Meral Yakar’ın Ölümü Kaza mı, İnfaz mı?

Meral Yakar’ın Ölümü Kaza mı, İnfaz mı?

TKP(M–L) TİKKO’nun önde gelen militanlarından Gaziantep doğumlu Çapa Tıp Fakültesi öğrencisi Meral Yakar 23 Ocak 1973 günü örgüt evinde örgüt mensuplarından Arslan Kılıç’ın tabancasından çıkan kurşunla vuruldu. Yaralı örgüt üyesi kadın militan Meral Yakar Arslan Kılıç tarafından getirildiği Numune hastanesinde üç gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirmişti. Meral Yakar’ın ölümü örgütü TKP(M–L)’ye göre bir kazaydı. Örgüte göre Meral Yakar kaza sonucu kaldırıldığı Numune hastanesinden polis tarafından alınıp, götürüldüğü Gayrettepe’de yapılan işkenceli sorgular sonucunda ölmüştü.

Arslan Kılıç, yaralı arkadaşını getirdiği hastanede görevlilerin kuşkulanması üzerine polis tarafından yakalanmış, sorgusunda Yakar’ı kendisinin yaraladığını ve yaralamada kullandığı tabancanın evde olduğunu itiraf etmişti. Arslan Kılıç sorgusu yapıldıktan sonra güvenlik güçlerince arkadaşını vurduğu örgüt evine de götürülmüştü. Burada yapılan aramalarda örgüte ait bir tabanca, 24 mermi, molotof kokteyli yapmaya mahsus kimyevi maddeler ve iki el bombası bulunmuştu. Ayrıca gerilla ve yeraltı faaliyetleri için çeşitli kitaplar, haritalar ve bazı örgüt belgeleri de ele geçirilmişti.

Meral Yakar’ı vuran Arslan Kılıç sosyalist harekete İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesinde katılmıştı. 1970 yılında Fen Fakültesinden mezun olup İTÜ Nükleer Enerji Mühendisliği bölümüne Lisansüstü öğrencisi olarak girdi. Yakalandığında da mastır öğrencisiydi. Arslan Kılıç, sosyalist harekette önce Doğu Perinçek’in liderliğini yaptığı PDA (illegal TİİKP) saflarında yer almış bu hareketin İstanbul İşçi ve Gençlik örgütlenmesi içinde çalıştı. 1972’nin başlarında TİİKP bünyesinde bölünmeler oldu. Bu bölünmeden 24 Nisan 1972’de TKP(M–L)–TİKKO doğdu. TKP(M–L) İbrahim Kaypakkaya’nın liderliğinde kuruldu. Arslan Kılıç’ta bölünmelerden sonra İstanbul’da İbrahim Kaypakkaya’yla yaptığı iki görüşmeden sonra TİİKP’ten ayrılıp TKP(M–L)’ye katıldı. Ardından da bir çok PDA taraftarının yeni kurulan TKP(M–L)’ye katılmasına ön ayak olmuştu. Arslan Kılıç TKP(M–L)’ye katılır katılmaz, hem koordinasyon komite üyesi hem de İstanbul bölgesi faaliyet sorumlusu oldu.

Meral Yakar’ın ölümü üzerine örgütü TKP(M–L) bir bildiri yayınladı. Bildiride “Meral Yakar yoldaş bir kaza kurşunuyla öldü” denilerek Yakar devrim şehidi ilan edildi. İşte yayınlanan bildiri;

Yoldaşlar, 25 Ocak 1973 Perşembe günü hareketimiz İstanbul’da ilk şehidini verdi. Meral Yakar yoldaş bir kaza kurşunuyla öldü.

Olay, 22 Ocak 1973 Pazartesi günü sabahı meydana gelmiş, yoldaşlarımız sabah kahvaltılarını yapmışlar. Daha sonra Meral yoldaş görevini yapmak üzere daktilonun başına oturmuş. Diğer yoldaşlar ise, divanda akşam yağladıkları tabancaların son kontrolünü yapmaya başlamış. Yoldaşın bir anlık dalgınlığı neticesinde silah patlamış, kurşun Meral yoldaşın karaciğer, bağırsak ve dalağını parçalayarak dışarı çıkmış. Vuran yoldaş, yoldaşımızı derhal hastaneye götürmüş. Yoldaşımız hastanede üç gün komada kaldıktan sonra, 25 Ocak 1973 Perşembe günü saat 11.00’da ölmüş.

Meral yoldaş, kendini proletaryanın kurtuluşu davasına adamıştı. Bu mücadele uğruna ailesi ile tüm feodal bağlarını koparmış ve profesyonel devrimci olarak mücadelenin içine girmişti. Tüm mücadele hayatı boyunca büyük, küçük iş ayrımı yapmamış teknik işleri küçümsememişti. Yine teknik işleri yaparken vurulmuştu. Mücadele azmini hiçbir zaman kaybetmeyen yoldaşımız, koma halinde dahi devrimci tavırdan en ufak ir taviz vermemiştir. Diğer yoldaşımıza zarar gelmesin diye poliste “ser verilir sır verilmez” devrimci tavrına sonuna kadar uymuştur. Meral yoldaşın bu tavrı hepimize iyi bir ders ve iyi bir örnek olmalıdır. Bu olaydan çıkaracağımız ikinci ders ise, dikkat sorunudur. Her işte çok dikkatli davranalım. Bilhassa egemen sınıfların bütün gücü ile bastırdığı bu günlerden ufak bir dalgınlığın bize çok şey kaybettireceğini hiçbir zaman unutmayalım.

TKP(M–L) taraftarı Mukaddes Erdoğdu Çelik’in bu örgütün kuruluş döneminde önde gelen isimlerinden, TKP/ML Hareketi’nin genel sekreteri (1978–80) olan, 14 Eylül 1980’de Davutpaşa Askeri Cezaevinde intihar eden eşi İrfan Çelik’i anlattığı “Bizim Çakır” adlı kitabında Meral Yakar olayına da değinir. Mukaddes Çelik’e göre Meral Yakar’ın ölümü bir kazaydı. Arslan Kılıç silahını temizlerken kaza sonucu yoldaşı Meral Yakar’ın ölümüne sebep olmuştu. Mukaddes Çelik’in anlatımıyla Meral Yakar olayı şöyleydi:

Arslan, Meral’in yazı daktilo ettiği odada ve onun çaprazında silahını temizlemektedir. Silah Fransız Unigue marka, 7,65 çapında bir tabanca. Silahın horozu çok serttir. Horozu, baş parmağı zorla mekanizma arasına koyup tetiğe basarak indirmek gerekir. En ufak bir kayma halinde horoz mekanizmaya çarpar ve tetikteki parmağa gerek olmadan silah ateş alır. Nitekim Meral’i ağır yaralayan kurşunda böyle çıkar namludan. Tarih 22 Ocak 1973’tür. Arslan, Meral’in, kendisini bırakıp belgeleri alıp gitmesi isteği ve ısrarına uymaz. Meral’i önce sokağa çıkarır. Sonra bir minibüs çevirir bin bir ricayla. Meral’i Haydarpaşa Numune Hastanesi’ne getirir ve acil servise teslim eder. Hastane görevlilerine şoföre dediği gibi, “Bu kızı sokakta, duvar dibinde ve yaralı olarak” bulmuş olduğunu anlatır. Bu açıklamadan sonra da, oradan ayrılmayı ve evi boşaltmayı düşünmektedir. Fakat, planı hastane polisinin olaya el koymasıyla bozulur. Aslan, “kızı sokakta bulmuş”tur ama, ayakkabılarının bağı çözüktür! Minibüs şoförünü, Meral’i hastaneye yalnız götürmeye ikna edemediği gibi polisleri de ikna edemez; yakayı ele verir. Meral üç gün yaşar, işkenceci polislerin baskı ve tehditleri altında, ağzından tek söz çıkmaz. Yetersiz müdahale ve işkenceler sonucu, ölüm zabıt vakasına göre 25 Ocak 1973 günü yaşamını yitirir.

12 Mart sonrası açılan TKP(M–L) davasında davayı yürüten askeri savcı hakim Kd. Yüzbaşı Yaşar Değerli’ye göre Meral Yakar’ın ölümü örgüt içi çatışmaydı. Arslan Kılıç Meral’i bilerek ve isteyerek öldürmüştü. Savcının bu olayla ilgili sözleri şöyle;

22 Ocak 1973 günü örgüt üssü olarak kullandıkları evde Arslan Kılıç’ın arkadaşı Meral Yakar’ı tabancası ile yaralayarak ölümüne sebebiyet vermesi olayının kamuoyunda örgüt düşüncesine ters düşen bir yansımaya yol açmaması bakımından bir beyanname daha doğrusu bildiri yayınlayarak olay ve sonucu bir kahramanlık olarak, kendini proletaryanın kurtuluşuna adamış bir kişinin öyküsü şeklinde dile getirilmekte ve bundan bazı tecrübeler çıkarılması gerektiğine dikkatler çekilmektedir.

İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığının hazırladığı TKP(M–L) ve yan kuruluşları olar TİKKO ile MLGB örgütleri davasında Arslan Kılıç hakkında şu bilgiler verilmektedir;

Fen Fakültesi ve ondan önce Çapa Yüksek Öğretmen Okulu sıralarından beri İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu ve Hikmet Şenses ile Marksist–Leninist ideoloji yolunda ittifak eden sanık Arslan Kılıç, aynı ideolojiye dönük şafak örgütü saflarındaki hizmetini müteakip kesin silahlı mücadele kararı ile bu örgütten ayrılıp arkadaşları ile beraber Türkiye Komünist Partisi Marksist–Leninist örgütü kurmuştur. Örgütün gelişip serpilmesinde ve silahlı faaliyetlere geçmesinde önemli hizmetler ifa eden sanık, bir ara İstanbul Bölgesinde yegane sözü geçer yönetici olarak kalmış ve militanları soygun, gasp ve diğer silahlı eylemlere sokmuştur. Türkiye Komünist Partisi Marksist–Leninist örgütün Halk savaşına yol açacak mücadele biçimini bizzat kendi yazıları ile dile getiren sanık yeni bir kır görevine çıkmak üzere hazırlıklar yaptığı ve Banka soygunu neticesinde elde edilecek imkanları beklediği bir sırada, örgütün Ümraniye Atatürk Mahallesi Çavuş başı sokak No. 42 de bulunan üssünde, yoldaşı Meral Yakar’la birlikte çalışmalarını sürdürdükleri bir esnada, hamil olduğu 7.65 çapındaki Modelo Rr. polis marka tabanca ile Meral Yakar’ın yaralanmasına ve bilahare ölümüne yol açmıştır. Her ne kadar Meral Yakar’ın ölümünün kaza ile olduğu sadece sanık tarafından ileri sürülmüşse de, ölümü intaç eden bu olgu örgütsel ilişki ve yakınlığın doğurduğu bir sonuç olması itibariyle bu olayda silahlı mücadele riski içerisinde mütalaa etmek lazım gelmektedir. Her ne şart altında olursa olsun anayasal düzeni silahlı mücadele yolu ile değiştirip proletarya diktatöryasını kurmak uğrunda her şeyi göze alan bu militanların cesaret kararlılık ve ortaya koydukları silahlı mücadele örnekleri içerisinde ölmek ve öldürmekte olduğuna göre, bu münferit fiil geniş manada silahlı mücadele amacını ‘kapsayan bir netice olarak kendini göstermektedir. Keza sanığın 6136 sayılı kanuna muhalefet ve T.C.K.’nun 264, 311, 312 ve 496, 497nci maddelerini ihlal şeklinde beliren faaliyetler ve olaylar bölümünde yer verilen fiilleri de silahlı mücadele ortamını hazırlamak ve bu yolda elverişli imkan ve vasıta temini hedefine yönelik örgütsel bütüne varan fiillerdir.

Sonuç itibariyle, sanık Arslan Kılıç’da Türkiye Komünist Partisi Marksist–Leninist örgütün silahlı mücadele’ yönteminde, T.C.K.nun 146/1 maddesinde tanımlandığı şekilde Anayasal düzeni zor yolu ile değiştirmek uğrunda fail–i asil derecesinde hareket etmiş bir yönetici ve eylemci olduğu tüm delillerden anlaşılmaktadır.

Arslan Kılıç TKP(M–L) davasından müebbet hapis cezası aldı. İnfaz yasalarının hafifleticiliğinden faydalanıp yaklaşık 12 yıl hapis yattı. TKP(M–L)’yi mahkemelerde örgüt adına o savundu. Çıktıktan kısa bir süre sonra TKP(M–L)’ye tekrar katıldı. Fakat daha sonra buradan tekrar koparak eski örgütü Doğu Perinçek’in önderliğindeki Aydınlık Hareketine katıldı. Aydınlıkçılar tarafından Şubat 1988’de kurulan Sosyalist Parti’nin kuruluş çalışmalarını destekledi. 1990’da Sosyalist Parti’ye üye oldu ve MKYK’ye seçildi. 1992’de İşçi Partisinin kurucusu ve yöneticisi oldu. Perinçek’in liderliğindeki İşçi Partisi’nin hala üst düzey yöneticilerinden biridir. Aydınlık hareketinin çeşitli yayın organlarında da sürekli yazılar yazmaktadır. İbrahim Kaypakkaya’yla birlikte örgütün kuruluş aşamasında üç kişiden biri olan eski yol arkadaşı Ali Taşyapan Arslan Kılıç’ın Aydınlık’a kayışıyla ilgili şunları söylüyor:

Arslan içeride bize önderlik etti, 12 Mart yargısal sürecinde TKP(M–L)’nin üstlendiği devrimci misyona birinci dereceden katkı sunan tutuklu oldu. Fakta bu katkı, çocukluk hastalığı gıdalı bazı sol sivriliklerle gölgelendi, hasım üzerinde bile saygı yaratacak olgunca bir devrimci tutum maalesef izlenemedi. Bazı arkadaşlar biçimsel keskinliğin cafcafına iyice kapıldılar. Bunların başını Arslan Kılıç çekti. İç ilişkilerimizde de Arslan Kılıç’ın şef tavırları, kırıcılığa yol açıcı sekter çıkışları zaman zaman boy gösterdi. Bütün bu olumsuzluklara rağmen 12 Mart’ın mahkeme meydanında TKP(M–L) nezdinde devrimci bayrağı Arslan Kılıç en önde taşıdı, ilerici insanlığın gönlünde TKP(M–L) kimliğiyle oluşan sempatinin birey endeksli hanesine baş imzayı o attı.

Arslan Kılıç TKP(M–L) Davası’nda müebbet hapis cezası aldı, af ve infaz yasalarının hafifleticiliğinden faydalanıp yaklaşık on yıl yattı. Çıktıktan sonra kısa bir süre TKP(M–L)’ye önderlik etti, sonra koptu, süreç içinde Aydınlık’a doğru kayış gösterdi, neticede bu harekete katıldı. Keskince atıp tuttuğu olguya günün birinde konuverme yazgısı Arslan’a kısmet oldu. Aydınlık’a en kesin veriştiren TKP(M–L)’lilerden biriydi. Esnekliği yedeğe almayan kesimlere tavsiye olunur: Eleştirdiğiniz olguya kasap bıçağı vari keskin olmayın, günün birinde konaklama istikametiniz oraya yönelebilir. Yaşamın zorunlu kıldığı esneklik her zaman yedekte tutulmalı ki, yarının getireceği sürprizler sıkıntı yaratmasın.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: