KDİKB sanıklarından Sırrı Öztürk

KDİKB sanıklarından Sırrı Öztürk: “Yzb. İlyas Aydın’ın ajan ilan edilmesi büyük bir sorumsuzluk ve işgüzarlıktır.”

12 Mart döneminde KDİKP davasından yargılanan başta THKP-C olmak üzere THKO, TİİKP ve diğer sol örgütlerin önde gelen yöneticileri ve mensuplarıyla birlikte cezaevinde yatan günümüzde “Sorun Polemik” adlı 3 aylık marksist inceleme araştırma dergisini çıkartan ve yöneten, Sırrı Öztürk de İlyas Aydın’ın ajan olduğuna inanmayanlardan biriydi. Öztürk anılarında bu konuyla ilgili şunları anlatıyordu:

Orhan Savaşçı, arkadaşı Yzb. İlyas Aydın’ı etkileyerek bizzat örgütsel ilişkilere sokmuştu. Birlikte çalışmışlar, ev kiralamış ve bazı eylemlere katılmışlardı. Yzb. İlyas Aydın, THKP–C’den hemen hemen herkesi tanımaktadır. Onun hakkında çıkarılan spekülasyonlar, hâlâ konunun kimi sırlarını içinde taşımaktadır. Bir yanda “ajan” suçlaması, öte yandan buna karşı çıkan görüşler nesnel değerlendirmeleri gölgeliyordu. Oysa, bu konudaki mantıkî sonuç, onun, kimi askerî sırları bilen ve nükleer başlıklı depolarda görev bir istatistikçi olduğunu, sıkı istihbarat süzgeçlerinden geçmiş olabileceğini ve kimliği bilinerek örgüte güven vererek alındığını ileri sürüyorlardı. Örgütün bütün sırlarını bilen biriydi. THKP–C’nin önde gelen ve arananların evinde o da saklanıyordu. Orhan Savaşçı’nın çok güvendiği ve yakın arkadaşı olan Yzb. İlyas Aydın, küçük burjuvazinin aldığı büyük darbeler sonucunda, bu türden örgütlenme ve eylemlerin sorumluluğunu bir “ajan”a yükleyerek, sıyrılmak istenilmesine kurban edilmişti. Orhan da bu yoruma katılmaktaydı. İlyas Aydın’ın, sıkı takipte sinirlerinin bozulduğunu, yurtdışına çıkmak gibi bir hata işlediğini ve Filistin kamplarına bulunan küçük burjuva solculuğunda karar kılmış fanatik kimselerce öldürülmesi, son derece trajik bir olaydı. Türk Solu, bu olayı sorumluca tartışamamıştı.

Ne Mahirlerde, ne de Münirlerde, THKP–C örgütünden haberli, öğrenci, asker, işçi ve aydınların işleyişten, “eylem” kararlarından ve olup bitenlerden haberi vardı. Kim öne çıkmış ve aklına gelen “eylemi” koymuşsa, örgütü de öylesine algılamaktaydı. Ne zamanki burjuvazinin kanlı tertip ve katliamları öne çıktı, o zaman birilerinin, bu arada Münir ve Yusufların aklına, Marksizm Leninizm, Proletarya Enternasyonalizmi, PARTİ ve DEVRİM gelecekti!.. THKP–C’ye ve örgütün “işleyişine” ve de “eylem”lerine “eleştiri” yönelterek sorumluluktan kurtulmak (!) öyle kolay değildi. Yapılan “eleştiri” de hiçbir işe yaramıyor, yeni olumsuzlukları tahrik ediyordu.

THKP–C’nin ideolojik teorik örgütsel işleyişinde trajik olaylardan en ilginci Yzb. İlyas Aydın’ın “ajan” ilan edilmesi ve büyük bir sorumsuzluk ve işgüzarlıkla, sonradan TKEP adını kullananların üstlendiği öldürme olayıdır.

Yzb. İlyas Aydın’ı “Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgüt”e kazandıran Yzb. Orhan Savaşçı başta olmak üzere, sayıları 200’e varan, ordudan atılarak tutuklanıp yargılanan hiçbir subay tarafından söylenip kanıtlanmayan bu “ajan”lık suçlaması (!) keyfi örgüt yönetiminin ve perişanlığının bir yansımasıydı. M. Çayan bu konuda büyük ve düzeltilmesi imkânsız bir hata yapmıştı. Gerek Dev–Genç, gerekse FKF açık, “yasal” kuruluşlardı. Bu kuruluşlarda öne çıkan militan kadrolar burjuvazi tarafından bilinen kimselerdi. bir İSP disipliniyle hazırlık sürecini yaşamış ve ‘profesyonel devrimci’ nitelikleri kazanabilmiş olanların sayısı da çok azdı. Öğrenci gençler aleyhteki bütün faktörlere rağmen, yine de “legal” ile “illegal” konumlanışları sınayıp denemek istemişti. Onların bu cüret’inde kimi sevimli yanlar vardı. Fakat, sonucu belli trajik olayların, Hareket’i geliştirip güçlü kılmak açısından hiç de sevimli bir yanı yoktu. Olamazdı. Ne kurulan örgütlerin, ne “eylem”lerin ve ne de aralarındaki ilişkilerin Marksizm Leninizm ile uzak yakın bir ilişkisi vardı. Bu olayları Marksist klasiklerden yapılan eklektik alıntılarla eleştirmenin de bir yararı olmayacaktı. Bu durumda geçerli bir eleştirinin yapılabilmesi için Tarihi TKP’den başlayarak Türk Solu’nun tutarlı ve ciddî bir eleştiriden geçirilmesi gerekecekti. Sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizi atlayarak yapılan eleştirilerin hiçbir “kıymetî harbiyesi” olmayacaktı. Olmamıştı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: