi olduğumuz içinde zaten bizde olmayan teknolojiyi rahatlıkla NATO’dan alabileceğimizi, olmadı İsrail, olmadı Amerika…

Olmadı olmaz!.. Yani bunu da çok iyi biliyordu İHA muhabiri.

112’ yi aramışsınız, ayak bileğinizde kırık, hatta kaburgada kırık var..

Dışarısı buz gibi soğuk. Birde kurt saldırısı olma ihtimali var yüksek oranda…

Helikopter’in yakınında durmanız lazım ki gelen sizi bulsun, en azından içinde daha rahat soğuktan korunup saklanırsınız.. Ama siz birden o durumdayken bulunduğunuz yeri terk ediyorsunuz..

Sebep!?

Olay yerine yardım getirmek demeyin…

Sebep en yakın yerleşim merkezine ulaşmak demeyin kırık dolu bir vücutla…

Asıl sebep kaçmak!..

Kimden, ne için kaçmaya çalışmıştı bu muhabir?

Kendisini bulunduğu ortamda neden tehlikede hissetti?

Enkazın biraz uzağına inen 2 helikopter neden inmişti oraya? Helikopterden inip enkazın yanına gelen o kişi kimdi? Yoksa (Mahmut Yıldırım’ın 2009 versiyonumuydu!!?)

Kendi kendisine o anın şaşkınlığıyla sesli olarak sorduğu “sende kimsin” sorusu 112 kayıtlarına da geçmişti zaten…

Eğer bir insan böylesi mağdur bir durumdaysa;

-Gördüğü insan tanımadığı bir insansa ürküp kaçmaya yeltenmez!

-Gördüğü insan tanıdığı, yani en azından gıyabında tanıdığı biriyse, kişinin kendisi ve geliş şekli güven vermiyorsa kaçıp kurtulmaya yeltenir!

Tanıdığı birisi olduğunu fark etti ve o kişinin ne yapmak için orada olduğunu düşündü birkaç saniyede… Tek kurtuluş kaçmaktı… Nereye olursa….. Gelen hiçte yardımsever birisine benzemiyordu……

Yazıcıoğlu’na ait olan çanta ve telefonda enkazın olduğu yere gelen bu kişi tarafından alınmıştı…!!

Gelelim Helikopter’e…

Maraş’tan Yozgat’a gidecekti, Maraş’tan Yazıcıoğlu’nu alıp Yozgat’a gitmesine saatler vardı. Yakıt alacağını İHA muhabirine söyleyerek yakıt almak için nereye gitti?

Kayseri’ye gelinip yakıt nakli yapıldı ise helikopterin bakımı neden yapılmadı?

Yapıldıysa neden düştü?

Zaten eksikleri yetkili kurumlarca tespit edilmiş ve en kısa sürede bunların giderilmesi istenmişti.

Helikopterin bakımı demişken pilotu da unutmamak gerekir. Kaya İstektepe…

Neden pilotun bakımından konu açtığımı da şimdi anlayacaksınız.. Yüksek tansiyon ve yağlanmaya karşı iki ayrı ilaç kullanan, 60 yaşına yaklaşmış ve uçuşta böbrek sorunları olanların görevi elinden alınırken, 1996 ve 2003 te iki defa böbrek taşı için tedavi görmüş bir pilot. 1996 ve 2003 arasında 7 yıl var desek zaten tekrar aynı sorunlarının belirdiği muhtemel bir pilot.

Kullandığı tansiyon ilacının talimatında “böbrek problemi olanlar kullanmasın, kanda asit oranı artarsa kullanılmaz” diye açıkça yazıyor.

Yani hem helikopter hem de pilot teknik olarak bu uçuş için yeterli değil. K ullanılan ilaçların ve helikopterin eksiklikleri üst üste gelince uçması suikast ama düşmesi gayet normal geliyor insana… Yada kader deyip geçeceğiz çoğu gibi..

Birde bulduk, geliyor denenAmbulans’ın plakası neden kayıt altına alınmadı?

Eğer alındıysa ki, alınmaması büyük bir hatadır ve bildiğim kadarıyla görev ihmalidir. O zaman bu plaka neden saklandı?

Ülkenin önemli bir Partisinin, önemli bir liderinin yaralı olarak Kayseri’ye götürüldüğünü söylediğiniz ambulansla ilgili hiçbir kayıt tutulmamış!!! Ama kimse kimseden hesap sormamış!!!

Şimdi gelelim işin en can alıcı bölümüne!

Dönemin Kayseri Emniyet Müdürü dönemin Valisini arayıp ta ‘kaza oldu, ambulansla Kayseri’ye getiriyorlar’ dediğine göre yakıt alan helikopterle ilgili neden bilgi verilmedi?

Ama tüm bu soruları Sayın müdür bey’e sormak için yanına gitmek biraz zor…

Neden mi?

İhaleye fesat karıştırmaktan!!! Yargılandı halada sürüyor yanlış kalmadı ise hafızamda..

Şimdi ben birkaç yazı önce geçen ay Mahmut Yıldırım Kayseri’ye gelip birkaç gün kalmış diye yazdığımda o şaşıran kişiler anlaşılan o ki daha çook şaşıracak ve hayretlere düşecek…

Evet, Sayın müdür büyük bir ihale’ye fesat karıştırmış! Ve bu müdür’ün sayın Vali’ye ‘yolda Kayseri’ye geliyor” dediği ambulans gelmemiş!

Belki oda suçsuz görülür sonradan, Yazıcıoğlu gibi serbest kalır bilinmez şimdiden…

Ya Ergenekon ve diğer soruşturmalar!

Yani Yazıcıoğlu hayatta olsa kendisini sorgulamadan nasıl yol alabileceklerini düşünen arkadaşlar ne yapmalı idi?

Peki, Yazıcıoğlu cevap verdiğinde kimlerle bu işin alakası çıkacaktı?

Kimlere uzanacaktı derin devlet işleri?

Mesela, Yazıcıoğlu’nun bir ay önce Almanya’da bir araya geldiği yakın arkadaşı onu açık bir dille uyarmıştı “Seni vuracaklar dikkatli ol” demişti.

Kimdi bu arkadaş? Kimlerle diyalog halindeydi!?

Ya da Bir ay önce “susturun bu adamı” diyen Belçika!

Yadalar oldukça çok ama tabi ki hepsini sıralamayacağım şimdi.

Yani demek istediğim, işte bu yapılanma telefon hattına benzer… Nereden kesersen, oradan öteye ses geçmez…

Ve bundan dolayı lazım olduğunda kesilecek yerler çok bellidir… Eski bir yazım vardı arşivden bulabilirsiniz… “93 HARBİ” başlıklı.

Yani 93 yılını sağ atlatmış ve lüzumunda kesilecek yerdeydi Yazıcıoğlu…

Partiden 92 de istifa edip 29 Ocak 1993’ de BBP’ yi kurarken bu yıldaki yoğun ölümlerden kurtulmuştu belki de bilmeden. Belki kader, belki vazife… Belki başkaldırı, belki boyun eğme. Ama kurtuldu. Ölmedi 93 te Kimlerle resmi çıkmamıştı ki…

En önemli tanık olacağı kesindi… Kim bilir belki de sanık…..

Yani diyorum ki hala anlaşılmadıysa iri iri yazdıklarım son bir dip not. Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Ergenekon Örgütünün sivil olan Başbakanı, firari tutuklu sanığı Bedrettin Dalan’ın Kayseri S… H… isimli büyük bir şirkette yönetim kurulu üyeliği ve genel müdürlüğü yaptığını biliyor muyduğunuz!?

Hatta o şirketin sahibi olan kişiyle hala nasıl bir diyalog da olduğunu!?

Ve hatta o kişinin derin yapılanmadaki büyük önemini!!

2007 yılında bu şirketin bulunduğu yerde, şirket sahiplerine ait çiftlikte Dalan’ın yakın arkadaşı olan Şirket sahibi, Sayın Demirel, Bedrettin Dalan, Aydın Doğan ve beraberlerinde birkaç isim çiftlikte hep beraber toplantılar filan!!

Bu sivil toplantının yapıldığı tarihlerdeki Emniyet Müdürü kimdi?

Orhan Özdemir!!!

Neyse, özellikte yukarıda yazdıklarım dikkatlice okunursa Muhsin Yazıcıoğlu’da dahil bir çok suikastın adresi ve fotoğrafı oldukça net görülmektedir, sadece tane tane ve anlayarak okuyun…Bu konularla alakalı daha yazılacak çok şey var fakat onlarda zamanı geldiğinde yazılıp çizilecek tarafımdan…

Ee bu kadar bilgi ve yazıdan sonra birileri de bir zammet iki dakika koltuğundan kalkıp şu yazıcı oğlu dosyasını çıkarıp raflardan son vuruşu yapsınlar…

Yapsınlar ki son vuruşu, bir çok fail’i meçhul cinayetler çözülmüş olsun bu vesileyle !!!

Yapamazlar, yapamayacaklar… Bu pilav bulgurun taşı seçilmeden pişecek. Bizde geçmişte yediğimiz gibi gene tüketeceğiz. Belki bir diş veya şansımız varsa iki dolgu pahasına. Ya hepsini pişireceksiniz ya da bu öğün aç kalınacak. 

ÇETİN AGAŞE / ROTAHABER

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: