Halkın Kurtuluşu’nun Doğuşu ve Gelişimi

Halkın Kurtuluşu’nun Doğuşu ve Gelişimi

THKO örgütünü yeniden toparlamak için başlayan çalışmalar THKO davasından yargılanan Mustafa Yalçıner, Ercan Öztürk, Metin Güngörmüş ve Semih Orcan’ın 1974 tarihli af kanunundan yararlanarak cezaevinden çıkmasıyla başlayacaktı. THKO üyeleri daha cezaevindeyken örgütleri THKO’nun eleştirilerini yapmışlar yeni bir siyasi yapıyı dışarıdaki kadrolarla oluşturmak için zemin aramışlardı. THKO örgütünü yeniden toparlamak için başlayan çalışmalar cezaevinden tahliye olan bu davanın sanıklarıyla birlikte 1975 yılı Mayıs’ında yapılan bir toplantıyla hız kazanacaktı. Yapılan toplantıda alınan kararlarla önce THKO geçici merkez komite oluşturuldu. MK kararı ile 1975 yılının Haziran ayında illegal “Yoldaş” isimli merkezi yayın organı çıkarıldı. İkinci sayısında Sovyetler Birliği’nin “sosyal emperyalist bir ülke” olduğu açıklanınca Teslim Töre’nini önderlik ettiği “Mücadele’de Birlik” grubu THKO’dan ayrıldı. Ayrılmalara rağmen THKO MK çalışmalarını sürdürdü. İlk olarak legal alanda örgütsel yayınları olacak haftalık gazete Halkın Kurtuluşu’nu 2 Şubat 1976’da çıkardı, bu gazete 12 Şubat 1980 tarihine kadar aralıksız olarak 193 sayı çıkarak yayınını sürdürmüştü. Halkın Kurtuluşu olarak adlandırılan çevre bu dergi ismi etrafında anılacak ve toplanacak, taban bulacaktı.

Halkın Kurtuluşu taraftarları önce Maocu olarak adlandırılacak daha sonra illegal örgütleri THKO MK’nin 1977 yılının ortalarında Maoculuğu reddetmesiyle Enver Hoca’nın liderliğindeki AEP’yi Marksist Leninist çizgi olarak değerlendirmesiyle Hocacılar olarak adlandırılacaklardı. Önce Maocu sonra hocacı olan gruplar içerisinde en güçlü ve en kitlesel tabana sahip olan çevre Halkın Kurtuluşu’ydu. HK çevresi 1978 yılının Ekim ayında Çorum’da düzenlenen illegal THKO/GMK üyelerinin katıldığı bir konferansta THKO’nun feshedilmesi ilerde partiye dönüşecek olan “Türkiye Devrimci Komünist Partisi İnşa Örgütü’nün kurulmasını kararlaştırmıştır. TDKP/İÖ bu şekilde kurulduktan sonra Ercan Çınar Öztürk, Metin Güngörmüş, Yavuz Yıldırımtürk ve Mustafa Yalçıner’den oluşan Merkez Komitesi sekreteryasıyla TDKP’nin kuruluş hazırlıklarına başlamış parti tüzük ve programını hazırlanmıştır. TDKP birinci kuruluş kongresini 1 Şubat 1980 günü İzmir ili Hatay semti Üç Yol Mevkiinde bir evde 19 delegenin iştirakiyle toplamıştır. Toplantıya katılan üyeler şunlardı. Ercan Çınar Öztürk, Mustafa Yalçıner, Metin Güngörmüş, Yavuz Yıldırımtürk, Gökalp Eren, Veli Yılmaz, Ertan Günçiner, İhsan Çaralan, Mehmet Asal, Emir Gunt, Atilla Keskin, Ali İhsan Gezer, Hacı Tonak, Teslim Demir, Gönül Öztürk, Mehmet Çalalan, Muammer Nadir Kaya ve Haydar.

19 kişinin katıldığı ilk MK toplantısında MK üyeleri aralarında MYK üyelerini seçmiştir. Siyasi Büro Merkez Sekreterya şu isimlerden oluşmuştur, Ercan Çınar Öztürk, Metin Güngörmüş, Yavuz Yıldırımtürk, Mustafa Yalçıner.5

THKO’nun devamı olan Halkın Kurtuluşu sol içi çatışmalarda en yoğun kavgayı, bir zamanlar kendisinin de dahil olduğu Maocu harekete mensup Aydınlık hareketi ve Sosyal Emperyalist olarak nitelendirdiği TKP ve onun gençlik örgütü İGD ile yapmıştır. Perinçek’in liderliğindeki Aydınlık hareketi ile örgütsel olarak fikir ayrılıkları 1976’nın başlarından itibaren derinleşecrekti. Her iki hareketin önde gelen kadrolarının 1974 affıyla serbest kalmasıyla dışarıda yoğun bir faaliyet başlayacaktı. Yayıncılık ve örgüt alanında Aydınlık hareketi geçmişten gelen tecrübe ve birikimleriyle daha hızlı çıkmıştır. Bu çevre yayınladığı Halkın Sesi ve Aydınlık gibi yayın organları ve Yurtsever Gençlik Derneği (YGD) daha sonra Devrimci Gençlik Birliği (DGB) gibi dernekler de kurarak gençlik hareketi içerisinde de belli bir güç ve kitle yakalamıştı. Bu gücünü kaybetmek istemiyordu.

THKO kökenli Halkın Kurtuluşu gerek yayıncılıkta gerekse dernekleşme çalışmalarında belli bir süre Aydınlıkçıların arkasında kalmıştı. Zaman zaman her iki grup arasında fikir ayrılıkları olsa da bu henüz aralarında sol içi çatışmaya dönüşmemişti. Halkın Sesi başta Halkın Kurtuluşu olmak üzere Halkın Yolu, Halkın Birliği gibi 1977 yılının ortalarına kadar Maocu kanatta gözüken çevrelerle kimi zaman birlik görüşmelerinde de bulunmuştu. 1976 yılının Temmuz ayında üç dünya teorisini kabul eden Maocu çevreler Aydınlıkçıların yayın organı Halkın Sesi gazetesinin çağrısıyla “Proleter Devrimcilerin Birliği” adı altında bir araya gelmişler görüşmeler yapmışlardır. Ama bu görüşmelerden bir netice çıkmayacaktı. Halkın Sesi dışındaki gruplar Perinçek’in liderliğindeki Aydınlık hareketinin kendi tabanlarının altını oyacağından şüphelenerek bu grupla yollarını bir daha bir araya gelmemek üzere ayırmışlardı. Aralarındaki temel anlaşmazlıklardan biri Aydınlık hareketinin savunduğu ve kendilerinin de kabul ettiği üç dünya teorisiydi. 1973’de yapılan ÇKP 10. Kongresi’nde 1974’de toplanan ÇHC 4. Milli Halk Kongresi’nde Üç Dünya Teorisi kabul edilmişti. Bu teoriyi Halkın Sesi gibi diğer gruplar da “Başkan Mao’nun üç dünya teorisi Marksizm–Leninizme büyük bir katkıdır” diyerek kabul etmişlerdi. Daha sonra Halkın Kurtuluşu’nun 1977 yılının ortalarında üç dünya teorisini karşı devrimci bir teori olarak görmesinden sonra Aydınlıkçılar ve Partizancılar hariç diğer Maocu gruplar, Maoculuk’tan Hocacılığa sapacaktı. ÇKP ve Mao’nun peşinde giden HK çevresi 1977’den sonra rotayı Enver Hoca ve onun liderliğindeki AEP’ye çevirecekti.

Maocu hareketler, bu dönemde “uluslararası durum ve SSCB” tartışmasında iki kanada ayrıldılar: Bir kanat, üç dünya teorisini savunur; SSCB taraftarı gibi Çin merkezli bir “dayanışma” siyaseti izler. Üç dünya teorisi, dünyayı ikiye değil üçe ayırır. Buna göre, SSCB taraftarlarının “kapitalist dünya” dediği dünya “emperyalist kapitalist dünya”, “sosyalist dünya” dediği dünya ise “sosyal emperyalist dünya”dır. İlkinin efendisi Amerika iken, ikincisinin efendisi Rusya’dır. Ama bu iki kamplaşma dışında bir üçüncü öbekleşme vardır ki bunlar mazlum milletlerdir, “ezilen dünya”dır; ve iki emperyalist bloğa karşı direnmektedir. Bu “Fars bile olamayacak kadar teori dışı” açıklamayı benimseyen Maocular, bu strateji gereği bazı üçüncü dünya diktatörlüklerini desteklerler. Üç dünya teorisini terk eden yada terk etmese bile devrimci bir yoruma tabi tutan Maocular ise, bu dünya analizini benimsemekle ve SSCB’yi sosyal emperyalist olarak nitelemekle birlikte, sorunu bu kadar basite indirgeyen ve varoldukları toplumsal formasyonun iç dinamiklerini göz ardı eden bir yaklaşım geliştirmezler. Maocu hareketin bu kanadı, genel olarak üç dünya teorisini terk eder ve Çin yönetimini “revizyonistlikle”, “Maocu ilkelerden sapmakla” suçlar. Bu yönüyle bağımsız hareketlere yaklaşan bu kanat, daha çok stratejik halk savaşı planını ve demokratik devrimi savunması esasında Maocu eğilimini muhafaza eder. Bu kanadın bir kesimi daha sonra Arnavutçu olup; SSCB’nin “modern revizyonist” olduğunu savunmayı sürdürürler. Ancak bu gruplar, siyasal strateji olarak “halk savaşı” düşüncesinden uzaklaşırlar.6

Perinçek’in liderliğindeki TİKP ile Halkın Kurtuluşu arasında 1978’in İlkbahar’ından itibaren ideolojik ayrılıklar silahlı çatışmalara dönüşecekti. Maocu-Hocacı tartışmaları beraberinde kavgaları ve cinayetleri de getirecekti.

 

Halkın Kurtuluşu: “TİKP–Aydınlıkçılar, Oktay ve Faysal’ı şahdamarlarından vurarak katlettiler”

Halkın Kurtuluşu grubuyla Aydınlıkçıların partisi TİKP’liler arasında cinayetle sonuçlanacak ilk kanlı çatışmalar Adana’da yaşandı. 30 Temmuz 1978 günü Halkın Kurtuluşu taraftarı Oktay Çiğdemal ve Faysal Kelleci TİKP’lilerle çıkan kavgada öldürüldü. Halkın Kurtuluşu grubu iki taraftarlarının öldürülmesinden Aydınlık–TİKP çevresini sorumlu tuttu. Halkın Kurtuluşu’na göre “Oktay ve Faysal’ın katili Perinçek’in çeteleriydi”. Halkın Kurtuluşu gazetesinin 7 Ağustos 1978 tarihli 121. sayısında olay şöyle anlatılmaktadır:

30 Temmuz günü Aydınlık–TİKP çetesinden katiller gazeteye sarılı bıçak ve satırlarını çıkararak 4 proleter devrimciyi boyunlarından vurdular. Yaralılardan Oktay Çiğdemal ve Faysal Kelleci öldü. “Katil Namık Kemal Koç’un ‘biz buraya öldürmeye geldik” sözü ve yaralıların dördünün de aynı öldürücü noktadan, boyunlarından yaralanması tertibin açık delilleridir.

Aydınlıkçı provokatörlerin 20 gün önceki olayları konu eden bildirisi Meydan Mahallesi’nde kızgınlık ve gerginlik yarattı. Fakat proleter devrimciler her türlü yanlış davranıştan kaçındılar. Bu ihanet çetesini Meydan Mahallesi halkına teşhir etmek için propaganda faaliyetine giriştiler. Bu bildiriden dört gün sonra da Adana’daki Aydınlık–TİKP elebaşları iki kızın eline gazete vererek, ellerinde içinde bıçak, satır ve benzeri aletler olan 20 kişilik bir grubu Meydan Mahallesine gönderdiler. Saldırganların hepsi de önceden planladıkları şekilde, proleter devrimcileri öldürmek kastıyla boyunlarından vurdular.

Halkın Kurtuluşu gazetesinde yine iki HK taraftarının ölümünden Aydınlık–TİKP’i sorumlu tutan bir başka yazıda da şunlar yer alıyordu:

“Üç Dünyacı”, Aydınlık–TİKP taraftarları Adana’da iki Marksist–Leninisti satırla boyunlarına vurarak alçakça katlettiler.

Revizyonist “Üç Dünya Teorisi”, sadece sözü edilen, kabul edilmesi için diğer parti ve hareketlere katılan sahte bir teori olmaktan çıkmış, bütünüyle karşı–devrimci bir pratiğe dönüşmüştür.

“Üç Dünya” revizyonistleri bugün gelinen aşamada, komünizm davasını boğabilmek üzere, gerek uluslar arası planda, gerekse tek tek bütün ülkelerde, bütün karşı–devrimci, gerici güçlerle el ele vermişlerdir.

“Üç Dünyacı” revizyonistler dünya devriminin, dünya proletaryasının önderi uluslar arası komünist hareketin saflarını bölerek, bir çok komünist partisinde kargaşalık yaratarak, partiler içinde yıkıcı anti–parti gruplar örgütleyerek uluslar arası gericiliğin emperyalist–revizyonist burjuvazinin yardımına koşmaktadır.

Ülkemizin “Üç Dünyacıkları, kötü şöhretli Aydınlık–TİKP için durum üstelik biraz daha farklıdır.

Aydınlık–TİKP, geçmişinde bir Marksist–Leninist hareket, grup yada parti de değildir. Bu hareket, çeşitli biçimlerde ama daima, Marksizm–Leninizmi değil, sağ oportünizmi, revizyonizmi savunmuştur. Onun çizgisi daima sınıf işbirliği çizgisi olmuştur. Bu hareketin ideolojik gıdasını 58 yıllık Şefik Hüsnü oportünizmi oluşturmuştur.

İşçi sınıfının kitle örgütlerinde, mesleki örgütlerde, demokratik kuruluşlarda, halk örgütlenmelerinde vb. “Üç Dünyacı” revizyonistlerin tıpkı faşistler, sosyal faşistler ve reformistler gibi demokrasi mücadelesi ekonomik–demokratik haklar için mücadele önünde engel, bu mücadeleyi boğmaya çalışan unsurlar oldukları bilinci ile hareket edilmelidir. Bu kuruluşlarda diğerlerinin olduğu gibi, “Üç Dünyacı” revizyonistlerin de teşhir ve tecrit edilmesi sağlanmalıdır.

Bu mücadele yürütülürken, kışkırtma ve tezgahlara kesinlikle düşülmemeli, bu meselede kitle çizgisi izlenmelidir. Yüzlerinin bütünüyle açığa çıkmadığı, niteliklerinin bütünüyle kavranmadığı yerlerde öncelikle teşhir faaliyetine hız verilmeli, bunun gerçekleştiği durumlarda kitleyle birleşerek bunlar tecrit edilmelidir.7

 

Halkın Kurtuluşu: “Sol” maskeli provokatörler iki proleter devrimciyi katletti

Halkın Kutuluşu gazetesinde yer alan “Sol Maskeli Provokatörler İki Proleter Devrimciye Katletti” başlıklı diğer bir haberin içeriğinde de olayın gelişimi bir başka açıdan şöyle anlatılıyor;

30 Temmuz Pazar günü sayıları 20’yi aşan TİKP–Aydınlık taraftarı Adana’nın Meydan Mahallesi’ne geldi. İçlerinde iki de kız bulunuyordu. Bu kızların elinde Aydınlık gazetesi vardı. Onların önünde DGB Başkanı Namık Kemal Koç bulunuyordu. Diğerleri bu kızların arkasından yürüyorlardı. Bir kısmının elinde gazete kağıdına sarılmış paketler vardı. Ailece Meydan Mahallesi’nde oturan Oktay ve Faysal, Aydınlıkçıların dışardan mahallelerine Aydınlık gazetesi satmaya geldiklerini duyunca birkaç arkadaşıyla birlikte, kendileriyle konuşmaya gittiler. Oktay, gazete satanlara, “Aydınlık gazetesi, son bir ayda 7 proleter devrimciyi polise ihbar etti. Bunlardan ikisi tutuklanarak cezaevine kondu. Diğer beş kişi ise polisçe aranmaktadır. Bu karşı–devrimci polisiye tavır açıkça mahkum edilmeden mahallemizde bu gazeteyi satamazsınız.” dedi. Bu uyarıya karşılık, mahalleye kalabalık bir şekilde gelen grubun başı DGB Başkanı Namık Kemal Koç, kışkırtıcı bir tavır takınarak: “Biz buraya gazete satmaya değil, ölmeye veya öldürmeye geldik. Bu bir prestij meselesidir” dedi. Bu sözlerin ardından başta bu kişi olmak üzere, DLB Başkanı ve diğerleri ellerinde taşıdıkları paketleri açarak bıçak, satır ve benzeri aletlerle Oktay, Faysal ve diğer proleter devrimcilere saldırdılar. Bülent Aloğlu, elindeki aletle Faysal’ın sağ koluna vurarak, derin bir yara açtı. Aynı kişi daha sonra elindeki aleti arkadan Faysal’ın boynuna sapladı. DGB Başkanı Namık Koç ise, Oktay yoldaşa saldırdı. Bu kişide Bülent Aloğlu gibi elindeki bıçağı Oktay’ın boynuna sapladı. Diğer saldırganlar yine boyunlarından iki proleter devrimciyi daha yaraladılar. Saldırıya uğrayan proleter devrimciler, kalabalık olan ve ellerinde satır, bıçak ve benzeri saldırı aletleri bulunan gruba karşı yiğitçe direndiler. Çevreden yetişen halkla birlikte saldırganlar püskürtülerek, kovalandı. Boynundan ve çeşitli yerlerinden ağır yaralanan dört proleter devrimciden ikisi hastaneye kaldırılırken öldü.

Bu saldırının vahşi katliamla sonuçlanması bir tesadüf değildi. TİKP–Aydınlık çetesine mensup katiller hazırlıklı gelmişlerdi. Ve Adana gençliğinin önder iki yiğit proleter devrimcinin katledilmesiyle sonuçlanan saldırı ani bir gelişmenin sonucu değildi.

 

Temmuz ayı başlarından beri Adana’da gelişen olaylara ve cinayetin hemen ardından TİKP–Aydınlık çetesinin takındığı iğrenç tavra bakıldığında karşı–devrimci bir tertip, bir dizi provokasyonla birlikte uygulanan bir plan olduğu hemen görülebilmektedir. Bu planın arkasında TİKP–Aydınlık elebaşıları vardır.

Eli devrimci kanına bulaşan TİKP–Aydınlık çetesi, içine girdiği güç durumdan kurtulmak için proleter devrimcileri tertipçilikle suçladı. Bu olayların Halkın Kurtuluşu taraftarlarınca önceden planlandığını yazdı.

Aşağıda sıralayacağımız olaylar, kimin karşı–devrimci bir provokasyon çizgisi izlediğini, kimin kışkırtıcı davrandığını açıkça gösterecektir. Bu gerçekleri Adana halkı, Adana’daki tüm demokrat, yurtsever kişi ve kuruluşlar bilmektedir. Aydınlık gazetesinin iğrenç, yayınlarını, TİKP çetesinin aynı nitelikteki açıklamalarını, olayları yakından bilen Adana halkı tarafından nefretle karşılamaktadır. Adana’da 32 demokratik kuruluşun, basına yaptıkları ortak açıklama Aydınlık–TİKP çetesini açıkça mahkum etmektedir. Bir bildiri yayınlayan Adanalı Devrimci Yol taraftarları, provokasyonun haftalardan beri açıkça Aydınlıkçılar tarafından tezgahlandığını belirtmekte, TİKP–Aydınlık çetesinin olayları tersyüz eden ve devrimcilere çamur atan yayınını nefretle karşılamaktadırlar.8

Halkın Kurtuluşu grubu tarafından genç sempatizanlarına yönelik çıkartılan “Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik” adlı gazetenin 9 Ağustos 1978 tarihli 36. sayısında iki HK taraftarının öldürülmesinden Aydınlık-TİKP suçlanmıştı. Gazetede “Bir kere, yüz bin kere lanet olsun” başlıklı yazıda şu sözler yer almıştı:

İki yiğit yoldaş daha kaybettik. İki genç komünist, Oktay ve Faysal artık aramızda yok. Onlar alçakça katledildiler.

Bugüne kadar onlarca yoldaşımız katledildi. Bunlardan beşini “sol” maskeliler katletti. Sadık, İdris ve Yusuf’u Rus sosyal–emperyalizminin, Oktay ve Faysal’ı ise Amerikan emperyalizminin “sol” maskeli uşakları katletti.

Oktay ve Faysal, Aydınlık–TİKP revizyonist çetesine mensup provokatörlerce katledildi. Yoldaşlarımızın katilleri, Adana DGB ve LDB Başkanlarıdır. Bu alçakça cinayetin sorumluları Aydınlık–TİKP çetesinin elebaşlarıdır. Bu cinayetin ardında onların kirli elleri vardır.

Aydınlık–TİKP revizyonist çetesi bugün açıktan karşı–devrimci bir akım haline gelmiştir. Onlar tüm güçleriyle halka ve devrime karşı durmakta, faşist diktatörlüğe ve emperyalizme hizmet etmektedirler.

Bütün dünyaya, uluslararası komünist hareket tarafından maskeleri düşürülen “Üç Dünyacı” revizyonist akımlar, karşı–devrim batağına hızla gömülmektedirler. Onlar halklara, devrime, sosyalizme artık açıktan saldırmaktadırlar. Amerikan emperyalistlerini, Batılı emperyalistleri, gerici–faşist diktatörlükleri, Tito gibi yılların hainlerini artık açıktan savunmaktadırlar. Emperyalizme uşaklık yönünde ilerledikçe devrime, sosyalizme ve halklara karşı da o ölçüde azgınlaşmaktadırlar. Çinli revizyonist çete, Amerika’yla açık ittifaka girmeye ve yılların revizyonisti Tito’ya “yoldaş” demeye paralel olarak, sosyalist Arnavutluk’a azgınca saldırmaya başladı.

Ülkemizdeki “Üç Dünyacı” ihanet akımı bunlardan geri kalmadı. ABD hegemonyasını açıktan savunmaya, sosyalist Arnavutluk’a alçakça iftira etmeye, MSP ve MHP ile ortak toplantılar yapmaya paralel olarak proleter devrimci harekete daha azgınca saldırmaya başladı.

Aydınlık–TİKP revizyonist çetesinin iki yoldaşımızı alçakça katledişi bu geneldeki gelişmelerin doğal bir sonucudur. Onlar, artık, ihaneti devrimci kanı akıtmaya kadar vardırdılar.

Oktay, daha 16 yaşındayken, faşist diktatörlüğün işkence hanelerini ve zindanlarını yakından tanıdı. Bir haftadan fazla ağır işkencelere karşı direndi. Karşı–devrimcilere yarayacak tek bir söz dahi söylemeyerek komünist onurunu korudu. Poliste, 98 sayfalık ifade vererek işkencede konuşma rekoru kıran revizyonist Doğu Perinçek ve çetesi işte böylesi komünistlerin kanına giriyor. Şimdiye kadar hiçbir faşiste el kaldırmayan ve onları “kardeş” gören hainler çetesi, gençliğin önderlerini katletmeye gelince acımasız aslanlar kesiliyorlar.

Bu revizyonist çete, artık devrimci kanı akıtmayı, yiğit gençlik önderlerini katletmeyi gençlik mücadelesini bastırmanın yeni bir yöntemi olarak görmektedir. Adana’daki alçakça katliam ve ondan sonraki gelişmeler bunu açıkça göstermektedir. Oktay ve Faysal’ın katledilişi Adana gençliğinin mücadelesi için büyük bir kayıptır. Faşistlerin uzun zamandır uğraşıp da yapamadıklarını “Üç Dünyacı” karşı–devrimciler yaptı. Adana gençliğine saldırı bununla da kalmadı. Faşist diktatörlük, “Üç Dünyacı” uşaklarının yarattığı uygun ortamda, gençlik örgütlerine saldırdı. Bunlardan üçünü lokalleriyle birlikte kapattı. Yöneticilerinin bir kısmını düzmece suçlarla aramaya koyuldu.

Aydınlık–TİKP çetesi, artık sadece teslimiyet yayan, pasifist bir hareket değildir. Bu çete, faşist diktatörlüğün ve Amerikan emperyalizminin kucağına sokuldukça karşı–devrimci bir aktiflik kazanmaktadır. Emperyalist mihrakların birine uşaklık edenlerin halka ve devrime karşı militanlaşması doğaldır. Modern revizyonistler 1970’lere kadar emperyalizme karşı teslimiyetçi ve pasifist bir karakter gösteriyorlardı. Fakat 1970’lerden sonra, Rusya’nın dünya sahnesine bir süper emperyalist devlet olarak çıkmasından sonra, pasifist olmaktan çıktılar. Onlar, Rus emperyalizmine uşaklığa paralel olarak halka ve devrime karşı aktifleştiler. Sosyal–faşist saldırganlar haline geldiler. İki süper devlet arasındaki çatışmada Amerikan emperyalizminin keskin savunucusu haline gelen Aydınlık–TİKP çetesi de aynı süreci yaşıyor.

Yeni kazandıkları özellikler bu karşı–devrimci çeteyi gençlik mücadelesi için daha tehlikeli hale getirmektedir. Çünkü iğrenç provokatörlüğün sınırı yoktur. Onların gençlik içinde teslimiyet yayma çabaları, Türkiye devrimci gençliğinin sonsuz ihtilalci ruhu ve aktif mücadelesi karşısında sonuçsuz kalıyordu. Devrimci gençlik bu çetenin uyuşturucu siyasetlerini elinin tersiyle reddediyordu. Fakat, onların şimdi uyguladıkları provokatif yöntemler gerekli uyanıklılık gösterilip, mücadele verilmediği takdirde yer yer mücadeleye zarar verecektir.

Aydınlık–TİKP revizyonist çetesine karşı mücadele bugün daha büyük bir önem kazanmaktadır. Bu karşı–devrimci bir önem kazanmaktadır. Bu karşı–devrimci çete bugün gençli içinde tecrit edilmişti. Fakat hala bazı çevrelerce “sol” içinde, halk saflarında görülmektedir. Bugün görev, bu karşı–devrimci çetenin yüzünde taşıdığı maskeyi düşürmektedir. Geniş gençlik kitlelerine bu çetenin halk düşmanı, gençlik düşmanı, devrim düşmanı olduğunu anlatmalıyız.

Bu çete tarafından aldatılmış olan sıradan insanları, bu çeteyle aynı kefeye koymamalı; eli kanlı şefleri, onların karşı–devrimci siyasetlerini bu insanlara sabırla anlatmalıyız.

Aydınlıkçı–TİKP çetesine karşı tavır almak ve onları bir avuç karşı–devrimci olarak tecrit etmek tüm demokrat, yurtsever ve devrimcilerin görevidir. Faşist diktatörlüğe, emperyalizme ve sosyal–emperyalizme karşı mücadelede birlik, bu revizyonist çeteye karşı birlikte birleştirilmelidir. Bu çetenin karşı–devrimci faaliyetlerine karşı mücadele, devrim mücadelesinin bir parçasıdır.

Proleter devrimci gençlik iki yiğit yoldaşını kaybetti. Bu, saflarımızı acıya boğmuş, Aydınlık–TİKP çetesine karşı kin ve nefreti doruğuna çıkarmıştır. Acımızı daha kararlı bir mücadeleye dönüştürmeliyiz.

Hayatlarında hiçbir karşı–devrimciye el kaldırmamış Aydınlık–TİKP hainleri, iğrenç ellerini yoldaşlarımıza kaldırdılar. Halka, devrime ve Marksizm–Leninizme sonsuz bir inanç ve hizmet ruhuyla dolu Oktay ve Faysal’ı katlettiler. Yoldaşlarımıza kalkan ve onların kanına bulanan kirli ellere yüz kere, bin kere, yüz bin kere lanet olsun.

 

Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik: “Adi bir revizyonist Doğu Perinçek”

Halkın Kurtuluşu Yolunda Gençlik adlı gazetede Adana olaylarıyla ilgili bir başka yazıda TİKP genel başkanı Doğu Perinçek’e yönelik de ağır suçlamalar yapılmaktaydı. Perinçek’e yönelik yazılan “Adi bir revizyonist Doğu Perinçek: Halka ve devrime ihanet eden bir revizyonist şef” başlıklı yazıda şu sözler yer alıyordu:

1– Doğu Perinçek, devrimci diye ortaya çıkışından beri halkın ve gençliğin mücadelesinin önüne barikatlar inşa etmeye çalışan bir revizyonist.

2– Halka ve devrime ihanet eden hakim sınıflarla, “ikinci dünya” denen emperyalistlerle birleşmeyi, ABD emperyalistleriyle açıkça ittifakı savunan bir burjuva uşağı.

3– Halktan ve gençlikten tecrit olmuş, kendi tekkesi dışında herkesin nefretini kazanmış bir tekke şefi.

4– Poliste ve işkencede bütün faaliyetlerinin dokümanını, peşinde sürüklediği insanların listesini yapan, polise bilgi vermede bülbül kesilen, böylelikle bu tür bilgilerle ilk kitabını poliste yazmış olan bir hain.

5– Hayatında hiç hata yapmadığından(!) özeleştiri yapma gereğini duymaması, hatalarına karşı iki yüzlüce davranan, özeleştiri yapmaktan öcüden korkar gibi korkan bir burjuva.

6– Müritleri ve hizmet ettiği sömürücü sınıflar dışında herkesçe nefretle anılıyor. Yaşamından tiksinti duyuluyor.

 

HK Taraftarı Niğde cezaevindeki 13 Tutuklu’nun telgrafı:

“Aydınlık Hareketi Karşı Devrimci bir Harekettir.”

THKO davasından tutuklu bulunan 13 HK taraftarı Niğde Cezaevinden Halkın Kurtuluşu gazetesine gönderdiklere telgrafta Adana’da öldürülen iki HK taraftarına sahip çıkılarak Aydınlık ve TİKP’e yönelik şiddetli eleştirilerde bulunmaktaydılar. Niğde Cezaevindeki 13 HK taraftarına göre “Aydınlık hareketi karşı devrimci bir harekettir” Gönderilen telgraf metni gazetenin 7 Ağustos 1978 tarihli 121. sayısanda şöyle yer almıştı:

Aydınlıkçı revizyonistlerin gericiliğin önünde diz çökmeleriyle devrimcilere karşı saldırganlaşmaları arasında doğrudan bir ilişki vardır

Federasyonumuz ve derneklerimiz üyesi genç proleter devrimciler OKTAY ÇİĞDEMAL ve FAYSAL KELLECİ’nin TİKP–Aydınlıkçı provokatörler tarafından kalleşçe şehit edildiğini derin bir acıyla öğrendik.

Biz OKTAY yoldaşı yakında tanıyorduk. O, çok genç yaşına rağmen, uzun sayılabilecek bir süreden beri emperyalizme, sosyal–emperyalizme, faşizme, revizyonizme ve her türden gericiliğe karşı savaşın en ön saflarında yer alıyordu. O, mücadelesi boyunca faşist saldırıları polis işkencesini ve faşizmin zindanlarını yakından tanıdı ve onlara yiğitçe göğüs gerdi. Kişisel olarak tanıyamadığımız diğer yoldaşımızın da, aynı özelliklere sahip olduğundan hiçbir kuşkumuz yok.

Biz bu olayın, Aydınlık revizyonizminin izlediği Amerikan emperyalizminin işbirlikçisi, Çin’i hegemonya peşinde koşan yeni bir süper devlet olarak dünya sahnesine çıkarma sevdasında olan revizyonist ÇKP yönetiminin maşası, faşist diktatörlüğün yardakçısı provokasyon çizgisinin bir sonucu olduğunun tamamen bilincindeyiz.

Biz, şimdiye kadar pasifizmleriyle ün yapmış bu hainler güruhunun böylesine saldırganlaşmasını yadırgamıyoruz. Onların, emperyalizm ve gerici sınıflar önünde diz çökmeleriyle devrimcilere karşı saldırganlaşmaları arasında doğrudan bir ilişki vardır. Biz, yine biliyoruz ki, bizzat Aydınlık revizyonizminin şefleri de geçmişte devrimcilere karşı cani komplolar tezgahlamışlar ama polisin ve MİT’in eline düşünce faşistlerin ayaklarının altını yalamışlardı.

Biz, Aydınlıkçı provokatörlerin devrimcilere ve halka karşı saldırganlaşmasıyla giderek Amerikancı sosyal faşistler haline dönüşmeleri arasında ki bağı da görüyoruz. Onlar, bugün sahte “TKP”nin geçirdiği evrimi geçiriyorlar. Onlar, önüne gelene Kontrgerilla yaftası asarken, kendileri MİT ve Kontrgerillayla iç içe ve kucak kucağıdırlar. Onlar, şimdiden karşı–devrim cephesinde yer almış ve halkın mücadelesi önünde ezilip geçilmesi gereken bir engel haline gelmişlerdir. Nitekim Adana’da öteden beri faşistlerin boy hedeflerinden biri durumunda olan yoldaşlarımızı katletmeleri bunun açık bir kanıtıdır.

Arkadaşlar, yoldaşlar; acımız gerçekten derin, ama devrimcilerin yas tutmaya zamanları yok. OKTAY ve FAYSAL emperyalizme, sosyal emperyalizme, faşizme ve revizyonizme karşı mücadelede şehit düştü ve sayısı pek çok olan devrim şehitleri arasındaki onurlu yerlerini aldılar. Devrimcilere düşen görev, mücadele içinde acıyı kuvvete dönüştürmek ve onların mücadelesine daha da kararlı olarak sarılmaktır.

Aydınlık bir gelecek uğruna; bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm uğruna savaşta düşenler ölmez. Halkımızın kurtuluş mücadelesi er yada geç tüm emperyalistleri ve gericileri silip süpürecek, devrim yolunda dökülen kan yerde kalmayacaktır. Buna inancımız tamdır.

Hacı Tonak                 Mustafa Yalçıner

Metin Güngörmüş                  Yavuz Yıldırımtürk

Ertan Günçiner                       Ali Büyükyiğit

Hasan Kırkteke                      Aydın Çubukçu

Sevinç Aktaş              Sefa Asım Yıldız

Hasan Ataol               Gökhan Harmahdalıoğlu

Mehmet Şahin

 

TİKP Adana İl Başkanı: “HK taraftarları katilleri kendi içlerinde arasın”

TİKP Adana İl başkanı Cevher Ürek ise Halkın Kurtuluşu tarafından kendilerine yöneltilen “arkadaşlarımızın katilleri TİKP’lilerdir” suçlamalarını bir basın toplantısı yaparak reddediyordu. TİKP il başkanına göre, iki kişinin ölümünden tamamen Halkın Kurtuluşu sorumluydu. Aydınlık Gazetesi’nin 17Ağustos 1978 tarihli sayısında TİKP İl Başkanının Adana olaylarıyla ilgili açıklaması şöyleydi:

Partimiz halka ve devrime karşı sorumluluk duyarak bu olayı araştırdı. Bu araştırmada şu sonuçlar ortaya çıktı: Birincisi, bu olayda kavgayı saldırıda bulunan Halkın Kurtuluşçuları başlatmıştır. Bunu Halkın Kurtuluşu da 127. sayısında itiraf etmiştir. Halkın Kurtuluşu saldırıya uğradığını iddia ettiği bir Halkın Kurtuluşçusu’nun ağzından şunları yayınlıyor: “Girne kahvesinin ilersinde bir kahvede oturuyordum. Oktay, Faysal ve bir arkadaş daha kahveye geldiler. Aydınlıkçılar gazete satıyorlar dediler. Girne kahvesinin önündeki trafonun yanında toplandık. Aydınlıkçılar bize yaklaşınca önlerine çıktık. Oktay, bu gazeteyi bu mahallede sattırmayacağız dedi. ‘Halkın Kurtuluşu’nun da itiraf ettiği gibi kavga gazete satan arkadaşlara engel olunmak istenmesi ve arkadaşların gazeteyi satmak istemesi sonucu meydana gelmiştir ve Halkın Kurtuluşçuları saldırmıştır.

İkincisi her iki gencin de boğazlarından yaralayarak öldüren şahıs Halkın Kurtuluşu taraftarı arasındadır. Tartışmanın başlamasıyla birlikte bu şahıs gazeteye sarılı olarak elinde tuttuğu kasap bıçağını çekerek “Daha ne bekliyoruz, dağıtalım şunları, toplayın şu gazetelerinizi yoksa hepinizi doğrarım” diye bağırmıştır. Hatta bu şahsın bıçak çekmesi üzerine olaydan sonra ölen Faysal Kelleci, “Koy onu yerine, biz hallederiz” diye itirazda bulunmuştur. Ölen her iki gencin boynundaki yara, Halkın Kurtuluşu’nun da “Yoldaşlarımızı satırla doğradınız” diye itiraf ettiği gibi bu şahsın elindeki kasap bıçağının yarasıdır. Bu şahıs sarışın, kısa boylu, tıknaz olay günü kırmızı gömlek giymiş birisidir.

Üçüncüsü Halkın Kurtuluşçuları olaydan sonra hafif yaralıları alıp kaçarak ağır yaralıları yerde bırakmışlar, böylece onları ölüme terk etmişlerdir. Her ikisi de kan kaybından ölüyor. Halkın Kurtuluşçuları suçluluk telaşı içinde arkadaşlarını bırakarak kaçıyorlar. Halkın Kurtuluşçuları’nın kaçarlarken TİKP’ye karşı saldırı başlatmak için iyi fırsat yakaladıklarını düşünerek içleri rahattır. Olayın gerçeği budur.

 

TİKP MK Üyesi İzmir İl Başkanı Durmuş Uyanık:

“HK Kontr–gerillanın Emrindedir”

Halkın Kurtuluşu taraftarları Adana’da iki arkadaşlarının Aydınlıkçılar tarafından öldürüldüğünü öne sürerek 31 Temmuz 1978 günü İzmir’de DGB üyelerine saldırmıştır. HK taraftarlarının saldırıları üzerine TİKP MK üyesi İzmir İl Başkanı Durmuş Uyanık bir basın toplantısı düzenleyerek HK grubunu “KGB’nin ve Kontr–gerillanın oyuncağı” olmakla suçladı. Uyanık’ın 3 Ağustos 1978 tarihli Aydınlık gazetesinde yer alan açıklaması şöyleydi:

Partimiz, Kontrgerilla ve KGB gibi halk düşmanı karanlık güçleri üzerine yürümekte, işkencecileri ve katilleri bir bir ortaya çıkarmakta kararlıdır. Bu türden saldırılar ve tertipler partimizi ve halkımızı geri döndüremeyecektir.

“Halkın Kurtuluşu” gibi, KGB ve Kontrgerillanın oyuncağı olan grupların tabanlarındaki bütün devrimcileri bu tertiplere alet olmamaya ve saldırıları protesto etmeye çağırıyoruz. Bütün devrimcileri ve halkımızı tertiplere karşı çıkmaya Kontrgerilla ve KGB gibi halk düşmanı örgütlere karşı mücadeleye çağırıyoruz.

 

Aydınlık: “Halkın Kurtuluşçuları saldırılarına devam ediyor”

Halkın Kurtuluşu grubu Aydınlık Hareketi’nin partisi TİKPlilere yönelik saldırısını Elazığ, Konya, İstanbul, Adana ve Ankara’da da sürdürdü. 3 Ağustos günkü Aydınlık gazetesinde Elazığ ve Ankara’da HK taraftarlarının saldırılarıyla ilgili şu haber yer almaktaydı:

Halkın Kurtuluşçuları tahrik ve saldırılarını dün de sürdürdüler. Çeşitli şehirlerde devrimcilere karşı önceden hazırlıklı bir şekilde saldırılara girişildi.

Önceki gün Elazığ Muhabirimiz Hüseyin Duman ve yanındaki bir arkadaşı Halkın Kurtuluşu grubunun saldırısına uğradı. Olayda muhabirimiz ve yanındaki arkadaşı yaralandı. Akşam üzeri 12 kişilik bir Halkın Kurtuluşu grubu Fevzi Çakmak mahallesinde muhabirimiz ve arkadaşının yolunu kestiler. Halkın Kurtuluşçuları taş ve sopalarla 20 dakika kadar saldırılarını sürdürdüler. Daha önce de Halkın Kurtuluşçuları çeşitli defalar devrimcilere saldırmış, altı devrimciyi yaralamışlardı. Son olayı duyan mahalle kadınları toplanarak saldırganları kovaladılar. Çevrede gruplar halinde dolaşan Halkın Kurtuluşçuları devrimcileri düelloya çekmeye çalışıyorlar.

Evine gitmekte olan Gani Gerşel adındaki Eğitim Enstitüsü öğrencisi Halkın Kurtuluşu ve TİKKO’dan oluşan bir grubun silahlı saldırısına uğrayarak yaralandı. Saat 23. 30’da meydana gelen olayla ilgili açıklama yapan Diyarbakır DGB şunları bildirdi.

“Arkadaşımıza yapılan bu saldırı basit bir olay değildir. Aksine halk düşmanlarının Türkiye’de devrimcilere karşı güttükleri canlı bir tertip ve saldırıdır. Bilindiği gibi son zamanlarda Kontrgerilla ve KGB devrimcilere saldırı çağrısında bulunmuştu. Ve KGB’nin gerçek “Atatürkçüler Birliği” imzasıyla yayınladığı bildirinin kamuoyuna duyurulduğu gün Adana’da gazete satan DGB üyelerine karşı provokasyona girişilmişti. Önceki akşam da arkadaşımız Gani Gerçel’in uğradığı saldırı aynı güçler tarafından yapılmış. KGB’nin çağrısına Halkın Kurtuluşu ve TİKKO’nun cevabı niteliğindedir. Biz bugüne kadar bütün tertiplere karşı metanetimizi koruduk. Arkadaşımızın şahsında derneğimize yapılan bu saldırıyı kamuoyu önünde nefretle kınıyoruz.

Halkın Kurtuluşu taraftarları dün de ODTÜ’de DGB’li öğrencilere saldırdılar. DGB’li öğrencilere “Aydınlık’taki yazılara katılıyor musunuz?” diyen Halkın Kurtuluşu taraftarları, “Redci” diye bilinen grupla birlikte DGB’li öğrencilere ikinci bir saldırı düzenlediler. Saldırıda ODTÜ hazırlık sınıfında okuyan Tuğran ve Sarp isimli öğrenciler çeşitli yerlerinden yaralandılar.

Salı günü ODTÜ’de ve yurdun çeşitli yerlerinde DGB’li öğrencilere Halkın Kurtuluşu taraftarlarının giriştiği saldırıları protesto eden Ankara Merkez Devrimci Gençlik Birliği bir bildiri yayınladı. Bildiri, ODTÜ duraklarında ve otobüslerinde, 2000 kadar öğrenciye dağıtıldı. DGB’liler yaptıkları konuşmalarla da olayı öğrencilere duyurdular. Öte yandan ODTÜ içinde “Gençliğin Birliği” imzasıyla bildiri dağıtmak isteyen DGB’li öğrenciler, Öğrenci Temsilcileri Konseyi tarafından engellendi.

 

Yine Aydınlık gazetesinin 8 Ağustos 1978 tarihli sayısında Halkın Kurtuluşu’nun Konya, İstanbul ve Adana’da TİKP’lilere yönelik saldırılarıyla ilgili şu haber yeralmaktaydı:

Dün Konya’da Halkın Kurtuluşçuları bildiri dağıtan devrimcilere saldırdı. Saldırıya Dev–Genç’in “Askıcılar” denilen grubu da katıldı. Saldırı sırasında muhabirimizin kartı gasp edildi. Devrimciler bu saldırıyı kararlılıkla püskürttüler.

Konya TÖB-DER lokalinde dün öğleden sonra devrimciler; Halkın Kurtuluşçularının ve Dev–Genç’lilerin yurtsever öğretmenlere daha önce yaptıkları saldırıyı kınayan bir bildiri dağıtıyorlardı. Önce bildiri dağıtan devrimcilere Dev–Genç’liler saldırdı. Yirmi dakika kadar süren saldırıya devrimciler kararlılıkla karşı koydular.

Yine Halkın Kurtuluşu taraftarları İstanbul’da YDGD imzasıyla dağıttıkları bildiride şunları söylüyordu: “Faşist diktatörlük içinde sözde Kontrgerillayı açığa çıkarıp, diğer faşist kurumları dost gösteriyorlar… Aydınlık gazetesine göre, ne idüğü belirsiz KGB bildirisi dağıtılmış. Hayır!..

Halkın Kurtuluşçuları’nın Adana’da duvarlara yazdıkları yazılar şunlardı: “Katil Perinçek”, “Katil TİKP”, “Kahrolsun Çin Uşakları”.

 

Aydınlık gazetesinin 15 Ağustos 1978 tarihli sayısında Halkın Kurtuluşu’nun Ceyhan, Gaziantep, Tunceli ve İzmir’de TİKPlilere yönelik devam eden saldırılarıyla ilgili şu haberler yer alıyordu:

Pazar günü Ceyhan’da duvarlara yazılmış olan Aydınlık ve TİKP karşıtı sloganları silmeye çalışan devrimcilere pusu kuran Halkın Kurtuluşçuları silahlı saldırıda bulundu. Çıkan çatışmada Aziz Yağlı adındaki devrimci yaralandı.

Halkın Kurtuluşu saldırıları Aydınlık’a göre Gaziantep ve Tunceli’de de sürdü. 16 Ağustos 1978 tarihli Aydınlık gazetesinde şu satırlar yer alıyordu:

Gaziantep Düztepe Mahallesinde Ali Özdoğan adlı bir inşaat işçisine, başlarını Seyit Ali Durmaz’ın çektiği bir grup Halkın Kurtuluşçusu tehdit ederek saldırdılar. Aydınlık’ın yazdıklarına katılıp katılmadığını soran H. Kurtuluşçuları Ali Özdoğan’ın gazetenin gerçekleri yazdığını söylemesi üzerine tekme ve yumrukla giriştiler. Dört kişinin başına çökerek dövdüğü Ali Özdoğan’a etraftan halk yardıma koştu.

Öte yandan Halkın Kurtuluşu’nun 7 Ağustos tarihli son sayısı toplu şekilde bulundukları yerlerde TİKP ve Aydınlık aleyhine sloganlar atılarak satıldı ve provokasyon ortamı yaratılmaya çalışıldı. TÖB–DER bahçesinde de bu şekilde gazete satmaları üzerine TÖB–DER yöneticileri “Bunların amacı gazete satmak değil olay çıkartmak” diyerek bu şekildeki gazete satışına izin vermeyeceğini bildirdi.

Halkın Kurtuluşçuları daha önce de Eğitim Enstitüsü ve Halk Bahçesinde iki devrimciyi ölümle tehdit etmişlerdi.

Tunceli’de de saldırı hazırlıkları içinde olan Halkın Kurtuluşu taraftarları önceki gece saat 21. 00 sıralarında düğüne itmekte olan Haydar Polat adlı kişiye saldırdılar. Haydar Polat bir taksiyle takip edilerek şehir dışında yolu kesildi. Saldırganların başında Doğan Güngörmüş ve Sarı Erdoğan diye tanınan kişiler bulunuyordu. Yarım saat kadar Haydar Polat’ı dövdükten sonra kendisinin hastaneye gitmemesini, aksi halde öldüreceklerini söylediler. Saldırganlar aynı taksiyle olay yerinden uzaklaştılar.

Ayrıca Tunceli’de duvarlara Aydınlık’ı TİKP’yi ve Parti Başkanı Doğu Perinçek’i hedef alan sloganlar yazıldığı bildiriliyor. Halkın Kurtuluşu imzalı sloganların bir kısmı şöyle: “Katil Perinçek”, “Kahrolsun Aydınlık, TİKP Revizyonistleri”. Bunlar çevrede yeni yeni saldırıların başlangıcı olarak yorumlanmaktadır.

 Halkın Kurtuluşu: “Aydınlık–TİKP çetesi bir proleter devrimciyi Yusuf Dal’ı katletti”

Aydınlıkçılar’la Halkın Kurtuluşu arasında Adana’da başlayan çatışmalar 2–3 Eylül 1978 günü Tunceli’de de devam etti. 2 arkadaşlarının Aydınlık –TİKP’liler tarafından öldürüldüğünü savunan HK taraftarları 2 Eylül günü Tunceli’de TİKP aleyhine bildiri dağıttılar. HK taraftarları bir gün sonra bildiri dağıtımına tekrar hastane mahallesinde devam ettiler. Aydınlıkçılar HK taraftarlarının, kendi aleyhlerine bildiri dağıtmalarına tepki gösterdiler. Her iki grup taraftarları Yenimahalle semtinde karşı karşıya geldiler. İki grup arasında çıkan kavgada Halkın Kurtuluşu taraftarı Yusuf Dal vurularak öldürüldü. HK grubu Yusuf Dal’ın ölümünden Aydınlık–TİKP’i sorumlu tuttu. Dal’ın katili “Aydınlık–TİKP çetesi”dir dediler. Halkın Kurtuluşu gazetesinin 11 Eylül 1978 tarihli 126. sayısında yayınlanan haber yorum şöyle:

Adana’da iki proleter devrimcinin, Oktay ve Faysal yoldaşların öldürülmesinden sonra Aydınlık–TİKP çetesi Dersim’de bir proleter devrimciyi daha katlettiler. Yusuf Dal yoldaş, 3 Eylül Pazar günü Aydınlık–TİKP’li katiller tarafından pusu kurularak öldürüldü. Yanında bulunan diğer bir devrimci arkadaş da yaralandı.

Aydınlık–TİKP çetesinin bu cinayeti de planlı ve önceden hazırlıkları yapılmış bir cinayettir ve Yusuf yoldaş öldürülmek üzere özel olarak seçilmiştir.

Aydınlık–TİKP çetesi, cinayeti şöyle gerçekleştirmiştir:

3 Eylül Pazar günü, Dersim’deki Aydınlık–TİKP karşı–devrim çetesinin bazı elemanları Hastane Mahallesi civarında bildiri dağıtıyorlardı. 10–15 kişilik bu grubun içerisinde TİKP çetesinin Dersim’li elebaşları da bulunuyordu. Bu sırada bir arkadaşı ile birlikte Yeni Mahalle’den gelen Yusuf Yoldaş, durumdan tamamen habersiz TİKP çetesinin bildiri dağıtmakta olduğu Hastane Mahallesi’nden geçmekteydi. Yusuf’un bir arkadaşı ile birlikte gelmekte olduğunu gören TİKP’li katiller (Süleyman Ergün, Kamer Gök, Adil Turan, Metin Kırmızıtaş ve Tahir Seçilmiş) silahlarını çekerek pusuya yattılar. Yusuf’un ve arkadaşının üzerine aniden saldırdılar. İlk anda Yusuf’un yanında bulunan arkadaşı tabanca kurşunu ile yaralandı. Bunun üzerine Yusuf, saldırganların üzerine atıldı. Katiller hemen silahlarını ateşlediler. Yusuf yoldaş göğsünden ve kasığından vuruldu. Yusuf yoldaşın yaralı olarak direnmesi karşısında, katiller hastane civarında kendilerini bekleyen iki taksiye atlayarak kaçtılar. Daha sonra cinayetin işlendiği yere gelen polis, ne katillerin peşine düştü, ne de katillere yataklık yapan ve silahlarını sakladıkları evde arama yaptı. Tersine olay yerinde toplanmakta olan gençlerden birini gözaltına aldı.

Öldürücü yara alan Yusuf yoldaş, hemen hastaneye kaldırıldı. Fakat Dersim’de bulunan hastanede gerekli araçlar ve doktor bulunmadığı için Yusuf yoldaş, Elazığ Devlet Hastanesine gönderildi. Fakat hastaneye yetişemeden yolda öldü. O, ölürken Marksizm–Leninizme ve halkın davasına bağlılığın en güzel örneğini verdi. Son sözü, “Kahrolsun karşı–devrimci ‘Üç Dünya Teorisi’, Yaşasın Marksizm–Leninizm” oldu.

Cinayetten sonra bir köye sığınan eli kanlı katiller, Yusuf’u “ajan” olduğu için vurduklarını ve kendilerinin hiçbir zaman pasif olmayacağını anlatmaya başladılar. Aydınlık adlı paçavra da ‘Halkın Kurtuluşçuları’nın birbirini vurduğunu’ yazdı. Ama Dersim halkı gerçeği biliyor. Katilleri tek tek isim isim tanıyor.

Yusuf yoldaşın katledilmesiyle ve diğer bir devrimci arkadaşın yaralanmasıyla sonuçlanan bu saldırı, ani bir gelişmenin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. Tersine bu cinayet Aydınlık–TİKP çetesinin, Dersim’de giderek teşhir ve tecrit olmasından dolayı daha da saldırganlaşması sonucunda hazırladığı bir dizi provokasyon ve saldırılar zincirinin bir halkasıdır. Onlar, özellikle Adana olayından sonra Dersim’de iyice silinmeye başlayınca proleter devrimcilere karşı daha da saldırganlaştılar.

 

Halkın Birliği: “TİKP Çetesi Yusuf Dal Arkadaşı Alçakça Katletti”

Halkın Birliği adlı Enver Hocacı grup da Aydınlık–TİKP çevresine aynı Halkın Kurtuluşu gibi bakıyor, Aydınlık–TİKP çevresini “karşı–devrimci çete” olarak görüyordu. Yusuf Dal’ın öldürülmesiyle ilgili haftalık Halkın Birliği dergisinin 14 Eylül 1978 tarihli 42. sayısında şu haber yorum yapılmaktaydı:

Türkiye’deki sınıfın mücadelesinin gelişmesiyle daha da şiddetlenmesiyle, Aydınlık TİKP oportünistlerinin karşı–devrimci yüzü her geçen gün daha fazla çağı çıkmaktadır. Bugün bu karşı–devrimci burjuva kulübü devrim kaçkınlarının davadan dönenlerin halkımıza ihanet edenlerin soluğu aldığı kulaç attıkları her mikrobun barındığı, bir batak haline gelmiştir. Bu karşı–devrimci çete hakim sınıflara uşaklık etmekte, halkımıza karşı ise mücadele etmekte ise mücadele etmekte yemin etmiştir. Maskeler yırtılarak alaşağı edilen ve karşı–devrimci niteliği, Türkiye halkı ve devrimcileri tarafından açık seçik görülmekte olan TİKP köşeye sıkışarak teşhir ve tecrit olmuştur. Köşeye sıkıştırılan TİKP, Komprador Patron–Ağa Devletine uşaklık etmede gayretkeş kesilerek ve onların gözüne girmek için halkımıza ve onların evlatları devrimcilere alçakça saldırmaktadır. Bu çetenin Adana’dan H. Kurtuluşu taraftarı iki devrimciyi satırla katletmesi yine Tunceli’de Halkın Kurtuluşu’ndan bir devrimciyi kurşunla katletmesi bunun en açık örnekleridir.

TİKP–Aydınlık çetesinin kurşunlayarak katlettiği Yusuf Dal doğmuş olduğu, Tunceli’nin Sorpyan Köyünde 4 Eylül Sabahı 3000’e yakın kalabalık bir kitle tarafından törenle toprağa verildi. Saygı duruşu yapıldıktan sonra, Yusuf Dal’ın abisi ve H. Kurtuluşu’ndan bir arkadaş, Yusuf Dal’ın mücadelesini kısaca anlattılar. Ve TİKP katillerini lanetlediler. Daha sonra Halkın Birliği’nden bir yoldaş söz alarak konuştu. Bu alçakça cinayeti, lanetleyerek, TİKP karşı devrimcilerinin niteliklerini ortaya sererek teşhir etti. Tüm halkımızı bu saldırgan oportünistlere karşı mücadele etme çağrısında bulundu. Devrimci Halkın Yolu’ndan ve Kawa’dan ve Partizan’dan birer arkadaş konuşarak, bu adi cinayeti teşhir ettiler. Anma töreninde “Kahrolsun TİKP”, “Yusuflar Ölmez”, “Kahrolsun ‘Üç Dünya” Teorisi” sloganları özellikle güçlü bir şekilde haykırıldı.

TİKP karşı–devrimcileri işledikleri bu alçakça cinayetten sonra tüm Tunceli halkı tarafından nefretle lanetlediler. İşledikleri bu cinayetten sonra halktan ve devrimcilerden sert tepkiler geleceğini bildikleri için bir avuçluk TİKP dönekleri, ortalıktan toz oldular. Sıçan yavruları gibi deliklere girdiler. Zaten tecrit durumda olan bu karşı devrimciler tamamen halktan tecrit oldular. Ama her alanda saldırgan köpekleri, teşhir etmeye devam etmeli, TİKP katillerinden hesap sormalıyız.

 

Halkın Kurtuluşu Taraftarı Yusuf Dal’ın Öldürülmesi Tunceli’de Aydınlık/H.K. Çatışmasının Günlerce Sürmesine Yol Açtı.

Tunceli’de H. K. taraftarı Yusuf Dal’ın öldürülmesiyle zaten Adana olaylarından itibaren var olan Aydınlık H. K. çatışması daha da yoğunlaşarak büyüyecekti. HK taraftarları olaylardan Aydınlıkçıları sorumlu tuttu, arkadaşlarının Tunceli TİKP İl Örgütüne mensup yöneticilerce planlı ve programlı bir şekilde öldürüldüğünü öne sürdüler. H. K. taraftarları arkadaşlarının öldürülmesinin ardından Tunceli TİKP il binası başta olmak üzere Aydınlık Kitabevi ve Aydınlık hareketine mensup birçok kişiye saldırılarda bulundular. Tunceli’de birçok sol gruplar tarafından da düşman görülen, diş bilenen zayıf bir kadroya sahip olan Aydınlık hareketi başta HK olmak üzere sol gruplar tarafından kendilerine yöneltilen Yusuf Dal cinayeti vb. olaylarla ilgili kendilerini savunan birçok açıklamalar yaptılar.

Aydınlık hareketinin önde gelen isimlerinden TİKP merkez komite üyesi Hasan Yalçın 26–29 Eylül 1978 tarihli Aydınlık gazetesinde yer alan “Kontrgerilla Tunceli’de” adlı yazı dizisinde Halkın Kurtuluşu’nun TİKP’e provokasyon düzenlediğini, böylece Kontrgerillanın ve TKP’nin oyununa geldiklerini iddia ediyor, Halkın Kurtuluşu’nu Aydınlıkçılara şiddet uygulamakla suçluyordu. Hasan Yalçın’ın dört gün süren açıklamaları özetle şöyleydi:

Halkın Kurtuluşu”nun şefleri halka ve devrimcilere öteden beri saldırmaktadırlar. Onların, Rusya ve Kontrgerillanın vurucu gücü haline gelmelerinden bu yana epeyi zaman geçmiştir. Bunlar bilinen gerçeklerdir. Ancak Eylül ayının ilk yarısı boyunca Tunceli’de sahneye koydukları provokasyon tek başına ele alınıp incelenmesi gereken önemli bir olaydır. Bu inceleme sadece sahte solcuların bugün nereye vardıklarını göstermesi bakımından değil, bizzat Kontrgerillanın teşhiri bakımından da büyük değer taşımaktadır.

Tertibin Tırmandırılması

Hatırlanacağı gibi Temmuz ayı sonlarında H. Kurtuluşu taraftarları Adana’da Aydınlık gazetesi satanlara saldırdılar ve çıkan çatışmada iki kişi öldü. Bu olayı bahane eden H. Kurtuluşu şefleri TİKP’ye karşı bir saldırı kampanyası başlattılar. Gazetelerinin 121. sayısından itibaren taraftarlarını daha şiddetli bir şekilde kışkırtmaya başladılar. İntikam çığlıkları attılar.

İşte bu andan itibaren Tunceli’deki elebaşılar dur durak bilmeden tertip ve saldırıya giriştiler. Bütün işlerini TİKP’ye ve Aydınlık’a saldırma planlarına tabi kılmışlardı. Duvarlara yazılar yazıyorlar, devrimcilere laf atıp küfrediyorlar, sataşıp kavga çıkartmaya çalışıyorlardı.

9 Ağustos’ta TİKP Tunceli İl Örgütü kuruldu. Elebaşılar bu sefer il binasını saldırılarının esas hedefi haline getirdiler. Parti binasının karşısında bulunan “Yurtsever Devrimci Gençlik Derneği”ni (YDGD) saldırı üssü olarak kullanıyorlardı. Partiye girip çıkanları gözetliyorlar, takip ediyorlar, ağza alınmayacak küfürler ve tehditler savuruyorlardı. Saldırılarının ve kışkırtmalarının dozunu giderek artırdılar. Köye gitmekte olan devrimci Haydar Polat’ın arkasından bir taksi ile yetişip yolunu kestiler. Kıyasıya dövdüler ve üzerindeki eşyaları zorla aldılar.

Bu arada saldırganların gazetesi “Halkın Kurtuluşu” bu tür kabadayılıkları “TİKP–Aydınlık revizyonistlerini teşhir ve tecrit kampanyası” adıyla teşvik edip kışkırtmaya devam ediyordu. H. Kurtuluşu taraftarları Tunceli gibi daha birçok yerde devrimci avına çıkıyorlar, vurup kırıyorlardı. On beş gün gibi kısa bir zaman içinde 50’yi aşkın saldırıda 30 devrimciyi yaraladılar.

Hitler Almanya’sından Manzaralar

Saldırganlar bir saat boyunca Tunceli’ye, kitapların toplanıp yakıldığı Hitler Almanya’sından manzaralar yaşattılar. Kendinden geçmiş bir topluluk Aydınlık kitabevinin kapısını, camını, çerçevesini kırarak içeri girdi. Onbinlerce liralık kitap ortalığa saçıldı, yırtıldı, yağmalandı. Sözde bir ölüm olayını protesto etmek için yola çıkan kışkırtıcı elebaşılar, ilkel yağmacılık zevki ile kendilerinden geçtiler. Ele geçirdikleri ganimeti oracıkta değerlendirip, kitapların bir kısmını üzerindeki fiyatın çok altında satışa çıkardılar. Elde ettikleri paraları ceplerine indirdiler. Yusuf Dal’ın ölüsünden yaptıkları ticaret işte buydu. Kitabevinin paralarının bulunduğu masayı açmaya çalıştılar. Açamayınca masayı sırtlayıp götürdüler. Kışkırtıcılar iktidarlarının ilk kamulaştırmasını da yapmış böylece “sosyalizmleri” hakkında Tunceli halkına canlı bir örnek vermiş oluyorlardı. İşte başıbozuk maceracılığın, yarı feodal küçük burjuva heyecanının varağı yer burasıdır. Kışkırtıcıların oyuncağı olmak, kitap düşmanlığı, yağmacılık ve devrime, halka karşı şiddet kullanmak.

11 bin nüfuslu Tunceli’de bütün bunlar olup biter, yer gök intikam naraları ile inler, ganimet sarhoşluğu içinde gözü dönmüş çocukların bağırışları ortalığı kaplarken emniyet kuvvetlerinin hiç haberi olmadı(!) Derin bir kış uykusuna yatmışlardı. Ve her şey bir ninni gibi geliyordu. Bu da, üzerinde düşünülmesi gereken başka bir gerçektir.

Kışkırtılmış topluluk o gece saat 21. 30’a kadar şehir içinde gösterilerini sürdürdü. Daha sonra elebaşılar ertesi gün ve daha sonra yapacaklarını planlamak üzere toplantılar.

Ertesi gün cenaze töreni bahanesiyle bir yalan yayma ve saldırı seferi düzenlendi. Devrimcilerin oturduğu evleri taşladılar. TİKP yöneticilerinden Metin Kırmızıtaş, Kamer Gök, Adil Turan, Süleyman Ergün ve takip edip öldürmeye çalıştıkları Tahir Seçilmiş’i sahtekarca “katil” ilan ettiler. Bu devrimcilerin Yusuf Dal’ı pusu kurup öldürdüğü iftirasını savurdular. Halkı tarik etmek için ölünün üzerine çıkılıp tepinildiği, saçlarının yolunduğu şeklinde yalanlar yaydılar. Bu temelde, büyük bir yaygara başlattılar. Dedikoduyu ayyuka çıkardılar. Yüzlerini bile görmelerine imkan olmayan TİKP yöneticilerinin olaydan sonra “Yusuf Dal, MİT ajanıydı onun için öldürdük” dediklerini uydurdular. İntikam alacaklarını ilan ettiler, öldürülecek adam listeleri açıklayan otomobil plaka numaraları veren bildiriler çıkarttılar. Hiç çekinmeden bu bildirilerin altına imzalarını da attılar.

Saldıranların katil olarak açıklayacakları isimleri Yusuf Dal’ın ölmesinden önce kararlaştırdıkları anlaşılıyor. Partiyi hedef aldıkları için yöneticileri seçmişlerdi. Yalanlarının birinci amacı Partiyi yıpratmaktır. Öte yandan Parti yöneticilerinden Tunceli’nin içinde oturanlar bu dört kişidir. Bunları hapse attırabilir veya kaçak duruma getirebilirlerse Parti ağır bir darbe yemiş olacaktır. Diğer taraftan Adil Turan, Kamer Gök ve Süleyman Ergün TİKP saflarına “Halkın Yolu” ve “KAWA” adı verilen gruplardan katılmışlardı. Bu grupların Tunceli’de belli bir güçleri vardı ve bu devrimcilere kendi gruplarından ayrıldıkları için kızıyorlardı. Kışkırtıcılar bu isimleri açıklayarak bu grupları da TİKP’ye karşı kullanmayı düşündüler. Nitekim yayınladıkları iftira, yalan ve intikam çağrılarıyla dolu bildirilerini bu gruptan insanlara da imzalatabildiler.

“Psikolojik Harp”

Kışkırtıcıların dört Parti yöneticisini “katil” ilan etmeleri “psikolojik harp” yönteminin bir uygulaması ve tertipçileri ele veren diğer bir ipucudur. H. Kurtuluşu şefleri gerek tertip öncesinde gerekse daha sonra bu yönteme sürekli olarak başvurdular ve başvurmaya devam ediyorlar. Önce herkesin bildiği gerçeklerin tam tersi bile olsa ortaya bir yalan atıyorlar. Bu yalan üzerine büyük bir yaygara koparıp yoğun bir propagandaya girişiyorlar. Bildiriler dağıtıyorlar, toplantılar yapıyorlar. Yalanlarına inanmayan veya gerçeği ağzından kaçıran olursa sopayla, silahla üzerine yürüyorlar. Korkudan veya bilmediği için yalana inanmış bir topluluk oluşturunca tertiplerine yeni bir sıçrama yaptırıyorlar.

Bu yöntemin son bir örneğini H. Kurtuluşu gazetesinin 146’ıncı sayısında görüyoruz. Gazete Tunceli olaylarıyla ilgili kışkırtıcı manşetinin altında büyük harflerle şunları yazıyor: “Ülkenin çeşitli yerlerinde bazı TİKP üyeleri, kendilerinin önünde engel olarak gördükleri proleter devrimcilerinin öldürülmesi için bir Parti kararı olduğunu söylediler”. Dağılmaya yüz tutmuş ve ideolojik bakımdan son derece geri olan taban için oldukça yüksek dozlu bir doping! Kim söylemiş, ne zaman söylemiş? Bu soruların cevabı yok. Onlar için hiç önemli de değil.

Esasen H. Kurtuluşu bir süredir Kontrgerilla ve Rusya ile aynı malzemeleri kullanarak ortak bir psikolojik harp yürütmektedir.

H. Kurtuluşu elebaşıları ise 3 Eylül’den sonraki günlerde tamamen gemi azıya aldılar. Tam bir işgal askeri gibi hareket etmeye başladılar. Yaptıklarını küçük bir özeti aydınlatıcı olacaktır.

Derhal devrimci avına başladılar. Tanıdıkları devrimcilerin evlerine baskınlar yapıp taşladılar. Bazı evlerin pencere demirlerini kırıp kimsenin olmadığı bir sırada içeri girdiler. TİKP’li olmak, TİKP’li birinin yakını olmak, TİKP’lilerin çok olduğu köyde oturmak, Aydınlık okumak saldırı sebeplerini başında geliyordu. 14 yaşındaki çocuklara, devrimci bir insanın ana babası oldukları için yaşlılara, köylülere, öğretmenlere memurlara sokak ortasında saldırdılar. Silah çektiler. Tehditler savurdular. MHP’li komandolar güçlerinin yettiği her yerde ne yapıyorlarsa bunlar da onu yaptılar. GAMEDA şirketinin Tunceli bayisine gelen gazetelere günlerce el koydular. Aydınlık gazetelerini yırtıp yaktılar, diğer gazeteleri ise satıp parasına el koydular. Sıkıyönetim bildirilerini aratmayacak bildiriler yayınladılar. Bu bildirilerde devrimcilerin mahalle, köy ve okullara alınmamasını istiyorlar, TİKP’den ve yöneticilerinden hesap soracaklarını ilan ediyorlardı. Bir tane bile Aydınlık gazetesi okunmamasını emrediyorlardı. Dağlara taşlara karşı–devrimci sloganlarını yazdılar. Dışarıdan getirttikleri adamlarıyla birlikte bellerinde silahları kalabalık gruplar halinde şehir caddelerinde kol gezdiler, saldırı üslerinde yani derneklerinde nöbetler tuttular. Son olarak tarihteki bütün gericiler gibi, Hitler, Brejnev ve Kontrgerilla gibi insanları zorla fikirlerinden vazgeçirme çabalarına giriştiler. Yoldan sokaktan çevirip zor ve tehditle derneklerine getirdikleri insanlardan TİKP ve Aydınlık aleyhine yazılar almaya çalıştılar. Gene bazı kimselere gidip TİKP saflarından ayrılmasa kendisini de ölüm listesine alacakları şeklinde tehditler savurdular. Halk bunların şerrinden çekinir oldu.

H. Kurtuluşu Şefleri Programını Uygulamaktadır.

Bugün kim hangi kuvvete dayanarak bütün bunları yapabilir? Bugüne kadar kim yapabildiyse şimdi de o yapabilir. Bugüne kadar bu tür eylemleri, halk üzerinde böyle bir terörü faşist komandolar yapabildi. Nasıl? Devlet iktidarının bir kısmının kendilerine devredilmesi, emniyet kuvvetlerinin gayri resmi yardımcıları ilan edilmeleri sayesinde. Hatta birçok yerde devlet kuvvetleri açıkça bunların yardımına verildiği için yol kesebildiler, okul kapılarını tutabildiler, yurttaşın okuduğu gazeteye müdahale edebildiler, fikirlerinden dolayı insanlara saldırabildiler, sorguya çekip cezalandırabildiler. Bugün kim ki bu eylemleri yapabilmektedir devlet iktidarının bir kısmını kullanmasına izin verilmiş demektir. Yani devlet kuvvetlerinin kurmak istedikleri düzeni sağladıkları veya sağlamasına yardımcı oldukları takdirde özetle devletle birleştikleri takdirde kendilerine izin verilir. Tunceli’de de devlet kuvvetlerinin gözü önünde, hatta gözetimi altında TİKP’ye saldıran ve Aydınlık yakan H. Kurtuluşu şefleri izinlidirler. Bunların zorbalığı yalnız Aydınlık’a karşıdır. Bugün Türkiye’de hiç kimse gericilerin ve burjuvazinin herhangi bir gazetesini meydanlarda günlerce yakamaz. Karşısında devleti ve polisi bulur. Bugünkü Türkiye’de ancak Aydınlık’ı yakma hürriyeti vardır. Onlar Kontrgerillanın programını uygulamaktadırlar. Onlar Kontrgerillanın tehdit bildiri ve telefonlarında TİKP için çizdiği tabloyu Tunceli’de gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Kontrgerilla “Aydınlık yayınına devam ederse hepinizi öldüreceğiz” diyor. H. Kurtuluşu elebaşıları Tunceli’de ve güçleri yettiği ölçüde bütün Türkiye’de “Bir tane bile Aydınlık okunmasın” diyorlar. İşte onların Tunceli’deki zorbalıklarının temeli budur. Emniyet kuvvetlerinin müsamaha ve yardımının nedeni buradadır.

H. Kurtuluşu elebaşıları durmadan “sınıf işbirliği” konusunda bağırıp duruyorlar. İşte gerçek sınıf işbirliği budur. Sınıf işbirliğinin en büyüğü Rusya ve Kontrgerilla ile işbirliğidir.

H. Kurtuluşu Şefleri Halka Karşı Ağır Şekilde Suçludur

Olaylara bir kere de daha geniş açıdan bakmak gerekmektedir. TİKP kuruluşundan beri önüne proletaryanın öncüsü ve halkın önderi olma görevini koymuş bulunmaktadır. Bu amaçla H. Kurtuluşu vb. gibi dar gruplarla mücadeleyi arka plana almış, büyük siyasi güçlerle mücadele anlayışıyla hareket etmişti. Temmuz ayından bu yana TİKP Kontrgerillayı teşhir etmekte, onunla cepheden bir hesaplaşmaya girişmiş bulunmaktadır. Nitekim Aydınlık’ta uzun süre bunları adı dahi anılmamıştır.

Böyle olduğu halde H. Kurtuluşu TİKP’ye saldırılarını adım adım fiili saldırılar düzeyinde çıkardı. Kontrgerilla yayınının etkisi arttıkça bu saldırıların derecesi de arttı. Gazeteyi sattırmamak için planlı bir çabaya giriştiler. Her yerde gazetenin önüne bir engel olarak çıkmaya başladılar. En sonunda Adana’da gazete satanlara saldırdılar ve iki kişi öldü. H. Kurtuluşu bundan sonra kedini kaybetmişçesine saldırıyı tırmandırdı. Kontrgerillanın tamamen köşeye sıkıştığı şu sırda ise saldırılarını bugünkü noktaya getirdi.

Moskova Radyosu ve Rus uşağı TKP kliğinin “Bizim Radyosu” hemen her gün TİKP’ye isim vererek saldırmaktadır. H. Kurtuluşu elebaşıları da Brejnev kliğinin Türkiye’de gösterdiği hedefe, yani TİKP’ye saldırmaktadırlar. Hatta bu saldırıları takdirle karşılayan sosyal emperyalistler H. Kurtuluşu şeflerinden “Türkiye’de Maoculuğa karşı savaşım veren demokratik güçler” diye söz etmektedir.

H. Kurtuluşu elebaşıları gerçeklerin yerine yalanı koymaya çalıştıkları, kışkırttıkları bir avuç insanı Kontrgerillanın ve Rusya’nın fedaisi haline getirdikleri için halka karşı ağır şekilde suçludurlar. Hiçbir gelecekleri yoktur. Çünkü sırtlarını dayadıkları Kontrgerilla çöken bir kuvvettir ve geleceği yoktur. Çünkü aleti oldukları sosyal emperyalistlerin bir geleceği yoktur. TİKP Başkanı Doğu Perinçek’in İzmir’de 9 Eylül’de belirttiği gibi yıl sonuna varmadan bir kere daha parçalanacaklardır. Aldattıkları insanlar uyanmaya ve devrim saflarına katılmaya devam edeceklerdir.

Özetlersek:

1. H. Kurtuluşu elebaşıları Kontrgerillanın ve Rusya’nın aleti haline gelmişlerdir. Köşeye sıkışan Kontrgerillaya nefes aldırma çabası içinde tertipler tezgahlamaktadırlar.

2. Tunceli olayları Kontrgerillanın önceden hazırladığı bir plana göre sahneye konan bir provokasyondur.

3. Tunceli provokasyonu, Kontrgerillanın Malatya ve Sivas’ta giriştiği kışkırtma ve çatışmaların bir parçasıdır. En başta Tunceli halkının mücadelesini ve Kontrgerilaya ağır darbeler indiren devrimci Partiyi hedef almaktadır.

4. Tunceli olayları karşısında kayıtsız kalan İçişleri Bakanı ve Tunceli’deki devlet yetkilileri sorumludur.

Aydınlık gazetesinde günlerce Aydınlık – HK çatışmalarıyla ilgili çeşitli haberler yer aldı, makaleler yazıldı. Hasan Yalçın’ın “Kontrgerilla Tunceli’de” başlıklı yazı dizisini müteakiben 7 Ekim 1978 tarihli Aydınlık gazetesinde yine TİKP Tunceli il yönetim kurulu üyesi Süleyman Ergün’ün “Halkın Kurtuluşu elebaşıları kontrgerillanın hizmetinde” başlıklı konuyla ilgili bir başka makale yer aldı. Ergün Halkın Kurtuluşu’nu tıpkı Hasan Yalçın gibi Kontrgerillanın hizmetinde olmak, devrimcilere karşı provokasyon düzenlemekle suçluyordu. Ergün özetle şunları yazısında söylüyordu;

Halkın Kurtuluşu elebaşıları Partimiz TİKP’ye saldırılarını artırdılar. Özellikle de Tunceli’de Partimize ve yöneticilerine karşı sistemli saldırılara ve tertiplere giriştiler. Bu saldırıları Partimiz ve Aydınlık gazetesinin Kontrgerillaya karşı mücadeleyi yükselttiği, halk düşmanı Kontrgerillacı canileri kulağında tutup halkın önünde teşhir ettiği bir döneme rastlaması anlamlıdır. Aynı zamanda HK elebaşılarının saldırıları Moskova’daki Yeni Çarların saldırısına paralel olarak gitgide yoğunlaşıyor. HK’nın yayını, Kontrgerillaların Partimize yönelik propaganda mekanizmasına dönüştü. H. Kurtuluşu’nda Partimiz yöneticilerine yönelik vıcık vıcık bir karşı devrimcilik sergilenmektedir.

Partimiz TİKP ve Aydınlık gazetesi, kulaklarından tuttuğu gibi bu halk düşmanı canilerin bütün kirli çamaşırlarını ortaya döktü. Halkın Kurtuluşu’nun revizyonist elebaşıları da yakalarını kurtaramayacaklar. Onların da kirli çamaşırlarını ortaya döktük, dökeceğiz de. Halk düşmanı hiçbir faaliyet gizli kalamaz.

Şeflerin peşindeki devrim isteyen samimi unsurlara çağrı

Bu açıkladıklarımız ve daha bir çok olay şeflerin niteliğini ortaya sermektedir. Şefleri açıklığa kavuşturmaktadır. Sosyal emperyalistlerine karşı teslimiyetin batağına batan ve revizyonist cephanelikten aldığı silahlarla Partimize saldıran, Moskova radyosunun “demokratik güçleri” içinde yer alan İ. Bilen’den takdirname üstüne takdirname alan şeflerin, Kontrgerilla ile yürütülen mücadelede Kontrgerillanın safında yer almasında şaşılacak bir şey yoktur. Çünkü Yeni Çarlar ile hain İ. Bilen kliği ve Kontrgerillanın faaliyeti çakışmaktadır. Dolayısıyla siyah emperyalizme teslimiyet doğrudan Kontrgerilla savunuculuğuna götürü. Bunun en açık kanıtı Kontrgerillaya karşı mücadelede “P. Bayrağı” ve sahte TKP’nin Ürün dergisi Aydınlık’a aynı ağızla saldırmaktadır. İ. Bilenlerin yazdıklarıyla H. Kurtuluşunun revizyonist elebaşlarının yazdıkları satırı satırına, kelimesi kelimesine aynıdır.

Bütün bunlar açık gerçeklerdi. Şeflerin peşinden giden ve samimi olarak devrim isteyen insanlar şefleri yalnız bırakmalıdırlar, çünkü şefler tertipler ve saldırılara girişerek, halkın arasına bölücülük sokarak Kontrgerillaya hizmet etmektedirler.

Bütün samimi unsurların ve Tunceli halkının zorbalığa ve tahakküme karşı çıkacağına inancımız tamdır. Revizyonist şefler Dersim halkının mücadeleci geleneğini bastıramazlar. Aynı şekilde Partimize de boyun eğdiremezler. Biz üstümüze düşen sorumluluğu yerine getirecek, ipten kazıktan kopmuş olan ve halka karşı zerre kadar sorumluluk taşımayan bu şeflere karşı mücadele edeceğiz. Kontrgerillaya karşı mücadelede bütün samimi unsurlar TİKP saflarında birleşmelidir.

 

Halkın Kurtuluşu:

“TİKP Tunceli olaylarını saptırıyor”

Halkın Kurtuluşu TİKP’in yayın organı Aydınlık gazetesinde Tunceli olaylarıyla ilgili kendilerini suçlayan açıklamalara ve yazı dizilerine sert tepki göstererek Aydınlıkçıları Tunceli olaylarını saptırmakla suçluyordu. Halkın Kurtuluşu grubuna göre TİKP “Proleter devrimci harekete karşı şeytanla bile birleşen bir çete”ydi. Halkın Kurtuluşu gazetesinde Aydınlık ve TİKP’e yönelik şu ithamlar yer alıyordu;

Dersim’de TİKP çetesi proleter devrimcilere karşı TİP, TSİP, Özgürlük Yolu gibi sosyal–faşist gruplarla ve muhbirlerle birleşti.

Bütün gericiler, muhbirler, oluşturdukları kutsal ittifakla devrimci proletarya hareketini ezebileceklerini sandılar. Ama bir kez daha yanıldılar.

TİKP şefleri bütünüyle yalana dayanan propagandaları sırasında Aydınlık Gazetesinde yazdıkları yazılarda 47 devrimciyi polise ihbar ettiler. Bundan ayrı olarak İçişleri Bakanlığına ve emniyete özel raporlar verdiler.

TİKP lideri Doğu Perinçek karşı devrimci katillerin şefi olarak bütün bu olaylardan bizatihi sorumludur. Ajan provokatör çetenin başı olan Perinçek, bir gün mutlaka devrimci harekete hesap verecektir.

Aydınlık–Halkın Kurtuluşu Çatışmaları Tüm Hızıyla Sürüyor

Tunceli’de H. Kurtuluşu ile Aydınlık (TİKP) arasındaki çatışmalar tam bir kan davasına dönüşecek, gruplar birbirlerinin düzenlemiş olduğu etkinlikleri sabote etmek için birbirleriyle kıyasıya yarışacaktı. TİKP’in 24 Kasım 1978 tarihinde düzenlemiş olduğu halk toplantısı başta H. Kurtuluşu olmak üzere TİKP siyasetine muhalif birçok sol grubun da tepkisini çekecek, düzenlenmek istenen salon toplantısı çıkan arbedeler neticesinde gerçekleştirilemeyecekti. Bu olaydan sonra yayınlanan TİKP’in yayın organı günlük Aydınlık gazetesinde “H. Kurtuluşu’nun başını çektiği sahte solcular halk toplantısının yapılacağı salonu işgal ettiler” başlıklı haberde özetle şunlar yer alıyordu:

Halkın Kurtuluşçuları’nın başını çektiği sahte solcuların Tunceli’de yapılacak olan halk toplantılarını engelleme çabaları devam ediyor. Bu gruplar tarafından halkın toplantıya katılmaması için şehirde terör havası estirilirken, sahte solcular halk toplantısının yapılacağı salonu işgal ederek yeni bir komploya başvurdular. Bunun üzerine Geçici Halk Komitesi bir açıklama yaparak, dün saat 10: 00’da toplanacak olan Halk Toplantısının ertelendiğini bildirdi. Toplantının tespit edilecek başka bir güne alınacağı açıklandı.

Halkın Kurtuluşu, Devrimci Halkın Birliği, Halkın Yolu, Kawa ve Partizan adlı gruplar, çevre köy ve kasabalardan hepsi ortaokul ve lise çağındaki çocukları getirterek, toplantı saatinden 2 saat önce, toplantının yapılacağı salonu işgal ettiler. Genç unsurlara şefler, “Toplantı saatinde gelenlere yer vermeyin, yerlerinizi terk etmeyin.” şeklinde talimat verdiler. Bunun üzerine toplantı saatinde salona gelen halkın büyük çoğunluğu ayakta kaldı. Geçici Halk Komitesinin tüm uyarılarına ve halkın tüm müdahalelerine rağmen, sahte solcular, aynı tutumlarını devam ettirdiler. En sonunda Geçici Halk Komitesi bir açıklama yaparak toplantı salonu işgal altında olduğu için toplantının ertelendiğini açıkladı.

Bunun üzerine salonda bulunan halk toplu halde çıkarak dağıldı. Halkın salonu terk etmesinden sonra işgalciler de salonu boşaltmak zorunda kaldılar. Ayrıca Halkın Kurtuluşçuları toplantıyı engellemek için iki matineden oluşan bir gece tertiplediler. Tunceli Geçici Halk Komitesi’nin toplantıyı kesin bir tarih belirtmeden ertelemesi üzerine Halkın Kurtuluşu şefleri aynı tutumlarını devam ettireceklerini ve gerekirse düzenledikleri gecenin gündüz matinesini iptal edeceklerini açıkladılar.

Sahte solcular Geçici Halk Komitesi’nde yer alan yurtseverlerin evlerini gece tek tek gezerek gözdağı vermeye çalışıyorlar. Sahte solcuların bütün tutumları çevrede oldukça geniş bir tepkiyle karşılandı. Halk, böyle şeylerin kesinlikle devrimcilikle ilgisi olmadığını söyleyerek, “bu kadarını faşistler bile yapmaz”.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: