Hayvanlar çöp değildir
Değişik bir ruh halidir, yıllar yılı gönül bağı kurduğun evcil hayvanının bir gün hayatını kaybetmesi…
Eğer en az 10 yılını gece gündüz birlikte geçirmişsen, kış gecelerinde onun sıcacık tüylü gövdesine sarılıp uyumuşsan, sırf onu emanet edemediğin için yıllarca tatil nedir unutmuşsan, 4. kat penceresinden düştüğünde, onu kaybedeceğin korkusuyla kalbin durma noktasına gelmişse, yıllar yılı moralin bozuk olduğunda bunu anlayıp, gelip sessizce kucağına oturup üzüntünü paylaşmışsa ve de en önemlisi dostum arkadaşım dediğin insanların bile sadece bir kedi olarak önüne geçebilmişse, o öldüğünde onu çöpe atabilir misiniz…
Kabul ediyorum, bunu hayvan sevmeyene, hayatında bir kez bile bir hayvan beslememiş birine anlatmanız çok zordur, anlatamazsınız, bu soruyu soramazsınız…
Çok zordur anlatmak… Çünkü, nasıl bir sevgi duyduğunuzu bir tek siz bilirsiniz… O öldüğünde kahrolursunuz, ağlarsınız… Görünüşte altı üstü bir hayvan olarak görünür insanlara ama öyle değil işte… Kalbinizde bir mazisi vardır…
Hayatınızın büyük bir kısmını kaplayan, size ev arkadaşı dost olabilen, yılmadan sizi dinleyen, kötü anınızda kucağınıza zıplayıp size moral veren mis kokulu kedinizi kaybederseniz, her anı her an gözünüzün önünden gitmez…
Hele ki benim gibi, doğduğundan beri hayvanlarla büyüyen, Almanya’larda hiç arkadaşı olmayıp köpeğiyle saklambaç oynayan, geceler boyu bir yanınızda kediniz diğer yanınızda köpeğiniz ile uyuduğunuz bir çocukluğunuz gençliğiniz varsa, iyi kötü pek çok anı biriktirmişsinizdir… Şimdi kalkıp bu anıları çöpe atabilir misiniz…
Yemek artıkları, muz kabukları ve tuvalet kağıtları arasına can dostunu atabilecek bir insan var mıdır? Bahçeli evlerde oturanlar için sorun yok, bahçelerine bir köşesine gömebilirler ama ya benim gibi apartmanlarda oturanlar ne yapacak?
* * * *
Sevgili Gönül ile iki iflah olmaz hayvan sever olarak dünden beri, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Kordon İşadamları Derneği’nin yaptığı son anlaşmanın ne kadar yerinde, ne kadar anlamlı ve örnek alınası bir anlaşma olduğunu konuşuyoruz…
Sitemizde okumuşsunuzdur, hani şu bundan böyle Alsancak’taki tüm işletmelerin yemek artıklarının Işıkkent Hayvan Barınağı’ndaki hayvanlara gönderileceğine dair olan anlaşma haberi…
Kediydi köpekti derken, 2 hayvan sahibi olarak sohbet İzmir’de neden bir hayvan mezarlığının olmadığına geldi…
Avrupa’da hemen her kentte bir hayvan mezarlığı olduğunu biliyorum… ‘‘İzmir’de neden yok’’u irdelerken acaba Türkiye’de var mı dedik ve internette kısa bir turdan sonra Türkiye’de ilk hayvan mezarlığının İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 2000 yılında Tuzla’da kurulduğunu ve Türkiye’de faaliyette olan tek hayvan mezarlığının da bu olduğunu öğrendik…
Mezarlık, Tuzla’daki hayvan barınağının hemen yanında yer alıyor… Buradaki hayvan mezarlarının bir çoğu insan mezarını andırıyor. Kalp şeklinde kestirilen mezar taşları üzerinde kedi köpek fotoğrafları, doğum ve ölüm tarihleri ve bunların yanında mezar taşlarında hayvan sahiplerinin yazdırdıkları sevgi sözcükleri yer alıyor…
Evet, kent merkezinden çok uzakta ama yine de ölmüş can dostunuzun diğer tarafta huzurla uyuduğunu bildiğiniz için uzakta da olsa size mutluluk verir…
Peki, bu kadar çağdaş ve hayvan sever vatandaşın olduğu İzmir’de neden bir hayvan mezarlığı yok?
Ben özellikle Karşıyaka Belediyesi’ni, hayvanlara olan duyarlılığı nedeniyle hep takdirle izliyorum… Ama neden bir de hayvan mezarlığı yok…
Mesela bir anda aklıma geldi, Sasalı Doğal Yaşam Parkı’nın yanında neden bir de hayvan mezarlığı olmasın ki? Evet, burası da kent merkezinden uzak, ama ara sıra da olsa hem ölmüş can dostumuzu, hem de ardından doğal yaşam parkını ziyaret etmiş oluruz, fena mı?


Tuzla Hayvan Mezarlığı’ndan bir kare…

* * * *

Bugün, biraz daldan dala olacak ama, özellikle yazmak istediğim bir konu daha var…
Muhteşem Yüzyıl dizisini ilk sezon bölümünden itibaren hiç aksatmamaya çalışıp izleyenlerdenim…
Ama ne zaman ki, Başbakan Erdoğan, ‘‘Bizim böyle bir ecdadımız yok… Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda dizilerdeki gibi haremde geçmedi. Ben o dizilerin yönetmenlerini de o TV sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum’’ diye gürledi, diziye ilgim bir kat daha arttı…
Evet, Başbakan esti, gürledi, ardından dizide de 180 derecelik dönüşümler, değişimler başladı, önce Hürrem Sultan geçen hafta izlediğim bölümde, Kanuni iyi olsun diye namaz kıldı dua etti… Çarşamba akşamı izlediğim bölümde ise Hürrem de, diğer pay-i taht kadınları da kapanmış, açıkta kalan yerleri de çekim hileleriyle bir güzel gölgelenmişti…
Hürrem kapandı, namaz kıldı, sosyal medya yıkıldı…
2 sezon boyunca Hürrem’in dekoltesini konuştuk şimdi de örtüsünü namazını…
Sistem nerden nereye, görüyorsunuz değil mi?
Ayrıca geçen hafta ‘‘duyduk duymadık demeyin’’ diye sokaklarda gezinen adamın elindeki fermanı da sanki Başbakan Erdoğan hazırlamış gibiydi..
Eğer Hürrem Sultan’ın başı en başından beri kapatılmış olsaydı, bunu herkes normal karşılardı, kimse garipsemezdi… Ama Başbakan’ın talimatıyla diziye çeki düzen verilmesi, böyle tuhaf karşılandı işte…
Star TV, Başbakanı kızdırmamak, hükümetin karşısında durmamak için her şeyi yapıyor… Daha önce de ‘‘1 Kadın 1 Erkek’’ i evlendirmişlerdi…
Bunu yaptığı için kurumu suçlayamayız, çünkü karşısında dursa, bağlı olduğu Doğuş Holding büyük zararlara uğrayacak… Zamanında Başbakan’a direnen Aydın Doğan’ın başına geldiği gibi… Günümüz Türkiye’sinde ne yazık ki, insanlar istediği gibi yaşayamayıp kendilerine diretilen şeyleri yapmak zorunda bırakılıyor…
 
Demokratik olduğu iddia edilen bir ülkede dizilere bile kin kusan, tahammülsüz bir Başbakan’ı tarih görmemişti, şimdi görüyor elhamdülillah…
 
 
DİPNOT 1: Hürrem’i de kapatıp namaz kıldırdılar ya, artık bundan sonra her yol mübah… Önümüzdeki bölümlerde Kanuni’nin, ecdadımızın oğlu Mustafa’yı boğmak isteyen cellatların elinden ‘‘durun bre zındıklar, ne istersüz oğlumdan’’ diyerek almasını bekliyorum… Çünkü ecdadımız, oğullarını zinhar boğdurmaz… 2-3 bölüm sonra Mustafa, ayağı takılıp Sarayburnu’ndan denize düşüp boğulabilir…
 
DİPNOT 2: Şimdi sıra çizgi filmlerde.. Ağacı yaşken eğecek olan 4+4+4’e, destek vermek lazım.. ”Pepe dedesiyle bayram namazına giderken, kardeşi de geleceğim diye tutturur…” ”Tom, Jerry’i kovalarken, ‘sen benim rızkımsın, Allah’ın izniyle bu sefer seni yakalayacağım…” diyebilir… Ya da Keloğlan, cuma namazı için abdest alırken, hırsızlar parasını çalmaya kalkışıp çarpılınca, tövbe istiğfar ederek Allah’a yalvarmaya başlarlar… vs. vs. vs…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: