GÜNİZ SOKAĞA SIĞMAM!

GÜNİZ SOKAĞA SIĞMAM!

“İstikrarın sigortası(!)”na haddinden fazla tepki akımı yükleniyordu. Sigorta atmamak için direniyordu. Çünkü Baba, hangi şartta olursa olsun koltukta kalmak isteyen tipte bir siyasetçiydi. Siyaset, onun için bir rodeo oyunu, siyasetçi ise bir rodeo yarışcısıydı. Baba, bu yarışın kuralını da şöyle anlatmıştı: “Bu yarışta ehlileşmemiş yabanî atın ya da kızgın boğanın sırtına binen yarışçı için hayvanı yöneterek yol alıp hedefe götürmek önemli değildir, önemli olan hayvanın üstünde uzun süre kalmaktır. ”
Demirel, rodeocuydu… Rodeocu Baba… Onun için Türkiye’nin ileri gitmesi, seçim meydanlarında, hükümet programlarında, planlama salonlarında, bütçe görüşmelerinde verilen sözlerin tutulması önemli değildi. Önemli olan koltukta daha uzun süre kalabilmekti. Bu yargının sayısız göstergesi olabilecek örnekler vermişti.71
Birinci parti olarak seçimi kazanmadığı hâlde Başbakanlık koltuğunda kalabilmek için iç terörü başlatmak pahasına “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz. Tetik çekenle tespih çeken hiç bir olur mu?” diyebilmişti. İktidara gelebilmek için hayat pahalılığından bunalmış halk kitlelerine seçim meydanlarında, “ANAP tütüne ne verecekse ben 5 bin lira fazla vereceğim” diyen ve kaynağını bulmadan “Herkese iki anahtar, bir yeşil kart… ” sözü veren de oydu… Ayrıca, bir sonraki seçimi garantilemek için 35–36 yaşında, taşı sıksa suyunu çıkaracak çağdaki insanları emekli edip, SSK sistemini felç hale getirip, devlet bütçesinde büyük bir kara delik açıp sonra da “Kara deliklerden biri de işte SSK’dır, sayın vatandaşlarım… Düşün peşime…” diyebilen de…72
Evet o gerçek bir rodeocuydu. İkinci adım hesaplarının yapılmaya ciddi ciddi başlanması demek, “at üstünde kalış süresinin kendi dışındaki etkenler tarafından belirlenmesi” demekti. Bu durum, Baba’da büyük bir rahatsızlık meydana getirdi. Elbette kendi geleceğini şekillendirecek adımları başkaları onun için atmaya çalışırken Baba da boş duracak değildi. “Baba bir demeç”le gerekli uyarı yapılmalıydı… “Uyaran Baba” kimliğini her dönem vitrinde tutan Demirel, 18 Şubat’ta Zagreb’e giderken havada sorulan “Tekrar seçilmediğiniz takdirde ne yapmayı düşünüyorsunuz?” sorusuna cevap olarak, “Güniz Sokak’taki evime dönerim, ama oraya sığmam!” deyivermişti.
Demirel, ilk kez “Çankaya’dan inerseniz ne yapacaksınız?” sorusuna “Görev süremi layıkıyla doldurmayı düşünüyorum”dan farklı bir cevap veriyordu.
Ne demekti Güniz Sokağa sığmamak? Güniz Sokak’taki apartmanın küçüklüğüyle, odalarının darlığı–genişliğiyle alakalı değildi bu. Turgut Özal gibi Demirel’e de “Çankaya’nın Şişmanı” sıfatını yakıştıranlar vardı. Ancak Demirel, onlar için bile Çankaya’ya sığmayacak kadar şişman değildi. Zaten kimse de mesajın fiziksel yönüyle ilgilenmedi. İçerik gayet açıktı. Demirel siyasî platformdaki gidip–gelmeleriyle elinde bulundurduğu rekoru bir üst seviyeye çekebileceğini ima ediyordu. 16 Mayıs’ta belki Çankaya’dan iner, Güniz Sokağa döner ama farklı bir şekilde tekrar gelmeyeceğini kim söyleyebilirdi? Demirel, açıkca merkez sağın iki kavgalı lideri Çiller ve Yılmaz’a gözdağı veriyordu.
“Güniz sokağa sığmam” demek, “Demirel olmazsa ne olur?” sorusuna alternatif çözümler üretmeye çalışanlara Demirelce bir cevaptı. Güniz Sokağa sığmamakla, sığmayan kısımlarının bir yerlere dokunacağını belirten Demirel, aynı zamanda şahsıyla ilgili özel gelecek planını da açığa vurmuş oluyordu. Ama, bir farkla… Demirel’in ikinci adım planı, siyasi partilerin onsuz yaptıkları planların önünü kesmek içindi.
“Seçilemezseniz Ankara’da mı, Isparta’da mı, yoksa İstanbul’da mı oturacaksınız?” sorusuna “Bizim muhitimiz Ankara’dır” cevabını veren Demirel, “Öyleyse Güniz Sokak’ta siyasete devam mı edeceksiniz?”sorularına da “Biz ülkeye hizmet için varız. Ülkeye hizmet etmenin çeşitli yolları vardır” diyerek yorum alanı oldukça geniş bir üslûp kullanmayı tercih ediyordu.
“Fötr şapka”, giyim eşyası olmanın yanı sıra Demirel’le yanyana kullanıldığında nasıl bir sembole dönüşüyorsa, normalde basit bir mekan olan Güniz Sokak da içine Demirel’i aldığı anda sembolleşiveriyordu. Güniz Sokak’ın Türk demokrasi tarihinde ve Demirel biyografisinde özel bir yeri vardı. “Güniz Sokak, No:31, Kavaklıdere/Ankara… ” Bu adres, Türk siyasetine damgasını vuran Süleyman Demirel’in Başbakan ve muhalefet lideriyken oturduğu, 12 Eylül darbesini yaşadığı, yasaklı olduğu dönemlerde perde arkasından “bir bilen” olarak partisini yönettiği evinin adresiydi. Demirel’in zaman zaman kesintiye uğrayan tutku yolculuğunda, ara bir duraktı Güniz Sokak. Siyasetin meşru zemininden dışlanan Demirel, bir derviş edasıyla postnişini Güniz Sokak’taki evine serer ve burayı bir türbeye dönüştürerek, gönül alma, akıl verme faaliyetlerini buradan devam ettirirdi. Zaten bu çerçevede “Güniz Sokak’a sığmamak”… cümlesi özel seçilmiş bir cümleydi. Gerektiğinde, “Ne yani orası benim evim, sokakta mı kalacağım?!” diyebilmek için kurulmuş siyasî bir cümle… Buram buram “Ben siyasetten uzak kalamam” kokusu yayan bir cümle…
Demirel’in Güniz Sokak’takinden başka iki evi daha vardı. Biri, 17 Ağustos depremini ve o gecenin hatıralarını yaşadığı İstanbul–Ulus semtindeki evi; diğeri de, uzun süredir kullanmadığı Tuzla’da deniz kenarında yazlık bir ev. Demirellerin Isparta’da da evi bulunuyordu. Fakat Baba’nın ne İstanbul’a, ne Tuzla’ya ne de Isparta’ya gitmeye niyeti vardı. Köşk’ten inerse mola yeri veya son durağı Güniz Sokak olacaktı. Güniz Sokak bilinçli bir tercihti. Çünkü Baba, Tuzla’ya giderim, Isparta’ya geçerim ve “oralara sığmam” dememişti. Bu şekilde söyleseydi bile, benzer etkiyi yapması mümkün değildi.
Güniz Sokağa inmek, sahaya inmek demekti. Köşk’ten inmemek için yine bir başka “inmek” araç olarak kullanılıyordu. Etik olarak ne kadar doğru bir yöntemdi “Güniz Sokağa inmek?” Bu sosyal bir proje değil, siyasî içerikli bir tehditti. Tercümesi de şuydu:
“Çankaya’da kalmazsam sahaya inerim, kazık atanları bellerim!”
Belli ki Demirel’in seçilmesi şartına dayalı istikrar, ülkeden çok parti liderlerinin çıkarlarıyla ilgili bir sorundu. Köşesine çekilmeye razı olmayan Demirel, halkın gözünde “işgâlci” durumuna düşmüş birçok parti lideri için tehlike oluşturacaktı.
İstikrar, Demirel’i Çankaya’da tutma kabulüne dayalı teslimiyetin garantisi olmayan bir hayâliydi. Karşılıksız çek gibi…73

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: