Mustafa Kuseyri ensesinden vurularak öldürüldü.

Sol Örgütlerin Mustafa Kuseyri’nin Ölümü Üzerine Yayınlamış Oldukları Bildiri ve Yazılar

 

TİP Yanlısı SGÖ Genel Başkanı Atilla Arsoy:

“Devrimci arkadaşımız Mustafa Kuseyri ensesinden vurularak öldürüldü.”

22 Mayıs gecesi, Hukuk Fakültesi öğrencilerinden devrimci arkadaşımız, yiğit insan Mustafa Kuseyri, Basın Yayın Yüksek Okulu Öğrenci Derneği’nde otururken ensesinden vurularak öldürüldü. Açıktır ki, sosyalist hareket içindeki küçük–burjuva unsurların zamansız tahrikleri sonucunda, sosyalistler, yılların mücadelesi ile kazandıkları demokratik hakların büyük kısmını yitirme durumuna gelmişlerdir. Ve şimdi sosyalistler, yitirme durumunda oldukları bu demokratik hakların yeniden mücadelesini vermek zorundadırlar. Bu ortamda tüm sosyalistlere düşen görev, egemen sınıf karşısında tek silahımız olan ana örgütü desteklemek ve onun bayrağı altında anti–faşist eyleme girmektir. Gençliğe düşen ikinci bir görev ise, burjuvazinin, sosyalistler ile yığınların bağını koparmak amacıyla eylemleri üniversiteye hapsetmek için yaptığı provokasyonları da göze alarak, işçi sınıfı ve emekçi yığınlarla olabildiğince bağları korumak ve daha sıkı yeni bağlar kurmaktır. Sosyalistler ve sosyalist örgütler için en büyük tehlike kitlelerden tecrit olmaktır. Gençlik yığınlara ulaşmalıdır, ulaşacaktır.

 

 

Suçlanan Ülkücüler Haykırıyor:

“Kuseyri’nin Katili Devrimci Arkadaşlarıdır”

Ülkü Ocakları Birliği Mustafa Kuseyri’nin ölümü üzerine Atatürk öğrenci yurdunda bir basın toplantısı düzenledi. ÜOB basın sözcüleri Ramiz Ongun ve Şevket Bülent Yahnici yaptıkları ortak açıklamada Kuseyri’nin ölümünün ülkücülerle alakası olmadığını katillerin sol örgütler arasından aranması gerektiğini, çünkü Kuseyri’nin sol içi fraksiyon çatışmaları neticesinde öldürüldüğünü belirtmişlerdi. Ülkücüler Dev–Genç başkanı Atilla Sarp ve Dev–Genç militanlarından Sarp Kuray’ın da beyanatlarına cevap vererek, “Bize tehditler sökmez, bizi katillikle suçlayan katiller, site yurdunda saklandı diyenlere komünistlere tavsiyemiz var; gidin katili kendi içinizde, devrimci komitelerinizde arayın.” diyorlardı.

Ülkücü Hareketin yayın organlarından “Devlet” gazetesinin 1 Haziran 1970 tarihli 61. sayısında “Ahlak Fukaralığı” başlıklı makalede Çağrı Çoşkun olayla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyordu:

Mustafa Kuseyrioğlu’nun kimin ve hangi sebeple öldürdüğü henüz belli değildir. Yalnız, Milliyetçi Türk gençlerinin böylesine bir cinayetle en ufak bir ilgilerinin bulunamayacağı o kadar açıktı ki, aksini düşünebilmek için aptallık bile yetmezdi. Öğrenciler arasındaki çatışmalara yabancı olmayanlar, hele hele gazeteciler, şu gerçekleri mutlaka bilmek zorunda idiler. Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Basın–Yayın Yüksek Okulu aşırı solcu gençlerin başlıca karargahlarından biridir. Bütün giriş kapılarına silahlı nöbetçiler konmuştur Komünistlerin tedhişleri o dereceye varmıştır ki, Milliyetçi gençler fakülteye bile gidememekte, derslerine girememektedirler. Gündüz gidilemeyen bir yere, gecenin karanlığında üç kişi ile baskın yapılması imkansızdır. Genç Bozkurtların aşırı cesaretleri ve baskından çekinmeyecekleri kabul edilse bile hiç kimse görmeden yukarı çıkmaları ve öğrenci cemiyeti odasına girmeleri imkansızdır Bunu da başarsalar Mustafa Kuseyrioğlu’nun kendisini vurmağa gelmelerini beklercesine, kıpırdama ihtiyacını duymadan koltuğunda oturması imkansızdır Üç gencin, cinayeti işledikten sonra, kimseye yakalanmadan uzaklaşmaları ve karanlığa karışmaları ise tamamen imkansızdır Aslında cinayet son derece ustalıkla işlenmiştir ve aydınlatılması günlerce, belki de aylarca sürecek bir araştırma sonunda mümkündür Bu duruma rağmen fikir ve niyetlerindeki sapıklıktan çok, ahlak fukaralığı ile tanınan çevreler, bilhassa basınımız gaflet ve ihanet şebekesine dahil bölümü cinayeti yükleyecek bir suçlu aradı ve hemen buldu. Mustafa Kuseyrioğlu’nun “komando”lar tarafından öldürüldüğünü acele keşfettiler İçel Yurdu’ndaki bir arama sonunda, Yücel Özlem adındaki genç, cinayetle ilgisiz bir sebepten ötürü nezarete alınınca hep birden yaygarayı bastılar “Katil zanlısı yakalandı.” Allah’tan korkmadılar, kuldan utanmadılar; hiç bir delilleri yokken yiğit bir Türk Çocuğunu peşinen mahkum ettiler, “İşte katil zanlısı” diye, boy boy fotoğraflarını yayınladılar. Düpedüz yalan söylediler Balistik muayenelerin yapıldığını, Kuseyrioğlu’nu öldüren kurşunun Yücel Özlem’in tabancasından çıktığının anlaşıldığını yazdılar; Türklük düşmanları ile ahlak fukaralarının kuyruklu yalanlarına hala alışamayan vatandaş, haklı olarak şüphelenmeye başladı. Yetkili ve sorumlu bazı kimseler, aşırı solcularla birlikte milliyetçi gençlerden de tedirgin göründüler. İstenen zaten buydu! Milliyetçilerin faşistliği ve faşistlerin saldırganlığı üstüne her zaman acıklı edebiyata devam edildi. Siyaset pazarının cambazları sirk palyaçolarını kıskandırdılar Kuseyrioğlu’nun devrim şehitliği ve faşistlerin ezileceği yolunda parlak nutuklar çekildi. Milletimizin yegane ümidi olan kuvvetlere çamur atıldı. Milliyetçi mücadelenin şerefi, iktidar hırsı ile lekelenmek istendi. Ve üç gün bile geçmeden, gerçeğin hiç değilse bir bölümü aydınlığa çıktı. Katil keşfetme hevesleri kursaklarda kalmıştır Yücel Özlem’in cinayetle ilgisi olmadığı kesinlikle anlaşılmış ve serbest bırakılmıştır

Ahlak fukaralarının özür dilemesini beklemiyoruz. Soylu bir davranışa seciyelerinin müsait olmadığını biliriz. Şimdi sıra cinayetin tam bir açıklığa kavuşmasına gelmiştir Sonuç, bazı çevreler ve kimseler için pek acıklı olabilir; hatta yapılan töreni “geri almak!” için yeni tören düzenlenebilir

İftiracıları kendi bataklıklarında gömülmeğe terk ediyoruz. Ama tarih huzurunda mutlaka hesap vereceklerdir.

Ülkü Ocakları birliği basın açıklaması dışında bir de bildiri dağıttı. Bildiride Mustafa Kuseyri’nin ölümü üzerine Ülkücülere yapılan iftiralara cevap verildikten sonra Kuseyri’nin ölümüyle ilgili katillerin ülkücü hareket saflarında değil, devrimci hareket içerisinde olduğu belirtilmekteydi. Tüm üniversitelerde dağıtılan bildiri aynen şöyleydi;

Büyük Türk Milleti,

Komünistlerin Türk devletini yıkmak, Türk yurdunu parçalamak için giriştiği eylemler zincirine Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde bir öğrenciyi vurarak yeni bir halka daha eklediler Bu hadise komünist eylemin bir parçasıdır Suçu bizim üzerimize yüklemeye çalıştıkları için son olayı kamu oyuna çeşitli yönleriyle açıklamayı lüzumlu gördük:

Komünistler, Mustafa Kuseyri’yi Komandolar’ın, polis ajanlarının vurduğunu, basın ve TRT kanalıyla iddia ettiler Bu alçakça iftira bir tertipti. Zira SBF Basın ve Yayın Yüksek Okulu’nda solcular gece gündüz nöbet tutuyorlar, içeriye hiçbir yabancı resmi ve sivil öğrenci ve hatta ziyaretçileri dahi almıyorlar. Bu kadar sıkı kontrol altındaki bir yere Milliyetçilerin sessizce hiçbir mukavemetle karşılaşmadan girebileceği düşünülebilir mi?

2. Cinayet 21.30 sıralarında işlenmiştir. Olay mahallinde bulunanlar cinayetten 1,5 saat sonra emniyete haber veriyor. Bunun üzerine SBF’ne gelen savcı, 1. şube Müdürü ve diğer yetkililer 2,5 saat içeri sokulmadı. Bu arada 1. Şube müdürü devrimci öğrenciler tarafından dövüldü. Polis ise olay mahalline ancak sabaha karşı (11–12 saat gecikmeyle) girebildi. Anlaşılıyor ki cinayet dışardan gelen bir grup veya şahıs tarafından değil, içerden olmuştur. Emniyet yetkililerin olay mahalline göç alınmasının sebebi nedir? Plan hazırlanması için vakit kazanmak.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi cinayet dışardan gelen üç beş kişilik grup tarafından değil içten düzenlenen bir tertiple işlenmiştir Milliyetçi gençler olarak bizler tarafından yapıldığı iftirasının töhmeti altında kalmamak için araştırmalar yaptık. Cinayetten yapılmasına sebep teşkil edecek ipuçları ele geçirdik. Bunlar sıra ile:

a. Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti seçimleri sırasında Devrimci Grup içerisindeki çekişmeler: Seçim öncesi Hukuk Fakültesi’nde Devrimci öğrenciler başkan adaylığı için iki gruba ayrılmışlardır Bu gruplardan şimdiki Cemiyet Başkanı’na karşı olan grubun sözcülüğünü Mustafa Kuseyri yapıyordu. Bundan ötürü diğer gruba mensup arkadaşları ile araları açıktı.

b. Hukuk Fakültesi’nde 3. sınıfta okuyan bir devrimcinin kız yeğeni ile öldürülen Mustafa Kuseyri ilişki kurarak onu iğfal etmiştir. Ölen Mustafa Kuseyri’yi kızla evlenmeye zorlayan devrimciler Mustafa’nın buna razı olmaması üzerine onu öldürmüş olabilirler.

Bu söylediğimiz ihtimaller, işlenen cinayetin kendi arkadaşları tarafından tertip edildiği kanısı zihinleri kurcalıyor Biz Milliyetçi Türk Gençleri sağdan soldan bu bilgileri toplarken Emniyet Teşkilatı’nın susuşunu, herhangi bir açıklama yapmayışını teessürle karşılıyoruz. Olay sırasında solcu öğrencilerin, katillerin İçel, Adana ve Site yurduna kaçtığına dair iddiaları üzerine İçel ve Adana öğrenci yurdunun polisçe basılması bir arkadaşımızı katil zanlısı diye yakalaması nasıl izah edilebilir

Polisçe yakalanan Yücel Özlem adlı Ülküdaşımız olay sırasında Site Öğrenci yurdunda idi ve olaydan 3–4 saat sonra İçel yurduna gitmişti. Olayda hiçbir ilgisi olmayan masum bir arkadaşımızın sanık olarak yakalanışını Emniyet Teşkilatı adına üzüntüyle karşılıyoruz. Kesin olarak söylüyoruz: Bu cinayetle milliyetçi öğrencilerin hiç bir ilgisi yoktur

Diğer taraftan üniversite yetkililerinin özellikle, dekanlar bazı öğretim üyelerinin gerçek dışı davranışları insanlıkla, vatanseverlikle bağdaşmaz niteliktedir Şöyle ki, memleket sever, Türklük aşkıyla yanan Süleyman Özmen ölür üniversite yetkililerini tüyleri kıpırdamaz, her şey normal seyrindedir. Bir Mustafa Dikici bir Hamdi Gür ve daha birçok okula gitmek isteyen Ülküdaşlarımız komünist kurşunlarına hedef olurlar. Başta rektör, dekanlar ve öğretim üyelerinin çoğunluğu susarlar. Fakat solcu bir öğrencinin yalnız ölümünden dolayı değil, burnunun kanamasından dahi rektör üniversiteyi, dekanlar fakülteleri kapatarak, öğretim üyeleri dersleri boykot ederek yas tutarlar Soruyoruz: Solcu öğrenciler bu memleketin çocuğu da Milliyetçi öğrenciler değil mi? Art niyetli bazı üniversite yetkilileri ne kadar direnirlerse dirensinler, gücünü Türk Milletinden alan Milliyetçi gençler Milli Hareketlerini yürüteceklerdir. Türk düşmanları da Milli Hareket seli içinde sağa sola çarpa çarpa parçalanıp yok olacaklardır.

Bu arada İstanbul’da yayınlanan Sabah gazetesi 27 Mayıs 1970 tarihli nüshasında Mustafa Kuseyri’nin kendi arkadaşları devrimci gençler tarafından öldürüldüğünü öne sürüyor ve bu komünist metoda sık rastlanan bir uygulamadır diyerek. Bu cinayetlere paralel yabancı ülkelerden örnekler veriyordu.

Zaman ülkücüleri haklı çıkartacak Kuseyri’nin katili kendi arkadaşları çıkacaktı. Kuseyri cinayetiyle alakası olamadıkları halde bir grup ülkücü genç komünistlerin iftirası ve oyunlarıyla kısa süre göz altına alınmış ve mağdur edilmişlerdi.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: