ÖLÜM KAPINI ÇALDIĞI GÜN ONA NE İKRAM EDECEKSİN?

ÖLÜM KAPINI ÇALDIĞI GÜN ONA NE İKRAM EDECEKSİN?

İkinci oylama, Alparslan Türkeş’in ölüm yıldönümünün 4 Nisan olması sebebiyle, MHP’nin isteğiyle bir gün sonraya, 5 Nisan’a bırakıldı.
Bu arada, Başbakan Ecevit de çocukluğundan beri görmeyi arzuladığı Hindistan’a, geride örtülü imalar bırakarak gitti. Başka çocuklar gibi ““Zagor” değil de “Tagor” okumayı tercih eden Ecevit’in Hindistan özlemini gidermesine, cumhurbaşkanlığı gibi “yaşamsal” bir konu bile engel olamamıştı.
“Hint felsefesinin tavsiyelerini dinlemeseydim siyasette bu kadar uzun kalamazdım” diyerek, siyasal ilham kaynağının adresini göstermekte herhangi bir çekince göstermeyen, tam tersine bu durumu büyük bir “övüncü tespit etme” açıklığıyla seslendiren Ecevit, eskiden Britanya genel valisinin karargâhı olan Cumhurbaşkanlığı sarayındaki karşılama töreninde, süslü elbiseler içinde, Hindistan Şeref Kıtası’nı selamlarken, Ankara’da siyaset, görünen yönüyle bir bakıma tatile girmişti. Ancak, 29 Şubat sonrası Başkent’teki dedikoduların bini bir paraydı. 5 Nisan’a kadar artması da kaçınılmazdı. Hemen herkes harıl harıl “evdeki hesabı çarşıya uydurmayan” firelerin peşindeydi. Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan’ın Çiller’e gizli bir ziyaret yaptığı haberleri de lâfların önünü alınamaz hâle getirmişti. Ecevit’in dönüşüne kadar somut bir gelişmenin yaşanması beklenmiyordu, fakat yine de temkinli olmak, alttan alta kaynatılan siyaset kazanlarına dikkat etmek gerekiyordu. Büyük Hint filozofu Tagore’un “Ölüm kapını çaldığı gün ona ne ikram edeceksin?” sözleri sanki belirsiz bir mistik nasihatmişçesine kulaklarda çınlıyor; yapılması gerekenlerin, zamanı geldiğinde yapılmamış olmaması için şimdiden planlar yapılıp stratejiler kuruluyor, mesajlar yollanıp görüşmeler yapılıyordu.
Demirel, 1 Nisan’da Devlet Bahçeli ile görüştü. MHP, birinci turda ortaya çıkan sonucun sorumlusu olarak ANAP’ı görüyordu. Tabloyu “vahim” olarak değerlendiren Bahçeli, “Siyasî ahlakı ön planda tutan her lider imzanın takipçisi olmalı” diyordu. Güven sorunu çıktığını açıkça dile getiren Bahçeli, Yılmaz’a karşı takınılacak tavrı da şöyle açıklıyordu: “Hükümetin kilometresi zirvede belli olur. Ya aldığı kararın arkasında duracak, ya da ikili oynayan vekillerle yola devam edecek… Gerekirse bu düzen bozulur, bir günde DSP ve MHP ile yeni düzen kurulur.”
Bu açıklamaların ışığında hükümetin gidişâtı zirvede belli olacaktı.
Ecevit, bir Hint ailesinin on dördüncü çocuğu olan ve Hint bilgeliğini Batı kültürüyle bağdaştıran Rabindranath Tagore’un ülkesinden 2 Nisan akşamı döndü ve 3 Nisan’da ortaklarıyla bir zirve toplantısında daha bir araya geldi. “Her konuyu içinden çıkılmaz hâle getirme yeteneğimizle”88 arapsaçına döndürülen Cumhurbaşkanlığı seçimi/anayasa değişikliği bu zirvede en azından ortaklar bazında net bir karara bağlanacaktı.
“Başbakan Ecevit, zirve öncesini büyük ölçüde gözlerden uzakta geçirdi. Önce Çankaya Köşkü’ne çıktı, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le ‘durum değerlendirmesi’ yaptı, ardından evine çekildi ve bütün randevularını iptal etti. O kadar ki, bir ara zirvenin yapılmayabileceği ya da başka bir güne kalabileceği şüpheleri bile kulaklara geldi.
Nitekim, 3 Nisan öğlen saatlerinde partisinin Başkanlık Divanı’nı toplayan Mesut Yılmaz, bir gazeteci zirve saatini sorunca “Bilmiyorum” dedi. Ama, ANAP’ta toplantı devam ederken Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan telefonla Yılmaz’ı ve MHP lideri Devlet Bahçeli’yi arayarak zirve için ortak saat belirledi, hiç değilse bu belirsizlik ortadan kalktı. ”
Nihayet zirve, uzun sürmeyeceği beklentileriyle toplandı. Ama beklenenden uzun sürdü. İki saatten fazla devam eden liderler toplantısında Ecevit, sorunun hükümet sorunu yapılmamasını belirtmekle birlikte ortada bir güven bunalımı söz konusu olduğunu gizlemedi. Devlet Bahçeli de benzer bir söylem kullandı. İki lidere göre hükümet sorunu henüz yoktu, ama “güven kaybı” bir sıkıntıya sebep olabilirdi. Mesut Yılmaz ise, partisindeki fireleri kabul ettiğini zaten bunu baştan beri ifade ettiğini belirtti. Her şeye rağmen elinden geleni yapacağını ve imza veren arkadaşlarının imzalarının arkasında durması için çalışacağını söyledi.
Yılmaz’ın bu rahatlatıcı sözlerinin arkasından zirve toplantısının önemli bir bölümü “hangi partiden kaç fire çıktığı”nın hesaplamasıyla geçti. Zirve sonrası tartışmalar bir nebze olsun tatlıya bağlandı, ne var ki nihaî ve vurucu bir karar alınamadı. Anayasa değişikliğinde sonuna kadar gidilecekti. Reddedilirse, reddedilmiş olacaktı. Bu kararla paketin referanduma kalması gibi bir tehlike de vardı. Bu ihtimalde, Demirel’in ikinci kez cumhurbaşkanlığına adaylığı söz konusu olamıyordu. 7 yıl sonra, 5 yıllığına cumhurbaşkanı seçilmeye başlanacaktı.
Ölüm kapıyı çalmadan herkes hazırlık peşindeydi, hesap içindeydi. Elbette ana muhalefet partisi FP’de…

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: