Kazakların İstiklal Tutkusu

Kazakların İstiklal Tutkusu

Kazak tarihini bilmeyenler, bu kardeşlerimizin Rus hakimiyetini kabullerinden sonra, sadık bir tebaa olarak Çarlık Rusya’sına ve Sovyetlere vatandaşlık ettiklerini zannederler. Halbuki gerçek hiç de öyle değildir ve Türkistan’ı anlamak için bu genel hali de bilmenin gereği çok açıktır.
Kazak Türklerinin istiklal hareketleri; Kazakların bir grubu olan Kiçi Cüz’ün hanı Ebulhayır Han’ın 1731 yılında, Rusya’nın himayesini kabul etmesinin hemen ardından başlar ve süreklilik gösterir.
Kazaklar Rus emperyalizmine ilk tepkilerini meşhur Pugaçev İsyanı ‘na destek vererek gösterdiler. Gençler Rus kalelerine baskınlar düzenlediler. Tatar, Çuvaş, Başkurt ve Kalmuk gibi başka halkların da katıldığı bu isyana Kazaklar 1773 ‘de destek verdi.
Rusların Hazar Denizi çevresindeki Kazak topraklarını, özel mülkiyet adı altında halkın elinden almaya başlamaları ve kaleler inşa edip bu kalelerin, otuz kilometre yakınına Kazakların yaklaşmasını yasaklamaları isyana katılımın artmasını sağlıyordu.
Liderliğini Dosgali ve Şergazi Sultanların yaptığı hareket, 1775 yılına kadar sürdü.
Hareket neticesiz kaldı fakat tarihe, Kazakların ilk istiklal mücadelesi olarak yazıldı.
Pugaçev İsyanı’nın bastırılmasının ardından on yıl geçmişti ki, savaşlarda büyük yararlılık göstermiş ve halk içinde geniş bir üne sahip olan Sırım Datoğlu liderliğindeki istiklal hareketi başladı. 1785’te başlayan bu hareket, kısa sürede sayıları 6000’i bulan askere sahip olmuştu. Bir yıl içerisinde Rusya ‘ya bağlı olan Nurgali Han’ın otoritesini iyice zayıflattı. İstiklal mücahitleri kah Rus kalelerini basıyor, kah dönüp Ruslarla işbirliği yapan beyleri vuruyorlardı.
Çariçe Katerina bir fermanla hanı azletti ve yerine 1790 yılında Erali Sultan’ı, han yaptı. Dört yıl hanlık yapan Erali de, Datoğlu hareketini durduramadı ve 1794’te öldü. Onun yerine Ruslar, Esim adlı birini tahta oturttular.
Esim var gücüyle Sırım Datoğlu’nun üzerine yürüdü fakat netice alamadı. 1796 yılında bütün Kazakistan’ı kasıp kavuran kıtlığı halk “hanın uğursuzluğuna yordu” ve Esim Han’ın otağını basarak hanı öldürdü.
Sırım Datoğlu hareketi on ikinci yılına girmişti. Ruslar askeri güçle isyanı bastıramayacaklarını anlayınca, hileye başvurdular.
Kazak töresinde han, boy beylerinin kurultayında seçilirdi. Bu kurultaya Kazaklar, “han kaldırma kurultayı” derlerdi. Rusya, satın aldığı boy beylerinin çoğunlukta olduğu bir han kurultayı topladı. Kurultaya Sırım Datoğlu da çağrıldı. Töreye uyarak kurultaya iştirak eden Datoğlu, burada mücadeleyi durdurmaya “ikna” edildi. Böylelikle on iki yıl sonra 1797 Ağustosunda bu istiklal hareketi de durmuş oldu.
Kurultaydan beş yıl sonra 1802’de Hive’den dönerken vefat eden Datoğlu’nun kabri, halk tarafından ziyarete başlandı. Halkın evliya derecesine yükselttiği bu istiklal kahramanının kabrinin, şifa dağıttığına inanılır oldu.
Datoğlu hareketinden sonra Kazaklar, bu kez de İsatay liderliğinde yeni bir mücadeleye başladılar. 1835–38 yılları arasında üç yıl süren hareket süratle yayıldı. İstiklal mücahitleri 15 Ekim 1836’da Terek şehrini Rusların elinden alarak burayı, başkent ilan ettiler. Buradan, kukla hanın merkezine yöneldiler. Gayeleri, kukla hanı tahtından indirip bağımsız bir devlet kurmaktı.
