Game Over!

GAME OVER!

Oyunun sonunu getirecek, tutku yolculuğunda zorunlu bir mola verilmesini gerektirecek tarihî oylamada ilk oyu, İstanbul Bağımsız Milletvekili Aydın Menderes kullandı. DSP’den redçi Mehmet Özcan dışındaki tüm milletvekilleri kabinlere girmeden oy kullanırken, MHP ve ANAP milletvekillerinden bazıları da aynı yöntemle oylarını kullanmayı tercih ettiler. Bu durum, FP’lilerin itirazlarına yol açarken, yeniden anayasa ve içtüzüğü anımsatan Akbulut, milletvekillerini gizlilik ilkesine uymaları için uyardı. Ancak uyarılara rağmen, başta Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller olmak üzere DSP ve MHP’li milletvekilleri kabinlere girmeden oylarını açık olarak kullanmayı sürdürdüler.
Anayasa’nın 69’uncu maddesinin oylamasında FP’liler bölündü. Bazı FP’lilerin de ‘evet’ oyu vermesi sayesinde kabuller arttı. 540 milletvekilinin katıldığı oylamada 134 redde karşılık 349 kabul oyu çıktı. Dokuz milletvekili çekimser kalırken, 31 milletvekili boş oy kullandı. 17 oy ise, geçersiz sayıldı.
Milletvekili özlük haklarını düzenleyen 86’ıncı maddeyle ilgili oylamaya katılım düştü. Çiller’in de aralarında bulunduğu 24 milletvekili oylamaya katılmadı. 519 milletvekilinin katıldığı oylamada, 345 ‘kabul’, 140 ‘red’, 5 ‘çekimser’, 17 ‘boş’, 12 de geçersiz oy çıktı.
Demirel’e yeniden adaylık yolunu açacak 101’inci madde oylamasına 535 milletvekili katıldı. Oylamada 303 kabule karşı 177 red çıktı. 6 milletvekili çekimser kalırken, 26 milletvekili boş oy kullandı. 23 oy ise, geçersiz sayıldı. Böylelikle, ilk turda 253 oy alan “Demirel maddesi”ne açık oya ve Ecevit’in uyarılarına karşın 50 oy artışı sağlanabildiği ortaya çıktı. DSP ve MHP’nin, kabul oylarının çoğunluğunu oluşturduğu dikkate alındığında DYP ile ANAP’ın Demirel maddesinde büyük fire verdiği hesaplandı.
Akbulut, 101’inci maddenin reddinin ardından oturuma ara verdi. Oldukça üzgün görünen Ecevit, hiçbir şey söylemeyeceğini ifade etti. Daha sonra Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz’ın katılımıyla liderler zirvesi toplandı. Zirvede teklifin geri çekilmesi kararlaştırıldı.
Ecevit’in “açık oy” çağrısına rağmen, Demirel’e Köşk yolunu açacak anayasa’nın 101’inci maddesindeki değişiklik, TBMM’de reddedilmiş; 69’uncu ve 86’ıncı maddeler referandum için yeterli oy almalarına rağmen, paketin bütünü oylanmadan teklif geri çekilmişti.
Geleceği konusundaki bu oylama öncesinde eşi Nazmiye Hanım’la başbaşa yemek yiyen Demirel, daha sonra Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Almanya Cumhurbaşkanı Rau’ya hazırlık olmak üzere Almanya dosyaları üzerinde bir süre çalışmıştı. Oylama vakti geldiğinde işleri bir kenara bırakıp oylamayı Meclis TV’nin canlı yayınından izlemeye başladı. Köşk’teki çalışma odasında tek başınaydı. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz’ün çalışma odasında toplanan bir grup danışman ise, meclis kulislerindeki gelişmeleri takibe aldılar. 101’inci maddenin oylama sonuçları ilân edilip hükümetin anayasa teklifini geri çekme hazırlığında olduğu anlaşılınca, Seçkinöz ve danışmanlar kadrosu Demirel’in yanına geldiler. Demirel, sonucu heyecansız ve rahat bir şekilde karşılamıştı. Bu işe o talip olmamış, onun hizmetinin devamına talip olunmuştu. O da bunu reddetmemişti. Hep meclisin itibarı için çalışan Demirel, meclis talebinin arkasında durabilirdi, ama bunu yapmamıştı. Memlekette hizmetin çok yeri vardı, tek yer burası değildi.
“Baba”, sonucu önceden kestirmişti. Dolayısıyla, sürpriz olmamıştı. Sultan Süleyman’a bile kalmayan saltanat, Baba Süleyman için de bâki değildi. Başbakan Ecevit’in ortaya attığı ve aylardır gündemi ipotek altına alan tartışma sona eriyor, Demirel “sığmam” dediği Güniz Sokağa geri dönüyordu…
İnecek yiğidim medhiyelerle Köşk’ten

‘Atatürk’tür cümle Türk’ün atası
Bu da oldu dul ve yetim bábası
Parlamenter sisteme olunca şef
Babalık ismi ona verdi şeref
Başvezir oldu yedî kez ol vezir
Âl–i Osman’da dahi yok böyle pîr
Arada tahtı kapardı başkası
Lâkin hep elinde idi şapkası
Onun için tahtı dâim durmadı
Şapkasını kimseye kaptırmadı
Doğduğu yer ise İslâmköy idi
Gittiği son köy de Hamzaköy idi
Ondan oldu ona özgürlük rolü
Şapkası dahi demokrat sembolü
Her muhalif ona karşı tuttu sâf
Herkese oldu ama o bîtaraf
Ona dendi gerçi baraj kralı
Pek sevaptır dense GAP’ın kralı
Sarı bir hatun idi sadrazamı
Amma nizamdan yana yoktu gamı
Söyleşirmiş pek güzel Frenkçe’yi
Konuşamaz imiş hátun Türkçe’yi
Bu Süleyman oldu şahların şahı
Sonra Asya Türkü’nün de ağası
Tanrı onun tahtını kaim ede
Sağlık ile ömrünü dâim ede
Doğru yoldan Hak onu saptırmaya
Taht ve tacın kimseye kaptırmaya’’

İş sadece medhiyelerle kalmıyordu. Çıkılan nostaljik sefer, Ispartalı sadrazamlara kadar uzanıyordu. Gazeteci Hulusi Turgut’un Demirel’in Dünyası isimli kitabı, bir liderin doğuşunu ve yükselişini anlatıyordu. Sözkonusu kitap, nam–ı diğer Baba, Ispartalı Süleyman Sami Demirel’e geçmeden önce Ispartalı sadrazamlarla başlıyordu:
“Osmanlı–Türk tarihinde Isparta’dan tam 5 başbakan çıkmış.
Dördü Osmanlı İmparatorluğu döneminde ‘‘sadrazam’’ diye isimlendirilen başbakanlar, Kemankeş Ali Paşa, Halil Hamid Paşa, Seyid Ali Paşa ve Hüseyin Avni Paşa. İşte Ispartalı sadrazamlar bunlar. Ancak sonları kötü olmuş. Biri idam edilmiş, diğer ikisi katledilmiş; sadece birisi normal koşullarda vefat etmiş.
Ispartalı ilk sadrazam Kemankeş Ali Paşa, Padişah IV. Murat zamanında bu göreve getiriliyor. İran Şahı’nın harekâtını, Padişah’tan sakladığı gerekçesiyle 1624 yılında İstanbul’da öldürülüyor.
Halil Hamid Paşa, tıpkı Süleyman Demirel gibi hayata bürokrat olarak atılıyor. I. Abdülhamid döneminde 2 yıl sadrazamlık yapan Paşa, çok önemli sorunlarla muhatap oluyor. Vilayetlerimiz için yabancıların beslediği emeller, Yeniçeri Ocağı’nın bozulması, devletin mâli durumunun zayıflığı, Hamid Paşa’nın görevini güçleştiriyor. Hamid Paşa ciddi bir tasarrufa girişiyor. Tarihe ‘‘çilekeş ve cesur’’ bir isim olarak geçen Hamid Paşa’nın icraatını ‘‘fazla’’ bulan Padişah I. Abdülhamid, sadrazamı azledip sürgüne gönderiyor. Bu arada, rüşvet aldığı dedikoduları yayılırken, saltanata darbe yapacağı iddiaları da ortaya atılıyor. Sonuçta, Bozcaada’da idam ediliyor…
Ispartalı sadrazamlar arasında hayatını kazasız belasız tamamlayan tek kişi ise, Seyid Ali Paşa. Ne var ki, onun da düzenli bir iş hayatı olmuyor. Oradan oraya gönderilip azledilen Paşa, ömrünün son demlerini Maltepe’de geçiriyor ve 1826 yılında vefat ediyor.
Isparta’nın Gelendost’undan olan Hüseyin Avni Paşa ise, sarayda öldürülüyor. Harbiyeli Avni Paşa, sadrazamlık makamından azledilince dördüncü kez serasker oluyor. Padişah Abdülaziz’in tahtan indirilip yerine V. Murat’ın geçirilmesini sağlıyor. 1876 yılında Abdülaziz taraftarı ‘‘Çerkez Hasan’’ isimli bir saldırgan, Mithat Paşa’nın sarayına baskın düzenliyor ve şahsî bir meseleden ötürü Avni Paşa’yı öldürüyor.
Tarihimizdeki Ispartalı 5’inci başbakan ise Demirel’di. Tabiî Cumhurbaşkanı olmak da kısmet oldu ona. Ama siyaset sahnesinin en ustası ve kurnazı sayılan Demirel, bu son süreçte ustalığını gösteremedi! Bir babalık yapıp paşa paşa oradan inmek varken, şansını kullanamadı. İşte anlamadığım siyaset sanatı. Başka kurtlar intikam aldı..”
Hakkında methiyeler düzülüp şiirler yazılan, 1962’den bu yana siyasetin içinde olan ve 6 defa gidip 7 defa gelen Demirel için siyasî hayat en azından şimdilik noktalanmıştı. 12 Eylül’ün antidemokratik biçimde yapamadığını, 5 Nisan demokratik olarak becerebilmişti. Meclis, talebinin arkasında durmamıştı. Fakat yine de vatan sağ olsundu. Demirel, 16 Mayıs’ta Çankaya’ya veda edip, Güniz Sokak’taki evine dönecek ve kendi deyimiyle “Kuşlar kadar hür” olacaktı.
Cumhurbaşkanı Baba, “Vatandaş Baba” olma yollarındaydı artık. Meclis, aldığı kararla Demirel’i Güniz Sokağa gönderirken yönünü “değişim” istikametine çevirmişti. “Milletvekillerimiz düzenin düzenbazlıkları içinde kaybolup giderlerdi eskiden. Şimdi direniyorlar. Bataklıkta mücadele ettiklerinin farkına varmışlar. Çünkü halkı anlamışlardı. Değişimin yeni kimlikler ve kişiliklerle olacağının bilincinde olan sistem, hareketliliği durdurmak için çabalıyor. Realizm, romantizmin yerini alıyor. Nostalji ve eskinin köhne güven arayışı, yerini yeni heyecanlara bırakıyor. Anayasa oylamasıyla ortaya çıkan içsel dinamizm ile eski ve yeni anlayışların, eski ve yeni sorularla yanıtların arasındaki fark bize yansıyan.”111
Fakat herşeye rağmen bir sorunun cevabı merak edilebilir: “Baba kaybedeceğini bildiği bir yarışa neden girdi?”
Bu sorunun cevabı, tamamen Demirel’in kişiliğinde gizli. Siyaset, gerekçelerle yürütülür. Normal bir süreçle Köşk’ten uzaklaşan Baba’nın “sağı birleştirme, siyasî parçalanmışlığı toparlama” gibi görünür gerekçeleri zaten hazır önündeydi. Ne var ki bunlar, yeterli ve tatminkar değildi. Siyaseti, kendi üslûbuyla yapmayı tercih eden Baba, kendi kaybını “diğer etkenlere” bağlayarak bir “hesaplaşma gerekçesi” üretmeliydi ki, sonrası keyifli olsun. Uzaklaştıranlardan, alınması amaçlanan intikam, siyasî ihtirasını kamçılasın, onu harekete geçirsin.
“Köşk Oyunu” bitmişti. Tutku yolculuğunda son durak Güniz Sokak’tı. Ancak, yeni oyun denemelerinde bulunmaması için hiç bir neden yoktu. Aksine, yukarıda belirtilen “mühim gerekçeler”in varlığından söz edilebilirdi.
En basit bir şekilde, önünde şu üç ihtimal vardı:
DYP’deki yandaşları vasıtasıyla bu partiyi olağanüstü kongreye zorlamak ve Tansu Çiller’in koltuğuna oturmak… Ama sözkonusu ihtimal, şu aşamada çok kolay görünmüyordu. Çünkü, Köşk’ten güçlü bir şekilde değil, yaralı olarak inmişti. Meclisin görev süresinin uzatılmasını reddettiği bir kişinin itibari önemli bir erozyona uğramış demekti. Kaldı ki, DYP, kendisinin 1993’te bıraktığı noktadan çok farklı bir durumdaydı. DYP’nin il ve ilçe örgütleri Çiller’in elindeydi.
Bir başka ihtimal, Baba’nın DTP çatısı altında siyasete soyunabileceğiydi. Zaten son seçimde yüzde bir bile oy alamayan DTP’liler, kurtuluşlarını Demirel gibi karizmatik bir kişiye bağlamışlardı. Nitekim bu parti, Hüsamettin Cindoruk’un istifasından sonra genel kongreye gidip yeni genel başkanını bile seçmemişti. Partiyi Genel Başkan Vekili sıfatıyla İsmet Sezgin yönetiyordu. Yani, DTP, Demirel için koltuğu boş bırakmıştı. Ama Demirel, halkın benimsemediği bir partinin başına geçip büyük bir kumara girişecek kadar “deli bir kumarbaz” değildi.
Üçüncü bir ihtimal ise, DYP’ye de, DTP’ye de boş verip yeni bir parti kurarak sıfırdan yola çıkmaktı… Yalım Erez ile İlhan Kesici’nin, Demirel öncülüğünde yeni bir parti kurabilmek için zemin yoklaması yaptığına”112 dair haberler kulaklara geliyordu. Ancak, kurşun yarası soğumadan acı hissedilmezdi. Hele biraz zaman geçsin, ne yapılıp yapılmayacağı da belli olacaktı.

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!