İttihatçılar “Nemelazımcılıktan” Şikayet Ediyor

İttihatçılar “Nemelazımcılıktan” Şikayet Ediyor

 

Türk olmayan unsurlar bu suretle çalışırlarken Türkler arasındaki birleşme ve teyakkuz hareketi Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne mensup olan birkaç yüz veyahut birkaç bin kişiye münhasır kalıyordu. Bu uyuşukluğu gidermek ve uyandırmak için Cemiyetin şubeleri tarafından yapılan teşebbüsler ekseriya akim kalıyordu. Ordudaki mektepli zabitler hariç olmak üzere Cemiyetin takviyesine çalışanlar, aza adedini arttırmağa gayret edenler pek azdı. Bir mektupta bu halden şikayet ediliyor ve deniliyordu ki:

“Dervişlerin bir sözü vardır: “Dertli dermanını bulur, derstsize kim çare bulsun?” müteessir olana, hak isteyene, hakikat arayana teselli, ümit, nur gelir. Fakat neme lazım diyenlere, kaygusuzlara karşı içimden kan gidiyor.

Cahil ve gafil olan marifetle uyandırılır. Bilen ve fakat görmek istemeyenlere tehlikeyi kim göstersin? Onlar göz yumarlar, kulak tıkarlar. Yazık, çok yazık! Bunların indinde ibret gaflettir, gayret hamakattir, vazifekarlık meskenettir. Onlarda hikmet neme lazımdır, ibret menfilerin sefaletidir, gayret sefahettir. İzzet-i hakka inkiyattan beri bulunmaktadır.

Şimdiye kadar güttükleri neme lazım tariki küfra küfrüden rücu onlarca öyle bir meskenettir ki böyle bir tenezzülü (!) ihtiyar etmemek için hak ve hakikate düşman oluyorlar. İçlerinden en naziki: Haklısın beyim, fakat herkes bir hilkatte değildir. Siz sizsiniz, biz de biz, diyor.

“Ne kansızlıktır ki bu söze karşı sert cevaplar verirsiniz ve nihayet hakaret edersiniz de muhataplarınız miskinane sükut ederler. Siz ayrıldıktan sonra arkanızdan hemen Onun başında kavak yeli eser! fetvasını verirler. Allah ıslah eylesin.”

Türklerdeki bu kansızlık devam edip dururken bakınız Rumlar, yine Kavala’dan Paris’e yazılan bir mektuba nazaran ne kadar bağlı bir surette hareket ediyorlardı:

“Sokakta sarhoş marhoş dolaşmakta olan bir Rum müfsidine polis tesadüf eder. Edebiyle yoluna gitmesini ihtar eder. Bu ihtara kızan sarhoş Rum polise karşı silah teşhir eder. Bunun üzerine Rum yakalanarak karakola getirilir. Fakat aradan on dakika geçmeden üç yüzü mütecaviz Rum karakolun önünde toplanır, karakol binasından içeriye hücum eder ve mevkufu cebren kurtarır. Bakınız burada Rum Cemiyeti ne demektir?

Bir taraftan Abdülhamid hakim Türk milletini bu suretle ezdirirken diğer taraftan o asil milleti avutmak için bin türlü çarelere baş vurmaktadır. Mesela şimdi Kavala’da altı polis var. Bunların adeti yirmiye iblağ edilecekmiş! Yalan. Susuz yerlere su getirtmek için bir Su Komisyonu teşkil olunmuş, halbuki seneler geçer, susuz yerlere bir katre su getirilmez. Sokakların tanzimi için ayrıca bir komisyon faaliyete başlayacakmış. Bu da laftan ibaret! Olsa olsa komisyon azası her içtimada huzuriye alırlar, yoksa yol filan yapılacak değildir.”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!