Hanın başkenti Jaskust’a dört kilometre kala Han, İsatay’dan süre istedi. Kardeş kanı dökülmemesi için buna razı olan İsatay, arkasından Rus birliklerince çevrildiğini fark edememişti. Aldatıldığını anlayan İsatay, Jamankum’a doğru çekildi. Burada tekrar güç toplayan İsatay, 1838’de Akbulak yakınlarında Rus askerleri ile girdiği çatışmada şehit oldu.
İsatay’ın askerleri, Kenesarı Han liderliğinde başlayan harekete katıldılar.
Kenesarı Han, Orta Cüz’ün hanı Abılay Han’ın torunuydu ve 1802 yılında dünyaya gelmişti.
Kenesarı, daha 35 yaşındayken Aktav yakınlarında Rus birlikleriyle girdiği çarpışmada Rus ordusunu bozguna uğrattı ve önemli miktarda cephane ve silah ele geçirdi.
1838 yılının 26 Nisan günü, Akmola kalesini kuşatan Kenesarı burayı ele geçirdi. Daha sonra Akmola’dan Torgay’a kadar olan bölgeyi kendine bağlayarak güneye yöneldi. Ruslarla işbirliği yapan boy beylerini tutukladı ve cezalandırdı.
Güneyde Buhara Emirliği ile dostane ilişkiler kuran Kenesarı, Çin’le de diplomatik münasebetler kurmuştu.
Kenesarı Han, kendisini bütün Kazaklar’ın hanı ilan etmişti. Halk arasındaki itibarı her geçen gün artıyordu. Ordusunu düzenli ordu haline sokmuş ve bir de istihbarat teşkilatı kurmuştu.
Kenesarı Han, 1841–45 yılları arasında bütün Kazakistan’ı yönetti. Ruslarla girdiği savaşlardan hep başarıyla çıktı. 1844’te Rusların büyük bir güçle saldırdıkları savaştan da başarıyla çıkmış, kesin bir zafer kazanmıştı.
Bu savaştan sonra dış itibarı da iyice artan Kenesarı Han’a Hive Hanı ve Buhara Emirlerinden de askerî yardımlar geliyordu fakat Hokant Hanı ile problemleri çözülememişti.
Nitekim, 1845 Hokant Hanı’na karşı hareketlenen Kenesarı, Rusların kuzeyden Balkaş Gölü civarına saldırılarına hazırlıksız yakalanmıştı.
Kıskaçtan Kırgızların yardımı ile kurtulabileceğini düşünen Kenesarı Han, bu kardeş halka müracaat etti. Oysa Ruslar, bunu daha evvel tahmin ederek, Kırgız Beylerini ‘Kenesarı’nın kendilerini Çin’e bağlayacağı” yönündeki yalanları ile aldatmışlardı.
Kırgızlardan destek alamayan Kenesarı, ordusuyla birlikte Rus kuşatmasının ortasında kaldı.
Kendisine, yüz kişilik bir kuvvetle kuşatmanın yarılabileceği söylendi ise de o, bunu kabul etmeyerek askerleri ile birlikte şehit düştü. Kenesarı Han’ın ardından Kazakistan tekrar Rus idaresine girdi.
Kenesarı Han’ın şehit edilmesinden beş yıl sonra, Aral Gölü civarında yeni bir hareket başladı. Eset Batır liderliğindeki bu hareket, 1850–53 yıllan arasında yayılarak devam etti. Eset Batır hanlık iddiasında değildi. O, bölge Kazaklarını Hive Hanlığı’na bağlayarak tek devlet olmak istiyordu.
Sonraki yıllarda, Oral ve Torgay vilayetlerinde 1869 yılında başlayan yeni mücadelenin liderliğini, büyük kahraman Sırım Datoğlu’nun torunu Seyil yapıyordu. Hareket 1873 yılında Rus askerleri tarafından bastırıldı.
Daha sonraki büyük istiklal hareketi ise 1916 yılında başladı. Bu hareket, bütün Orta Asya’ya yayılmıştı. 1916 yılında Kazak1ar seksen bin şehit verdiler. Ancak “Kazak Gazetesi” etrafında toplanan aydınlar, halkın bu hareketi zamanlama olarak erken, metot olarak yanlış buluyorlardı.
1910 yılından itibaren “Kazak Gazetesi” etrafında toplanan Mustafa Çokay, Magjan Cumabay, Ahmet Baytursun, Mir Jakıp Devlet, Alihan Bökeyhan gibi aydınlar, halkı istiklal hareketine hazırlamaya çalışıyorlardı.
Rusya’ da siyasi otoritenin zayıflaması ile “zamanın geldiğini” düşünerek harekete geçtiler. İlkini, 1917 yılında Orenburg şehrinde topladıkları “Kazak Kurultayları” neticesinde “Alaş Partisi’ni” kurdular.
Parti kısa süre sonra Alaş Hükümetini kurdu ve asker toplamaya başladı. Rusya’ daki Kızıllar ve Beyazlar arasındaki mücadeleden yararlanarak istiklale doğru yürüyorlardı. Bir süre sonra hem kızılların hem de beyazların düşmanı haline gelen Alaş Hareketi, Bolşeviklerle uyuşmak zorunda bırakıldı. Sonraki yıllarda mensupları sistemli bir şekilde sürgün ve idamlarla şehit edildiler.
Konuya vakıf pek çok aydın, Kazakistan’ın bugünkü bağımsızlığının fikri temellerinin, o günlerde atıldığını kabul eder.
Kazakların istiklal arayışlarına 1930–31 yılları arasındaki Sozak ve Aday hareketlerini de ilave etmek gerekir. Sovyetler döneminde yapılan bu harekette Aday Boyu han seçerek bağımsızlık dahi ilan etmişti.
Küçük başkaldırıları ve Dükci İşan Hareketi gibi Türkistan’ın başka bölgelerinde başlayan isyanlara verilen destekleri saymaz isek, Kazakların istiklal arayışları yedi büyük hareket etrafında toplandı.
İstiklal hareketlerinin başarıya ulaşamamasında veya Kenesarı hareketinde olduğu gibi elde ettiği başarılan koruyamamasının sebepleri arasında çok geniş bir coğrafyaya yayılan Kazak nüfusunun biraraya gelmekteki güçlüğü ön sırada yer alır. Diğer yandan, cüz adı verilen Kazak gruplarının farklı tarihlerde istiklallerini kaybetmeleri, istiklal hareketlerine de küçük grupların katılmasına sebep oldu. Hive Hanlığı ve Buhara Emirliği’nin kardeş Kazak halkının istiklal mücadelelerini desteklemelerinin yanı sıra Hokant Hanlığı’nın, kuzeyde Ruslara karşı yapılan mücadeleleri, güneyden zayıflatmaları da hareketlerin başarısını engelledi.
Kazakistan’ın 1991 yılındaki bağımsızlığına kadar sekiz kez istiklal hareketine girişen Kazaklar, ortalama her 25 yılda bir ayaklandılar. Denilebilir ki, Rus idaresine girdikten sonra istiklal hareketlerine katılmamış, bu hareketlerin yaktığı ateşi yüreğinde duymamış Kazak nesli yoktur.
Bunu gayet iyi bilen Ruslar, planlı bir şekilde Kazak nüfusunu ortadan kaldırmaya çalıştılar. Yirminci asrın başında Türkistan’ın en kalabalık halkı olan Kazaklar kırıla kırıla azaldılar. Bu kırgınlar bazen savaşlarda ateşli silahlarla, bazen atom denemeleri gibi sinsi metotlarla yapıldı. Nitekim bugün, Kazak nüfusunun yüzde kırkı, radyasyon oranı yüksek ekolojik felaket bölgelerinde yaşıyor.
Her şeye rağmen Kazak yok olmadı ve istiklal tutkusunu da yok etmedi. 1986 Aralık ayında yaptıkları hareketle, Sovyetler Birliği’nin temellerini de yine, onlar sarstılar.
Asırlardır peşinden koştuğu istiklalini nihayet elde eden Kazak, şimdi onu korumanın mücadelesini veriyor.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: