Kurumlaşma Kongresi ve Mehmet Şener Olayı

PKK–VEJİN (DİRİLİŞ) ÇATIŞMASI

 

Selahattin Çelik:

“Kurumlaşma Kongresi ve Mehmet Şener Olayı”

PKK içinde uzun bir dönem görev yapan ve Selim Hoca kod adıyla tanınan, Öcalan’a yakın olan, yetkili yerlerde bulunan, Avrupa’da da çeşitli PKK yanlısı gazetelerde ve Med TV’de çalışan, 1998’den itibaren PKK ile yollarını ayıran, ayrılmasından çok kısa bir süre sonra 17 Ağustos 1999 tarihinde Almanya’da ikamet ettiği evinde PKK militanlarının saldırısı sonucu ağır yaralanan, Selahattin Çelik, “Ağrı Dağını Taşımak” adlı PKK’yı anlattığı kitabında Mehmet Şener olayıyla birlikte Öcalan’ın emriyle öldürülen bir çok PKK mensubunun infazlarına da yer vermektedir. Eski PKK’lı Selahattin Çelik “Kurumlaşma Kongresi ve Mehmet Şener Olayı” başlıklı yazısında şunları anlatmaktadır:

Şener PKK’nın ilk kadrolarındandı ve PKK Kuruluş Kongresine katılmıştı. 1980 yılı başlarında tutuklanmış, cezaevi direnişlerinde yer almış, 1989’da özgürlüğüne kavuşmuştu. Çok sayıda kardeşi bulunan Şener’in, aile bireyleri de PKK’nın içindeydi. Ancak bunlardan bir kesimi geri çekilmiş, örgüte tavır almış, İsveç’e iltica etmişlerdi. Şener ise cezaevinden çıkar çıkmaz soluğu PKK’nın yanında almıştı.

Şener, cezaevinde kaldığı uzun yıllar olguları araştıran, sonuç çıkaran, bunları çevresiyle tartışan, tezlerini savunmada oldukça inatçı ve ileri ikna gücü gibi özellikler edinmişti. Baliç olayı geliştiğinde Şener, Mahsum Korkmaz Akademisi’ndedir. Buradaki uygulamalar ve genel parti sorunları üzerinde derin bir çalışmaya girer. Bazı ters uygulamalara müdahale eder. Ters gördüğü şeylerin , , Öcalan’da odaklaştığı” sonucuna varır. Bunu kısmen çevresiyle tartışır. Ancak, PKK’daki dönüşümü algılamada zorlanıyor, bu nedenle Öcalan’ın tek liderlik konumunu kabul edemiyordu. Şener’i cezaevinden beri yakından izleyen Öcalan da ona karşı kuşkular taşıyor, sıraladığım özellikleri ve teorik birikimiyle şimşekleri daha çok üzerine çekiyordu. Bu karşılıklı kuşkunun açık düşmanlığa dönüşmesi kaçınılmazdı.

Yine de Öcalan, 4. Kongre’de en büyük görevi Cemil Bayık’la birlikte Mehmet Şener’e verir. Bunların getirdiği talimatta Öcalan, “MK’nın feshedilmesini ve Kongre’ye kadar Hazırlık Biriminin görev yürütmesini” istemektedir. Oluşturulan MK Hazırlık Birimi’nde Abdullah Öcalan, Mehmet Şener, Cemil Bayık (Cuma), Halil Ataç (Ebubekir), Murat Karayılan (Cemal), Osman Öcalan (Ferhat), Şemdin Sakık (Zeki) ve Güney Kürdistan’lı Lokman vardır.

Kongrede özellikle Şener’in girişimiyle; “mücadeleye önderlik eden parti MK’sı stratejik önderliktir”, “Akademi, Suriye ve İran faaliyetleri hakkında soruşturma açılması”, “parti bütçesinin girdisi çıktısı hakkındaki bilgilerin MK’ye devredilmesi”, “(doğrudan Öcalan’a bağlı) iç istihbarat olayının lağvedilerek, yerine rapor ve talimat sistemi ve gerektiğinde MK kararıyla müfettişlik sisteminin oluşturulması”, “örgüt içi cezalandırmalar hakkında soruşturma açılması, haksız yere cezalandırılanların itibarının iade edilmesi ve bu tür cezalandırmaların MK kararına bağlanması”, “sivillere yönelik toplu cinayetlerin mahkum edilmesi”, “Körfez krizi nedeniyle oluşan durumu halk lehinde değerlendirmek için Güney Kürdistan politik güçleriyle ilişkiye geçilerek, ortak iktidar, ya da bu yapılamıyorsa, kendilerine güç ve destek verilerek iktidar olmalarına yardımcı olunması”, “gerilladaki tıkanmanın önüne geçmek için savaşın Botan’dan diğer bölgelere yayılması” ve benzeri daha birçok konu tartışılır ve bir kısmı karar haline getirilir. Oluşturulan 25 kişilik MK, askeri ve siyasi olmak üzere iki ana görevlendirmeye göre bölünmüş, siyasi bölümün başına Şener, Askeri Konsey Başkanlığı’na da Cihangir Hazır atanmıştı.

Ancak bu kararların tümümün de uygulanma alanı Öcalan’ın denetimindeydi. Özellikle stratejik önderlik, parti bütçesi, Güney Kürdistan’la ilişki tarzı ve güvenlik örgütü, MK’daki görev bölümü alanlarına ilişkin kararların Öcalan’ın tepkisini alacağı muhakkaktı. Çünkü, parti içi güvenlik örgütü kongre kararı doğrultusunda dağıtılmasına rağmen, 1991’de Hêzen Parastina Parti’ (HPP) ismiyle kurulan ve başına Abdurrahman Kayıkçı (Faik), Xebat ve Terzi Cemal (Ali Ömürcan) isimli kadrolardan oluşan birimin atandığı Parti Güvenlik Örgütü yine Öcalan’ın denetimindeydi.

Nitekim kararlar Öcalan’a ulaştırıldığında büyük tepki gösterir, “bunlar Kongreyi ele geçirmiş, sizin haberiniz yok” der ve Mehmet Şener ve Cihangir Hazır hakkında müdahale kararı alır. Öcalan’ın talimatı ARGK Ana Karargahı’na ulaştırıldığında, MK’nın 7 üyesi hazırdır. Bunların yaptığı toplantıda; Kazım Kulu (Şiyar) ve Mervan’ın red oyuna karşılık, 5 oyla Şener ve Hazır hakkında soruşturma açılması kararı alınır ve Şener özeleştin sürecine alınır.

Olayların olduğu 1991 baharında Güneydeki halk Saddam Hüseyin güçlerinden kaçarak sınıra yığılır. Türk ordusu sınırdaki PKK kamplarına saldırır. Zap vadisinde bulunan Cemil Bayık’ın yönetimindeki eğitim kampında Şener tutukludur. Türk ordusunun saldırısı üzerine Bayık, Şener’i serbest bırakır. Saldırı boyunca Şener, 250 gerilla adayıyla birlikte geri cephede barınır. Bu arada ARGK güçleri, Selanis ve Batufe bölgelerinde Irak birliklerine saldırıp, 39’unu öldürmüş, 42’sini esir almışlardı.

Ama Şener, muhalefet denince her şeye karşı çıkmak yanlışına düşer. Bazı arkadaşlarına yazdığı mektuplar Öcalan’ın eline geçer. Şener, PKK’nın Güney Kürdistan’da 1991’deki anti–Saddamcı ayaklanmaya katılmamasını da eleştirir. Halbuki Güney Kürdistan tuzağına PKK’yı çekmek, zararları zor giderilir bir stratejik yanlıştı. Belki de bu durumu gören Öcalan, “Güney’deki ortam geçicidir. Saddam yine duruma egemen olacak. Bu açıdan Saddam güçlerine yönelik saldırıların hemen durdurulmasını” ister. Ama mahkum ettiği yanlışa, sonraki yıllarda PKK’nın kendisi düştü.

Tekrar soruşturmaya alınan Şener’e bu defa ajan suçlaması yapılır. Başka çaresi kalmayan Şener, Öcalan tarafından soruşturma yapmakla görevlendirilen ve o da cezaevinden çıkmış olan Abdurrahman Kayıkçı ve Cihangir Hazır (Sarı Baran) birlikte kaçar. Bunlar, çıkışlarına Vejin (Yeniden Diriliş) adını verirler.

Ancak Vejin örgütlenmesi içinde yer alanlar çok sonra yapabildikleri açıklamalara göre amaçları; “Bağımsız Demokratik Birleşik Kürdistan şiarına bağlı olarak PKK ruhunu yeşertmek”ti, “emek ve kanla yaratılan değerler ciddi risk altındaydı”, “Öcalan’ın geliştirdiği tasfiyelerle örgüt boşa çıkarılmış, bir tarikata dönüştürülmüştü. Böyle bir yapıyla başarıya ulaşmak mümkün değildi.”

Şener, PKK’da başarılı olma şansı çok az olan gizli muhalefet hareketini örgütlemeye kalkıştı. Şener grubunun öncekilerden önemli bir ayrılığı şuydu: Tüm öncekiler Avrupa’da gelişirken, Vejin Grubu savaş alanında örgütlenmeye kalkışmıştı. Nitekim kısa sürede Şener de öncekiler gibi doğrudan Öcalan’ı hedef aldı. Öcalan, grubu başından beri mahkum, etmiş ve akıbetini belirlemişti.

Şener, Batman, Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve daha birçok şehirde bağlantılar kurmuş, Avrupa’da Öcalan’la ters düşen PKK’lılardan bazılarıyla ilişkiye geçmiş, Suriye denetimindeki Kürdistan parçasında grup kurma çabasına girmişti. Ama bu, başarı anlamına gelmiyordu. Devletle PKK arasında üçüncü güç yaratmak, yaşatmak ve görüşlerini kamuoyuna bağımsızca aktarabilmek, güç olmanın da ötesinde neredeyse imkansız hale gelmişti. Nitekim Öcalan çerçeveyi çizmiş, ezeceği anı keyifle bekliyordu.

Bu an da Şener’in bir grup arkadaşıyla Suriye’nin egemenliğindeki Kürdistan parçasında Kamişlo şehrindeyken gelir. Şener’in yanındaki arkadaşlarından Abdurrahman Kayıkçı ihanet eder: Öcalan’ı arar ve “Beni affederseniz Şener’in yerini gösteririm” der. Eylem için PKK’nın Kamişlo’da sorumlusu olan Suruçlu Mahmut ve komutasındaki kod isimleri Orhan (Lübnanlı Kürt), Azat (Kamişlolu) ve Muhyettin (Suriye’nin Derik kasabasından) üç kişi görevlendirilir. Onlara: “Ne Suriye, ne halk, ne de PKK zarar görecek. Eğer başarmasanız yargılanırsınız” denir. 1 Kasım 1991 gecesi Şener ve arkadaşları uykudayken yapılan saldırıda, Şener ve yanındaki kadınlardan Dilan (kod isim) hayatını kaybetti.

Şener’in ölümüne sebebiyet veren Kayıkçı, olaydan sonra Türkiye’ye geçti. “Kayıkçı, Mustafa Bayrak (asıl adı Faysal Esen) isimli kişiyle birlikte 27 Kasım 1996 tarihinde İzmit Gebze’de polisin şüphe üzerine durdurduğu 34 FBM 44 plakalı otomobilde yakalandı. Araçta telsiz, tabanca, mermi ve kelepçe bulunur. Kayıkçı, polise ‘Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nda görevli Hanifi Avcı ve İstanbul Emniyet Müdür Muavini Reşat’a bağlı görev yaptıklarını, kimlik ve malzemelerin Avcı tarafından verildiğini’ söyler. Durum Ankara’ya İstihbarat Daire Başkanlığına bildirilir. Buradan şahısların herhangi bir resmi işlem yapılmadan hemen bırakılması talimatı alınır ve talimat uygulanır.” Bu bilgiyi teşkilattan ayrıldıktan sonra ABD’ye yerleşen MİT eski yöneticilerinden Mehmet Eymür kendi internet sitesinde (www. atin. org) vermektedir. Buna göre Kayıkçı’nın Şener’in ölümünden sonra polise çalıştığı kesinleşmektedir. Eymür, Kayıkçı’nın 1979–1990’daki tutukluluğunda polisle çalışmaya başladığını ileri sürmesine rağmen, bu iddia kesin değildir.

Saldırıyı örgütleyen Mahmut olaydan dolayı Suriye’de tutuklandı. Orhan gerilla iken 1994’te Ağrı bölgesinde çatışmada hayatını kaybetti. PKK bu olaydan sonra Vejin hareketini gerekçe yaparak örgüt içinde bir temizlik hareketi geliştirdi. Herkes çok kolayca Vejinci damgasını yiyiyordu. Masum kaç gencin bu bastırma hareketi sırasında hayatını kaybettiği halk tarihimize kara bir leke olarak kazılan bir sırdır! Ama mutlaka aydınlatılması gereken bir sır!

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: