MART KAPIDAN BAKTIRIR

MART KAPIDAN BAKTIRIR
KAZMA KÜREK YAKTIRIR
24 Şubat 2000’de yeni bir liderler zirvesi yapılacaktı. Ancak, zirve öncesi ılımlı tavrını devam ettiren Başbakan Ecevit, Yılmaz’ın ve partisinin tutumuna daha fazla sabredemedi. Ecevit, zirveye iki gün kala, ilk kez ağır bir şekilde yüklendiği ortağını, “liderliğin gereğini yerine getirmemekle” suçladı.
Ecevit, ANAP’ın cumhurbaşkanlığı seçimindeki “çok sesli” tavrına isyan ediyordu. Ecevit’e göre, bir genel başkan, cumhurbaşkanlığı gibi yaşamsal bir konuda partisinde uyum sağlayamazsa, “liderliğin gereğini yerine getiremiyor” demekti. Partisinin meclis grubunda yaptığı bu konuşmanın cevabı ANAP’lı kurmaylar tarafından geciktirilmeden verildi:
“ANAP, liderler sultasında bir askerî kuruluş değildir. Kişilerin düşüncelerine ambargo koymak, düşüncelerini dayatmayla bir yerlere taşımak da liderlikle bağdaşmaz. ”
ANAP’lı kurmayların verdikleri cevap belki gerginliği çok artırmayacaktı. Ama, liderler yüz yüze olmasa da demeçler aracılığıyla polemiğe girince, Türk siyasetinin bir özelliği olarak ortam geriliverdi.
Yılmaz ile Ecevit arasındaki 5+5 polemiği, demeçlere şu şekilde yansıdı:
Yılmaz: Fireyi en azda tutmaya çalışıyorum. Oylama kritik.
Ecevit: ANAP’ta sıkıntı var.
Yılmaz: Kimse kimseyi uyarıcı konumunda değil. Herkes kendi partisine baksın.
Ecevit: ANAP’ın içişlerine karışmak haddim değil.
Yılmaz: Sıkıntı olduğu açık. Anayasa’yı değiştirelim, cumhurbaşkanlığı için açık oylama yapılsın.
Ecevit: Yılmaz’a güvenirim, bir söz verdi mi, tutar.
Yılmaz: Benim arkadaşlarım parmak makinesi değil.
Parti liderlerinin imzaladıkları anayasa değişikliği önergesi, bir hafta geçmesine rağmen bir türlü Meclis Başkanlığı’na getirilemiyordu. Çünkü en azından imza bazında 367’nin aşılması isteniyor, ondan sonra meclise indirilmesi planlanıyordu. Ancak, ANAP sorun olmaya devam ediyordu.
Partiler, anayasa değişikliği için grup kararı alamıyorlardı. Grup kararı alınamadığı gibi bir de manevi baskıyı önlemek amacıyla anayasa oylamalarının gizli olması şartı vardı. Bu durum, bizdeki siyaset pratiğiyle ters düşüyordu. Cumhurbaşkanlığı tartışmaları da buna enfes bir örnek teşkil ediyordu. Demirel’in bir dönem daha seçilmesi kararını Başbakan alıyor, ortaklarına kabul ettiriyor, liderler milletvekillerine talimat veriyor ve meclis hür iradesini bu şekilde tecelli ettirmiş oluyordu. Özgürlükçü(!) Yılmaz ise, bu hür irade tescilinde bir adım daha ileri gidiyor ve oylamanın açık olmasını istiyordu. Açık oylamada kolaysa, liderlerin isteği dışına çıkılsındı. Yasa çıkarmada parmak kaldırma makinasına indirgenen milletvekillleri, anayasa değişikliği için de oy kullanma makinasına dönüştürülmek isteniyordu.
24 Şubat tarihinde iki buçuk saat süren liderler zirvesinde gerilim aşağı çekildi. Mesut Yılmaz, Ecevit’e “Konuşmanıza üzüldüm” dedi, Ecevit de, “Sizi kırdıysam özür dilerim” cevabını verdi ve konu kapandı. Koalisyon ortakları, 5+5 formülünün denenmesi için teklifin milletvekillerinin imzasına açılması kararında birleştiler.
Zirve sonrası habercilerin karşısına geçen liderlerden Başbakan sorulara cevap verirken Yılmaz, kendisine yöneltilen “Soru sorabilir miyiz?” talebini, “Hayır soramazsınız” diyerek geri çevirdi ve konuttan ayrıldı. Bunun üzerine Başbakan da başka sorulara geçilmesini beklemedi.
Bir taraftan imza toplama işlemi sürerken, bir yandan da itiraz sesleri yükseliyordu. FP’nin de değişikliğe olumlu oy vermesini sağlamayı hedefleyen anayasa’nın parti kapatılmasına ilişkin 69’uncu maddesi ile milletvekili maaşlarını düzenleyen 86’ncı maddesinin de kapsama alanına alınıp alınmayacağı tartışma konusu oldu. DSP kanadında, bu iki maddenin değişiklik metninin yazımı tamamlanmıştı. Ancak, imzalar yalnızca 5+5 için toplanmıştı. Peki iki metin nasıl birleştirilecekti? Ayrıca, sadece anayasanın cumhurbaşkanı seçimine ilişkin maddesini imzaya açan MHP ve ANAP grup başkan vekilleri, parti kapatma ve milletvekili maaşı değişikliklerini gruplarına anlatmakta zorluk çekiyorlardı.
ANAP grup başkan vekilleri, Mesut Yılmaz’ı arayarak, 69’uncu ve 86’ncı madde değişikliklerinin de gündeme getirilip getirilemeyeceğini sordular. Yılmaz, Ecevit’in bu yönde bir görüşü olduğunu, ancak söz konusu değişikliklerin paket hâlinde getirilmeyip ayrı ayrı değerlendirileceğini söyledi. Yılmaz, milletvekillerinin imza vermeleri konusunda baskı yapılmamasını ve herkesin vicdanına göre hareket etmesini istedi.
MHP Grup Başkan vekili İsmail Köse ise, paket anayasa değişikliğini ‘ahlaksızlık’ olarak nitelendirdi. Anayasa değişikliği çalışmalarını sürdüren Uzlaşma Komisyonu’nda da görev yapan Köse, Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 69’uncu ve 86’ıncı maddelerde değişiklik konusunda herhangi bir talimatı olmadığını belirterek “Olmaz böyle şey. Biz MHP olarak Anayasa’nın 69’uncu ve 86’ncı maddelerinde değişikliğe karşıyız” dedi. MHP’nin diğer Grup Başkan Vekili Ömer İzgi de, Bahçeli’nin bu tür pazarlıklara girmeyeceğini ifade etti.
Eleştirileri değerlendiren DSP, 5+5’in FP’ye “siyasi rüşvet” verilerek güvenceye alındığı şeklindeki suçlamaları önlemek için değişiklik paketini büyütmeye çalışıyordu. Eski başbakan ve bakanlar hakkındaki suçlamalar dolayısıyla Yüce Divan istemini düzenleyen 100’üncü maddenin pakete alınması, yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nden Yargıtay’a aktarılması ve meclisin bu konuda karar mercii olmaktan çıkarılması önerisi, koalisyonu oluşturan ortakların değerlendirmesine sunuldu.
Anayasa değişikliği için öngörülen üç maddelik mini paket, Çiller’in benzetmesiyle “açık artırmaya” dönüştürülmüş, iş sulandırılmaya başlanmıştı. Hâlâ net bir durum olmamasına rağmen süre de giderek daralıyordu. Bu tartışmalar eşliğinde Şubat ayı da geride kalmış, tartışmalar Mart ayına bırakılmıştı. Mart ayı ki, tekin olmadığını meşhur bir atasözüyle bildiriyordu: Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır.
Mart 2000 gelişmeleri şunlardı:
1 Mart:
FP’nin, kapatılan partinin devamı olduğu şeklindeki suçlamadan kurtulmak için istediği 7’nci fıkra değişikliğine MHP ve ANAP karşı çıktı. Pazarlık tıkanırken, FP bu fıkrada ısrar kararı aldı.
2 Mart:
FP ile pazarlık iddiaları ve DYP’nin tavrından rahatsızlık duyan Bahçeli, Başbakan’a “Paketi genişletelim. Üzerinde uzlaşalım ve en az beş maddeyi daha gündeme getirelim” mesajını iletti.
Bahçeli: “FP istedi diye, anayasanın temel değerleri değiştirilemez. O zaman Refah Partisi neden kapatıldı? Eğer RP’nin devamı değillerse neden bu maddede ısrar ediliyor?”
Başbakan: “FP ile pazarlık yok. Bundan sonra da herhangi bir pazarlık yapılması veya ödün verilmesi söz konusu olamaz. ”
3 Mart:
Sadi Somuncuoğlu: “MHP mutlaka aday çıkarmalı.”
4 Mart:
Kutan: “İstediklerimiz olmazsa destek yok. ”
Bahçeli: “Paket, bu hâliyle TBMM Genel Kurulu’na iner. Ne olursa orada olur. FP ister desteğini versin ister vermesin.”
5 Mart:
Tanımlarla ilgili tartışmalar uzayınca DSP’li üyeler, 69’uncu maddenin bir kenara bırakılarak 101 ile 86’ncı maddeler üzerinde uzlaşma aranması önerisinde bulundu. Bunun üzerine FP rest çekti. 69’uncu maddenin metni konusunda MHP, DYP ve FP’nin gündeme getirdiği yeni önerilerin bir kez daha liderlere ve parti yöneticilerine götürülmesi kararı alındı.
7 Mart:
ANAP’lı redçiler kararlı. Turizm Bakanı Erkan Mumcu, yapılan pazarlıkların siyasî ahlaka aykırı ve son derece rahatsız edeci olduğunu belirterek, “Ben kimseyi onurumla oynatmam. Değil oy vermek, yapılacak oylamaya bile katılmayacağım” dedi.
Erbakan’dan pazarlık talimatı: FP, Erbakan’ın isteğiyle Anayasa’nın 69’uncu maddesinin 7’nci fıkrasının yanı sıra, Hoca’nın siyasî yasağının beş yıldan dört yıla indirilmesi için hükümetle pazarlık kapısında.
8 Mart
Dünya Kadınlar Günü kimin umurunda!. . Hükümet kanadı, Demirel’in yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayacak anayasa değişikliği için 26 fireyle 325 imza topladı. DYP’nin aynı teklifini de üç fireyle 82 milletvekili imzaladı. Bu durumda, anayasa değişikliği için gerekli 367 imzanın çok üstünde bir sayıya ulaşılıyor ve FP’nin desteğine gerek kalmıyordu.
En yüksek oy kaybı ANAP’ta
Cumhurbaşkanı’nın beşer yıldan iki kez sezçilmesine ilişkin Anayasa değişikliğine atılan imzalarda en yüksek fireyi ANAP grubu verdi. Toplam 88 milletvekilinin bulunduğu ANAP grubunda 21 milletvekili teklife imza atmadı, imza atanların sayısı da 67’de kaldı.
‘‘Beş artı beş’’ formülüne imza atmayan ANAP milletvekillerinin isimleri şöyle:
Lütfullah Kayalar, İbrahim Yaşar Dedelek, Sühan Özkan, Musa Öztürk, Yücel Seçkiner, Cengiz Altınkaya, Sebgetullah Seydaoğlu, Burhan Kara, Ekrem Pakdemirli, Şükrü Yürür, Eyüp Aşık, Yaşar Eryılmaz, Salih Yıldırım, Ertuğrul Yalçınbayır, Emre Kocaoğlu, Güneş Taner.77
DSP, MHP ve ANAP 69 ve 86’ncı maddeyi de imzaya açtı. Değişiklikler, paket halinde gelse bile ayrı ayrı oylanacak. 5+5’e 367 oy çıkmazsa paket askıya alınacak, 69’dan vazgeçilecek.
10 Mart:
Recai Kutan, “69’uncu maddeyi kaldıralım diyen yok. Ancak tadil edelim. 69’uncu maddedeki hükümler bazı cezaları ihtiva ediyor. Birine bir ceza verecekseniz, insanlar ‘Ben hangi suçu işlersem, hangi cezayı alırım’ diye önceden bilmeli”.
Kutan, Necmettin Erbakan’ın içkili bir yemekte yer aldığı fotoğrafıyla ilgili sorulara ise sinirlendi. Kutan, “Böyle seviyesiz dedikodularla meşgul olmuyorum. Benim gündemimde böyle bir mesele yok” dedi.
Meclis Anayasa Komisyonu’nda başlayan görüşmeler, “5+5 komedisi” olarak kayıtlara geçti:
Cumhurbaşkanı Demirel için kulis yapan Yaşar Topçu ile Rifat Serdaroğlu, görüşmeleri yakından izledi ve sık sık telefon etti.
Ertuğrul Yalçınbayır, eleştirilerini yüksek sesle dile getirdi. Eleştirilere MHP’li Sadık Yakut da katıldı.
FP’li Nazlı Ilıcak, “renkli” konuşmaları ve sataşmalarıyla gerginliği düşürürken, 69 ve 86’ncı madde değişikliklerini, Demirel maddesinin yanında “promosyon” olarak niteledi. 69 ve 86’ncı maddeler için DYP’li Mehmet Sağlam, “Demirel ödülü”, Ahmet İyimaya da “kaldıraç” nitelemelerini kullandı.
FP’li Fahrettin Kukaracı’nın, “Allah gecinden versin, bir an için Cumhurbaşkanı’nın yok olduğunu düşünün, Türkiye’de istikrar mı bozulacak?” sözlerine ANAP’lı Cavit Kavak, “Allah korusun” diye karşılık verdi. FP’li Cemil Çiçek de, “Bir kişiye istikrarı bağlıyorsunuz. Her türlü şekil şartını da uydurdunuz. Peki işin Azrail ile ilişkili olan kısmını nasıl halledeceksiniz?” diye sorması herkesi güldürdü.
Toplantıda Demirel’i öven tek sözcü olan DSP’li Edip Özgenç’in konuşması da gülüşmelere yol açtı. Özgenç, Demirel’i, Mao, Castro, Mandela, Curchill ve Conrad Adenauer ile birlikte saydı. Özgenç, isimleri sayarken, Kavak da, hayatta olmayanlar için, “Allah rahmet eylesin” diyerek eşlik etti. Özgenç’in, “Allah Demirel’i başımızdan eksik etmesin” sözleri ise, hep birlikte “amin” diyen tüm milletvekillerinden karşılık buldu.
Yalçınbayır’ın, “Bu hafta yaşlılar haftası, onlara hürmet etmeli” demesi de gülüşmelere yol açtı.
12 Mart:
Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürü Sermet Ünel, otel odasında Rose Air’den 50 bin dolar rüşvet alırken, faka basmıştı. Ünel, iki aydır hapiste, davası devam ediyor. Rüşvetçi müdür, daha sonra Rose Air’den (Şevket Demirel ile kayınbirader Şener ailesinin de hissedarı olduğu) daha önce de rüşvet aldığını itiraf etti. Nedense sadece rüşvet alan yargılanıyor, bu da işin ilginç tarafı…78
Etyen Mahçupyan: “Demirel’in seçilememesi niye kriz oluyor acaba? Yoksa Demirel’in cumhurbaşkanı olması bir millî politika da, henüz bizlere mi bildirilmedi? Bazı köşe yazarlarının savunduğu üzere, Demirel’in seçilmesi ‘ülkenin genel ve yüksek çıkarlarıyla’ mı bağlantılı; yoksa devlet endeksli merkeziyetçi bir depolitizasyon sürecinin sürdürülmesiyle mi? Ama anlaşılan o ki, tam da bu merkeziyetçiliği ülkenin yüksek çıkarı olarak sunmak isteyenler var.
Acaba medya niye Demirel’in görevde kalmasının ardındaki bu dinamikle ve güç dengeleriyle ilgilenmez de; kendisini sahte istikrarların kurucu aktörü olarak işlevselleştirir?” 79
13 Mart:
FP lideri Kutan, Antalya’daki NATO toplantısı sırasında Demirel ile geçen 312 diyaloğunu şöyle aktardı: “Salondan çıkarken ‘Erbakan’ın mahkûmiyet kararı size ulaştı mı?’ dedim. ‘Evet, maalesef’ cevabını verdi. Yemekte de konuştuk. Çok üzüldüğünü tespit ettim. Cumhurbaşkanı bana ‘Bunun mutlaka halledilmesi lâzım. Ben Adalet Bakanı Türk ile 312’nci maddenin nasıl hâlledileceğine dair görüşeceğim. Yani bu mesele, sizden çok bizim problemimiz’ dedi. Ben de 312’nci maddenin değiştirilmesinin zaruret olduğunu söyledim. ”
Başbakan: “Bir yıllık ceza alan bir politikacının ömür boyu siyasetten yasaklanmasını içime sindiremiyorum. 312, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra değişebilir. ”
Başbakan: “Hiçbir tarikatın, cemaatin veya dinsel inanç grubunun düşünceleri ve eğilimleriyle ilgili olarak bir destekleyici söz söylemedim. Sadece giden, gözlemleyen herkesin kabul ettiği bir gerçeği söyledim: Yurtdışında okullar var. Bunların hepsi falan gruptan değil, devletin kurduğu okullar da var. Silahlı Kuvvetlerimizin de büyük ölçüde desteklediği okullar var. Onların hepsi çok iyi sınav veriyor. Türkiye’nin tanıtımı, kültürünün, dilinin yayılması bakımından da önemli bir işlev görüyorlar. Benim söylediğim bu. Bunun tarikatçılıkla falan karıştırılmaması gerekir. Eğer orada tarikatçılık yapılıyor olsa, önce o ülkelerin makamları bütün o okulları kapatırdı. Rusya laiklikten nasıl ödün verecek? Başka ülkelerde cumhurbaşkanlarının, başbakanların çocukları gidiyor bahsedilen o okullara. Ama inatla bazı çevreler, ‘Ecevit’i şuradan yakaladık, bunun peşini bırakmayalım’ diye mütemadiyen bu konu gündemde tutulmak isteniyor. Bundan da üzüntü duyuyorum. ”
14 Mart:
Erbakan mutlu oldu. Demirel’in 312’nin değiştirilmesi için girişimde bulunacağını söylemesinden memnun olan Erbakan, “Bu iş çözülecek. Kimse 312’ye evet diyemez. ” dedi.
15 Mart:
Başbakan Ecevit ile görüşen MHP lideri Bahçeli, TCK’nın 312’nci maddesinin 2’nci fıkrasının rejim teminatı olduğunu söyledi ve “Yasaklar ayrı konu” dedi.
16 Mart:
Uyaran Baba, bu kez vatandaşları “trafik canavarı”na karşı dikkatli olmaları yolunda uyardı. Çünkü Bayram gidiş–dönüşlerinde karayolları kan gölüne dönüyordu.
20 Mart:
Demirel’in, değişikliğin kabul edilmesi veya edilmemesi durumuna göre iki ayrı konuşma hazırladığı öğrenildi.
Mesut Yılmaz: “5+5 formülünün gerçekleşmemesi halinde başka yollar arayacaklarını ve çözümün yalnızca Demirel’e endeksli olmadığını belirten ANAP lideri, “Türkiye kimseye mahkum değil, 5+5 gerçekleşmezse bile aday değilim” dedi.
21 Mart:
“Yeni Fethullah Gülen kasetleri yayımlanmak üzere” dedikodusu Ankara’yı çalkalarken incelikli bir demeci birkaç gün üst üste tekrarlayan Başbakan Ecevit, gerilimi yatıştırdı.
Başbakan: “Ben Fethullah Gülen’in siyasî görüşlerini ya da Türkiye içindeki faaliyetlerini hiç övmedim. Genelde dinî akımlarla ilgili TSK’nın hassasiyeti bellidir. Aslında tarikat bağlamında herhangi bir şey söylemediler. Çünkü Sayın Fethullah Gülen’in bir tarikatı var mıdır, cemaati var mıdır? Kimisi yok diyor. Ben, kendi inanç sistemi hakkında herhangi bir bilgi sahibi değilim. Ama yurtdışındaki okullarında, bu okulları görmüş olan herkes memnun. Ben gerçeği ifade ettim. Sadece bu okullar da değil, devletin açmış olduğu okullar da var, daha az sayıda olmak üzere… Silâhlı Kuvvetler’in geniş katkıda bulunduğu okullar var. Bunların hepsi, kanımca Türkiye’nin dünyada orta ve uzun vadede güçlenmesine çok önemli katkıda bulunuyor. Çünkü o ülkelerin yeni bürokrat, teknokrat kesimleri, kuşakları o okullarda yetişiyor. Cumhurbaşkanları, başbakanları çocuklarını o okullara gönderiyorlar. Buralarda irtica propagandası yapılsa evvela kendileri rahatsız olurdu. ”
Demirel, Köşk’te Gazeteciler Cemiyeti ödül törenin ardından bir gazetecinin “Siyaset bayramdan sonra yeniden ısınacak mı?” sorusuna, “Isınmasa ne olacak? Isınmaktan başka çaresi var mı?” diye cevap verdi.
Demirel: “Ben her geldiğim yere arkamda halkın gücüyle geldim. Birisi getirip beni buraya oturtmuyor. Parlamento kendi rızasıyla; kendi hür iradesiyle kuş gibi hür, kimsenin zorladığı yok.” 80
23 Mart:
Demirel ile mülakat:
“– Son günlerde verdiğiniz demeçlerde bir tehdit havasının hakim olduğu öne sürülüyor… ”
“– Kim kimi tehdit ediyormuş?”
“– Yani ‘İmzayı atanlar gereğini yerine getirmelidir’ şeklindeki sözleriniz kasdediliyor. ”
“– Bunda ne var ki? İmzayı yerine getirmek için mi atarsınız, yoksa yerine getirmemek için mi? Bu seçim değil, bir anayasa değişikliği sözkonusu. Bunun için 410 kişi önerge vermiş. Şimdi bu önerge verildikten sonra şöyle tereddütler yayılıyor: ‘Bu önerge verildi ama, siz ona bakmayın. Çünkü buraya imza koyan kişiler gizli oy olacağı için buna oy vermezler. Bu da çıkmaz.”

Birilerinin yanıt vermesi lâzım
“–Benim diyeceğim de şudur: Çıkarsa çıkar, çıkmazsa çıkmaz… Bu benim sorunum değil. TBMM’nin değerli üyeleri altına imza koyuyorlar; bir takım çevreler de TBMM ve onun değerli üyeleri hakkında şu lâfı yayıyorlar: ‘Bu imzaları koydular ama gizli oylamanın arkasına sığınarak imza atan adam bunun gereğini yapmayacaktır. Böylece bu olmayacaktır, kanunlaşmayacaktır. ’ Bunu her gün yayıyorlar. Bu beni rahatsız etmez. Kanun çıkarmış çıkmazmış benim sorunum değil o. O, Parlamento’nun sorunu. Ancak, böyle bir şeyin karşısına birilerinin çıkıp demesi lâzım ki, ‘Bak arkadaş, sen bu rivayetleri yayıyorsun, tereddütler meydana getiriyorsun, ama yaptığın iş TBMM’nin üyelerinin itibariyle oynamaktır. ’”
“–Bunu kimin söylemesi lâzım?”
“–Herhalde birilerinin söylemesi lâzım. ”
“–O ‘kim’, kim olabilir?”
“–Birçok kim var, bir tane değil ki… ”
Ciddiye almayın denmeli
“–Mesela?”
“–Beni o mevzulara sokmayın. Benim diyeceğim şu; birilerinin bunu söylemesi lâzım. Bir kere, bu lâflar anlamlı değilse, ciddiye alınacak lâflar değilse, ‘Bunları ciddiye almayın’ demesi lazım. Ama her gün bunu basın işliyor. Fısır fısır fısır Meclis’in koridorlarında ‘Oraya imza atıldı ama o imzaya uyulmaz’ diyenler var. Bu iyi bir şey mi? Benim korumaya çalıştığım meclisin itibarı, milletvekillerinin itibarıdır. Benim sözlerimde ne var? Ben diyorum ki, kişi imza atmışsa onun gereğini yerine getirir. Neden söylüyorum? Türkiye’de siyaset müessesesini koruyorum. Her defasında siyaset ve siyasetçisiz bir ülke olmaz diyorum. Ondan sonra, bunun nesi tehdit ki? Ben diyorum ki, niçin bu şüpheleri yaratıyorsunuz?”
“–Müthiş bir kampanya yapıyorsunuz. Her yerde konuşuyorsunuz…”
“– Ben ister istemez hadisenin ortasına kondum. Bana fevkalade haksız, fevkalade yersiz eleştiriler yöneltildi. Bugün aday dahi değilim. Birileri beni aday gösterirse ancak aday olabileceğim. Ama, sanki ben kendim çıkmışım ortaya ve ‘Ben adayım, beni seçin’ demişim gibi bir hava yayılıyor. Hergün çeşitli yerlerde eleştiri dozunu aşan birtakım hücumlar alıyorum. ”

Güniz Sokak’ta çiçekle uğraşmam

“–Siz enerji dolu bir insansınız. Cumhurbaşkanı seçilmezseniz bu enerji ne olacak?”
“–Ben bu sualin cevabını biliyorum, ama sana şimdi söylemeyeyim. (Karşılıklı gülüşmeler)…”
“–Vardır sizin kafanızda birşey…”
“–Sen beni zorluyorsun. ”
“–Herhalde bahçede çiçek sulayıp, kümesteki tavuklarla uğraşmayacaksınız.”
“–Tavukla, çiçekle zaten hiç uğraşmadım ömrümde. Ben yapacak birşey bulurum, hiç kimse merak etmesin… ”

Seçilmezsem sıkıntı olmaz

“–ABD ve Avrupa da dahil olmak üzere dışarıdaki çevrelerin Türkiye’ye bakışı bugünlerde Cumhurbaşkanlığı seçimine endekslendi. Özellikle finans ve yatırımcı çevrelerde sizin seçilmemeniz durumunda Türkiye’de istikrarın belirsizliğe gireceği ve bunun da iş hayatını olumsuz şekilde etkileyeceği yolunda kaygılar belirtiliyor. Sizce seçilmezseniz çok ciddi sıkıntılar olur mu?”
“– Sanmıyorum… Benim size vereceğim yanıt, beni kendimin değerini ispatlamak gibi duruma düşürür. Ama benim söyleyeceğim şey genelde doğru olan birşeydir; devlet kişilerle kaim değildir. Ben onu, mahkeme kadıya mülk değildir, diye söylüyorum. Birisi gider, birisi gelir; iyi yapar, iyi yapamaz, ayrı meseledir… Ama burada değişik bir durum var. Ben bir hizmete çağrıldım, ben hizmet talep etmedim kimseden. Beni hizmete çağıranlar, ‘Bu hizmeti iyi yapmıştır, yaparken devletin hukukunu iyi korumuştur, devleti iyi temsil etmiştir, Türkiye içindeki dengeleri iyi korumuştur ve bu birikimden yararlanalım’ diyorlar. Gerekçeleri bu. Sonra, başka bir gerekçe parlamentoda bugün cumhurbaşkanını seçecek çoğunlukta bir parti yoktur. ”

Seçilemezsem vatan sağolsun

“–Seçildiğiniz takdirde ikinci dönem için yeni bir programınız var mı?”
“O çeşit şeylere girmiyorum. Çünkü daha aday olup olmayacağım dahi meçhul. Öyle dereyi görmeden paçayı sıvamam. Dereyi bir görelim. ”
“– Seçilmediğiniz takdirde söyleyecek bir çift lafınız vardır herhalde… ”
“– Var, canım o hiçbir sorun değil. Ben o zaman derim ki, millet yaşasın. ”
“–Millet yaşasın, lafının altında Dumlupınar Denizaltısı’ndan gelen ‘vatan sağolsun’ gibi bir hüzün ifadesi mi olacak?”
“–Nasıl anlaşılırsa artık. Biz iyi niyetle söylüyoruz; Vatan sağolsun, millet yaşasın… Kimseden şikayet yoktur. Milletimizin bana 50 senedir verdiği imkanları minnetle karşılıyorum. 50 sene Türkiye’ye hizmet etme imkânını buldum. İyi de hizmet ettim. Her platformda bu hizmetlerin hesabını da verdim. Ben bu memleketin katrilyonlarını sarfettim, bir kör kuruşunun hesabını kimse bana sormadı. Ben Cumhurbaşkanlığına sırtımda birşeyle gelmedim. Eğer benim bu görevimi devam ettirmemi isteyen zevat, bu girişimlerini başarıya ulaştıramazlarsa, benim kimseye söyleyecek birşeyim olmaz. Herkese, canınız sağolsun, derim. Bunun içinde ne ima olur, ne kırgınlık olur. Tabiî, burada millete gitme imkanı yok. Bu imkân olsa, o zaman milletin önüne çıkıp, beni seçin, çünkü demem lâzım. O fırsat burada yok. ”
“–Yeniden seçilirseniz yeni dönemin sizin açınızdan bir farklılığı olacak mı?”
“–Ben tartışılmak istemiyorum. Tartışma konusu olmak istemem. Türkiye’de tam bir tartışma da yapılmıyor. Yapılan şey orasından burasından çekme, saptırma oluyor. Bundan şikayetçiyim, saptırmadan şikayetçiyim.”
“–Zorla imza attığını söyleyen ANAP’lı Anayasa Komisyonu Başkanı Ertuğrul Yalçınbayır’ın eleştirilerine ne diyorsunuz?”
“–Ben onları hiç değerlendirmem. Hiçbirisi benim meselem değil. Benim meselem siyaset ve siyasetçinin itibarı. Çünkü beni düşündüren olay, bu zamana kadar birçok kere arızaya uğramış bir sistemde siyaset ve siyasetçi itibarlı kalmasıdır. Ben bunun kavgasını yaptım geliyorum. Demirel, yeniden bu göreve devam edermiş, etmezmiş, bunlar benim sorunum değil. Benim birinci sorunum ülkemde bu sistemdir. Herşey kuralına göre oluyor zaten. Ben niye uzatmayı kabul etmedim? Uzatmayı kabul ederdim, o zaman bunların hiçbirisine gerek kalmazdı, bir defada biterdi hepsi.”

Yazılanların hepsi aleyhte değil

“–Niye etmediniz?”
“–Etmedim çünkü, uzatma yok bizim tecrübemizde. İki; nereye geldiysem; seçimle geldim. Seçim dediğiniz zaman karşınıza birisi çıkacak ve herkes hür iradesiyle gelecek, sizi seçecek. Oraya gelmiş de değilsiniz daha. Gelip gelemeyeceğiniz de belli değil. Ben aşağı yukarı bir ay zamandır yazılanları, çizilenleri toplattım binlerce sayfa. Türkiye Cumhurbaşkanlığı kolay bir iş değil. Onu da söyleyeyim, hepsi aleyhte olan şeyler değil. Pek çok güzel yazılar da var yazılmış–çizilmiş, gayet ağırbaşlı.”81
23 Mart:
Anayasa değişikliği paketi konusunda yaşanacak birinci kritik gün. Çünkü bugün konu Meclis Anayasa Komisyonu tarafından ele alınacak. Eğer teklif komisyonda reddedilirse, zaten bu macera burada sona erecek. Yok beklendiği gibi kabul edilirse bu kez hep birlikte 29 Mart gününü bekleyeceğiz.
Demirel, 5+5’teki fireyi azaltmak için mecliste kendisine yakın isimleri devreye sokarken, teklife imza vermemekte direnenlere de “imzalayın” mesajları gönderiyor. Yaşar Topçu, Rifat Serdaroğlu ve İbrahim Gürdal, Demirel için seferber oldu. Topçu, Gürdal ve Serdaroğlu’nu sık sık Çankaya Köşkü’nde kabul ederek görüşen Demirel, eski arkadaşlarıyla ANAP’taki fireleri önlemeye çalışıyor.
24 Mart:
Mesut Yılmaz, 5+5 formülünün meclisten geçmesi durumunda Cumhurbaşkanlığı seçiminde oyunu Demirel’in yeniden seçilmesi için kullanacağını açıkladı. Yılmaz “5+5’e olumlu oy vereceğim. Partiye hiç baskı yapmadım, hiçbir telkinde bulunmadım, 65 imza çıktı. Sanıyorum bizdeki evet oyu sayısı 65’in altına düşer… Süleyman Bey’in karşısına güçlü aday çıkmaz. Seçilir. İçine sinmeyenler var, ama benim içime siniyor. Oyumu Demirel’e vereceğim.82 dedi.
26 Mart:
Kutan: “Üçlü pakete bu haliyle oy vermeyiz. ”
“–Demirel’i destekleyeceğinizi söylemiştiniz ama?”
Kutan: “Ben bunu söylerken, 69’uncu maddede bir değişiklik olacağı kanaatindeydim. Bu pakete bu şekliyle müspet oy vermeyiz. Grubumun temayülü de budur. Bazıları, bakmayın siz FP “oy verir” diyorlar. Ben de diyorum ki, bunu diyenler hayâl görüyor. Açıkça ilân ediyorum, bu pakete kesinlikle oy vermeyeceğiz. ”
Bahçeli: Türk Kurultayı nedeniyle Samsun’da bulunan Bahçeli, dün Çarsamba’da halka hitap etti. MHP lideri FP’nin engellemesine rağmen 5+5’in Meclis’ten geçeçeğini söyledi.
28 Mart:
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel Türkmenistan’a gitti. Gidiş sebebi, esas olarak Türkmenistan ile ilişkileri sıcak tutmak, Türkmenbaşı Saparmurat Niyazov ile görüşmek. Görüşmenin tek gündem maddesi ise, Trans–Hazar doğalgaz boru hattı.
İktidar fireye karşı önlem aldı. Dış geziler iptal edildi. DSP ve MHP’liler yakın markajda. FP “ret” diyecek. DYP ve ANAP’ın oylamada “ciddi” fire vermesi bekleniyor.
29 Mart tarihinde, ilk tur görüşmelerinin yapılacağı ve maddelerin oylanacağı Türkmenistan’da bulunacak olan Demirel, kendisine vekâlet edecek TBMM Başkanı YıldırımAkbulut’un kürsüye çıkmasını sağlamak ve “bir oyluk” fireyi önlemek için yurda dönüş saatini öne aldı. Türkmenistan gezisinden yarın saat 19: 30’da dönmesi planlanan Demirel, kendisine eşlik edecek dört bakanı dikkate alarak programında yaptığı sürpriz bir değişiklikle, Ankara’ya dönüş saatini 13: 45’e çekti.
Devlet Bahçeli: “Demokrasiler için vazgeçilmez olan kişiler değil, kurallar, kurumlar ve siyasi etiktir.
29 Mart:
Demirel’in kader günü. 5+5 için Meclis Genel Kurulu’nda oylama bugün.
Oylamada, maddelerin kabulü için en az 330 oy gerekecek. 330’un altında oy alan maddeler kabul edilmemiş sayılacak. 330 ile 367 arasında oyla kabul edilecek maddeler için ise, referandum zorunluluğu doğacak.
Oylamadan önce Ecevit, Bahçeli ve Kutan, görüşme başlamadan salona gelirken, Yılmaz işi ağırdan aldı.
Değişiklik paketinin oylamasına geçilmeden destek isteyen Başbakan, FP’ye de kapatılma tehlikesini hatırlatarak boş bir çağrıda bulundu. Ecevit, “İş işten geçmeden bu haliyle 69’u da değiştirelim” dedi.
ANAP lideri Yılmaz, saat 12:00 sıralarında meclise gelerek Grup Başkanvekili Murat Başeskioğlu ile bahçeye çıktı. Başesgioğlu’ndan firelerle ilgili bilgi aldı.
DYP lideri Çiller ise, görüşme öncesi grubunu toplayarak, Demirel’e “tam destek” verdiklerini açıkladı.
Uzun zamandır meclise uğramayan Sedat Bucak da, görüşme öncesi Meclis’teydi. Mehmet Ağar’la görüşen Bucak’ın Meral Akşener ile yaptığı sohbet konusunun trafik kazası geçiren İbrahim Şahin olduğu belirtildi.
Demirel’e yeniden Çankaya yolunu açacak formülü içeren değişiklik paketi ilk oylamada vize alamadı. FP insiyatifi ele geçirdi. Paketin maddeleri üzerinde görüşmeye geçilmesi için yapılan oylamada 303 kabul, 202 ret oyu çıktı. İktidar partilerinin yönetimlerini şok eden sayı, usul tartışmasına neden oldu. “Maddelerin görüşülebilmesi için en az 330 oy gerekir” görüşünü Başkan Yıldırım Akbulut reddedince paketin ilk maddesine geçildi; ancak kabul oyları bu kez 260’ta kaldı. Oylamanın ardından kulislerde Demirel dışında isim arayışı hemen başladı. Değişikliğin kaderi, 5 Nisan’da yapılacak ikinci oylamaya bağlı.
Ecevit, ilk oylama sonucunda, “Bunlar deneme oyları” dedi.
Ve Mart ayı, zik zaklarla, iniş çıkışlarla başlayıp sona erdiğinde, Demirel’in elinde parlak bir sonuç yoktu.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: