Meşrutiyet Arefesinde Halkın İstanbul’a Bakışı

Meşrutiyet Arefesinde Halkın İstanbul’a Bakışı

 

Devletimiz, milletimiz 1908 senesi ilk aylarında hakikaten büyük bir buhran geçiriyordu. Abdülhamid can çekişiyor, Mabeyinciler, nazırlar, Sefirler Avrupa fabrikaları ile ortak olarak milletin zararına top, tüfek ve barut parasını çalışıyorlardı. Askerimiz Yemen’de, İran hududunda çarpışıyor, istibdat idaresinin israfatına para yetiştirmek vazifesi yalnız Anadolu ahalisine kalıyordu. Ahali sefaletten inliyor, zulüm ve kahırla vatanın bir köşesinde, yahut yeis ve hiddetle gurbet diyarında bulunan hamiyetliler bu hale kan ağlıyordu.

Bu hamiyetliler içinde yazı yazabilenler, manzum, mensur yazılarıyla, gizliden gizliye Abdülhamid’e karşı hissettikleri tehevvürlerini kağıt üzerine dökerek onları dostlarına ve arkadaşlarına dağıtıyorlar, bunların birer suretini de “Şûra-yi Ümmet” gazetesinde intişar etmek üzere Paris’te Terakki ve İttihat Cemiyeti’ne gönderiyorlardı. Abdülhamid’e yazılan bu manzum küfürlerden bir tanesinin bazı parçalarını, o zamanki galeyanı, okuyucularımıza anlatmak üzere aşağıya yazıyoruz:

 

“ Bir takım ehli garaz tetbir-i pünhan eylemiş

Yol bulup öyle yezidî mülke Sultan eylemiş

Nesl-i Osman’dan deyyu dünyaya ilan-ı eylemiş

Hayf ol mazlum millet, hayf bunca sadıkan

Hayf ol masum ahali, hayf bunca kahraman

Zulüm zalimden müyesser olmayıp ilan şan

Akıbet mahvoldu bitti kalmadı namus ve şan

Kahr-u berbat etsin ol mel’unu Rabb-i Zülcelal

Adeti her kardadır tavrı Yezide imtisal

Bulsa layıktır belasın ol deni-i bed faal

Kalmadı inkara artık kimse de takat (Kemal)”

 

Başka birisi de Paris’e gönderdiği bir mektupta Abdülhamid hakkında diyordu ki:

Sultan, istibdat ve esaret fikrini tamim etmek için mektepler açar, kitaplar yazar, ihya eder, öldürür, misal gösterir, lutfeder, kahreder.

O bugün istibdat isterim demeğe hak kazanmıştır. Çünkü matlabının mevkufu aleyhi olan erbabın temin ve ihzarında anuttur, gayyurdur. Biz hürriyet isteriz diyebilmek için kendimizi ona layık kılmaktan başka yolumuz var mıdır? İstemek, istenen şeyin sebeplerini hazırlamaktır. O, istediğinin sebeplerini himaye ediyor. Biz de ona çalışmağa mecburuz.

Bizim mekteplerimiz yok, kitaplarımız mahbus, taltifimiz yok, tehdidimiz yok, misalimiz az. O kuvvete ne ile galebe edeceğiz? Bizim bir tek silahımız var: Hak göstereceğiz. Onun gösterdiklerinin kaffesini istihkar edeceğiz. Bize bakanlara öyle bir ulvi hakikat göstereceğiz ki onun mükerrem mealiyle insaniyeti telif edenler bütün omuşaşa alakaların felsefi kayıtlardan ibaret olduğunu anlayacaklar, Hak taali edecek. Öyle ise gösterelim, hem de öyle mafevkalbeşer azim bir insani azimle gösterelim ve ihtimam edelim ki sair cihetlerde aczimizi hak ve hakikatin ab-ı sehariyle tatmin edelim. Yapabileceğimiz bir ilan-ı haktır. Dini hakikattir, onu da ihmal edersek…”

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!