HALKIN KURTULUŞU – İGD (TKP) ÇATIŞMASI

HALKIN KURTULUŞU – İGD (TKP) ÇATIŞMASI

 

Halkın Kurtuluşu: “Sadık Canarslan yoldaş, faşizme ve sosyal faşizme karşı mücadele ederken İGD’li karşı–devrimciler tarafından katledildi.”

1 Mayıs 1977 hazırlıkları Maocu ve Moskovacı gruplar arasında ideolojik rekabeti de kızıştırmıştı. Bu gruplara mensup militanlar çeşitli semtlerde afiş asarken karşı karşıya gelmiş her grup kendi afişlerini asarken karşıt grupların afişlerine de engel olmaya çalışmışlardı. 1 Mayıs hazırlıkları ve kavgaları, Halkın Kurtuluşu taraftarı Sadık Canarslan’ın 18 Nisan 1977’de İstanbul Kocamustafapaşa’da gece afiş asarken başından kurşunlanarak öldürülmesiyle sonuçlanacaktı. Halkın Kurtuluşuna göre Sadık Canarslan’ın katili “İGD’li sosyal faşistlerdi” Bu çevrenin yayın organı Halkın Kurtuluşu adlı gazetenin 25 Nisan 1977 tarihli 54. sayısında İGD’ye yönelik şu suçlamalar yer alıyordu:

19 Nisan günü bir proleter devrimci daha bu kere “İGD”li (İlerici Gençlik Derneği) sosyal faşistler tarafından kahpece kurşunlanarak öldürüldü.

Salı günü sabaha karşı Kocamustafapaşa’da devrimcilerin kaldığı yurtlar üzerindeki faşist baskıları protesto eden afişleri asan devrimci gençlere silahla saldıran “TKP”nin beslemeleri iki devrimciyi tabanca ile yaralamışlar, Sadık Canarslan yoldaşı da öldürmüşlerdir.

Devrimci gençlere, pusu kuran sosyal faşistlerin içinde MUSTAFA KOLDAMCA, RAFET YARDIM gibi İGD’li beslemeler olduğu tespit edilmiştir.

Sadık yoldaşın cenazesi binlerce devrimci ve yurtseverin katılmasıyla, 20 Nisan Çarşamba günü törenle kaldırılmıştır.

Sadık Canarslan’ın “TKP”nin Türkiye gençliği içine saldığı “İGD’li haydutlar tarafından katledilmesi, sosyal faşistlerin ne kadar pervasızlaştıklarını göstermektedir. Revizyonistler artık korkutmakla susturamadıkları devrimci ve yurtseverleri şimdi silahla susturma yolunu seçmişlerdir.

Faşistlerin ve sosyal faşistlerin halka, halkın devrimci güçlerine karşı el ele oldukları artık daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.”

1 Mayıs 1977 tarihli Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik adlı gazetede de Sadık Canarslan’ın öldürülmesi olayından şöyle bahsediliyordu:

Yaşamak! Fakat emperyalizme ve sosyal faşizme karşı dövüşe dövüşe yaşamak.

Ölmek! Halka ve devrime hizmet yolunda ölmek.

İşte biz proleter devrimcilerin işte İGD’li sosyal faşistlerin kahpe kurşunlarına hedef olana kadar Sadık yoldaşın sımsıkı sarıldığı ilkeler.

20 Nisan sabahı tan vakti.

Afiş yapıştırıyordu Sadık yoldaş “Site ve Kadırga Yurtları’nda kayıtlar açılsın”,

Afiş yapıştırıyordu Sadık yoldaş “Yurtlarımıza Militanca Sahip Çıkalım”,

Afiş yapıştırıyordu Sadık yoldaş “Faşizme Ölüm, Halka Hürriyet”, “Ne Amerika, Ne Rusya, Bağımsız Demokratik Türkiye”, “Yaşasın Ulusal Demokratik Halk Devrimi” diye.

Ama düşman kahpe, puşt ve sinsi. Pusu kurmuş yolunun üzerine. Aklınca engellemek istiyor halkın kurtuluşunu, engellemek istiyor devrimin akışını.

Tarıyorlar pervasızca yoldaşlarımızı…

İkisi yaralı, biri ölü.

Yoldaşlarımız!

Can yoldaşımızın İGD’li sosyal faşist hainlerce katledildiği haberi yayılıyor İstanbul’a ve bütün yurda dalga dalga.

Ama matem yok, göz yaşı yok yoldaşımızın arından.

Kin…

Nefret…

Ve mücadele azmiyle dolup taşan binlerce yürek var.

Yadırgamıyoruz bu hainlerin, bu halk düşmanı sosyal faşist İGD’lilerin yoldaşımızı katledişini.

Çünkü biliyoruz! Onlar da tüm hainler, tüm halk düşmanları gibi devrimcilerin, yurtseverlerin düşmanıdırlar.

Çünkü biliyoruz! Onlar halkın ve devrimin düşmanıdırlar.

Onlar değil mi?

Miting alanlarında faşist diktatörlüğün eli kanlı resmi faşistleriyle kol kola devrimcilere, yurtseverlere saldıran,

Onlar değil mi?

Yönetimini ele geçirdikleri demokratik kuruluşlardan devrimcileri yurtseverleri ihraç eden.

Onlar değil mi?

Yönetiminde devrimcilerin, yurtseverlerin bulunduğu TÖB-DER ve TÜM-DER şubelerini kapatan.

Onlar değil mi?

Fabrikalarda patronla el ele verip “Maocu” diyerek devrimci işçileri işten attıran.

Onlar değil mi?

“TKP”nin sesi “Bizim Radyo”dan devrimcileri polise ihbar eden.

Bütün bu hinlikleri, alçaklıkları yapanların, pusu kurarak yoldaşımızı katletmeleri yadırganabilir mi?

Bizim yadırgadığımız bu hainler, bu halk ve devrim düşmanları değil. Bu gerçekleri görmemek için körlerden daha kör; bu gerçekleri duymamak için sağırlarda daha sağır olanlar.

Onlar ne ilerici, ne demokrat, ne de devrimcidirler. Onlar ülkemizi Rus sosyal emperyalizminin yarı sömürgesi durumuna getirmek isteyen birer sosyal faşisttirler. Onların “bağımsızlık”, “demokrasi”, “sosyalizm” sözcüklerini dillerinden düşürmemeleri karşı–devrimci yüzlerini gizleyebilmek içindir. Onların ideolojisi burjuvazinin ideolojisi olan modern revizyonizmdir. Onlar ne kötü bir “sosyalist” ne bir sağ, ne bir sol sapma değildirler.

Onlar, şiddete baş vuramaz demek büyük bir yanılgıdır. Onların başvurduğu şiddet bu düzeni korumak ve ülkemizi Rus sosyal emperyalizminin yarı sömürgesi haline getirmek için kullanılan karşı devrimci şiddettir.

Halkımızın düzene duyduğu nefreti kendi sosyal faşist amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen bu hainlerin burjuvazinin her türlü silahına – karşı–devrimci şiddette dahil – sarılmaları, devrimcileri pusu kurarak katletmeleri devrimci mücadeleyi durdurabilir mi?

Durdurabilir mi? Binleri, yüz binlerin, milyonların faşizme ve sosyal faşizme olan kavgasını.

Durdurabilir mi? Devrimci mücadelelerin akışını.

Durdurabilir mi? Devrimcilerin haklı kavgasını.

Elbette ki durduramayacaklar. Çabaları, çırpınmaları boşuna.

Boşuna gayret…

Devrimci mücadelenin selinde tüm hainler gibi onlar da yok olup gidecekler. Hem de bir daha dönmemek üzere yok olup gidecekler.

Bu hainliklerin, bu alçaklıkların, bu sahtekarlıkların hesabını bir bir verip öyle gidecekler.

Öyle uzak değil hesaplaşma günleri.

Öyle uzak değil Sadık yoldaşın kanının hesabını sorma günleri.

Yakındır yakın!

 

Vatan gazetesi yazarı Emil Galip Sandalcı: “Sadık’ın katilleri üç İGD’liydi”

 

TKP taraftarı Moskova yanlısı Politika gazetesinin karşısında sol örgütlerin  tamamına yakının propaganda faaliyetlerine yer veren günlük yayınlanan “Vatan” gazetesinde Emil Galip Sandalcı köşe yazısında Sadık Canarslan cinayetine değinerek “katiller ÜGD’li değil, İGD’liydi” diyerek şunları yazıyordu:

Orta boylu, kumral, güleç yüzlü, yeşil gözlü, sakin tabiatlı bir gençti.

Çevresinde bakkalı, kasabı, esnafı, herkes severdi.

19–20 Nisan gecesi, 01.00–02.00 sularında onbeş kadar arkadaşıyla birlikte afişelemeye çıktı.

Çay bahçesinin köşesinden ve az gerisinden 10–15 el silah atıldı üzerlerine. İleriye doğru koşuştular. En arkadaki koşamadı. Çay bahçesinin sokağa bakan duvarının yakınına düştü kaldı. Sadık Canarslan’dı. “Bu kez ateş edenler ne komandolardı ne de polis. Üç İGD’liydi”.

 

Halkın Yolu: Sadık Canarslan’ın katili İGD’li beslemelerdir.

Sovyet karşıtı kampta yer alan “Halkın Yolu” gazetesinin 26 Nisan 1978 tarihli 106. sayısında “İGD’li beslemeler bir devrimciyi şehit ettiler” başlıklı yazının altında şunları söyleniyordu:

20 Nisan sabahı İstanbul’da Kocamustafapaşa’da bir grup genç, öğrenci yurtları üzerindeki baskıları protesto eden afişler asarken İGD’lilerin silahlı saldırısına uğradı. Rus işbirlikçilerinin kahpece sıktıkları kurşunlarla bir çok genç yaralandı. Sadık Canarslan şehit düştü. Sadık Canarslan’ı öldüren İGD’li katiller, Mustafa Koldamca ve Rafet Yardım’dır.

Gençler Sadık Canarslan için ertesi gün bir cenaze töreni düzenlediler. Önce Site yurdunda toplanan 2000 kişilik bir kitle daha sonra Adli Tıbba doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşe halktan çok sayıda katılanlar oldu. Gençlik ve halk sosyal emperyalizme ve revizyonistlere karşı nefretini dile getirdi. Binlerce genç “Gençliğe Can Güvenliği”, “Katiller Bulunsun, Hesap Sorulsun”, “Sadıklar, Mehmetler Ölmez”, “Ne Amerika Ne Rusya Bağımsız Demokratik Türkiye”, “Kahrolsun Faşistler, sosyal faşistler” sloganlarını haykırdı. Tören devrim şehitleri için yapılan saygı duruşuyla sona erdi.

Öğrenci yurtları üzerindeki baskıları protesto eden gençlere kurşun sıkanlar kimlerdir? Bunlar nereden cesaret alarak yurtseverlerin kanını dökebilmektedir. Kocamustafapaşa’da Sadık Canarslan’ı katleden kurşun Rus sosyal emperyalizminin damgasını taşıyor. Tetiği çeken el ise, Rusya’nın beslemesi İGD örgütüdür. Revizyonistlerin devrimcilere karşı saldırıları artık kan dökme noktasına kadar ulaşmış bulunuyor. Bunlar Rusya’nın Türkiye üzerindeki etkinliğinin devrimcilere gözü dönmüşçesine saldırmalarına imkan verecek kadar arttığını düşünüyorlar. İGD’li revizyonistlerin akıttığı kanda Rusya’nın 10 milyarlık kredileri vardır, enerji anlaşmaları vardır. Barış ve yumuşama masalları vardır. Yeni Çarlar İskenderun’dan liman kolaylığı isteyecek kadar yurdumuza boyun eğdirdiklerini düşündüklerine göre, beslemelerin de devrimcileri katletmesinde anlaşılmayan bir yön yoktur.

Sadık Canarslan’ın katledilmesi revizyonizmi “sosyalizmin bir çeşidi” olarak görenler için uyarıcı olmalıdır. Bu, ne tür bir sosyalizmdir ki, gençlerin yurtlarındaki baskıları protesto etmelerine, bağımsızlık istemelerine kurşunlarla saldırıyor.

Halkımız faşist katillerden olduğu gibi, revizyonist katillerden de hesap soracaktır. Bilmeden, aldanarak İGD’nin peşinden gidenler revizyonist katillerden ellerini vakit geçirmeden kurtarmalıdırlar.

 

Halkın Kurtuluşu: “İdris Türkoğlu  TKP’li sosyal faşistlerin kurşunlarıyla katledildi”

Sadık Canarslan’ın öldürülmesinden 10 gün sonra sol gruplar arasındaki ideolojik görüş ayrılıklarından kaynaklanan ikinci cinayet 28 Nisan 1977 sabahı Halkın Kurtuluşu çevresinin afişlerini asan Dişçilik Fakültesi öğrencisi İdris Türkoğlu’nun öldürülmesiyle gerçekleşti. Halkın Kurtuluşu grubuna göre İdris Türkoğlu’nun katili “TKP yanlısı İGD’li sosyal faşistler”di. İGDlilere göre ise “Türkoğlu Maocu arkadaşlarının kurşunlarıyla can vermişti”. Halkın Kurtuluşu’nun çıkartmış olduğu Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik gazetesinin 6 Haziran 1977 tarihli 7. sayısında “İdris Türkoğlu’nun katillerinin İGD’li sosyal faşistler” olduğu yazıyordu. Gazetede, öldürülen İdris Türkoğlu’yla ilgili haber aynen şöyleydi:

28 Nisan 1977 Perşembe günü sabaha karşı tıpkı Sadık Canarslan yoldaş gibi İdris Türkoğlu da sosyal faşist kurşunlarıyla kahpece öldürüldü. Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği gazetelerinin 1 Mayıs Uluslar arası İşçi Sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününü kutlamak için açılan kampanyaya bağlı olarak “Devrimci Birlik Gecesi” düzenlenmişti. Bu gecenin duyurusu için yapılan afişlemedeydi İdris yoldaş. O, yiğit işçi sınıfının burjuvazinin yüreğine korku saldığı günü 1 Mayıs’ı Rus işbirlikçisi sosyal faşist saldırganların kirli ellerinden kurtarıp proleter devrimcilere yaraşır bir şekilde kutlamak için ileriye atılmıştı. İzmir Konak’da sabah 6. 30 sularında sosyal faşistler proleter devrimcilerin gelmesini bekliyorlardı. Proleter devrimciler Konak’ta afişleme yaparlarken Rus işbirlikçisi sosyal faşistler kan kusan silahları ile saldırdılar. O sırada bir elinde “Devrimci Birlik Gecesi” afişleri ve “Bütün Ülkelerin İşçileri ve Ezilen Halklar Birleşin” yazılı afişler, bir elinde kendini korumak için aldığı taş vardı. İşte o sırada Dünya halklarına saldıran, Lenin ve Stalin’in yüce Sovyetlerini milletler hapishanesine çeviren, Irak’ta Kürt halkını katleden, Filistin’de yiğit Tel Zaatar direnişinde Suriye birliklerini araç olarak kullanarak, Filistin halkını katleden, Polonya’da işçilere saldıran Rus sosyal emperyalizminin sosyal faşist kurşunlarından biri de İdris’in vücuduna saplanmıştı. İdris işte bu sosyal faşist kahpe kurşun ile katledildi. Daha sonra onu yoldaşları ağır yaralı iken Bornova Üniversite hastanesine getirdiler. Orada kurtarılamayarak öldü. O gün ortalıkta bir tek yeminli sosyal faşist görünmüyordu. Proleter devrimcilerin devrimci ve haklı terörü karşısında it gibi korkuyorlardı. İdris’i yoldaşlar, bağırlarına bastılar. Onun cenazesini morgdan kaçırıp Fen Fakültesi anfisine getirip başında nöbet tuttular. Bütün Ege Üniversitesi öğrencileri sosyal faşist saldırganları protesto ettiler ve derslere girmediler. Toplanan forumda binlerce kişi aynı İdris yoldaşın haykırdığı gibi haykırdı: “Kahrolsun Faşistler, sosyal faşistler”, “Ne Amerika, Ne Rusya, Bağımsız Demokratik Türkiye”. Binlerce kişi söyledi İdris’in söylediği Devrim Türkülerini forumda Halkın Kurtuluşu’ndan ve Halkın Yolu’ndan arkadaşlar konuşmalar yaptılar, şiirler okundu, sosyal faşistler devrimci kin ve nefretle lanetlendi.

 

YDGD: “Yusuf Ekinci Yoldaş İGDli Sosyal Faşistler Tarafından Öldürüldü”

Mahalli seçimlerin yapıldığı 11 Aralık 1977 günü İzmir’in Narlıdere semtinde Halkın Kurtuluşu taraftarı YDGD üyesi Yusuf Ekinci TKP yanlısı İGD’liler tarafından öldürüldü. Halkın Kurtuluşu grubunun gençlik örgütü İzmir YDGD’de yaptığı bir basın açıklamasında “Yusuf Ekinci’nin katili İGD’li sosyal faşistlerdir” dedi. YDGD’nin yayın organı Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik adlı gazetenin 26 Aralık 1977 tarihli 20. sayısında yer alan “İGD’li sosyal faşistler AP’li faşistlerle işbirliği yaparak Yusuf Ekinci yoldaşı katlettiler” başlıklı haber aynen şöyleydi:

Köylerden, fabrikalardan, okullardan her gün bir ölüm haberi geliyor… Halkımızın gözbebeği devrimciler hain pusularda kurşunlanarak halkımızın sömürü düzenine karşı direnişi kan ve zulümle bastırılmaya çalışılıyor… Bugün bir ölüm haberi daha yayılıyor halkımızın yüreğine: “Narlıdere halkının yiğit devimcisi YUSUF EKİNCİ yoldaş sosyal faşistler tarafından hunharca katledildi.”

Narlıdere’deki sömürü ve zulüm düzenine karşı mücadelenin en önünde proleter devrimciler ve onların arasında Yusuf yoldaş… Nerede faşistlere ve sosyal faşistlere karşı mücadele, orada Yusuf yoldaş… On, “halka hizmet eden belediyelerin ancak devrimci işçi köylü iktidarıyla olacağı” gerçeğini kavrayarak, bu seçimlerde de emekçi halkımızın, hayat pahalılığına, işsizliğe ve faşistlere karşı mücadele bayrağını yere düşürmedi. Ama tüm Türkiye’de olduğu gibi, Narlıdere’de de, devrimcilerin halkla bütünleşmesinden, halkımızın mücadelesinden, halkımızı “Yaşasın Amerika” diye bağırtmaya çalışan faşistler ile… “yaşasın Rusya” diye bağırtmaya çalışan sosyal faşistlerdi.

Bu seçimlerde de İGD’li sosyal faşistler Narlıdere’deki halkımızın mücadelesini Rus sosyal emperyalizmine hizmet etmek için kullanamayınca… diğer ikiz kardeşleri faşistlerle birleşip, devrimcilere karşı saldırı kampanyası başlattılar. Üç gün önce, devrimcilere yaptığı saldırıda hak ettiği dersi alan İGD’li Rus hizmetkarları, hemen dostlarını bulup, AP’li faşistlerle birlikte iki arkadaşımıza saldırdılar.

Durur muydu Halkın Kurtuluşu yolunda GENÇLİK? Bir yumruk olup sımsıkı yürüdüler faşist ve sosyal faşist işbirliğinin üzerine… Onlara, devrimcilere saldıranın ne demek olduğunu gösterdiler. Ama bitmez tükenmez Yusuf yoldaşın kini, katledilen yoldaşlarının. İ. Gökhan Edgelerin, Sadık Canarslanların, İdris Türkoğlu’ların anısını unutmadı. Halk düşmanlarına kini sonsuz, coşu ve isyankar Yusuf yoldaşın yüreği. Hıncı tükenmemişi, tükenmeyecekti, halk düşmanlarından hesap sormak istiyordu.

Ama düşman hain, puşt ve sinsi.

Tarıyor sosyal faşist İGD’li yoldaşlarımızı.

Yoldaşımız Yusuf Ekinci

İki sosyal faşist kurşun giriyor yoldaşımızın dövüşen vücuduna.

Yusuf yoldaşın yüreği artık yoldaşlarına ses vermiyordu, ama, yoldaşların “and içti” başında. “Cenazesini” sömürücülerin, zalimlerin yüreğine korku salan güçlü bir gösteri haline getireceklerine… Yoldaşlarının kanını yerde bırakmayacaklarına… Dört bir yana haber saldılar… “Gün mücadele günüdür, tüm devrimciler Narlıdere’ye toplansın” diye… İzmir’in semtlerinden, liselerinden protesto sesleri yükseliyor.

Yoldaşımızın cenaze töreni, faşist, sosyal faşist ve orta yolcu engellemelere rağmen, güçlü bir gösteri haline geldi.

Narlıdere halkı, yiğit evladını bağrına basmak için, o gün işlerine gitmemişti. Yoldaşımız katledildiği yere götürüldü, and içildi ve Narlıdere Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği’ne yüründü. Orada konuşma yapıldıktan sonra, yoldaşımız evine götürüldü. Resimleri, Halkın Kurtuluşu pankartları ile birlikte ona bayrak olmuştu.

Artık Narlıdere halkı daha iyi tanıyor, Rusya’ya köleliği savunanları, işçilerden kestiği aidatlarla devrimcileri katletmek için silah satın alan, İGD’li sosyal faşistleri besleyen sendika ağalarını, Kemal Türkerleri…

 

İlerici Gençlik Derneği (İGD): “Maocular Düzce’de İGD üyesi Önder Alkan’ı katlettiler”

10 Eylül 1978 günü İGD Düzce Şubesi üyesi Önder Alkan ve bir grup İGD’li, Halkın Kurtuluşu grubuna mensup Düzce YDGD üyelerinin silahlı sopalı saldırısına uğradılar. Bu saldırı sonucunda Düzce İGD üyesi Önder Alkan alnından ve göğsünden aldığı kurşunlar neticesinde olay yerinde öldü, arkadaşları da ağır yaralandı. Düzce İGD, yayınlamış olduğu bildiride üyeleri Önder Alkan’ın katillerinin YDGD üyesi “faşist Maocu provokasyon yuvalarıdır” dedi. İGD’nin yayın organı 15 günlük İlerici Yurtsever Gençlik gazetesinin 13 Eylül 1978 tarihli 64. sayısında “Maocular Düzce de İGD üyesi Önder Alkan’ı katlettiler” başlıklı haberin altında şu haber yapılmaktaydı:

Maocu karşı–devrimciler, alçakça cinayetlerine bir yenisini daha eklediler. Kendilerine “Halkın Kurtuluşu” adını yakıştıran Maocu gruptan eli kanlı cellatlar, güpe günüz, halkın gözü önünde İGD’nin yılmaz yavaşçısı Önder Alkın’ı kurşunlayıp kahpece katlettiler. İşçi sınıfı, emekçi halkımız, ilerici yurtsever gençlik Maocu hainlerin cinayetlerinin hesabını teker teker sormasını bilecektir. Önderlerin al kanları, Maocu provokasyon yuvalarının karşı–devrimci yüzlerini bir kez daha apaçık göstermiştir.

Maocu Faşistlerin Kanlı Cinayet Planı

Maocu katiller önceden hazırladıkları plana göre kanlı cinayetlerini işlediler. 10 Eylül günü, YDGF adlı Maocu provokasyon yuvasına bağlı 5–6 kişi İGD Düzce şubesinden çıkan ve aralarında Önder Alkan’ın da bulunduğu ilerici yurtsever gençlerin yollarını keserek demir çubuklarla saldırdılar. Ellerinde hiçbir savunma aracı olmayan ilerici yurtsever gençler Maocular’ın bu saldırısına karşı yiğitçe karşı koydular. Bu sırada Maocu faşistler silahlarını çekip Önder’i hedefleyerek ateş açtılar. Dört koldan kurşun yağdıran Maocu caniler, yiğit devrimci kardeşimiz Önder’i alnından ve göğsünden vurdular. Kurşunlar, vücudunu delip geçerken bile arkadaşımız Maocu saldırganlara karşı koyuyordu. Önder’in bu yiğit davranışı Maocu zorbaları çileden çıkardı. Gözlerini kan bürümüş Maocular kurşun sıkmaya devam ettiler. Bu arada Maocu katiller kendi arkadaşlarını da kurşunladılar. Maocular’ın arkadaşlarını kendi kurşunlarıyla yaraladıkları doktor raporunda da belirtilmektedir. Gerçekler böylesine açık ve raporlarla tespit edilmişken, günlük basının olayı “iki grup arasında çatışma çıktı” biçiminde vermesi anlamlıdır. Maocu faşistlerin silahlarından boşalan seri kurşunlarla ağır yaralanan devrimci kardeşimiz Önder Alkan hastaneye yetişmeden hayatını yitirmiştir.

Maocu faşistlerin bu kanlı cinayeti Düzce halkı ve ilerici, demokratik çevrelerde çok sert tepkilerle karşılandı. Çünkü Önder Alkan, aktif, dürüst, arkadaşları arasında sevilen, işçi sınıfının bir sıra neferiydi. Maocu karşı–devrimciler bilerek, hedef gözeterek işçi sınıfının bu genç savaşçısını katlettiler, ellerini bu yurtseverin kanına buladılar.

Maocu Provokasyon Yuvaları Dağıtılmalıdır

Maocu ajanların bu alçakça cinayeti ne ilk ne de sondur. Maocular’ın elleri yüzlerce devrimcinin, yurtseverin kanıyla bulanmıştır. Maoculuğun ülkemizdeki değişik kollarının, Perinçekçilerin, Halkın Kurtuluşçularının ve diğer Maocu grupların ortak paydası bozgunculuktur, cinayet işlemektir, anti emperyalist devrim hareketini arkadan hançerleyip karşı–devrime hizmet etmektir. Bugün Maocu derneklerin “sol” maskeli cinayet ve provokasyon yuvaları oldukları daha iyi anlaşılmıştır. Maocular’ın kanlı saldırıları, kontrgerillaca planlanmakta ve diğer gizli açık faşist yuvaların planlarıyla eş güdümlü olarak sahneye konulmaktadır. Olaylar bu gerçeği açık seçik göstermektedir.

Bunu göz önünde tutarak Maocuların sahte sol maskesini indirmek, onları yığınlar önünde, savaş alanlarından defetmek, Maoculuğun her koluna karşı ardıcıl savaşım yürütmek yurtseverlik borcudur. Burada önemli olan Maocular’a sözde karşı olmak değil, pratikte, yaşamın her alanında onlara karşı savaşım vermektir. Gazete sayfalarında Maocular’a karşı yazı döşeyip dar politik çıkarları tehlikeye girince Maocular’la açıktan işbirliğine yönelenler, bunun hesabını veremeyeceklerini unutmamalıdırlar.

 

İGD: “Mehmet Aras’ı Maocu katiller öldürdü”

İGD ve Halkın Kurtuluşu arasındaki çatışmalar Diyarbakır’da da devam ediyordu. Diyarbakır Ergani’de H. Kurtuluşu taraftarları İGD üyesi Mehmet Aras’ı öldürdüler. Aras’ın öldürülmesiyle ilgili olarak İGD’nin yayın organı “İlerici Yurtsever Gençlik” gazetesinin 29 Kasım 1978 tarihli 69. sayısında şu ifadeler yer alıyordu:

Mehmet Aras’ı Maocu katiller öldürdüler. Ergani’de 10–17 Kasım Öğrenci ve Gençlik Haftası’nın bildirilerini dağıtan ilerici gençlere saldıran Maocu faşistler, Ergani İGD Şubesi üyelerinden Mehmet Aras’ı ağır yaraladılar. Mehmet Aras arkadaşımız kaldırıldığı Diyarbakır Numune Hastanesi’nde kurtarılamayarak 15. 11. 1978 günü aramızdan ayrıldı. 16 Kasım 1978 günü ilerici yurtsever gençler Mehmet Aras’ın cenazesini morgdan alarak Ergani’ye gönderdiler. Ergani’de ilerici yurtsever gençlerin ve halkın geniş katılımı ile büyük bir cenaze töreni düzenlendi. Cenaze töreninde sık sık “Mehmetler ölmez”, “Mehmet’in Hesabı Sorulacak”, “Maocu faşistlerden hesap sorulacak” sloganları atıldı. Mezarlıkta and içildikten sonra ailesine başsağlığı dilemek üzere Mehmet Aras’ın evine gidildi.

 

İGD: “Ali Karakız’ın katilleri de Maocu katillerdir”

İGD ve Halkın Kurtuluşu arasında devam eden silahlı çatışmalar sonucunda İGD üyesi Ali Karakız 17 Kasım 1978 tarihinde Adana’da öldürüldü. Ali Karakız’ın öldürülmesiyle ilgili olarak İGD’nin yayın organı “İlerici Yurtsever Gençlik”in 29 Kasım 1978 tarihli 69. sayısında “Ali Karakız’ın katilleri de Maocu faşistlerdir” denilerek H. Kurtuluşu grubu cinayetle ilgili olarak suçlanıyordu. Haber yorumda şunlar yer alıyordu:

Maocu faşistler, Ali Karakız arkadaşımızın da katilleridir. İGD üyesi Ali Karakız okumakta olduğu Erkek Lisesi’nden çıkarken “Halkın Kurtuluşu” adlı Maocu faşistlerin açtığı ateş sonucu yaralandı. Aynı lisenin öğrencilerinden Cengiz Topel Erişik adlı Maocu faşist 12 metre uzaklıktan ateş etmiş, kurşunlardan biri Ali Karakız’a isabet etmişti.

Maocu katil yakalanabilirdi. Çünkü ilerici gençler Maocu faşistin arkasından koşmuşlardı. Ama Devrimci Yol’a bağlı kişiler Maocu katilin yakalanmasına engel oldular. Maocu katilin kaçmasına ortam hazırladılar.

Olaydan sonra hastaneye kaldırılan Ali Karakız ameliyata alınmış, sürekli kan kaybeden arkadaşımıza 15 şişe kan verilmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen Ali Karakız arkadaşımız ameliyattan çıktıktan bir süre sonra 17 Kasım 1978 günü saat 21 sıralarında kurtarılamayarak ölmüştür. 100’e yakın İGD üyesi o gece hastanede Ali’nin cenazesinin başında nöbet bekledi. Cenaze 18 Kasım günü kaldırıldı. İGD’nin düzenlediği törene İKD, Genç Öncü, Sosyalist Gençlik Birliği, DHKD ve Kurtuluş gruplarına bağlı gençler katıldılar. Hastaneden yürüyüşe geçen kortejden yol boyunca “Aliler Ölmez”, “Kahrolsun faşistler Maocu faşistler” haykırışları yükseldi. Kurtuluş”çu gençler yürüyüşe 20–30 kişi ile katılmışlardı. Daha sonra “Bizim anti maoist ilkemiz yok” diyerek bir süre sonra cenaze törenini terk ettiler. Maocu katillerin kanlı, hain yüzünü göremeyen 20-30 kişinin anti faşist görevlerini terk etmesi cenaze töreninin sonucunu etkileyemezdi. Etkileyemedi de. Tersine “Kahrolsun Maocu faşistler”, “Maocu faşistlerden hesap sorulacak” sloganları gürlü haykırıldı. İGD Adana Şubesi’nin önüne gelindi. Yapılan saygı duruşundan ve devrim andının içilmesinden sonra Ali Karakız arkadaşımızın cenazesi Karşıya mezarlığında toprağa verildi.

İGD: “Maocu çeteler savaşkan bir arkadaşımız İdris Gülpınar’ı da katlettiler”

Ankara’da İGD üyesi Bahri Gülpınar 17 Ocak 1979 tarihinde H. Kurtuluşu taraftarlarınca öldürüldü. İGD üyesi Gülpınar’ın öldürülmesiyle ilgili olarak bu çevrenin yayın organı haftalık  “Savaş Yolu” adlı gazetenin 5 Mart 1979 tarihli 7. sayısında şu haber yer almıştı:

Geçen hafta Ankara’da Maocu faşistler tarafından pusu kurularak öldürülen İGD üyesi Bahri Gülpınar’ın cenazesi Eskişehir’de 18 Ocak 1979 günü yığınsal bir törenle toprağa verildi.

Bahri Gülpınar’ın Maocu karşı devrimciler tarafından öldürülmesi Eskişehir’deki demokratik örgütler tarafından da protesto edildi. İGD, İKD, İLD Eskişehir Şubeleri, Maden–İş 12. Bölge Temsilciliği, İŞDER (İlerici Şarhüyüklüler Derneği), EDİB (Eskişehir Demokratik İşçi Birliği), TÜS–DER Bölge Temsilciliği yaptıkları ortak açıklamalarda, “Emperyalizmin yeminli uşakları olan Maocu Bozkurtlar savaşkan bir arkadaşımızı daha katlettiler. İGD üyesi Bahri Gülpınar’ı katledenler ile Önder Alkanları, Ali Karakızları ve Mehmet Arasları katledeler aynı kişilerdir.

Bugün sıkıyönetimlerin boyutlarını genişletmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bunların kim olduğunu halkımız iyi biliyor. Bunlar CIA, Kontrgerillaları uzantıları olup, onlarla açık faşizmi tezgahlamaya çalışanlardır” denildi.

Bahri Gülpınar’ın öldürülmesini protesto eden ve yurtlarda forum düzenleyen ilerici, demokrat, öğrencilere, bir bölümü Ankara’dan getirilen 30-40 kadar Maocu saldırdı. Saldırganların püskürtülmesinden sonra olay yerine gelen polisler, saldıranları değil de, aralarında İGD Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Şerafettin Güner’in de bulunduğu saldırıya uğrayan 9 genci gözaltına aldı. İki gün gözaltında kalan 9 genç yargıç karşısına dahi çıkarılmadan serbest bırakıldı.

 

İGD: “Mehmet Kaya’yı ‘Halkın Kurtuluşu’ Çetesi Katletti”

Halkın Kurtuluşu ile İGD grubu arasında devam eden çatışmalar Gaziantep’te de sürdü. İGD mensubu Mehmet Kaya 15 Ağustos 1979 tarihinde silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Kaya’nın öldürülmesi ile ilgili olarak “İlerici Yurtsever Gençlik”in 22 Eylül 1979 tarihli 80. sayısında şu açıklama yapılıyordu:

Durakta otobüs beklerken, Maocu bozması “Halkın Kurtuluşu” faşistlerinin silahlı saldırısına uğrayan Mehmet Kaya, kurtarılamayarak öldü. Mehmet Kaya İGD Gaziantep Şubesinin aktif, savaşkan bir üyesiydi. Anısını unutmayacak, hesabını soracağız.

 

İGD:

Hürriyet Er’i ‘Halkın Kurtuluşu’ çetesi katletti”

İGD mensubu Hürriyet Er, İstanbul’da 30 Ağustos 1979 tarihinde öldürüldü. Er’in öldürülmesiyle ilgili olarak İGD bir açıklama yaparak üyelerinin öldürülmesinden Halkın Kurtuluşu’nu sorumlu tuttu. “İlerici Yurtsever Gençlik”in 22 Eylül 1979 tarihli 80. sayısında Hürriyet Er ile ilgili şu sözler yer alıyordu:

Bakırköy’de 30 Ağustos günü, Maocu bozması “Halkın Kurtuluşu” çetesinin saldırısına karşı savaşırken canice katledildi. Anısı yaşıyor, yaşacak, bayraklaşacak!

 

Hürriyet Er’in öldürülmesi TKP-İGD paralelinde yayın yapan günlük “Politika” gazetesinin 1 Eylül 1979 tarihli sayısında şöyle yer alıyordu:

Bakırköy Ebüzziya Caddesi’ndeki Vatan Restorant’ın önünden geçmekte olan İGD üyesi Hürriyet Er önceki gün Halkın Kurtuluşu adlı gruba mensup oldukları belirtilen kişilerin silahlı saldırısına uğrayarak öldürüldü. İGD’li genci hedef gözeterek kalbinden kurşunlayan saldırganların olaydan sonra kaçarak izlerini kaybettirdikleri öğrenildi.

Bildirildiğine göre akşam saat 16. 00 sıralarında Bakırköy Vatan Restoran’ın önüne gelen bir grup, çay bahçesi önünde bulunan gençlere ateş açtılar. Olayda kalbinden kurşunlanan Yeşilköy Halkevi Yönetim Kurulu üyesi ve aynı zamanda İGD üyesi olan Hürriyet Er kaldırıldığı SSK Samatya Hastanesi’nde kurtarılamayarak öldü. Bu arda arkadaşları, hastaneye götüren ve olayın görgü tanıkları durumunda olan iki gencin de ifadeleri alınacağı gerekçesiyle polis tarafından göz altına alındığı bildirildi.

İGD üyesi Hürriyet Er’in kurşunlanarak öldürülmesi üzerine bir açıklama yapan İGD İstanbul Bölge Sekreteri Fuat Vardal, üyelerinin Halkın Kurtuluşu adlı gruba mensup kişiler tarafından öldürüldüğünü bildirdi.

 

Halkın Kurtuluşu: “Sosyal faşistler bir devrimci işçi Kamil Sağır’ı katlettiler”

İzmir’de Halkın Kurtuluşu ile İGD arasında devam eden çatışmalarda Halkın Kurtuluşu taraftarı Kamil Sağır, silahlı saldırı sonucu 24 Ekim 1979 günü öldürüldü. H. K. Kamil Sağır’ın öldürülmesinden İGD’yi sorumlu tuttu. “Devrim Yolunda Gençlik”in 12 Kasım 1979 tarihli 11. sayısında “Sosyal Faşistler Bir Devrimci İşçiyi Katlettiler” başlığıyla verilen haberde şunlar yer alıyordu:

İzmir’de Rus uşağı sosyal faşist İGD’liler 24 Ekim günü Proleter Devrimci Hareketin taraftarı olan devrimci işçi KAMİL SAĞIR’ı kurşun yağmuruna tutarak katlettiler.

Sosyal faşist saldırganlar 23 Ekim günü Eşrefpaşa Lisesi öğrencilerine saldırdılar. Devrimcilerin önderliğinde birleşen okul kitlesi sosyal faşist İGD’lileri geri püskürttü, dağıttı. Bunun üzerine sosyal faşistler ertesi gün provokasyon yaratıp devrimcileri katletmek için silahlı güçleriyle okulun önüne yığıldılar. Pusuya yatarak yoldan geçmekte olan devrimci işçi Kamil Sağır’ı kurşun yağmuruna tutarak katlettiler. Kamil Sağır Yeşilyurt ve Bahçelievler’deki devrimci mücadeleye, Belediye işçilerinin direnişine, inşaat işçilerini örgütleme çalışmalarına katılan devrimci bir işçiydi.

Proleter devrimciler Kamil Sağır’ın cenaze törenini anti faşist bir gösteriye dönüştürmek için hazırlık yaptılar. Önce cenazeyi vermek istemeyen polis, devrimcilerin kararlılığı karşısında gerileyerek cenazeyi vermek zorunda kaldı. Toplu halde cenaze töreninin yapılacağı yere giden devrimcilere saldıran İGD’li hainler geri püskürtüldüler. Daha sonra da polis cenazeyi engellemeye kalkıştıysa da bunu başaramadı.

 

Halkın Kurtuluşu: “İGD’li sosyal faşistler Salih Solmaz adlı devrimciyi katlettiler.”

5 Ocak 1980 günü Adana Paktaş fabrikasında çalışan Halkın Kurtuluşu taraftarı Salih Solmaz adlı işçi İGD’liler tarafından öldürüldü. Salih Solmaz’ın öldürülmesi üzerine 5 Şubat 1980 tarihli Halkın Kurtuluşu gazetesinin 192. sayısında TKP yanlısı İGD’liler Solmaz’ın katili olmakla suçlandılar. Gazetede yer alan “İGD’li sosyal faşistler bir işçiyi daha katletti” başlıklı haber şöyleydi:

Diktatörlüğün militarist güçleriyle birlikte kitle mücadelesine saldıran, mücadeleyi pasifize etmek için bütün yolları deneyen sosyal–faşist çeteler Adana Paktaş Fabrikasında 5 Ocak günü Salih Solmaz adlı devrimci bir işçiyi katlettiler.

24 Aralık kitle protestoları sırasında, Paktaş işçilerinin direnişini kırmak için çabalayan ve işçilerin direnişini “sıkıyönetim ve patronun bir oyunu” olarak niteleyen İGD’li halk düşmanları her somut olayda Rus uşağı yüzlerine açıkça ortaya koyuyorlar. İGD’liler bir yandan geri bilinçli işçileri sahte “savaşım” çağrıları ile aldatmaya çalışır ve oyalama taktikleri ile mücadeleyi engellemeye çalışırken, diğer yandan da açık bir biçimde mücadele eden devrimcilere ve emekçilere saldırmakta, mücadelenin karşısında barikat oluşturmaktadır. Paktaş’ta işçi Salih Solmaz’ın katledilmesi bunun bir örneğidir.

Proleter devrimciler, İGD’li katillerin bu cinayetlerini teşhir etmek için işçiler arasında propaganda yürüttüler. İşçiler, İGD’li katillerin bu cinayetini lanetleyerek protesto ettiler.

İGD’li faşistlere karşı mücadele demokrasi mücadelesinden, anti–faşist mücadeleden ayrılamaz. İGD’nin yeni katliamlarına izin vermeyelim. Tüm işçilerin birliğini bu sosyal–faşist çetenin karşısına dikelim.

 

İGD: “Mehmet Eren’i Maocu Halkın Kurtuluşu taraftarları öldürdü”

İGD yöneticisi Mehmet Eren, Ankara’nın Çinçin Bağları semtinde 18 Nisan 1980 günü uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü. İGDliler cinayetin “Maocu faşist çete” Halkın Kurtuluşu tarafından gerçekleştirildiğini ileri sürdü. İGD’nin yayın organlarından biri olan 15 günlük “Güneşli Dünya” dergisinin 30 Nisan 1980 tarihli 2. sayısında Mehmet Eren cinayetiyle ilgili şu açıklama yapılıyordu:

İlerici Gençler Derneği yöneticilerinden Mehmet Eren 18 Nisan’da Ankara’da Maocu faşistler tarafından vurularak öldürüldü.

Ankara’nın yoksul gecekondu semtlerinden Çinçin Bağları’nda Halkın Kurtuluşu yanlısı Maocu iki faşist tarafından şakağından vurulan EREN, kaldırıldığı SSK Dışkapı Hastanesinde yapılan müdahaleye karşın kurtarılamadı.

Öğrenildiğine göre Çinçin Bağları’nda İlerici Kadınlar Derneği üyelerine sataşan Maocular, ilerci gençler tarafından uyarıldılar. İGD üyeleri, Maocu faşistlere böylesi davranışlara izin vermeyeceklerini bildirdiler. İKD üyelerine sataşan Maocular’ın 18 Nisan’da yeniden semte gelmeleri üzerine Mehmet EREN’in de arasında bulunduğu iki ilerici genç Maocuları, daha önce yaptıkları uyarıyı hatırlattı. Aralarında geçen konuşmadan sonra bir iki adım geri çekilen Maocu faşistler aniden ateş açtılar. O sırada oturmakta olan EREN şakağından vurularak ağır yaralandı. Maocu faşistler kaçtılar. SSK Dışkapı hastanesinde ameliyata alınan ilerici genç kurtarılamayarak öldü.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: