HALKIN KURTULUŞU – (DEV-GENÇ) DEVRİMCİ YOL ÇATIŞMASI

HALKIN KURTULUŞU – (DEV-GENÇ) DEVRİMCİ YOL ÇATIŞMASI

 

Kısa adı Dev–Genç olan “Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu” 13 Kasım 1976’da Ankara ve İstanbul’da aynı saatlerde iki ilde birden “öğrenim özgürlüğü, can güvenliği” miting ve yürüyüşleri düzenledi. Dev–Genç’in düzenlediği bu mitinge Maocular olarak adlandırılan Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu ve Aydınlık Hareketi de katıldı. Dev–Genç’in düzenlediği bu mitingde Maocularla Dev–Gençliler arasında olaylar çıktı. Dev–Genç’in yayın organı “Devrimci Gençlik” dergisinin 10 Aralık 1976 tarihli 15. sayısında mitingde çıkan olaylardan Halkın Kurtuluşu ve Halkın Sesi grubu (Aydınlıkçılar) sorumlu tutuldu. Devrimci Gençlik dergisine göre özellikle Halkın Kurtuluşu grubu mitingi sabote etmiş, miting disiplinini hiçe saymıştı. Mitinge katılan kitleye karşı provoke edici davranışlarda bulunmuştu. Dev–Genç’in yayın organında İstanbul ve Ankara mitinglerinde olay çıkartan “Halkın Sülalesi” olarak adlandırılan grupla ilgili şu ithamlar yapılmaktadır:

Geçtiğimiz günlerde Ankara ve İstanbul’da devrimci hareketten başka herkesin işine yarayabilecek olan bir takım olaylar meydana geldi. Gazete manşetlerinde “solcular arasında çıkan çatışmada 4 kişinin yaralandığı” haberleri dalgalanıyordu.

Devrimci Gençlik Dergisi’nin 2. sayısında devrimciler arasında bu tür olayların çıkmasını körükleyebilecek bir anlayışa karşı çıkılarak bu tür sapıtmaların provokasyona çok açık bir ortam yaratacağı hatırlatılmaktaydı. Ne bu ne daha sonraki hatırlatmaların ne de ondan sonra meydana gelen olayların kimsenin aklının başına gelmesini sağlayamadığı anlaşılıyor.

Devrimci Hareketin Esenliği Tekkelerin Yaratacağı Kaos ve Kargaşaya Terk edilemez

Özellikle İstanbul mitingindeki olaylardan sonra, her zaman olduğu gibi tekke basınları (Halkın Sesi, Halkın Kurtuluşu) kamuoyu oluşturmaya giriştiler. Olayları gönüllerince açıklayarak “huzura” kavuştular! (sonradan “Halkın Sesi”nin vicdanı sızlamış olmalı ki olayların” oluş biçimi” hakkında “muhabirinin” yanıldığı, önce İYÖD’ün değil, Halkın Kurtuluşu grubunun saldırdığı vb. biçimde bir özeleştiri getirdi!) Ve de olaylar kim olduğu bilinmeyen kişilerin istediği bir zamanda (ve de kesinlikle halkın menfaatine uygun olmayacak bir tarzda) yeniden çıkmak üzere sahneden çekildi.

Şimdi bu olaylar üzerinde, olayların oluş biçimi üzerinde durmayacağız. Halkın Kurtuluşu grubunun olayların çıkışı sırasındaki ağır sorumluluğu yeterince teşhir olmuştur. Asıl görülmesi ve teşhir edilmesi gereken şey bu grubun yöneticilerinin kendi grupları içindeki çözülmeye varan gelişmeleri böyle olaylar yardımıyla bir kemikleşme sağlayarak önleme şeklindeki oportünizmleridir. Bilinmeyen(!) nedenlerden dolayı aynı şeyi söyledikleri Halkın Sesi’nden ayrı kalma savaşını sürdürmeleri bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren şey tekkelerinin sağlığı (!) uğruna devrimci hareket içinde yaratacakları kaos ve kargaşanın devrimci harekete pahalıya mal olacağıdır.

Bunun hesabını vermek içinse hiçbir derebeyliğin hazinesi kafi gelmez! Bunu kimse aklından çıkarmamalıdır.

Al Birini, Vur Ötekine

Sol hareket içinde esaslı görüş ayrılıkları vardır ve bu ayrılıkların kıs süre içinde tam olarak giderilmesi olanağı yoktur. Bizim “ÇKP”nin bilinen görüşleri mihveri etrafında kümelenen gruplarla temel teorik konularda ve bir dizi politik konularda belirleyici görüş ayrılıklarımız vardır. Aynı şekilde ve aynı derecede sağ revizyonist akımlarla da ayrıyız. Her iki akım da esas olarak revizyonist bir temel üzerinde yükselmektedir ve sonuçta varacakları yer Türkiye devriminden vazgeçme noktasında, onun karşısına dikilme noktasında bir ve aynıdır.

Buna karşılık ülkemiz solunun içinde bulunduğu somut durumda esas olarak sağ revizyonist akımın devrimci hareketin gelişmesine karşı dikildiği, ve bu bakımdan esas olarak TKP revizyonizmine karşı mücadele edilmesi gerektiği konusu tartışma götürmez bir şekilde ortadadır.

TKP vb. gibi revizyonist eğilimlerin işçi sınıfı içindeki yeri, işçi sınıfı hareketini ağır bir şekilde saptırabilecek bir öneme sahiptir. İşçi sınıfı içinde burjuva reformizmine doğru bir eğilim yaratması ve desteklemesi devrimci hareketin sağlıklı bir gelişme doğrultusunu ciddi olarak saptırabilecek bir nitelik taşımaktadır. ÇKP eğilimlisi revizyonist gruplar ise bugün bir aydınlar kulübü şeklinde dar bir çerçeveye sıkışıp kalmıştır. Ve pratikte büyük bir önem taşımadığı söylenebilir. Ancak, bu durum bizim bu ikinci gruba karşı, pratikte daima hayırhah bir tavır takınacağımız anlamına gelemez.

“Sol” hareket içindeki ayrılıkların pratikte istenmeyen sonuçlara ulaşması bir çok bakımdan önlenmelidir. Hele sübjektif bir çabanın ürünü olarak, grupsal çıkarların gereği uğruna ortaya çıkarılan; sosyal faşist, Maocu Bozkurt vb. gibi safsatalarla desteklenilmeye uğraşılan ve sınıflar mücadelesinin somut ve gerçek taleplerinden sayılmayacak olaylardan kesinlikle sakınılmalıdır.

Eylem Disiplinini, Onu Yürütecek Merkezi Örgütün Politikası Belirler

Sorun gençlik hareketi açısından ele alındığında belirleyici olan gençliğin devrimci eyleminin birliğidir. Gençliğin devrimci eyleminin birliğinin en geniş çerçevesini anti faşist eylemde birlik belirler. İkinci görüş ayrılıkları pratikte farklı tavır alışları ve birbirine uyuşmayan biçimleri doğurabilir. Bu durumlarda kimse eylemin disiplinini zor gücüyle kendi lehine çevirmeye kalkışmamalıdır. Bir miting tertipleniyor. Eylemi tertipleyen merkezi örgüt eylem disiplini açısından bir politika tespit ediyor. Bu politikanın belirlediği disiplin örneğin “Ne Amerika Ne Rusya Bloksuz Türkiye” pankartının açılmasını önlüyor. O eylemin disiplini işine gelmeyen biri o disiplini “bileğinin gücüyle” kendi lehine çevirmeye kalkmamalıdır. Aksi halde eylemin disiplinini zorla sağlamak durumu doğar. Eylem disiplinini sağlayan politika yanlış görülüyorsa eleştirilir. Ama eylem sırasında o disiplini zor yoluyla bozmaya izin verilemez.

Bir yerde pankart açılmasına izin veriliyor olmasına karşılık bir başka yerde bu politikanın farklı olması bu tür bir davranışı haklı gösteremez. Eylemin disiplinini sağlayacak olan şey onu yürütecek merkezi örgütün politikasıdır. Ve bugün eylemin disiplini bir yerde pankart açılmasına olanak sağlıyorsa bu her yerde ve her zaman bu şekilde olacak demek değildir.

Kimsenin “kabadayılığına” devrimci eylemin disiplinini “tayin etme” hakkı tanınamaz ve tanınmamalıdır. Kimse de lümpenlere ve kabadayılara “benim tekkeden” diye sahip çıkmamalıdır.

“Sol” hareket içinde sınıflar mücadelesinin somut ve gerçek gereksinmelerinin ürünü olmayan amaçlarla, yapay ve provokasyona açık bir ortam yaratacak şekilde zor metotlarının kullanılmasına davetiye çıkartılmalıdır. Tekrar edelim hiçbir derebeyliğin hazinesi bunun hesabını vermeye yetecek kadar zengin olamaz.

 

Halkın Kurtuluşu: “Sol maskeli bir kişi İYDGD üyesi Erdoğan Çamdal’ı öldürdü”

17 Ocak 1979 günü İstanbul’daki Kadırga  Öğrenci Yurdu’nda Halkın Kurtuluşu taraftarı YDGD üyesi Erdoğan Çamdal öldürüldü. İstanbul YDGD, taraftarı Çamdal’ın öldürülmesinden Dev–Yol taraftarı Marmara Dev–Genç yöneticilerini sorumlu tuttu. Halkın Kurtuluşu gazetesinin 22 Ocak 1979 tarihli 144. sayısında “Sol maskeli bir kişi İYDGD üyesi Erdoğan Çamdal’ı öldürdü” başlıklı haberin altında Dev–Yol’a yönelik şu suçlamalar yapılmaktaydı:

Kadırga Yurdu’nda devrimci öğrenciler kalmaktadır. Yurtta kalan öğrencilerin iradesiyle, Devrimci Yol ve İstanbul Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği taraftarlarının ittifakı ile yurt temsilciliği seçilmişti. Komite yurdun sorunlarını çözmede son günlere kadar uyumlu çalışmıştır. Komite, halk gençliği içerisinde demokrasiyi hayata geçirmiştir. Bu devrimci gelişme bir avuç sosyal faşisti ve bazı çevreleri rahatsız ediyor, zaman zaman Devrimci Yol taraftarları da onlardan etkileniyordu.

Son olarak sosyal faşist çete bir duvar gazetesi asarak yeni bir tertibe başvurmuş, ancak devrimciler oyunu bozarak gazetelerini indirmiştir.

17 Ocak günü tekrar Sosyal faşist “Genç Öncü” bir duvar gazetesi asmış, buna devrimciler karşı çıkınca, dışarıdan getirilen 100 kişiyle birlikte Devrimci Yol, Genç Öncü’yü korumaya almıştır. Devrimcilere karşı çıkanların başında provokatör Hasan Polat vardır. Ancak herhangi bir olayın çıkması önlenir. Hasan Polat sabah saat 04. 00’de gece nöbet tutan arkadaşa saldırmış, nöbetçi durumu komitede görevli Erdoğan arkadaşa bildirmiştir. Erdoğan arkadaş, tavrının yanlış olduğunu söylerken provokatör Hasan Polat, arkadaşı vurmuştur. Hastaneye kaldırılırken Erdoğan arkadaş ölmüştür.

YDGF Başkanı Çetin Kaya, Marmara Dev–Genç’e çağrıda bulunarak, bu provokatörü açığa çıkarmasını ve hesap sormasını istedi.

Elazığ, Ankara, Kars ve Adana’da bu tip provokasyonlar sonucu birçok devrimci ölmüş, ancak Devrimci Yol bu olayların üzerine gideceğine, provokatörlerle uzlaşmış yada sessiz kalmıştır. Halk gençliğinin çıkarlarını bu küçük burjuva rekabetçi anlayış ve tavırla, grup çıkarlarına feda etmek Hasan Polat gibi provokatörlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Hele hele bu tip tertip ve provokasyonun üzerine gitmemek, provokatörlerle uzlaşmak, hesap sormamak, halk gençliğine verdiği kayıplar kadar Devrimci Yol’a da zarar verir.

Egemen sınıfların sıkıyönetimle birlikte her türlü baskı ve terörünün yoğunlaştığı, bugünde anti faşist güç birliğinin özel bir önemi vardır. Halk saflarında gördüğümüz gruplar içerisindeki Devrimci Yol, kendi çizgisini gözden geçirmeli, tertip ve provokasyonların üzerine giderek, uzlaşma çizgisini terk etmelidir.

 

 

ODTÜ’de Halkın Kurtuluşçuları ile Dev–Yol çatıştı

19 Aralık 1978 günü Devrimci Yol’un hakim olduğu ODTÜ’de bildiri dağıtmak isteyen Halkın Kurtuluşu grubuna mensup AYDGD taraftarları Dev–Yol’un gençlik örgütü Dev–Gençliler tarafından engellenmişti. Dev–Genç ODTÜ ÖTK’den izin alınmadan bu bildirinin dağıtılamayacağını HK taraftarlarına şiddet uygulayarak bildirmişdi. İki grup arasında çıkan kavgayla ilgili 21 Aralık 1978 tarihli Aydınlık Gazetesi’nde şu haber yer almaktadır:

ODTÜ’de AYDGD imzalı bildiri dağıtmak isterken Halkın Kurtuluşçuları ile Dev–Genç arasında çatışma çıktı. Bildiriyi dağıtmak isteyen Halkın Kurtuluşçuları’na Dev–Gençliler’in müdahale etmesi üzerine başlayan çatışma giderek büyüdü ve çok sayıda öğrenci yaralandı.

İşçi ve öğrencilerin nefretle karşıladıkları kavga arasında kafeteryanın camları kırıldı ve hasar meydana geldi.

 

Halkın Kurtuluşu: “Dev–Yolcu olduğu söylenen bir provokatör, Bayram Demiralp adlı devrimci bir genci öldürdü”

Halkın Kurtuluşu solun en güçlü örgütü olan Dev–Yol’la da zaman zaman çatışmaya girmişti. HK grubu Türk solunda Dev–Yol’dan sonra en önemli örgütsel güce ve taraftar kitlesine sahipti. 11 Haziran 1980 günü Samsun’un Havza ilçesinde HK taraftarı Bayram Demiralp isimli lise talebesi öldürüldü. HK taraftarı Özgürlük adlı gazetenin 30 Haziran 1980 tarihli 5. sayısında bu cinayetten Dev–Yol sorumlu tutuldu. “Bayram Demiralp’i Dev–Yolcu olduğu söylenen bir provokatör öldürdü” başlıklı haberin altında Dev–Yol’u suçlayan haber şöyleydi:

Dev–Yolcu olduğu bildirilen bir provokatör, Havza Lisesi’nin kantininde devrimci bir genci silahlı vurarak öldürdü. 11 Haziran günü meydana gelen olayda ölen Bayram Demiralp, 16 yaşında bir lise öğrencisidir. Olay, Dev–Yolcu olduğu bildirilen provokatörün lise kantininde elindeki silahla oynarken Bayram Demiralp tarafından uyarılması üzerine meydana geldi. Bayram Demiralp, söz konusu kişiye kantinde oturan onlarca kişinin içinde tabancayla oynamasının bir kazaya yol açacağını bildirdi. Ancak provokatör, bu uyarı üzerine silahını Demiralp’in üzerine çevirerek ateşledi. Bayram Demiralp aldığı kurşun yarasıyla olay yerinde yaşamını yitirdi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: