Erzurum’un Ahvali

Erzurum’un Ahvali

 

Trabzonlular bu suretle çalışırlarken 1907 senesi Eylül sonlarına doğru Erzurumluların da kıyam etmeleri Paris’teki Terakki ve İttihat Cemiyeti’ni memnun edecek hadiselerden sayılmıştı. Üç seneden beri istibdat hükumetinin her türlü hainane icraatına mukavemet eden Erzurumluların ittifakı takdire şayan bir azametle kendisini göstermişti. İlk ve Sonbahar mevsimlerinde o havali mahsulatının kar altında kalması üzerine hükumet ahaliye para için insafsızca tazyik etmeğe başlamıştı.

Ahalinin bu suretle ihtiyacı bir taraftan artmakta iken diğer taraftan muhtekirler yazın ucuza satın aldıkları zahireyi kışa doğru yüksek fiyatlarla satıyorlardı. Bu vaziyet karşısında muztar kalan ahali, hükumetin muhafaza etmediği meşru haklarını kendi kendine müdafaaya karar vermişti.

Erzurum ahalisi kış mevsiminde karların altında açlıktan ölmeğe mahkum edilen fukarayı o müthiş beliyyeden kurtarmak için, o zamana kadar hep öyle iblisane bir surette servet toplamış olan gaddarlardan zahireleri meşru fiyatlarla satmalarını istemişti. Bu sırada hükumete müracaat etmiş olmamak için vilayetten de yardım istemişlerdi.

Bu teşebbüslerinden bir semere hasıl olmayacağını gören halk, nihayet o zamana kadar birkaç defa kuvvet ve kudretini denediği sağlam sopalarına müracaatla muhtekirlerin birkaç tanesini öldürmüştü. Sağ kalanlar da ancak kışlalara iltica etmek suretile hayatlarını güç hal ile kurtarabilmişlerdi. Bu hadiseye dair Erzincan’dan Paris’tdeki Terakki ve İttihat Cemiyeti merkezine yazılan mektuplarda deniliyordu ki:

“Görülüyor ki Erzurumlular, umumi hakların müdafaası için umuma, memleketin en hcra bir köşesinde gayret, hamiyet, fedakarlık numuneleri gösteriyorlar. Onlar gayretlerinin ve fedakarlıklarının semeresini gördüler. Bütün Osmanlılar kendilerine medyun-u şükran! Tekmil insaniyet alemi teşebbüslerine hayran!

Hiçbir memur Erzurum’da kanun ve nizam, adalet ve intizama muğayir bir işte bulunmağa cesaret edemiyor. Eski irtişa ve irtibatlar ahalinin şiddetli hükümleri karşısında günden güne azalıyor. Vali Ata yediği tekmeler ve sopalar, gördüğü hareketler şimdiki hükûmet memurlarına bir ibret misali oluyor.

Erzurumlular hakikaten bugünlerde, cehalet zulmeti içinde çalkandıkları halde taktire layık derecede münevver fikirli olduklarını isbat etmişlerdir. İsimlerini yazmak bilmeyen Osmanlı dilaverleri medeniyetten, Abdülhamid idaresinin fenalığından, hürriyetten, terakkide ve umumi hakların müdafaasından hareketle bahsediyorlar. Bitlisliler, Trabzonlular komşularının bu fedakerane gayretlerine karşı lakayit kalmıyorlar. Görülüyor ki ahali isterse hükûmete istediğini yaptırabiliyor. İşte Erzurumluların üç seneden beri devam eden müttehit hareketlerinden hasıl olan netice buna bir misaldir.

Her seneki mahsullerinin bir kısmı ve bahusus sığır ve koyunlarının ekserisi Dersim eşkiyası tarafından gaspedilen Eğinliler ve Kemahlılar hükûmete birkaç defa müracaat etmişlerdi. Bu müracaatlarından bir netice hasıl olamayınca içlerinden bazıları ahalinin vekilleri sıfatiyle İstanbul’a gittiler ve Mabeyin’e müracaat ettiler, fakat zavallılar tevkif edildiler. Şimdi ne olacakları, malum değil! Ahali kazandığının bir kısmını hükûmete vergi olarak verir ve kalanını da eşkiyaya gaspettirirse kendisi aç mı yaşayacak? Her taraftan zaruret ve sefalet feryatları İstanbul’a kadar şiddetle aksetmeğe başladı. Erzurumlular nasıl müdafaa-i hukuk için ileri atılmışlar, menfaya gönderilen hemşerilerini nasıl geri getirtmişlerse, Eğinliler ve Kemahlılar da şimdi İstanbul’da mevkuf bulunan hamiyetli hemşerilerini öylece kurtarsınlar!”

Diğer bir mektupta Erzurum isyanının neticesi şu suretle izah ediliyordu:

“Eyvah, geçenlerde kadınları bile Rus muharebesine iştirak etmiş olan Erzurumlular şimdi hapishanelerde dayak atılarak öldürülüyorlar. Bunlar adalet istiyorlardı. İmdat! Diye Erzurum’da bağırmışlar ve konsoloshaneler müracaat etmişlerdi. Ne çare ki memleket bir buçuk arşın kadar altında ve sıfırdan aşağı yirmi derece soğuk içinde titrediğinden, halk ısınmak için mahrukat bulamadığından hürriyet fedaileri şaşırıp kaldılar.

Bu sayede isyanı bastırmağa muvaffak olan Abuk Paşa Birinci Ferik oldu. Daha bir çokları da rütbeler aldılar. Ebucehil Vali, emellerine nail oldu.”

323 senesi nihayetlerine doğru vilayetlerin birçok yerlerinde kıyamlar zuhur etmekte olduğu bildiriliyordu. Halep’te de ahali ayaklanmıştı. Askerlerle halk arasında kanlı müsademeler olmuştu. Şam’dan ve Gaziantep’ten taburlar sevkedilmişti. Yakalanan hürriyetperverler bodrumlara tıkılmışlardı. Birçok gece sabaha kadar dayak yemişler ve ölmüşlerdi. Bunların akrabası ertesi sabah babalarını, kardeşlerini veyahut kocalarını aramağa gittikleri zaman onlara arananların Ziton’a filan gönderildikleri ve orada muhakeme edilecekleri söylenerek avutulmuşlardı. Hakikatte ise cesetleri henüz bodrumların içinde bulunuyordu. Paris’e yazılan bir mektupta soruluyordu:

“Erzurum’da vesair mahallerde öldürülen yüzlerce, binlerce Türk’ün sahibi yok mu dur? Türkler hakikaten kimsesiz mi dirler? Bakınız Erzurum’da Ali isminde Rus tebaasından birisi de varmış. Bu adam da kıyam eden Erzurumlularla beraber hapse atılmış. Halbuki Erzurum’daki Rus Konsolosu, Ali’nin muhakemesinde hazır bulunmak ve onun hukukunu müdafaa etmek için emir almış. Bizim de böyle bir sahibimiz neden yok? Yegane sahibimiz olan Allah-ü azimü’şşan neden intikamımızı almıyor? Neden o zalim Abdülhamid’i neden biran evvel yok etmiyor, kahretmiyor?

Halep’te zulüm gören ahalinin bir kısmı Arap İzzet’e müracaat etmiş. Netice; müracaat edenlerin hepsi Akkaya nefyolunmuşlar!”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!