Milli Demokratik Devrim Nedir?

TİP’de Tartışmalara ve İhraçlara Sebep Olan Milli Demokratik Devrim Nedir?

Orijinal biçimiyle ilk olarak “Yön” akımında kendini gösteren daha sonra “Türk Solu” dergisinde kristalleşen 1968 Kasım ayında “Aydınlık Sosyalist Dergi”yle Türk sosyalist hareketini etkileyecek olan MDD tezinin baş ideologu Mihri Belli’ydi.

MDD’nin ilk şekillenmesinin kökenlerini çok eskilerde aramak mümkünse de formülasyon ilk kez Yön’de kristalleşmiştir.(1)  MDD tezi cephe ve güç birliği ve görüşleriyle ve “devrim stratejisi” tartışmalarıyla ortaya çıkmıştı. Önce Yön Dergisi’nde daha sonra TİP içerisinde tartışılan MDD görüşü TİP’in 1965’de parlamentoya girmesinden sonra kendini hissettirecekti. MDD’ciler TİP’e karşı muhalefete başlayıp Türk Solu Dergisi’yle çizgisini netleştirdiğinde partiye hakim olan önce Aybar, daha sonra Aren–Boran liderliğindeki EMEK grubuyla ideolojik ve siyasi tartışmalara, polemiklere ve kavgalara girecekti.

MDD’nin çıkarken sağladığı en büyük avantaj, TİP içine alınmamış eski tüfekleri yanına alarak ve geçmişteki TKP geleneğine sahip çıkarak politik çizgisini sosyalist kadrolara açmasıydı.

MDD akımı özellikle öğrenci gençlik yığınlarını kazandıktan sonra yayın organlarını aşıp ajitasyon imkanına kavuşmuştu. TİP’i pasif ve yetersiz bulan devrimci gençlerin ve sol aydınların toplanacağı cazibe merkezi olacaktı. MDD tezi zamanla Türk solunun ana ideoloji kaynağı haline gelmiş aradan geçen süre içinde çeşitli versiyonlarını da türeterek arkasında farklı teorik yaklaşımları, ideolojik çerçeveleri ve kültürleri birleştirmişti.

MDD tezinin ilk ifadesi “Kapitalist olmayan Kalkınma Yolu”nun (darbecilik ve Sovyetler Birliği desteği), Aybar’ın “İkinci Milli Kurtuluş Savaşı” formülasyonunun (anti amerikancılık ve güçlü bir milli zemin), Mao’nun “Yeni Demokrasi”sinin (anti–feodal sınıfsal zemin) bileşimi gibiydi.

Mihri Belli’nin MDD formülasyonunun esası anti–emperyalist milli devrimdi. Bu devrime Mao’dan ithal edilen yarı–feodallik kavramı, teze orijinalinde olduğu gibi başlı başına bir muhteva katmaktan daha çok emperyalizmin varlığını ve gücünü kanıtlamayı amaçlıyordu. Emperyalizmin Türkiye’nin ilerlemesine ve kapitalistleşmesine engel olması sonucu Türkiye yarı feodal bir ülke olarak kalıyordu. Bu olgu Türkiye’nin kapitalist olmadığının en büyük belgesiydi. Dolayısıyla Türkiye’de sosyalist bir devrim söz konusu olamazdı.(2)

TİP yönetimine karşı yürütülen “Milli Demokratik Devrim” görüşüne göre Türkiye’nin önündeki devrim aşaması TİP yöneticilerinin dedikleri gibi “Sosyalist Devrim” değil fakat onun koşullarını hazırlayacak olan Milli Demokratik Devrimdir. Sosyalist devrim aşamasına bu devrim tamamlandıktan sonra gelinecektir. Bu görüş TİP’in Türkiye’nin önünde iki aşamalı değil fakat tek aşamalı bir devrim bulunduğu, bununda sosyalist devrim olduğu biçimindeki görüşüne karşı öne sürülmüştür. MDD’nin ideologluğunu yapan onu çeşitli konferansları ve Nisan 1970’de yayınlamış olduğu Milli Demokratik Devrim broşürü ile savunan Mihri Belli’ye göre Türkiye burjuva demokratik devrimini henüz gerçekleştirememiş olan az gelişmiş bir ülkedir. Bir yandan feodal kalıntıları, diğer yandan da emperyalizmin baskı ve sömürüsü altındadır. Böyle bir ülkede Sosyalist Devrim yapılması olanaksızdır. Bundan önce feodal kalıntılara karşı demokratik, emperyalizme karşı da ulusal kurtuluş savaşı verilerek milli demokratik devrimin gerçekleştirilmesi gerekir. Bu yapıldıktan sonra da ülke sosyalist devrim aşamasına gelmiş olur.

MDD’ciler Türkiye’nin feodal bir yapıda olduğunu feodalitenin egemenliğini vurgulamaya çalışırlarken sosyalist devrimi savunan TİP önderliği burjuva demokratik devrimin çoktan gerçekleştiği feodalitenin değil kapitalist üretim biçiminin egemen olduğunu söylüyordu.

MDD’ci Mihri Belli’ye göre, emperyalist dünya sistemi içinde sömürülen bir ülke olan Türkiye emperyalizm, işbirlikçi sermaye ve feodal mütefallibenin oluşturduğu üçlü ittifak tarafından sömürülmekte ve siyasi alanda da bu dışa bağımlı gerici güçlerin baskısı altında yaşamaktaydı. Öncelik, emperyalizme karşı mücadeleydi. Sınıfsal mücadele, ancak bu temel çelişki ortadan kalktığında gündeme gelecekti.

MDD’ciler Yön grubunun 1961–1967 döneminde yayınlamış oldukları Yön Dergisinde savundukları Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni daha da geliştirerek Milli Demokratik Devrim Cephesi adıyla bir kez daha ortaya atacaklardı. MDD’ciler gerek geniş cephe önerileri gerekse savundukları zinde güçlerin desteğindeki devrim tezleriyle daha sonra kendi aralarında da ciddi fikir ayrılıkları ve bölünmeleri yaşanacaktı. Tek düze bir MDD’cilik yoktu. Birçok ayrı ayrı MDD’ciler oluşacaktı. MDD akımı da kısa bir süre sonra ayrışacak kendi arasında “cuntacı”, “Stalinci” ve “Maocu” yollara sapacaktı. MDD görüşü aslında komünizmin klasik bir cephe stratejisidir. Literatürde “geniş cephe” olarak da geçer.

MDD TİP içinde oluşan bir muhalefet hareketi olarak TİP’in program ve tüzüğüne sahip çıkmakla birlikte asıl sorunun yönetimin yöneticilerin basiretsizliğinde görmekteydi. MDD’ciler mevcut düzeni “Filipin demokrasisi” olarak tanımlıyorlar. Parlamentodan yaralanmayı ilke olarak benimseseler de TİP’e muhalifliğin bir sonucu olarak iki şeyin altını çiziyorlar. a) Oy kaygısıyla oportünizme düşerek sosyalizmden taviz verilmesi, b) Örgüt kapısının burjuva ve küçük burjuva çevrelerden gelecek çıkarcı aydınlara sonuna kadar açık olması.

MDD lideri Mihri Belli TİP’i “icazetli sosyalizmi savunmakla, Filipin tipi demokrasiciliğin tuzağına düşmekle” suçlarken MDD’cilerin yayın organı Türk Solu’nda yayınlanan bir başyazıda “Filipin tipi demokrasicilik oyununun en soldaki aktörü TİP’di”(3) Yine bu dergide çıkan Türk Solu imzalı bir yazıda TİP’in “Nasırlı eller meclise” sloganı eleştiriliyor, bu sloganın işçi sınıfına ihanet etmek için başvurulan ortak bir yöntem olduğu öne sürülüyordu. Bu dergide çıkan Türk Solu imzalı bir başka yazıda “Filipin tipi demokrasicilik anti–Kemalist karşı–devrimi gerçekleştirmek için kullanılan bir yöntemdir, bu nedenle bunun savunuculuğunu yapanlar sosyalist olamazlar”(4)

Filipin demokrasisinin tanımını Türk Solu dergisi şu biçimde yapmıştı:

Filipin demokrasiciliğinin bir özelliği odur ki, bu düzende sağ ve sol partiler vardır, seçimler yapılır ve dış görünüşte parlamenter demokrasinin bütün gerekleri yereni getirilir. Ama nedense, bütün seçimleri sömürünün en yoğununun, emperyalizmi–işbirlikçi sermaye–feodal mütegalibe ortaklığının sömürüsünün baş savunucusu olan parti kazanır; emekçi halk öyle şartlandırılmıştır ki, kendi temsilcilerini değil, hep sömürücülerin temsilcilerini seçer parlamentoya gönderir.(5)

Sol akademisyenlerden ailece köklü bir sol anlayışa sahip olan Sertel ailesinin kızı Yıldız Sertel “Türkiye’de İlerici Akımlar” adlı Türk solunu ve ilerici akımlar olarak nitelendirdiği sol parti ve grupları analiz eden kitabında, MDD çizgisine ve bu akımın öncüsü Mihri Belli’ye ideolojik eleştiriler getirir. MDD’cilerin Filipin Demokrasi’sinin peşine takılmakla suçladıkları TİP’e karşı kendilerinin de 1969–70 döneminde legal bir siyasi parti kurmak için çaışmalar başlattıklarını söylüyordu. İşte Sertel’in kaleminden TİP’i ele geçirmek isteyen MDD’cilere karşı yapılan suçlamalar:

Belli, TİP’e sert bir şekilde çatmakta, parti idarecilerini, mevcut düzeni korumak isteyen örgütlerin desteğiyle, “icazetli sosyalizm” yapmakla suçlanmaktadır. Bu sözler, MDD’cilerin ciddiyeti üzerine gölge düşürmektedir. Zira “Filipin demokrasisi”ne karşı oldukları halde, bu sistem içinde çalışacak legal bir siyasi parti kurmak isteğindedirler.

Belli, proleter devrimci eylemin bir siyasi partiye susadığını gizlemiyor. Bu soruna buldukları çare, TİP’i içerden fethetmektir. Bu nedenle, Belli, proleter devrimci grubun TİP içindeki çalışmalarından söz etmekte, proletaryayı kendi partisine kavuşturmak savaşının TİP içinde verildiğini söylemektedir. Bu durumdan ötürü, TİP’in legal faaliyet çerçevesi içinde kalma çabalarına, “oportünizm”, devrimci eyleme karşı direnme, adı verilmiştir. Mihri Belli’nin aşağıdaki sözleri dikkat çekicidir: “… sosyalizm hareketin ağırlık merkezi uzun süre TİP’in dışındaydı. Bugün bu durum değişmiş değildir… TİP’in içindeki proleter devrimcileri, partili olarak değil, proleter devrimci olarak ve parti yönetimine rağmen bu mücadelede yer almaktadırlar. Ama şimdi artık TİP’i örgüt olarak proleter devrimci hareketin içine sokma mücadelesi vermekteyiz. Bu yolda atılacak ilk adım, TİP’i proleter devrimci bir yönetime kavuşturmaktır. Bu mümkündür.”

İstedikleri TİP devrimci partinin “Filipin demokrasisi” koşullarında yaşayamayacağını bildikleri halde, legal bir partiye egemen olmak ve onu devrimci bir partiye çevirmek amacını güttüler. TİP’i pasiflik, önderleri Aybar ve Aren’i oportünizmle suçladılar. Devrimcileri de proleter devrimci çizgiden sapmamaya çağırdılar sadece. Bu çizgiyi Türkiye’nin somut koşullarını göz önüne almadan, teorik temellere dayanarak çizdikleri için sekterliğin tohumlarını attılar.

Uygulamada bu, sosyalist eylemin önde giden kişilerini suçlama, türlü adlarla çağırma biçimini almıştır. Açıktır ki, varolan parlamenter düzenin sınırları içinde kalmanın tek yolu, yasal olmayan eyleme geçmekti. Eğer hedef bu idiyse, o vakit düşündükleri parti ancak illegal olabilirdi. Hem yasal, hem de illegal imkanları kullanmayı düşündükleri farz edilebilir.

Uygulamada MDD eyleminin savaşı iki yönde yürütülmüştür: 1) TİP’e egemen olma. Bu partinin kısıtlı eylemleriyle yetinemeyen önemli sayıda genç, bu amaçla MDD eylemine katılmıştır. 2) Silahlı Eylem. Bir yandan önderlerin devrimci eyleme geçmek için yaptıkları propaganda ve savaş için hangi yolun seçilmesi etrafındaki kararsızlıkları, bir yandan da üniversite öğrencilerine yöneltilen faşist silahlı saldırı, gençlik ile öğrenci kümelerini silahlı eyleme itmiştir.(6)

TİP daha çok sendika yöneticilerine ve burjuva aydın kesimine dayanırken MDD’liler daha çok öğrenci kesime ve teorik olarak yetersiz küçük burjuva kesime hitap ediyordu. Zaten TİP’liler MDD’cilerle girdikleri polemiklerde Mihri Belli’nin başını çektiği MDD’cileri genç devrimcileri anarşizme ve maceracılığa sürüklemekle suçluyorlardı.

TİP’e göre Milli Demokratik Devrim kavramı Türkiye için geçerli değildi. “Ulusal Devrim” Türkiye’de yıllar önce gerçekleşmişti. TİP için, sosyo–ekonomik koşulların bugünkü dönüşümü göz önüne alındığında, demokratik devrimin gerekliliği görüşü havada kalıyordu. Tarım sektöründe kapitalist ekonomi ilişkileri yaygınlaşmaktaydı. Ağalar, tam anlamıyla bir feodal sınıfı oluşturmamaktaydılar, olsa olsa emperyalizmin işbirlikçileriydiler.

Sosyalizm için verilen mücadelenin bölünmezliğine inanan TİP’liler, iki aşamalı devrim stratejisine karşı çıkıyorlardı. Anti–kapitalist, anti–emperyalist ve anti–feodal mücadele bir bütündü; birlikte yürütülmeliydi. Hiçbirine öncelik tanımamak gerekliydi. Kaldı ki, böyle bir ayrım, burjuvazinin güçlenmesini teşvik ettiği gibi, emekçi sınıfların çıkarlarının ihmal edilme tehlikesi de taşırdı.

TİP önderleri MDD’nin parlamenter mücadeleyi küçümseyen, partiyi küçük burjuva bir hareket olarak değerlendiren sağa sapmak ve parlamentarizm suçlamalarını reddederken MDD’cileri küçük burjuva hareket olarak suçlamaktaydılar.

Aren–Boran’ın hakimiyetindeki TİP’te bu grup tarafından çıkartılan EMEK dergisinin Ağustos 1970 tarihli 3. sayısında Yalçın Küçük, Kenan Somer’le birlikte bu grubun ideolojik ve örgütsel yazılarını kaleme alan Hüseyin Ergün “Sosyalizm Savaşı ve MDD’cilik” adlı 28 sayfalık uzun yazısında MDD akımını küçük burjuva kuyrukçusu anarşist bir hareket olarak nitelendirirken Sosyalist Devrim görüşünü benimsemiş kimseler olarak MDD akımını şöyle eleştiriyordu:

Türkiye’deki Milli Demokratik Devrimciler burjuvazinin sosyalist mücadele içine sızmış uzantılarıdır. Bütün sosyalistlerin sosyalist mücadeleyi bunların tasallutundan kurtarmak için olanca güçleriyle partinin yürütmekte olduğu mücadeleye katılmaları zorunludur.

Hiçbir zaman unutmamamız gereken bir gerçek Milli Demokratik Devrimciliğin burjuvazinin sosyalist hareket içindeki bir kolu, bir uzantısı olduğudur. Sosyalist hareketin ve işçi sınıfı partisinin içinde, burjuva görüş ve hareketlerinin barınmasına göz yummak, elbette, düşünülemez.

Milli Demokratik Devrimcilerle mücadele zorunludur. Bunlar, Parti birlik ve beraberliğini bozarak, Partiyi yıkmağa çalışarak, etkili bir anti emperyalist mücadeleyi saptırmakta, kapitalizme karşı mücadeleyi baltalamakta, özetle sosyalist mücadeleye engel olmaya çalışmaktadırlar. İçimizde düşman varken, dış düşmanla etkili bir şekilde savaşmak mümkün değildir.

Milli Demokratik Devrimcileri iyi tanıyalım, bunların niteliklerini açıkça kavrayalım.

— Bunlar burjuvazinin sosyalist hareket ve Partimiz içindeki uzantılarıdır.

— Bunlar burjuvazinin kalkanlarıdır.

— Bunlar burjuvaziye ve emperyalizme karşı savaşımızı sınıf temelinden saptırmağa çalışan küçük burjuva milliyetçileridir.

— Bunlar burjuvaziye kabul ettirdiğimiz sosyalist mücadele hakkımızı yeniden yasaklamağa kalkanlardır.

— Bunlar mücadelemizi burjuvazinin kuyruğuna takmak isteyen kimselerdir.

— Bunlar kapitalist sömürü ve baskının sadık bekçileridir.

— Bunlar etkili ve doğru bir anti–emperyalist mücadelenin düşmanıdırlar.

— Bunlar bizi, gerçekleşmiş görev ve istekleri yeniden elde etmek gibi kof bir savaşa sürüklemek isteyen tutuculardır.

— Bunlar “tam bağımsız, gerçekten demokratik” bir düzene –yani sonsuza–kadar sosyalist devrim mücadelesini ertelemek isteyen kaytarmacılardır.

— Bunlar sosyalizme düşmandırlar!

 


(1) Sosyalist Parti İçin Teori–Pratik Birliği, Nisan 1971, sayı 4, s.31.

(2) Saçak, Mayıs 1989, sayı 3.s. 32.

(3) Türk Solu, 23 Eylül 1969, sayfa 3, sayı 97.

(4) Türk Solu, 28 Ekim 1969, sayfa 3, sayı 102.

(5) Türk Solu, 25 Kasım 1969, sayfa 3, sayı 106.

(6) Sertel, Yıldız, “Türkiyed’de Ilerici Akımlar”, s. 92–94.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: