MLKP – AYDINLIK (Öncü Gençlik) ÇATIŞMASI

MLKP – AYDINLIK (Öncü Gençlik) ÇATIŞMASI

2002 yılının Mart ve Nisan aylarında Ankara Üniversitesi’ne bağlı okul ve yurtlarda İşçi Partisi üyesi Öncü gençlik mensuplarıyla başını TKP’nin çektiği sol gruplar arasında yoğun kavgalar yaşandı. İlk kavga Mart ayının sonlarında Ankara Üniversitesine bağlı Cebeci Kampüsü’nde meydana geldi. Öncü Gençlik taraftarı öğrencilerin düzenlemiş olduğu “İsrail’in Filistin’i İşgalini Protesto” eden basın açıklamasına TKP–EMEP ve MLKP gibi yine Marksist sol örgütlere mensup öğrenciler müdahale ederek engellemeye çalışmışlardı. Bunun üzerine bir kaç gün sonra kalabalık bir şekilde Cebeci Kampüsü’ne giden İşçi Partili gençler ellerindeki sopalarla yurda girerek gövde gösterisi yapmışlardı.

Cebeci Kampüsü’nde başlayan olaylar 28 Mart’ta Fen Fakültesi’nde devam etti. İşçi Partisi’ne yakınlığıyla tanınan “Atatürkçü Düşünce Topluluğu”nun düzenlemiş olduğu panelin afişlerinin indirilip yerine MLKP yanlısı “Özgür Gençlik” imzalı afişlerin asılması üzerine her iki grup arasında karşılıklı yumruklaşmalar ve slogan kavgaları yaşandı. Düzenlenen panelde de taraflar arasındaki gerginlik devam etti. İP’li öğrenciler TKP ve MLKP taraftarlarını salondan dışarı attılar.
Olaylar 3 Nisan 2002 günü Fen ve Mühendislik Fakültesi’nde tekrar devam etti. İP’li öğrencilerin diğer sol grupları “MİT ajanlığıyla” suçlayan bildirileri dağıtması, ellerinde parti bayraklarıyla gösteri yapmaları üzerine diğer sol gruplar buna müdahale ederek İP’lilerle kavgaya tutuşmuşlardı. 5 Nisan günü ellerinde Satır ve sopalarla Cebeci Kampüsü’ne gelen İP taraftarı Öncü Gençlik üyeleri diğer sol gruplara mensup öğrencilere saldırmışlar çıkan çatışmada biri ağır olmak üzere 10 öğrenci yaralanmıştı.
Olaylar 8 Nisan günü İletişim Fakültesi’ne de sıçradı. Okul önünde bekleyen İP’li öğrenciler diğer sol gruplara mensup öğrencilerin saldırısına uğramıştı. Olaylar bir gün sonra Hacettepe Üniversitesi’ne bağlı Beytepe Kampüsü’nde devam etti. MLKP, EMEP ve TKP taraftarı öğrenciler İP’li öğrencilerin kaldığı odaları basmışlardı.
İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Dursun Karadağ, İşçi Partililerle diğer sol gruplar arasında çıkan çatışmalar üzerine yapmış olduğu basın açıklamasında olaylardan MLKP’yi sorumlu tutmuştu. Karadağ şu noktalara dikkat çekiyordu:
Saldırılardan kendilerini MLKP diye adlandıran provokatör grup başı çekmektedir. İşçi Partili öğrencilere yönelik saldırıların arkasında MİT içerisindeki CIA’ci klik vardır. İşçi Partisi olarak, saldırganlar hakkında gerekli yasal başvuruları yapıyoruz. Hükümeti özellikle uyarıyoruz. Tepkilerin kaynağı ve yönlendiricisi olan MİT içindeki yuvalanmış CIA’ci ekip derhal tasfiye edilmelidir.
Karadağ’ın açıklamasının yer aldığı Aydınlık dergisinin 14 Nisan 2002 tarihli 768. sayısında, TKP, EMEP, Özgür Gençlik taraftarlarının saldırısının haberi geniş bir şekilde yer alıyordu.
Diğer sol gruplar ise olaylardan İşçi Partisi’ni sorumlu tutarak, İşçi Partisi’ni “karşı–devrimci bir çete, MİT işbirlikçisi, provokatör bir yuva” olarak adlandırdılar.
Kızılay ve Sıhhiye semtlerinde “İşçi Partisi’nin gerçek yüzü” adlı bir bildiri de dağıttılar. Troçkistlerin çıkartmış olduğu “Anti–Kapitalist” adlı derginin Mayıs–Haziran 2002 tarihli 16. sayısında İşçi Partisi’yle diğer sol gruplar arasında yaşanan çatışmalara değinilerek “İP ve radikal gruplar arasında yaşanan fiziksel şiddet karşısında tutumumuz ne?” başlıklı yazıda şunlar söyleniyordu:
Son günlerde Hacettepe Siyasal Bilgiler Fakültesi ve ODTÜ’de solun gündemi İşçi Partisi ve diğer gruplar arasındaki kanlı çatışmalar oldu. Bu üniversiteler İşçi Partisinin örgütlü bir gücünün olmadığı alanlar ve radikal sol grupların büyük çoğunluğu İşçi Patisine büyüme olanağı vermemek için siyasi faaliyetlerine fiziksel şiddet dahil olmak üzere her türlü engelleme yoluyla müdahale etmekte kararlı.
Bu şiddetin ortaya çıkışının arkasında İşçi Partisinin diğer sol gruplara ve hatta EMEK örgütleri olan KESK–DİSK gibi sendikal konfederasyonların liderlerine, ezilen bir ulusun temsilcisi olan HADEP’e karşı aldığı iğrenç tutum var. İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, sol içinde şiddeti alabildiğine meşrulaştırıyor, hatta solcu militanları adli makamlara yayınları aracılığıyla ispiyonlamayı bir marifet sayıyor. 80’lerin sonu 90’ların başında Kürt hareketi güvenli ve Türkiye’de sol hava egemenken ezilen Kürt halkıyla açık bir ittifak kuran ve hatta Abdullah Öcalan ile görüşmeleri nedeniyle hapishanede yatan Perinçek, son seçimlerde faşist MHP’nin yükselişi karşısında hemen Kürtlerin düşmanı MHP’nin tabanıyla ittifak kuracak kadar ilkesiz ve iktidar hırsı içinde.
İşçi Partisi kitlesel bir desteği olmayan küçük bir sekter Milliyetçi, laik cepheci fikirlerin egemen olduğu bu dönemde laik cepheci, milliyetçi fikirlerin altında olan solcu gençleri örgütleyerek büyümeye çalışıyor.
Bu gün Filistin’le dayanışmak yerine İşçi Partilileri dövenler; orijinal faşistler yerine İşçi Partisiyle uğraşanlar kendi mezarlarını kazıyorlar. Büyük kitlelerden giderek daha fazla kendilerini izole ediyorlar. Jandarma ve polisin bulunduğumuz alana müdahalesi artıyor.
Gelin bugün İşçi Partilileri dövmek için birleşmek yerine “Savaşa Karşı Küresel İntifada Sosyal Forumu”nu örgütlemek için birleşelim. Bulunduğumuz alanda insanların kendilerine ve sola olan güvensizliğini kıralım. Kitleler açısından birlik ancak gerçek düşman olarak gördükleri şeye karşı mümkün.

EMEP (Emeğin Partisi) –
DEVRİMCİ MÜCADELE (Doktorcular) ÇATIŞMASI
Halkın Kurtuluşu (TDKP) kökenli Emeğin Partisi’yle Devrimci Derleniş kökenli Devrimci Mücadeleciler arasında 20Kasım 2002 günü İstanbul Zeytinburnu’ndaki Nakliyeciler Sitesi’nde sendikal rekabetten kaynaklanan çatışmada Devrimci Mücadele taraftarı Nakliyat–İş sendikası üyesi Oğuzhan Menek, Cemil Ballı ve Şeref Akbulut öldürüldü 7 kişi de ağır yaralandı.
Halkın Kurtuluşu’nun illegal örgütü TDKP’nin 1994’den itibaren illegaliteye son vererek legal bir zeminde partileşme kararı almasıyla bu örgütün taraftarları 1995 yılında önce EMEK (Emek Partisi)’i kurdular. Bu partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasıyla ardından bu partinin devamı olan “Emeğin Partisi”ni kurdular. EMEP daha çok örgütsel faaliyetlerini sendika alanda sürdürmektedir. Bu çalışmalarında da kimi zaman başarılı olmuştur. Türk–İş’e bağlı Türkiye Motorlu Taşıt Sendikaları (TÜMTİS) EMEP taraftarlarının yönetimindedir. TÜMTİS’i ele geçiren EMEP ile Devrimci Mücadele taraftarlarının hakim olduğu DİSK’e bağlı Nakliyat–İş sendikası arasında Ağustos 2002’den itibaren Ambarlar’da sendika üyeliği rekabeti yaşandı. Her iki sendika da Ambarlar bölgesindeki işçileri yanlarına çekmek için büyük mücadele sarf edeceklerdi. Olayların ilk kıvılcımı TÜMTİS Ambarlar Şubesi yöneticilerinin TÜMTİS Disiplin Kurulu tarafından disipline uymadıkları gerekçesiyle sendikadan ihraç edilmelerinin ardından DİSK’e bağlı Nakliyat–İş’e geçmesiyle başladı.
TÜMTİS Ambarlar şubesinin karşısında sendika bürosu açan Nakliyat–İş Sendikası, daha sonra TÜMTİS’in 800 üyesini örgütledi. Yaklaşık bin kişinin çalıştığı Ambarlar’da, TÜMTİS üyesi işçiler TÜMTİS’ten istifa ederek Nakliyat–İş’e geçmeye çalışıyordu. Emeğin Partisi’nde bir dönem genel başkan yardımcılığı yapan Sabri Topçu’nun Genel Başkanı olduğu TÜMTİS sendikası üniversitelerdeki Emeğin Partisi’ne mensup gençleri ve bu partinin üyelerini getirerek Nakliyat–İş sendikasına karşı güç gösterisinde bulunuyordu.
Her iki sendika arasındaki rekabet, 20 Kasım günü İstanbul Ambarlar’da 3 kişinin öldürüldüğü 7 kişinin yaralandığı kanlı çatışmaya meydan verecekti.. Nakliyat–İş sendikası olaylardan TÜRK–İş’e bağlı TÜMTİS sendikası yöneticilerini sorumlu tuttu. Nakliyat–İş’e göre 3 işçinin katili TÜMTİS–EVRENSEL–EMEP çevresiydi. TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu’ya göreyse kavganın çıkmasına Nakliyat–İş sendikası neden olmuştu. Topçu’ya göre Nakliyat–İş TÜMTİS üyelerine baskı yaparak onları istifaya zorluyordu. Ambarlardaki üç işçinin öldürülmesi olayıyla ilgili Topçu’nun açıklaması aynen şöyleydi:
Olay dün başladı. Nakliyat–İş’e kayıt yaptırmaları yönünde bir süredir işçilere baskı yapılıyordu. Dün bir grup TÜMTİS’in Topkapı’daki 1 No’lu Şubesi’ne saldırmış. Camları kırmışlar. Bunun üzerine arkadaşlarımız karakola ve adliyeye başvurdular. Sabah da bir grup yine aynı yere saldırarak sendikanın tabelasını indirmiş. Daha sonra olaylar büyümüş.93

3 Devrimci Mücadele Taraftarı İşçi EMEP’liler Tarafından Öldürüldü.
Dr. Hikmet Kıvılcımlı taraftarı Devrimci Mücadele grubunun çıkartmış olduğu “Devrimci Mücadele” adlı derginin Kasım 2002 tarihli 41’inci sayısında “3 İşçinin TÜMTİS–EVRENSEL ve EMEP çetesi tarafından öldürüldüğü” öne sürülüyordu. Ambarlar olayıyla ilgili dergide çıkan yazı:
Topkapı Ambarları Katliamı ve Gizlenemeyecek Gerçekler
20 Kasım 2002 tarihinde Topkapı Ambarlarında İşçi Sınıfının üç yiğit evladı: Şerif Akbulut, Oğuzhan Menek ve Cemil Ballı’nın hunharca öldürülerek şehit edildiği bir katliam yaşandı. Bu katliamı ve katliamın azmettiricisi ve uygulayıcısı TÜMTİS–EVRENSEL–EMEP çevresini bu insanlık dışı davranışından dolayı lanetliyoruz. “Elleri Genç İşçi Kanıyla kaplanmış” bir hareket, artık İşçi Sınıfı hareketi olamaz. Bu tür hareketlerin İşçi Sınıfı adına konuşmaya hakları yoktur, olmamalıdır…
Üç Genç, Yiğit İşçinin katledilişi karşısında tarafsız kalmak iddiasındaki tutumların da proletarya davranışıyla hiçbir ilgisi yoktur. Ya katledenden yana olacaksın, ya katledilenlerden.. “Tarafsız olmak” katilden yana olmaktır… biz bütün yüreğimizle şehitlerden, yaralılardan ve bu acıyı hep beraber yaşamış olan Ambar İşçilerinden yanayız. “Kim haklı, kim haksız, önemli değil” yaklaşımının; bırakalım İşçi Sınıfını, insanlıkla bile bir ilgisi yoktur. Hatta burjuva adalet anlayışının bile gerisine düşmektir. Çünkü burjuva adaleti bile, 4 katili hapse atmak gereğini ve vicdanlılığını gösterebilmiştir. Göstermek zorunda kalmıştır.
970 Ambar İşçisinin özgür iradesiyle TÜMTİS’ten istifa ederek Nakliyat–İş’e üye olmalarını ve bunu hazmedemeyen TÜMTİS–EVRENSEL–EMEP çevresinin işi katliam düzenlemeye kadar vardırmalarını somutça anlamak için:
Üyeliklerden sonra Nakliyat–İş’in yaptığı Basın Açıklamasını,
Ve bu Basın Açıklamalarında yapılan çağrıya uyarak, gidip işçilerle yaptığımız Röportajı,
Ve hatta konu daha net anlaşılsın diye, katliam sonrası TÜMTİS’in ev EMEP’in yaptığı açılışları izleyen sayfaları da aynen yayınlıyoruz.
Sözü edilen açıklamalar: olayı tüm cepheleriyle ve somut gerçekliğiyle anlatmaktadır.
Her şey öylesine açık ve net ki, fazla söze, bir yoruma gerek bırakmıyor.

Nakliyat–İş Sendikası: “Sarı sahte sol EMEP işçi sınıfının üç genç evladını katletmiştir.”
Nakliyat–İş sendikası genel yönetim kurulu üç üyelerinin öldürülmesi olayından sahte sol olarak nitelendirdiği EMEP’i suçlamıştır. Emeğin Partisi’ni ve TÜMTİS genel merkezini devrimci katili olarak ilan etmiştir. Sendikanın yayınlamış olduğu açıklama Devrimci Mücadele dergisinin 41’inci sayısında geniş bir şekilde şöyle yer almaktadır:
Sarı–sahte sol EMEP, İşçi Sınıfımızın üç genç evladını katletmiştir. Kendi sarı sendikası TÜMTİS’in patronlarla eklemlenen yapısından kaynaklanan, işveren yanlısı, işçi düşmanı davranışlarına isyan ettikleri için Ambar İşçilerine savaş açmıştır EMEP.
Topkapı Ambarlarına gelen, olayın gerçekliğini öğrenmek isteyen gerçek devrimci ve demokratlara işçiler şunu anlatırlar:
“TÜMTİS bizim dertlerimizle, meselelerimizle ilgilenmez oldu. son iki toplu sözleşmede elimize bir şey geçmedi. Hakkımız alınmadı. Ekmeğimizde gitgide küçüldü. Karnımız doymaz oldu.
“Sonra yönetimde bize yer verilmedi. İşçinin söz ve iradesi hiçe sayıldı. Biz işte bu yüzden TÜMTİS’ten istifa ettik. Nakliyat–İş’e geçtik.”
EMEP–TÜMTİS ve Evrensel Gazetesi olayı sendikalar arası sürtüşmeden kaynaklanmış biçiminde göstermeye çalışmaktadır. Bunun gerçekle hiçbir ilgisi yoktur. Ambar İşçileri, Nakliyat–İş’e gelmeden aylarca önce, TÜMTİS’le pratikte ilişkilerini bitirmişlerdir. TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu Günsili’yi ve Genel Eğitim Sekreteri Gürel Yılmaz’ı, Nakliyat–İş’e gelmeden ortalama iki ay kadar önce döverek Ambarlardan çıkartmışlardır.
Yani Ambar İşçilerini Nakliyat–İş; orada şube açarak tek tek ya da üçer beşer üye kaydetmemiştir. Tersine Ambar İşçileri önce TÜMTİS’le bağlarını fiiliyatta kesmişler, yöneticilerini döverek ambarlardan atmışlar, sonra da Nakliyat–İş’e geçmeye topluca karar vermişlerdir. Ambar İşçileri Nakliyat–İş’e toplu halde ve kendiliklerinden gelmişlerdir… Nakliyat–İş sürece ancak bundan sonra katılmıştır.
Demek istediğimiz şudur: Olay TÜMTİS’le Nakliyat–İş arasında yaşanmamıştır. Ambar İşçileriyle EMEP–TÜMTİS ve “Evrensel” arasında yaşanmıştır mücadele.
EMEP; Ambar İşçileri, TÜMTİS saflarını, yöneticilerini döverek terk ettikten sonra, oturup düşünmeliydi… Biz nerede, ne gibi yanlışlar yaptık da bu 970 işçi bizden ayrıldı diye.
Fakat bunu yapacak devrimci teoriye sahip olmadığı için EMEP ters bir yola girdi… daha doğrusu eski sarı–sol tavrını sürdürmeye devam etti. Ambar işçilerini düşman ilan etti ve onlara savaş açtı…
EMEP; yaptığı yazılı açıklamada, kendisinin olayla hiçbir ilgisinin olmadığını iddia ediyor. Bu iddia; bir yalan ve demagoji makinesine dönüşmüş olan EMEP’in bayağı ürünlerinden biridir.
TÜMTİS Genel Başkanı Sabri Topçu, herkesin bildiği gibi son iki dönemdir EMEP’in millet vekili adayıdır. Örgütlenme sekreteri Şükrü Günseli EMEP’lidir. Katliam günü diğer katillerle birlikte sabahın sekizinde ambarlara gelerek pusuya yatan İlker Dilcan, TÜMTİS Genel Merkez Basın Yayın Uzmanı ve EMEP’in Fatih ilçe üyesidir ve üst kurul delegesidir. Bu üç EMEP’li katliamın planlayıcısıdır. Bunların biri de (İlker Dilcan) katliamda fiilen yer almıştır, yani uygulayıcısıdır da. (Şu anda tutukludur)
Katillerin şefi durumundaki Hasan Do ğan, TÜMTİS İstanbul 1 Nolu Şubesi Mali Sekreteridir. Tutuklu bulunan bir diğer katil, Kemal Karabulut ise TÜMTİS İstanbul 1 Nolu Şube Sekreteridir.
EMEP’in sözcülüğünü yapan Evrensel Gazetesi katliam öncesi ve sonrası TÜMTİS yanlısı bir tavır sergilemiştir.
Evrensel, 20 Kasım (yani katliam günü) tarihli sayısında: “DİSK’ten ihraç edilen Nakliyat–İş’in yöneticileri, ambar işçilerinin örgütlülüğünü dağıtmak için sürdürdükleri çete saldırılarına bir yenisini ekledi ve TÜMTİS’e saldırdı.”(a.g.y.) diyerek yalan ve demagojide sınır tanımadığını ortaya koymuştur.
Evrensel, katliam sonrasında da işçi düşmanı sarı iç yüzünü sergilemeyi sürdürmüş, katledilen işçi kardeşlerimiz (üyelerimiz) için; hak etmişlerdi iyi oldu anlamına gelen yazılar yayımlamıştır.
22 Kasım (katliamın üçüncü günü) tarihli Evrensel’de “Tanıdık İsimler” başlığı altında yazılan aşağılık metinden birkaç cümle şu şekildedir:
“TÜMTİS’in 24 Ekim 2002 tarihinde Zeytinburnu Cumhuriyet Savcılığına yaptığı başvuruda, adını can güvenliği nedeniyle yayınlayamadığımız bir işçinin şikayetine yer veriyor. (…) TÜMTİS’in dilekçelerinde şikayet edilenler arasında adı geçenlerden ikisi de, önceki gün yaşanan olaylar sırasında hayatını kaybeden Oğuzhan Menek ve Cemil Ballı.”
“(…)
“Dilekçelerde Menek ve Ballı hakkında sendikadan istifaya zorlama, baskı, ölüm tehdidi gibi suçlar nedeniyle gerekenin yapılması isteniyor. TÜMTİS’in yaptığı bütün başvuruları cevapsız bırakan ilgili kurumlar, olayların büyümesinin en büyük sorumlusu olarak gösteriliyor.” (a.g.y.)
Kim gösteriyor?
EMEP, Evrensel ve TÜMTİS…
Neden gösteriyor?
Yaptıkları iblisçe planın ve canavarca katliamın sorumluluğundan kurtulabilmek, suçu Nakliyat–İş ile “ilgili kurumlar”ın üzerine yıkabilmek için.
EMEP, Evrensel ve TÜMTİS burada bir aşağılık yönteme daha başvuruyor… Devrimcilerin ve demokratların devletle olan çelişkilerinden de yararlanmak, o çelişkiyi sömürmek istiyor.
Kendi insanlık dışı planı, katliamı ve sarı–halk düşmanı içyüzü gözlerden kaçsın istiyor.
Ölen genç, yiğit, bir çocuk kadar saf ve masum arkadaşlarımıza (üyelerimize) bile, saygı duymak bir yana, alçakça saldırmaktan kendini alamıyor. Kendini frenleyemiyor. İşçilere duyduğu kini kusuyor. Zaten ölümü hak etmişlerdi. İyi oldu, demeye getiriyor sözü, yukarıda aktardığımız satırlarında…
EMEP ve Evrensel, o denli insanlıktan çıkmışlar ki, ölülerimize bile aşağılık yalanlarla pislik atmaktan geri duramıyorlar…
Oysa bu yiğit arkadaşlarımız, bıçağın üzerine çıplak elle atlayan insanlardır. Ellerinde bir sopa bile yoktur, katledildiklerinde..
Ve Oğuzhan Menek arkadaşımıza katliam günü daha evinden çıkarken (saat sekiz civarında) 6 kişi tarafından pusu kurulur. Saldırırlar arkadaşımıza… Arkadaşımız yiğittir… Saldırganları püskürtür… Buna rağmen ambarlara geldiğinde eline bırakalım silahı–bıçağı, bir sopa bile almaz. Sadece insancıl sınırlar içinde saldırının hesabını sormak ister. Oysa kendisine ve arkadaşlarına alçakça, kalleşçe, canavarca pusu kurar EMEP ve uzantıları…
Katliamdan sonra bile polis barikatını yararak Ambarların bir ucundan başlayıp öbür ucundan çıkan arkadaşımız, karşılaştıkları beş–on TÜMTİS üyesinin kafasını yarmakla ya da birkaç yumruk tekme atmakla yetinmişler, kendilerine karşılık vermeyen insanlara daha fazla zarar vermeyi insanlıklarına yedirememişlerdir… Arkadaşlarımız işte bu denli insancıldırlar… Çünkü hep söylediğimiz gibi, bizim devrimciliğimiz–sendikacılığımız insan sevgisinden kaynak alır. İnsanın hayvan yerine konulmasına isyan ettiğimiz için devrimciyiz, sendikacıyız biz…
EMEP ve TÜMTİS; Ambarlara, defalarca Türkiye’nin değişik bölgelerinden topladığı taraftarlarını getirerek alçakça planın ilk aşamasını ortaya koymuştur. Bazen, önce de söylediğimiz gibi, genç üniversite öğrencilerini Ambarlara getirip işçilerin karşısına çıkarmıştır… Biz karşılaştığımız öğrenci arkadaşlarımıza, İşçi Sınıfının ve tüm halkın hak ve çıkarlarını savunmayı, her şeyin üstünde tutmayı, devrimciliğin, solculuğun bu olduğunu öğretiyoruz. Sarı EMEP ise gençleri Ambar İşçilerinin karşısına çıkarıyor. Yani gençlere işçi düşmanlığı öğretiyor. Böyle bir partiye–harekete devrimce–sol denebilir mi?
EMEP önderleri tip olarak faşist liderleri çağrıştırırlar. Ruh halleri de; kalleşlikleri, alçaklıkları, korkaklıkları ve acımasızlıklarıyla faşist liderlere benzer.
Faşist liderler için kendilerine şan, poz, unvan, makam, iktidar sunmayan herkes suçludur, cezalandırılmalıdır…
EMEP ve TÜMTİS, dışarıdan devşirdiği taraflarını getirip Ambarlarındaki şubelerine doldurmasaydı, orada hiçbir olay yaşanmazdı. Katliam gününe gelinceye kadar, bütün olaylar, dışarıdan getirilen bu taraflar topluluğunun Ambar işçilerine hava atmasından çıkmıştır… Ambar işçileri, kendi iradelerine ve seçimlerine meydan okumaya kalkışan bu yabancı gruba haklı olarak tepki göstermişler, TÜMTİS Şubesinin etrafını kuşatmışlardır böyle durumlarda… İsteselerdi, 30–40 kişilik bu devşirme grubu her gelişlerinde öldürebilirlerdi… Ama arkadaşlarımız asla böyle bir şey düşünmemişlerdir… Onlar, bir tek şey istemişlerdir: Kendi iradelerine–tercihlerine saygı duyulması… EMEP işte bunu yapamadığı için olayları sistematik biçimde sürdürmüş ve sonunda canavarca planını uygulamıştır… Bana başkaldıranların sonu budur, demek istemiştir. Tıpkı faşist liderler gibi…
Katiller TÜMTİS Yöneticileridir
Katliamı yapan ve şu anda tutuklu bulunan katillerden ikisi TÜMTİS İstanbul 1 Nolu Şube yöneticisidir. Bunlardan Kemal Karabulut Şube Sekreteridir. Hasan Doğan Şube Mali Sekreteridir.
İlker Dilcan ise EMEP’in eski adamlarındandır. TÜMTİS’teki resmi görevi ise kendi açıklamalarına göre “Basın Yayın Uzmanı” şeklindedir. Bir diğer katil Aziz Özdoğan ise TÜMTES üyesidir.
Katliam öncesindeki akşam (19 Kasım’da) Genel Başkan Sabri Topçu, ambarlarındaki şubelerinde katillerle ve dışarıdan getirilen EMEP’lilerle toplantı yapmıştır. Sanıyoruz bu toplantıda katliam planına son nokta konulmuştur. Son şekli verilmiştir.
TÜMTİS EMEP Olmuştur
TÜMTİS Genel Merkez Yönetiminden ikisi profesyonel (bir Genel Sekreter, biri Genel Mali Sekreter), ikisi de amatör Genel Merkez Yöneticisi olmak üzere, dört kişi (yönetici) istifa ederek sendikamız Nakliyat–İş’e gelmiştir. Yine Genel Merkez Denetleme Kurulu’nun üç yöneticisinden ikisi de istifa edip sendikamıza gelmiştir.
TÜMTİS İstanbul Bölge Şubesi’nin tüm yönetim organları (yönetim, denetleme, disiplin kurulu) üyelerinin tamamı da istifa edip sendikamız Nakliyat–İş’e gelmiştir. Yani üyemiz olmuştur.
TÜMTİS Genel Merkez Yönetim Kurulu’nun dokuz üyesinden dördü istifa edip bize gelmiştir. Geride kalan beş üyeden biri olan Genel Başkan Sabri Topçu bir dönem EMEP Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Yani EMEP’in Levent Tüzel’den sonraki ikinci kişi olmuştur. Şu anda bu görevini sürdürüp sürdürmediğini bilmiyoruz.
Bu beşlinin diğer ikisi de (Şükrü Günsili, Gürel Yılmaz) EMEP’lidir.
Demek ki istifa etmeyen beş üyeden üçü EMEP’lidir. Diğer ikisinin durumunu bilmiyoruz.
Gördüğümüz gibi TÜMTİS’li EMEP iç içe geçmiştir. Ayrılıkları gayrılıkları kalmamıştır. Biz işte bu yüzden katliamın plancısı ve azmettiricisi EMEP’tir diyoruz.
Şu anda katilleri polis aşamasından başlayarak savunan üç avukat da EMEP’lidir. Yine Evrensel Gazetesi’nin sahibi olan Avukat Fevzi Saygılı da gerek katliamdan önce, gerekse katliamdan sonra katillerin avukatlığını yapmaktadır. Katillerin en canavarı olan Hasan Doğan, ilk polis ifadesinde cinayetini itiraf eder (bu polis tutanağında kayıtlıdır, dava dosyasında da mevcuttur) EMEP’in avukatları devreye girer, katillerle Emniyet Müdürlüğünde görüşür. Ondan sonra bu katil de suçunu inkara yönelir. Katliamla ilgisinin olmadığını iddia etmeye başlar… Yani EMEP’in avukatları tüm avukatlar hünerlerini göstermişlerdir…
EMEP yukarıda da belirttiğimiz gibi katliamın her aşamasında aktif biçimde hatta baş aktör olarak yer almıştır. Halen de almaktadır…
EMEP, bu gencecik avukatlara işçi katillerini savundurmaktadır… O gençler, devrimcilik yapıyoruz sanarak işçi düşmanlığı yapmaktadır. Yazık..
EMEP–EVRENSEL–TÜMTİS’in Yılan Gibi Kıvrılışı
Evrensel ve TÜMTİS, katliamın üçüncü gününe kadar NAKLİYAT–İŞ’e ve ambar işçisi arkadaşlarımıza kin kusar. Yalan ve demagojilerle saldırır… yukarıda da belirttiğimiz gibi şehit arkadaşlarımızın arkasından bile kin kusmaktan kendini alamaz…
Fakat üçüncü gün, yani 22 Kasım’da, bir durum değerlendirmesini yaparak bir anda dümen kırar–tavır değiştirirler. Mevcut tutumlarının, katliamdaki rollerini ele verdiğinin farkına varırlar. Ondan sonra Evrensel Gazetesi tarafsızı oynamaya başlar…
TÜMTİS şehit arkadaşlarımız için Evrensel ve Özgür Gündem’de ölüm ilanı yayınlatır. Aslında nefret ettikleri ve ölümlerine sevinçten bayram ettikleri arkadaşlarımızın ölüm acısını duyar gibi yaparlar. Doğrusu bu aşağılık, iğrenç numara–oyun iblisin bile aklına belki gelmezdi.
Faşist MHP de geçmişte binlerce devrimcinin kanına girmişti. Hâlâ da seyrek de olsa girmektedir. Ortaçağcı güçler, Sivas’ta 37 aydınımızı yakarak yine aynı canavarlıkla katletmişti. Fakat onların aklına kurbanları için ölüm ilanı yayınlatmak, duymadıkları acıyı duyar gibi görünmek gelmemişti.
Böylesi bir iblisçe oyunu yine Hitler ve Naziler oynamıştı… Hitler sadakatinden kuşkulandığı generallerini intihara zorlar, subaylarını öldürtür sonra da onları kahraman ilan ederdi… EMEP’liler bu alanda da Hitler’e öykünmektedirler… Yine bilindiği gibi Mafya babaları da kurbanlarının cenazesine çelenk gönderirler…
22 Kasım’da EMEP ve uzantıları bir karar daha alırlar. Olayın çapını küçük göstermek ve olayı unutturmaya çalışmak…
Olayın tartışılmasının kendi sarı sol içyüzünün ortaya çıkmasına yol açtığını gören EMEP bu yola sapmıştır. 22 Kasım’a kadar Evrensel’de günlerce yarım sayfayı aşan boyutlarda yer alan yalanlar ve yanlışlarla dolu Ambarlar haberleri, o tarihten sonra, kıyıda köşede yer alan birer küçük önemsiz haber biçiminde verilir olur…
EMEP’in Boşluğu ve Kofluğu
Bu hareketin tavırdan tavra savrulması, bir uçtan öbür uca sürüklenmesi onun bir diğer karakteristiğidir. Geçmişte Ramiz Alia hakkında (konusunda) da benzer bir tavır sergilemişlerdi. AEP yöneticisi Ramiz Alia’yı önce büyük devrimci önder, sonra da revizyonizmin–reformizmin temsilcisi olarak göstererek o günlerde sol ortamda alay konusu olmuşlardı… Devrimciler hatırlar…
Hiçbir orijinal (kendine özgü) düşünce ve davranışı olmayan bu kof ve boş hareket 1990’a kadar AEP’nin (Arnavutluk Emek Partisi’nin) Türkiye’deki HİNK DEYİCİLİĞİNİ ya da amigoluğunu yapmaktaydı… AEP gibi onun da politikasının esasını SSCB’ye “Sosyal Emperyalist” diyerek düşmanlık gütmek ve tabii SSCB’ye, Sosyalist Kamp’a, Küba’ya küfretmek oluşturuyordu…
1998 Kasımında bunlar (Evrensel Basım Yayın) namuslu Fransız aydını, devrimcisi Henry Alleg’in “Büyük Geri Sıçrama” adlı eserini yayınladı…
Henry Alleg ve kitabı sol söylemle: “Sovyetik”ti. Yani Sovyetler Birliği ve Sosyalist Kamp’a düşman değil, yandaştı. Ve kitap, SSCB’nin Emperyalist değil, Sosyalist olduğunu, o ülkedeki Sosyalist İktidarın 1991’de yıkıldığını, Kapitalizme ondan sonra geçilmeye başlandığını ileri sürüyordu, çok haklı olarak… Kendi kafasıyla düşünen–davranan tüm mantık ve bilinç sahipleri gibi…
Yani kitap, EMEP’in 1990’a kadar karşı olduğu tezleri savunuyordu…
Bunlar kitabın arka kapağına bir tanıtım yazısı koyarlar. Bu yazıda şöyle cümleler yer alır:
“Eski SSCB yurttaşları bugün nasıl yaşıyor? Ülkelerinin ve düşlerinin yıkılışından ne gibi sonuçlar çıkarıyorlar? “Özgür toplum” ya da daha açık konuşmak gerekirse, bugün gerçek yüzünü keşfettikleri Kapitalizm hakkında ne düşünüyorlar? 0 kadar vaatler ve yeniliklerle dolu gibi görünen Perestroyka niçin ve nasıl büyük bir felakete; Rusya’da yaygın olan bir deyişe göre, bir “katastroyka”ya dönüştü?” (…)
“Uçsuz bucaksız yazgısı yarın ne olacak? Üçüncü dünyalaşma mı, yoksa Sosyalizme dönüş mü? Eski Sovyetler Birliği’ni oluşturan halklar arasında yeniden yakınlaşma mı, yoksa kanlı bir “Yugoslavyalaşma mı?” (a. g. y)
Açıkça görüldüğü gibi, yukarıdaki satırlarda (ve yazının aktarmadığımız bütününde), SSCB’nin emperyalist değil sosyalist Olduğu, kapitalizme 1991 ‘de geçilmeye başlandığı öne sürülmektedir.
Anlaşılıyor ki, EMEP–Evrensel liderleri görüş değiştirmiştir… 1990 öncesi savundukları tezin tam karşıtını savunmaya başlamışlardır artık.
Fakat bunu, bir tanıtım yazısında itiraf edebilmişlerdir. Daha doğrusu kitabın içtenliği–devrimci gücü, olağanüstü gerçekçiliği onları bir anlık da olsa böyle bir itirafa sürüklemiştir…
Fakat onlar, kendilerinde oluşan bu değişikliği açıkça hareket olarak ortaya koyamamışlardır. Çünkü böyle bir davranış geçmişe ilişkin ağır bir özeleştiriyi de beraberinde getirecektir kaçınılmazca. Böyle bir şeyi yapsalar, çeyrek asırdır kandırdıkları, zırva tezlerle avuttukları insanları isyana–başkaldırıya yöneltebilirdi. Uyuttukları taraftarlar bizi onlarca yıl yalanlarla–yanlışlarla neden uyuttunuz? Siz ne biçim devrimci öndersiniz? diye yakalarına yapışmaya itebilirdi. Yani bir çuval gibi, boşlukları ve koflukları herkesçe görülebilirdi.
İşte bunlardan korkan EMEP liderleri açıkça özeleştiri yapmayı göze alamamışlardır. Zaten onlarda gerçek bir devrimci gibi özeleştiri yapabilecek ahlak–dürüstlük yoktur… Onlar her zaman aman uyuttuğumuz–avuttuğumuz taraftarlar uyanmasın, koltuğumuz sarsılmasın oportünist anlayışı içinde olmuşlardır…
İdeolojice iflas etmiş olan bu hareket var olma hakkını zaten yitirmişti… Bugün üç masum işçinin canım alarak bu haklarını bir kez daha yitirmiştir…
Dün AEP’nin eteğine yapışarak siyaset yapan EMEP, bugün de DEHAP’ın şemsiyesi altına girerek eriyişini durdurmaya, varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Fakat bu taktiği de işe yaramayacak, onu yok olmaktan kurtaramayacaktır. İşçi Sınıfımız, kendisine karşı böylesine ağır suç işleyenlerin yaptıklarını yanlarına bırakmayacak, yakalarına yapışacaktır…
Bu hareketin (EMEP’in) taraftarlarına da bir uyarı ve önerimiz var:
Bu hareket teorik ve pratik anlamda iflas etmiştir. Devrimcilik iddiasında bulunma hakkını kaybetmiştir…
Taraftarlar, kendilerinin “Foto Maç” ya da “Fanatik” okuru olmadıklarının bilincine varsınlar… Hizmetinde bulundukları hareketi, her türlü önyargıdan–önyargıdan arınmış olarak, olduğu gibi yani gerçekte ne ise öylece görmeye ve değerlendirmeye çalışsınlar.
Bu hareketin saflarında devrimcilik yapılamaz…
Bu insanlar; bu hareketin saflarında geçirdikleri yılların boşa geçirilmiş yıllar olduğunu bir gün görecekler ve üzüleceklerdir.
Devrimci–Demokratik Kamuoyuna–Halk Örgütlerine
Daha önce de belirttiğimiz gibi Devrimci ve Demokratlardan Devrimci–İnsancıl bilinç, ahlak ve vicdandan kaynaklanan adalet bekliyoruz. Olayı olduğu gibi görüp–yargılamalarını bekliyoruz. Devrimcilik–Demokratlık bunu emreder zaten…
12 Aralık 2002
Nakliyat–İş Sendikası
Genel Yönetim Kurulu

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: