Latife Karaman Ereren Boğularak Öldürüldü

DHKP–C İç Anadolu Bölge Sorumlusu Latife Karaman (Ereren) Sağmalcılar Cezaevinde Örgüte İhanet Suçundan Boğularak Öldürüldü.

(Dev–Sol) DHKP–C lideri Dursun Karataş’ın yıllardır yanından ayırmadığı DHKP–C’nin kurucularından olan “Malik” kod adlı Faruk Ereren’in eşi 35 yaşındaki Latife Ereren (Karaman) 5 Mart 1995 tarihinde Bayrampaşa cezaevindeki DHKP-C mensubu kadın militanlar tarafından öldürüldü. Bayrampaşa Cezaevindeki militanlar tarafından önce sorgulanan Latife’nin ölüm emri eski eşi tarafından verildi. Kadınlar koğuşundaki yoldaşlarının kurbanı olan Latife Ereren, polise ajanlık yapmak ve bu surette birçok arkadaşının yakalanmasından sorumlu tutuldu. DHKP’nin Eylül 1994’deki Kuruluş Kongresi’ne girmesi engellenen Latife Karaman, tutum ve davranışlarındaki kuşkudan dolayı bir süre örgüt tarafından göz hapsine alındı. Eşi Faruk Ereren de 21 Şubat 1994 tarihinde Latife Ereren ile ilgili bütün devrim ve yoldaşlık ilişkisini kestiğini açıklamıştı. Örgütün İç Anadolu Bölge Sorumlularından “Rabia” kod adlı Latife için ilk tasfiye kararı, DHKP–C’nin Kurtuluş Kongre’sindeki 30 Mart 1994 tarih 16 numaralı kararla alınmıştı.83

Karısının ölüm emrini veren Faruk Ereren bugün yurtdışında DHKP–C’nin MK üyelerinden biri olarak örgütsel faaliyetlerini sürdürmektedir. Latife Ereren’in öldürülmesi olayı Doğu Perinçek önderliğindeki Aydınlık Hareketinin sesi haftalık Aydınlık adlı gazetenin 1 Nisan 1995 tarihli 406. sayısında şöyle anlatılmaktadır:

Dev–Sol’un İç Anadolu Bölge eski Sorumlusu Latife Karaman (Ereren) 5 Mart 1995 günü İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’nde iple boğularak öldürüldü. Latife Karaman’ın üzerine bırakılan Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi imzalı kağıtta “Poliste işbirliği yapıp, bunu gizleyerek işbirliğine cezaevinde de devam etmiştir. Birçok yoldaşımızın şehit olmasından, tutsak düşmesinden, parti sırlarının açığa çıkarılmasından sorumlu olduğundan ölümle cezalandırılmıştır” yazılmıştı. Karaman’ın partisinin 16 sayılı kararında Latife Karaman’ın eşi Faruk Ereren için “önder kadrolarımızdan” deniyor. 7 Mart tarihli, Hürriyet gazetesinde ise Faruk Ereren’in DHKP-C’nin iki numaralı yöneticisi olduğu belirtiliyor.

11 Mart 1995 tarihli haftalık Kurtuluş gazetesi Latife Karaman’a üç sayfa ayırdı. Kurtuluş gazetesinde konuyla ilgili olarak şu yazılar yayımlandı: ‘DHKP-C’nin 16 sayılı, 30 Mart 1994 tarihli “İç Anadolu Bölge Sorumlusu Rabia’ya ilişkin’ kararı”, DHKP-C’nin 7 Mart 1995 tarihli, “Polis işbirlikçisi Latife Karaman’ın pis kokan cesedini alabilir” başlıklı “8 sayılı haber bülteni”, “Sağmalcılar Cezaevi’ndeki DHKP-C Tutsakları’nın açıklaması”, Latife’nin eşi Faruk Ereren’in “Latife Karaman’la hiçbir ilişkim kalmamıştır” başlıklı açıklaması ve Latife Karaman’ın ölümden önce yazdığı iddia edilen 4 adet “itirafı” Kurtuluş gazetesinde döne döne Latife Karaman’ın gözaltına alındığında işkence görmediği belirtiliyor. Oysa, Kurtuluş’tan önce çıkan haftalık yayın organları Mücadele’nin 9 Temmuz 1994 tarihli sayısında Latife Karaman’ın Ankara DAL’da işkence sırasında “İfade vermiyoruz, çünkü biz halkımızı seviyoruz” sözleri başlık yapılmıştı.

Mücadele Kurtuluş’u yalanlıyor

Ankara’da Devrimci Sol’a yönelik bir operasyonda 28 Haziran 1994 günü gözaltına alınan Gülcan Yavuz, Eyüp Baş ve Mehmet Kahraman 5 Temmuz 1994 günü DGM’ye çıkarıldılar. Gülcan Yavuz serbest bırakılırken, Baş ve Kahraman tutuklanarak Ankara Merkez Cezaevi’ne kondular. Gülcan Yavuz serbest bırakıldıktan bir gün sonra Ankara Haklar ve Özgürlükler Platformu’yla birlikte basın açıklaması yaptı. Yavuz’un ve Platformun Latife Karaman’ın işkence görmesi ve direnişiyle ilgili açıklamasını 9 Temmuz 1994 tarihli Mücadele dergisinden aktarıyoruz: “Gülcan Yavuz, Latife Karaman ve Hüseyin Özarslan’ın 13 gündür gözaltında tutulduklarını çok ağır işkence gördüklerini belirterek her ikisinin de işkenceden dolayı kollarının tutmaz olduğunu ve gözaltında olduklarından kimseni haberi olmadığından dolayı işkencede katledilmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunduklarını söyledi.” Haklar ve Özgürlükler Platformu’nun açıklamasında Latife Karaman’ın işkencedeki direnişine vurgu yapılıyor. Yine Mücadele’den aktaralım: “Platformun açıklamasında da Gülcan Yavuz’un, Latife Karaman ve Hüseyin Özarslan’ın işkencedeki direnişlerine tanık olduğu belirtilerek işkence altındaki iki devrimcinin ‘Etlerimizi lime lime etseler de, öldürseler de kendi hazırladıkları ifadeyi imzalamayacağız. Biz halkımızı seviyoruz’ dedikleri anlatıldı”.

Latife Karaman’ın işkencedeki direnişi konusunda açıklama yapan yalnızca Gülcan Yavuz ve Haklar ve Özgürlükler Platformu değildi. “Ankara Merkez Cezaevi’ndeki Devrimci Sol Tutsakları” da Latife Karaman’ın işkencedeki direnişine vurgu yapıyordu.

Yine 9 Temmuz 1994 tarihli Mücadele’den naklediyoruz: “Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’ndeki Devrimci Sol Tutsakları da, tutuklanarak yanlarına getirilen Mehmet Kahraman ve Eyüp Baş’ın anlatımları üzerine, 6 Temmuz’da bir açıklama yaparak, gözaltı süresince her gün yoğun işkenceye tabi tutulan, işkence sırasında ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganını atan Latife Karaman ve Hüseyin Özarslan’ın askı, elektrik vb. işkence nedeniyle kollarının tutmaz, yürüyemez durumda ve hayati tehlike içinde olduklarını belirttiler.”

Mücadele’nin haberinde Latife Karaman’ın yoğun işkence gördüğü ve “işkenceye kahramanca direndiği” üç arkadaşının tanıklığıyla somut kanıtlarıyla ortaya konuluyor. Açıklamalar sonuç veriyor, Karaman ve Özarslan 8 Temmuz 1994’te DGM’ye çıkarılıp Ankara Merkez Cezaevi’ne tutuklu olarak gönderiliyor.

İki dergi arasındaki fark, cinayetin nedeninin Latife Karaman’ın polisteki tavrı olmadığını ortaya çıkarıyor. Bedri Yağan’ın gruptan ayrılması sırasında Dursun Karataş’ın yanında yer alan, İç Anadolu Bölge Komitesi üyesi ve Kongre delegesi olan Latife Karaman’ın öldürülmesinin nedeni, DHKP-C’nin 16 sayılı kararından anlaşılıyor: Latife Karaman fikri ayrılıkları nedeniyle öldürüldü.

Latife Karaman hakkında bir yıl önce üyesi bulunduğu örgüt tarafından verilen karar şöyle: “Rabia (Latife Karaman) İç Anadolu Bölgesi sorumlusu olması sıfatıyla Kuruluş Kongresi’ne katılması için geldiği Eylül 1993’ten itibaren, kongre üyeleri arasında aykırı, ayrıcalıklı, kendine özgü özellikleriyle dikkat çekmeye başlamıştır… Bu kongrenin kendisine bir şey vermediğini, bunun için de bölgesine geri dönmek istediğini belirtmiştir. Neredeyse Kongre üyelerinin zamanını, enerjisini Rabia’nın büyük bir beceriyle yarattığı olayların tartışması almıştır. Özeleştiri değerlendirmesinde, ölmeye hazır ama öldürmeye hazır olmadığını, bu nedenle de bölgede silahlı mücadeleyi örgütleyemediğini söyleyebilmiştir… Sorumlu olduğu bölgeyi kendi anlayışıyla yönetmiş, kendi gibi insanlar yetiştirmeye çalışmıştır. Gelinen aşamada, bölge özelinden çıkmış, kongreyi, partimizi kendisine benzetmek gibi anlaşılmaz ve zavallı bir çaba içine girmiştir… Tarihsel ve büyük değer biçtiğimiz kongremizi kendisiyle uğraştıran, tehlikeli her türlü potansiyeli taşıyan bu kafa yapısı örgütümüz içinde yaşayamaz. Bu kafa yapıları ‘iç düşman’ diye ifade ettiğimiz düşman faaliyetleri olarak görülmelidir. Bizi her gün uğraştıran, zamanımızı ve emeğimizi çalan, savaşımızı engelleyen, gerileten, her tür düşünce ve davranış düşmandır.

Bir cevap yazın

error: Content is protected !!