MÜRTED’E GELEN ZİYARETÇİLER

MÜRTED’E GELEN ZİYARETÇİLER
Mürted Askeri Havaalanı’nda tutuklu iken gelen ilk ziyaretçi Mehmet Özgüneş’ti; “Bir ihtiyacınız var mı?” diye sordu. Kendisine teşekkür ettim. Yurt dışında Libya Büyükelçiliği’ne tayin edildiğimi orada iki yıl kalacağımı iki yıl sonunda Türkiye’ye dönebileceğimi bildirdi. Kendisiyle helalleştik ve vedalaştık. Mehmet Özgüneş bizim grubumuza dahil bir subaydı; “Sizi niçin yurtdışına gönderiyorlar da beni göndermiyorlar? Bunu bir türlü anlayamadım” dedi.
Özgüneş’ten sonra gelen ikinci ziyaretçi M.B.K. Üyesi Kadri Kaplan’dı. Kaplan da ihtiyacımızı, halimizi, hatırımızı sordu. Kaplan’a şöyle seslendim:
— Yarbayım, siz Rus Çarı Nikola kadar olamadınız?
Hayretle sordu:
— O da ne demek?
Açıkladım:
— Çar Nikola Gazi Osman Paşa’nın kılıcını almamıştı. Siz bizim bütün silahlarımızı aldınız. Her komite üyesine verilen gümüş plaketleri de aldınız.
Yarbay; “Ahmet, bu sözün çok ağır olmadı mı?” dedi ve üzgün bir şekilde ayrıldı.
Mürted’e gelen üçüncü ziyaretçi bir deniz albayı idi… Aramızda şöyle bir diyalog geçti:
— Yüzbaşım, 36.000 TL.’lik emekli ikramiyeniz bendedir. Bu parayı siz yurt dışına gittiğiniz için şahsınıza veremiyoruz. Kime verilecek ise talimatınızı almaya geldim.
— Albayım ben bu parayı Mevlanakapı Yetiştirme Yurdu’na hibe ediyorum. Ona göre işlem yapınız.
— Siz zengin bir aile misiniz?
— Hayır… Kendi yağıyla kavrulan bir aileyiz.
— Peki ama bu parayı neden hibe ediyorsunuz? Eviniz var mı?
— Hayır…
— Bununla bir daire satın alabilirsiniz.
— Bahsettiğiz para bana mı aittir?
— Evet, size aittir.
— Ben bu parayı istediğim gibi kullanabilir miyim?
— Evet, kullanabilirsiniz.
— Öyleyse ben bu parayı Mevlanakapı Yetiştirme Yurdu’na hibe ediyorum.
— Yüzbaşım, üzgünsünüz, yorgunsunuz ben şimdi gidiyorum. Yarım saat sonra tekrar geleceğim. Lütfen sakin olunuz ve düşününüz.
Bu diyalogdan sonra Denizci Albay ayrıldı. Bir müddet sonra tekrar geldi ve aynı soruyu tekrarladı:
— Evet bu parayı kime verelim?
Albay çok ısrar ediyor, dediğimi de yapmak istemiyordu. Ben de ısrarlıydım:
— Albayım, anladım siz bu parayı hibe etmeyeceksiniz. O halde Ankara’da bulunan eşime sorun. İhtiyacı kadarını ona verin. Geri kalanını da babama gönderin.
İsim ve adresleri aldı; “Yüzbaşım, geçmiş olsun sizi tebrik ederim” dedi. Ayrıldı, gitti.
Bu parayı yetiştirme yurduna niçin hibe etmek istemiştim? Bu yurtla benim maddi ve manevi bir ilgim vardı. Sadece öğle yemeklerini o yurtta yer her ay ücretini öderdim. O kimsesiz ve garip çocukların halleri beni çok duygulandırır ve ilgilendirirdi. Onların dertleriyle meşguliyeti bir vazife sayardım. M.B.K. zamanında İstanbul’da bazı kişiler köşklerini hizmetimize sundular, kabul etmedim. Hiçbir gün İstanbul’da otel ve motellerde kalmadım. Mevlanakapı Yetiştirme Yurdu Müdürü’nün bana tahsis ettiği yurdun çok mütevazi bir odasında yattım, kalktım. Hatta bir seferinde kaldığım odanın anahtarı bulunamadı. O akşam yurdun revirinde kaldım. Bu sebeplerle bütün yurt ailesine karşı bir muhabbetim, bir hürmetim vardı. Nitekim deniz mevsiminde 1. ci Ordu Komutanlığı ailece dinlenmemiz için bir motel tahsis etmiş kendilerine teşekkür ettim. Tahsisi kullanmadım. Ancak Büyükçekmece’de yetiştirme yurtlarının açtığı çadırlı kampa çoluk çocuğumla birkaç gün iştirak ettim.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: