İttihat Terakki’nin Vatan Beyannâmesi

İttihat Terakki’nin Vatan Beyannâmesi

 

Bu vaziyet karşısında Terakki ve İttihat Cemiyeti Osmanlı vatandaşlarını ittihada davet etmek için güzel bir beyanname ile ortaya çıkmağı ve bütün Osmanlıları icraata sevketmeği muvafık görmüştü. Bu beyannamede deniliyordu ki:

“Vatandaşlar,

Bunca seneden beri menhus ömrü azaldıkça zulmü artan ve ahalinin fakirliği ve sefaleti çoğaldıkça zulüm hançerini İslâm ve Hristiyan bilaistisna bütün ahalinin sine-i sefaletine salayan Abdülhamid ve hükûmetinin takip ettiği bu murdar ve murdar olduğu kadar hunhar idaresinden kurtulmak ve İslâmiyetin emrettiği meşveret kaidesi üzerine müesses bir hükûmet-i meşrute tesis eylemek için yalnız boş sözler etrafında dolanmıak değil, icap ederse Cemiyet-i Osmaniye’ye yakışan bir mertlikle can vermek zamanı geldi.

Bu mukaddes yolda yürümekle bir parça daha gaflet edecek, altında kendi kendimizi boğduğumuz mel’anet kabusuna bir lahza daha teslim-i nefsedecek olursak, o büyük tarihimizle, o büyük milliyetimizle, namusumuzla beraber mahv ve münkariz olmak asla şüphe görünmeyecek derecede mukarrerdir.

Bunca seneden beri tahammül ettiğimiz, zulümlerine göz yumduğumuz bu mülevves idareye, bu kardeşi kardeşten, evladı anadan, insanı mukaddes vatan hissinden mehcür eden ve biçare ahaliyi aç ve sefil bırakan memleketimizi müthiş bir zindan haline koyan, velhasıl ettiği Cengizane mezalimin tarihte bir misline daha tesadüf eylemek muhal hükmünde olan bu rezil hükûmetten yakamızı kurtarmak ve adil bir idareye kavuşmak için ne yapmak lazım gelirse şimdiden, hemen hiç durmayarak çalışmak hamiyet hissile mütehassis olan her Osmanlıya ait bir vazifedir.

Vatandaşlar! Malumunuzdur ki millet umumi bir aile demektir. Eğer bu ailenin efradı ve eczası arasındaki irtibat ve iştirak teessüs etmeyecek ve cins ve mezhep ayırmaksızın Türk, Arnavut, Ermeni, Rum ve Arap bütün Osmanlıların hepsi birden vatanın selameti için kavi bir itimatla bağlanmayacak olurlarsa, önümüzdeki maksada memleketimizi hür ve azat ederek terakki etmek maksadı mukaddesine vusulün imkanı yoktur.”

Beyannamede bütün Osmanlı unsurları bu suretle ittihada davet edildikten sonra Abdülhamid idaresinin memlekete yaptığı fenalıklar birer birer sayılarak ve zalim hükümdarın müstebit idaresini ne suretle idameye muvaffak olduğu anlatılarak deniliyordu ki:

“Rum’u Bulgar’la, Bulgar’ı Rum’la, Kürd’ü Ermeni ile, Ermeni’yi Türklerle, velhasıl bütün Osmanlı milletini kudurmuşçasına birbirile boğuşturmak politikası altında kanlı bir nifak içine sokan Abdülhamid idare-i bunca senelerden beri neye yaradı? İyice düşünelim ve vicdanen mulal mülahaza edelim.

Vatanımızda bununla adalet mi teessüs etti/ Rahat ve hürriyet mi kazandık? Milli istikalimize kuvvet mi geldi? Ecnebilerin taarruzundan ve tasallutundan mı kurtulduk? İnsanı cihan nazarında makbul ve muteber mi, yoksa merdut ve menfur mu olduk? Umumi ticaret ve servetimiz ileri mi gitti?

Bunların hiç birisi varit değildir, yalnız ileri giden bir şey varsa o da yakan, yıkan, hanüraanlar söndüren bu müstebit hükûmetin zulmü, istibdadı ve merhametsizliğidir. Biz de körü körüne böyle bir hükûmete alet oluyoruz.

Namuskarane itiraf edelim: bu mezalim şeceresini biz gafilane bir hareketle ve kendi elimizle besledik ve büyüttük. Hürriyet, adalet ve sevdayı Meşrutiyet ümitleri etrafında ittihat ve içtima eden otuz milyonluk bir milletin karşısında Abdülhamid bütün zalimane vasıtalarile, kanlı kuvvetlerile beraber yine bir gölgeden başak bir şey değildi! İşte biz bunca seneden beri o kızıl gölgeden, meyus ve perişan kaçıyoruz!

Fakat ey bedbaht millet, bir kere dur ve düştün. Vicdanlarımızı, zihinlerimizi, zehirli parmaklarına takan, zehirli tırnakları ile yırtan o haile, o istibdat ile bir kere yüz yüze gel! Eğer bu zulüm, bu istibdat seni vuracaksa varsan göğsünden vursun! Fakat kaçarken arkadan vurulmak?… Bu muydu senin sıfatın biçare Türk milleti?! Senin o aslanlara yakışan sebat ve metanetine nasıl halel geldi?

Bir zamanlar Allah korkusundan, vatan muhabbetinden başka hiçbir şeye makar olmayan kalbini şimdi zalim bir hükûmetin korkusu ile mi dolduracaksın?

Vatandaşlar! Bir dakika akilane ve bitarafane düşünecek olursanız Abdülhamid idaresinin gerek Ermenilere, gerekse diğer Osmanlı unsurlarına karşı olan düşmanlığının her şeyden ziyade istibdatını devam ettirmek istemesinden ileri geldiğini anlarsınız. Bizi biribirimize boğazlatarak vakit kazanıyor.

Halifenin ve imam-ı asrın zalim olduğu taktirde hal’ine cevaz-ı dini olduğunu beyan buyuran ahkam-ı mukaddeseyi geçenlerde İstanbul’da bir gece zarfında hafiyelerine toplattıran ve kamilen yaktıran ve amiri Meşrutiyet olan ayet-i celileyi tekzibe kadar cüret eden böyle bir adamın İslâmiyet dinile ne münasebeti olabilir ki gaddarane harekatını mazur görebilelim?

Bunca seneden beri zındanları, hakkımız olan Kanun-u Esasi’yi, Meşrutiyet’i isteyen namuslu kardeşlerimizle dolduran ve bu yüzden binlerce vatanperver aileleri tarümar eden Abdülhamid değil midir? Bu kere Erzurum’da zulüm, açlık ve sefalet yüzünden tahammülü kalmıyarak kıyamı eden ve adaleti isteyen Müslüman erbabı hürriyetin ifnasına kalkan Abdülhamid değil midir?

Geçen Rus muharebesinde kaybettiklerimiz şöyle dursun, daha dün muharebede galip geldiğimiz halde Girid’i de düşmanlarımıza veren ve nihayet bugün de Rumeli’yi içinde meskun olan milyonlarca İslâm ahali ile birlikte alçakça bir korku ile ecnebilere teslim etmek üzere olan yine Abdülhamid değil midir?

Vatandaşlar! Emin olunuz ki Abdülhamid’in ve hükûmetinin bütün taarruzları Ermeni’ye Ermeni olduğu için değil, son zamanlarda Türklerle birlikte istibdattan kurtulmaya çalıştıklarını gördüğü içindir!

Dünyanın her tarafında uzun bir hayhuyü terakki görüyoruz, ümit ve zafer teraneleri işitiyoruz. Memleketimizde ise ağlayan ninelerin figanı, yetim çocukların ve dul kadınların “bir dilim ekmek!” diye inliyen istimdat nidasını ve istibdat zincirlerinin şakırtısını duyuyoruz!

Eğerbu kadar geri kaldığımızın acısını umumi ve fedakarane bir gayretle şimdiden telafi etmeyecek olursak, bütün tarih-i insaniyetin, bütün dünyanın yüzümüze tükürdüğünü görmek ve buna sabretmek zilletine uğramış olacağız. Eğer zulüm taraftarı isek, vatanımızın Abdülhamid’in elinde parça parça olmasına, ırz ve namusumuzun Girit’te ve Rumeli’nde olduğu gibi ayaklar altında çiğnenmesine razı isek, bunu açıktan açığa söyleyelim.

Zalimlerin kafalarını kırmayı emreden ferman-ı ilahiye bir parça itaat etseydik, bütün bu zulüm ve hiyanetleri, bütün bu alçaklıkları ateşle, demirle karşılardık. Böyle milliyet ve insaniyet düşmanı bir hükûmeti başlarımız üstünde tutmazdık. Bütün Osmanlılar ittihat ederek bir zafer hamlesile onu ayaklarımızın altında kırar ve hurdahaş ederdik!.

Terakki ve İttihat Cemiyeti o devirde vatanı kurtarmak için umumi surette nasıl işe başlanması lazım geleceğini aşağıdaki surette düşünüyor ve bunları bütün Osmanlı vatandaşlarına tavsiye ediyordu:

1- Her şeyden evvel elbirliğile Hükümeti müstebideyi milli kuvvetimize ram ve mağlub etmek için gizli dahili teşkilatımıza kuvvet ve vüsat vermekliğimiz lazımdır. İşte bu maksada hizmet etmek üzere Avrupa’da vesair memleketlerde ki Türk ve Ermeni fırkalarının ahrarları arasında yalnız icraat-ı inkılabiyeye mahsus kavi bir itilaf husule getirildi.

Rivayet muhtelif olsa da maksudun bir olması, yani hükûmet-i hazıranın zulmünden kurtularak memleketimize selametbahş olmak noktasında Türk ve Ermeni hepimizin müşterek bulunması kaziyesi bu umumi itilafa o kadar kuvvet verdi ki bu hususu şüphe ve tereddütle karşılamaya sevk için “Ermeniler şu aralık istiklal istiyorlar, padişahlık yapacaklar!” tarzında hükûmet tarafından rivayetler işaa ettirildi. Müsbet deliller ve fiili teşebbüsler olmadıkça, bu rivayetler efkar-ı umumiye üzerinde müessir olmamalıdır.

Zira herkes düşünebilir ki Ermenilerin hükûmet-i Hamidiye’den uğradıkları taarruzlara, katliamlara mukabil, Türkler de Girit’te ve Rumeli’nde katliamlar görmüşler ve hükûmet-i hazıranın onlar kadar taarruzlarına düçar olmuşlardır.

Karşımızdaki düşman bir olduktan ve aldığımız yaralarla gördüğümüz felaketler aynı cinsten bulunduktan ve menfaati bugünkü hükûmetin istibdat tarzında gören zelil bir fırka-i kalili, ki ekseriyeti hafiyeler ve hükûmet adamlarıdır, müstesna olduğu halde cümlemizin müşterek düşmana karşı müştereken hareket etmemizi icap ettirecek kavi bir sebep olduğu düşünüldükten sonra selim bir vicdana ve doğru bir muhakemeye sahip olanları ikna için fazla uğraşmak zaittir.

Bununla beraber hain hükûmet iş bu ittihat teşübbüslerinin memleket dahilinde nüfuz ve tesirini azaltmak için yine halk arasına mesela “Genç Türkler din düşmanlarımızla ittihat etmek gibi bir küfürde bulundular. Bunlar zaten fikirleri muzir adamlardır. Sözlerine asla itibar etmeyiniz!” tarzında hainane işaalarda bulunuyor.

Maksadımız dini bir meseleyi halletmek olmayıp Osmanlılık mecmuası dahilinde yaşayan unsurların tamamen ittihadile insaniyete şîn olan böyle zalim ve müstebit bir hükûmetten kurtulmak ve yerine meşrutî ve adil bir hükûmet tesis etmektir.

2- İnkılap fikirlerinin bir memlekette yerleşmesi ve ilerlemesi ancak icra kuvvetine malik gizli teşkilatın vücuduna mütevakkıftır. Yalnız sesle ve sözle istibdadı yıkmaya imkan yoktur. Onun için memleket dahilinde mevcut olan hafî cemiyetlerin şubeler halinde memleketin her noktasına teşmili lazımdır. Bunlar arasında daimi bir irtibat ve münasebet tesisi fevkalade ehemmiyetlidir. Merkezi cemiyetlerde olduğu gibi iş bu şubelerde de cemiyetin maksadına muzir adamların veyahut cemiyet efradından görünerek hakikatte hükûmete casusluk edenlerin derhal idamını icra etmek üzere miktar-ı kafi gizli polis teşkilatına malik olmalıdır.

Şubeler tatil-i umumi veyahut müsellehan kıyam gibi esaslı emirleri cemiyet-i merkeziyenin silsile-i teşkilatına riayet ederek almaya mecbur tutulacaklardır. İnkılabın umumi olması hükûmeti kat’i bir şaşkınlığa düşürerek bizzarur-ı zebun ve mağlub edeceğinden ihtiyatsızlık eseri olarak vaktinde evvel bir mahalde hususi bir ihtilal vücuda getirilerek hükûmeti şiddetli tedbirlere müracaat ettirmemeğe son derecede dikkat etmek lazımdır.

Gizli cemiyetler lüzum gördükçe Ermeni vatandaşlarımıza mensup inkılap fırkaları ile de iştirak-i mesai ve istişare-i maslahat etmek üzere muhtelit bir cemiyet teşkil edebilecektir.

3-Şimdiye kadar hükûmete verilen vergilerin yalnız milletin selameti aleyhine bir istibdat kuvveti vücude getirmek üzere ve bir takım vatan ve millet haini olan hükûmet adamlarının mel’un heveslerini tatmin yolunda sarfolunduğundan başka bir şeye yaramıyor bu paralarla ne yolların, fabrikalar, şimendiferler inşa edilmekte ve ne milli ticaret ve servetimize ait tesisat vücude getirilmektedir. Nafia işleri de kasden ve hiyaneten ihmal edilerek ahali fakir ve sefil bırakılmaktadır. Bunlar umuma anlatılacak ve memlekette adil ve meşrut bir hükûmet teessüs edinceye kadar vergilerin verilmemesi hakkında halka telkinat yapılacaktır.

4- Osmanlı Ordusu, bilhassa vatanın istiklal ve namusuna karşı hariçten yapılacak bir taarruzu defetmeğe mahsus milli bir kuvvet olup istibdat erbabının elinde bir zulüm ve hunkarlık aleti olmadığı ve ordu bu suretle kullanılacak olursa ordumuza, milli ve insani şerefimize ebedi bir leke sürülmüş olacağı, bunun müthiş bir cinayet eseri teşkil edeceği fikr-i hakiki askerler arasında neşr ve tamim olunacaktır. Hürriyet ve adalet uğurunda millet tarafından yapılacak umumi kıyama karşı ordunun hükûmet için bir cinayet baziçesi olmaması ve bilakis hakiki kardeşleri, derd ve felaket ortakları olan bilumum vatandaşlarla birlikte silah bedest olarak mücahedeye iştirak etmeleri kaziye-i mühimmesi temin edilecektir.

İş bu esaslı maddeler milli efkara şimdilik umumi surette neşr ve tamim edilmekle beraber sair inkılap hususatına dair teferruat ta yavaş yavaş cemiyet tarafından tertip olunarak mevkii fiil ve tatbika konulacaktır.

5- Meclisi Mebusa’nın şer’i ve akli lüzumu ve müstebid bir idare-i vahidenin din, millet ve vatanın inkırazı için yegane bir sebebi meş’um olduğu en sade ifadelerle ahali arasında neşr ve tamim olunacak Meşrutiyet ve adalet yüzünden vatanımızın bir çok saadetlere ve bahtiyarlıklara, servet ve ticarete, emniyet ve asayişe mazhar olacağı öğretilecektir.

6- Ahaliden toprak sahibi olmayanları ihtiyaçlarının tesviyeye kafi derecede arazi verileceği gibi gelecek hükûmeti meşrute tarafından bunlara her suretle fevkalade muavenet olunacağı telkin edilecektir.

7- Hizmet-i askeriye müddetinin ekser, mütemaddin devletlerde olduğu gibi iki seneye indirileceği ve bundan fazla hiçbir ferdin bir gün bile silah altında bulundurulmayacağı ve efradı askeriye maaşatının kırk kuruşa ve beş liradan aşağı maaş alan zabitlerin maaşlarının bu miktardan fazla bir dereceye çıkarılacağı anlatılacaktır. Terfi icrasında herkesin kıdem, meziyet ve liyakati nazarı dikkate alınacağı, iltimas ve himayenin katiyen kaldırılacağı da söylenecektir.

8- Gelecek hükûmet-i meşrutanın riyasetinde bulunacak olan ve şimdiki halde sarayında mahpus tutulan veliaht bedbaht Reşat Efendi Hazretlerinin tab’an ve hissen taraftarı hürriyet ve milliyet olduğu ve millet-i Osmaniyeye terettüp eden vazife-i İslâmiye ve insaniyenin müşarünileyhi biran evvel zulüm ve esaret zindanından kurtarmak noktasına matuf olması lazımgeleceği her fırsattan bilistifade umum ahaliye tefhim olunacaktır. Yaşı yetmişe yaklaşan Abdülhamid ile beraber münkariz olmasına şüphe edilmemesi lazım gelen avenesinin mel’unane desiselerine tama etmemeleri umum ahaliye, hükûmet ve zabıta memurlarına anlatılacaktır.”

Bu ve buna benzer beyannameler gizliden gizliye bastırılarak memleketin her tarafına tevzi ediliyor, ekseriyeti uyumakta olan Osmanlı milletinin uyandırılmasına çalışılıyordu. Bu beyannamelerde yapılan vakatlerin Meşrutiyet’ten sonra İttihat ve Terakki Hükûmeti tarafından tutulup tutulamadığını tetkik edecek değiliz. Tetkik edersek tutulamadığı neticesine vasıl olmamız lazım gelir, ondan sonra da niçin tutulamadığını tetkik etmemiz icap eder. Biz ise uzun uzadıya tetkikat yapmayıp elimizdeki vesikaya müstenit bir tarihçe yazmağı vadettiğimiz için, bu gibi tenkitlere saparak çizdiğimiz hududun haricine çıkmak istemiyoruz. Herhalde muhakkak olan bir şey varsa o da vaatlerin Meşrutiyet’in istihsaline çok yardım etmiş olmasıdır!

İttihat ve Terakki Cemiyeti Meşrutiyet’in ne suretle istihsal edileceğini tabii evvelinden tayin edemiyordu. Zannediliyordu ki Abdülhamid ölmedikçe ve yeni bir Padişah tahta geçmedikçe Türkiye’de Kanunu Esasi’nin ilanına da imkan yoktur. Genç Türklerin bir çoğu Veliaht Reşat Efendi’ye bel bağladıkları halde bir çokları da, bundan evvel neşrettiğimiz bazı Genç Türk mektuplarında yazılı olduğu veçhile Osmanlı Hanedanın’dan hiçbir şey beklenemeyeceğini, onların birbirinden farklı olamayacağı ve müstebit Abdülhamid gittikten sonra yerine müstebit bir Sultan Reşat veyahut Yusuf İzzettin geçeceği kanaatinde idiler. Onlar istikbal hakkında umumiyetle şöyle düşünüyorlardı:

“Yalnız istipdad-ı hazırı yıkmak Osmanlıların saadetini idameyi tekeffül edemez. Ati için hür ve adil bir idare tesisini de temine lüzum vardır. bu idare acaba ne gibi şartlara istinat ettirilmektedir? Memleket dahilindeki muhtelif unsurlar arasında itilaf husulüne en ziyade bu nokta hakkındaki tereddütler mani olduğundan, bu madde hakkında bazı izahat itasına lüzum vardır:

Memleketin müstakbel kanunlarını tayine fert itibarile hiç kimse selahiyettar değildir. O hak doğrudan doğruya ahalinin heyet-i umumiyesine aittir. Ahali kendi milletlerinden istifadeye muvaffak olduğu anda memleketin idare suretini binnefs kendisi tayin ederse, şimdiden bir kanun yaparak ileride mer’iyetini iddia etmek ahalinin hukukuna tecavüz demek olacağından hiçbir hürriyetperver böyle bir cürette bulunamaz.

Ancak müstakbel idarenin rüknünü teşkil edecek olan yeni Kanun-u Esasi’nin tanzim suretlerini memleketin içtimai şartlarına göre şimdiden tayin eylemek devlet ve milleti zafa duçar edebilecek yeni ihtilafların önünü alacağından, bu babta umum tarafından kabul edilebilecek bir program hakkında itilaf akdi elzemdir.

Bu itilaf atîdeki maddelere istinat edebilir:

İstibdattan kurtulmak için bu kadar fedakarlıklar yapmakta olan millet talî ve istikbalini bir defa daha yeni bir hükümdarın keyfine talik etmek istemeyeceğinden yeni Padişah’ın hukuk-u ahaliyi ahd-ü kasem ile tasdik etmesi ve 1293 senesinde neşredilen Kanunu Esasi’nin hikmet-i Meşrutiyet’in mantık-i mukteziyatı dairesinde tadil-i ahaliye vasi haklar bahşedecek surette yeni bir Kanunu Esasi tanzimine muvafakatini bir hattı hümayun ile ilan eylemesi lazımdır.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: