Paris İle İstanbul Arasında İrtibatı Sağlayan Bir Dost: Mösyö Rouet (!)

Paris İle İstanbul Arasında İrtibatı Sağlayan Bir Dost: Mösyö Rouet (!)

 

Abdülhamid casuslarının İstanbul’daki şiddetli tazyıklarına rağmen Paris’le olan muhabere bazı ecnebi dostların tavassutu sayesinde mümkün olabiliyordu. Bu ecnebi dostların en faali, evvelce de bahsettiğimiz Mösyö Rouet idi. M. Rouet bir taraftan Yusuf İzzettin ve Mehmet Reşat Efendiler, diğer taraftan da Paris’te Dr. Bahaddin Şakir, Mısır’da Ahmet Celalettin Paşa ve Diran Kelekyan Efendi arasında muhabereyi ve irtibatı temin edebiliyordu. Dr. Bahaddin Şakir Bey’in İstanbul’a girip çıkmasına da o yardım etmişti.

Mösyö Rouet’nin bir kabahati varsa o da Ahmet Rıza Bey’den ziyade Prens Sabahaddin Bey’e taraftar olması ve Bahaddin Şakir Bey’i Sabahaddin Bey’e meylettirmeğe çalışmıştı.

Bu hareketi bazan onunla İstanbul’da çalışan bazı Terakki ve İttihat mensupları arasında ihtilaflar çıkmasına sebep oluyordu. Bu ihtilaflardan birkaç tanesi bir mektupta Paris’e şu suretle anlatılıyordu:

“Mösyö Rouet ile şahsi münasebetlerim etkisi gibi samimidir. Ancak iş hususunda fikirlerimiz külliyen zıttır. Son dört beş ay zarfında bu zıddiyeler dört meselede kendisini göstermiştir. Birincisi, asar-ı atike[1] işinde kullanılacak elde ancak iki alet vardı. Bunların tesir derecesinde eski emniyet hiç kalmadığından dostumuz Atina’daki ahbabı vasıtasile ve benim verdiğim tarife mutabık bir alet getirtmesi hakkındaki iltimasımı is’af etmedi. Bunun içindir ki o iki aletten ne dereceye kadar emniyet caiz olduğunu belegan mabelağ gösterdi.

İkincisi, Şehzade Yusuf İzzettin Efendi’den tahsisat alamadığından dolayı fevkalade muğber olan Diran Kelekyan Efendi geçen kış esnasında İngiliz gazetelerinin birinde Şehzade Abdülmecit Efendi ve Prens Sabahaddin Bey lehinde makaleler neşretti. Bu makalelerini neşr etmekte berdevamdır. Kelekyan’ın bu suretle hareket etiği Mısır’dan Mösyö Rouet’ye yazdığı mektupların münderecatından anlaşılmaktadır. Ben bu hususun Yusuf İzzettin Efendi’ye arzını lazım geldiğini birkaç kere Mösyö Rouet’ye teklif etti. Mösyö Rouet bunu dinlemedi. Diran Kelekyan Efendi’nin yazdığı makalelerden Yusuf İzzettin Efendi’yi haberdar etmek istemedi.

Üçüncüsü Veliaht Reşat Efendi’nin benim ismimi bildiğini ve kendisi için çalıştığımı Mösyö Rouet nasılsa haber aldı. Bundan dolayı çok muğber olarak benim tarafımdan Reşat Efendi’ye yazılacak mektupların kabul edilmemesi bilvasıta Efendi’ye bildirdi. Bununla beraber, Reşat Efendi’ye kendisi tarafından arzedilecek mektupları bana yazdırmak istedi. Ben evvelce hakkımda Reşat Efendi’yi bildirdiği şeyden dolayı oldukça kızdırmış olduğumdan ve Efendi’ye yazdırmak istediği şeyleri esasen fikirlerime muvafık bulmadığımdan o mektupları yazmak istemedim. Neticede Veliaht Reşat Efendi ile şimdi hiçbir münasebetim kalmadı. Mösyö Rouet’nin Yusuf İzzettin Efendi ile münasebeti bakidir. Ona mektuplarını Fransızca yazabiliyor.

Dördüncüsü, geçenlerde Diran Kelekyan Efendi Rouet’ye “Yeni fikir” gazetesinden iki yüz nüsha gönderdi. Mösyö Rouet bu gazetelerini İstanbul’da muhtelif zevata tevzii işini bana havale etti. “Terakki ve İttihat Cemiyeti’nin” naşir-i efkarı olmayan bu gazeteyi ben dağıtmak istemeyerek o nüshaları Mösyö Rouet’ye geri verdi.

Diran Kelekyan Efendi ile Doktor Bahaddin Şakir Bey arasında cereyan eden uzun muhaberelerde İstanbul’da bulunduğundan bahsedilen ve Yusuf İzzettin Efendi’den para alınmasına delalet ettiği yazılan “ecnebi dost” bu Mösyö Rouet idi. Bu ecnebi dost iki de bir de Doktor Bahaddin Şakir Bey’e yazdığı mektuplarda ya:

“Yusuf İzzettin Efendi’nin kahyası, gerek sizin ve gerek Kelekyan Efendi için para yollayacağını vadetti. Fakat henüz on para gelmedi. Zannedersem beklemek beyhudedir.”

Diyor ve yahut:

“Size ve Kelekyan’a para verilmesi hususunda yaptığım mütevali müracaatlar üzerien Yusuf İzettin Efendi’nin adamı bana kırk lira verdi. Terzinin oğluna on lira daha tahsil ederek bana tevdiini emretti. Bu 10 lira henüz gelmedi. Bu parayı hanginize göndereceğimi bilmiyorum. Onun için paranın nasıl taksim edileceğini tekrar sormağa mecbur oldum. Fakat cevap gelinceye kadar size yüz frank gönderiyorum. Eminim ki çok işinize yarayacaktır.

Satır aralarıyla vaziyeti bildiriyordu. Yusuf İzzettin Efendi’nin Genç Türklerle olan muhaberesini kesmesi ve parayı göndermemesi korkusundan ileri geliyordu. Bu korkusu sarayına girip çıkan bir kadının çantasında bazı evrak yakalanmasından ileri gelmişti. Diran Kelekyan Efendi’nin mektuplarını naklederken bildirdiğimiz bu hadise hakkında Mösyö Rouet Paris’e yazdığı bir mektubunda şu tafsilatı veriyordu:

“Madam Li takozla ile Fazıl Bey’in Hanımı, benden çıkarlarken tevkif edildiler ve doğru Fehim Paşa’nın nezdine götürüldüler. Fakat üç, dört saat mevkuf tutulduktan sonra serbest bırakıldılar. Halbuki Fehim Paşa’nın elinde bu hanımlara müteaddit defalarda verilmiş vesikalar bulunuyor. İstihbaratım muhakka surette doğrudur.

Sizin ve Ahmet Celalettin Paşa’nın bu hanımlara karşı beslediğiniz kat’i itimadı bildiğimden onları ithama cesaret edemiyorum. Bununla beraber şüphelerimi size bildirmeğe mecburum. Bana gelince, beni hiçbir kimse ne rahatsız etti, ne de sorguya çekti. Belki beni daha emin bir surette tarassut altında bulundurmak için böyle hareket etmeği muvafık buluyorlar. İleride daha tedbirli hareket etmeği bilecek olursak bizim için bundan daha mükemmel bir vaziyet tasavvur edilemez.

Bahsettiğim hanımlar tutulalıdan beri onların tarafından hiçbir haber gelmedi. Ben onlara Yusuf İzzettin Efendi’ye verilmek üzere bir kartvizitimi vermiştim. Bu kartta doktor için para göndermenizi rica ederim diye yazmıştım. Hanım isticvabı esnasında Yusuf İzzettin Efendi için kullandığımız “üsat” tabirile kocasının kasdedildiğini söylemiştir. Kartvizitin üstünde ismim yazılı olduğu halde şimdiye kadar gelip benden bir şey soran olmadı, zannedersem Fehim Paşa benim hudut haricine çıkarılmamı isteyecekmiş. Buna muvaffak olamayacağına şüphe yoktur.

Şimdi ne yapacağız? Yusuf İzzettin Efendi ile muhabere etmek için başka bir vasıtanız var mıdır? Şimdilik ondan şüphe edilmiyor. Perşembe günü sizin için Efendi’den para gelecekti, ne fena tesadüf!

Fehim Paşa, Yusuf İzzettin Efendi’nin bu intrikalardan hiç haberi olmadığını söylüyormuş. Onun nazarında Efendi, bigünah imiş. Bundan bu tertibat Yusuf İzzettin Efendi’den para koparmak için o hanımla benim aramda alınmış imiş. Fehim Paşa’nın bu kanaatte olması çok iyidir.

Hanımlar hakkında neden şüphe ettiğime gelince bunları size anlatayım. Hanım çantasında bulunan kartını yolda pekala yırtabilirdi. Bir de Fehim Paşa tarafımdan yapılmış olan bir listeyi ele geçirmiştir. Bu listede Şehzade Burhanettin Efendi’nin veliahtlığı aleyhinde makaleler yazdığım on bir gazetenin ismi vardı. Listeyi hanımefendi tarafından gönderildiğini beyan ile Yusuf İzzettin Efendi’ye verecekti. Hanım tevkif edilmeden bir ay evvel o listeyi Yusuf İzzettin Efendi’ye verdiğini ve Efendi’nin bana teşekkür ettiğini söylemişti.

Bir de Kelekyan Efendi’nin 66 numaralı ve Yusuf İzzetin Efendi’ye hitaben gönderdiği bir mektup Fehim Paşa tarafından ele geçirildi. Ben bu mektubu Efendi’ye verilmek üzere Nuri Ağa’ya teslim etmesini 6 hafta evvel hanımefendiden rica etmiştim. Hanım, mezkur mektubu yerine verdiğini tevkifinden iki hafta evvel bana söylemişti.

Bu kat’i hakikatlerin manasını bir türlü anlayamıyorum. Siz Paris’e gitmeden evvel bu hanımın Yusuf İzzettin Efendi ile münasebeti olup olmadığını iyi biliyor muydunuz? Biz her halde onlara karşı hiçbir şey bilmiyormuş gibi hareket etmeğe mecburuz. Bakalım ne netice çıkar. Size verdiğim bu haberleri Paris’te hiçbir dostunuza bildirmemenizi çok rica ederim. Bunları yalnız biz ikimiz bilmeliyiz.

Ben Yusuf İzzettin Efendi ile teması olanlara artık buradan müracaat edemiyorum. Fakat siz oradan bir mektup yazarak bunu Efendi’ye gönderebilirsiniz. Mektubun Nikoli Birahanesi sahibine yollanması kafidir. Birahane binası Yusuf İzzettin Efendi’nin akarından olduğundan, birahane sahibi mektubu Efendi’ye göndermenin çaresine bakar. Aynı vasıta ile para da istersiniz. Efendi bu parayı ister bana yollasın, isterse doğrudan doğruya size göndersin.”

Mösyö Rouet her hususta Doktor Bahaddin Şakir Bey’e yardım etmeğe çalışmakla beraber O’nu Prens Sabahaddin Bey tarafına çekmeğe de çok uğraşıyordu. Paris’te bulunan Akrabasından birisine yazdığı bir mektupta Mösyö Rouet diyordu ki:

“Bahaddin Bey’in Prens Sabahaddin Bey’e yaklaşmak istediğini ve onunla mülakat edeceğini haber alarak memnun oldum. Bu suretle Bahaddin Bey, daha pratik bir yoldan gitmiş olacaktır ki, işin esası da budur.

Sabahaddin Bey bir şef, bir grupun merkezi olabilir. Ahmet Rıza Bey terakkiye hadim olamayacak fikirler temsil eder, o bir idealisttir, faaliyet adamları için lazım olan evsaf ondan yoktur. O hiçbir zaman fırka adamı olamayacaktır. Sarfedilen say-ü gayretler Sabahaddin Bey’e doğru müteveccih olmalıdır. Yalnız Sabahaddin Bey’in de lüzumundan fazla garplı olan fikirlerini tadile çalışmak lazımdır. Avrupa matbuatı yalnız Sabahaddin Bey’e iyi nazarla bakıyor. Avrupa matbuatının yardımı ihmal edilecek bir şey değildir.

Ahmet Rıza Bey’in mevkii iyi değildi, Avrupa efkarı ona müsait görünmüyor, İslam olmayan bütün Osmanlılar Ahmet Rıza Bey’e düşmandırlar. Onun için Ahmet Rıza Bey etrafında toplanmak doğru olamaz.”

Mösyö Rouet’nin mektubundaki bu ihtarat bir ehemmiyet-i mahsusaya haizdir. Çünkü adem-i merkeziyet taraftarları olan Sabahaddin Bey’in Türkiye’den ayrılmak isteyen gayrimüslim anasır tarafından sevildiği adem-i merkeziyeti kabul etmeyen Ahmet Rıza Bey’in ise onlar tarafından sevilmediği bir kere daha anlaşılmış oluyor. Prens Sabahaddin Bey, fikirlerini kabul ettirmek için lazım olun para cihetinden Terakki ve İttihat Cemiyeti gibi sıkıntı çekmediğinden, bu parayı İslam olmayan anasır teşkilatından istediği gibi tedarike muvaffak olduğundan ve nihayet o anasırın Türkiye’den ayrılmasıyla Avrupa devletleri de alakadar bulunduğundan, Sabahaddin Bey’in Avrupa matbuatı tarafından fazla takdir edilmesi ve gayrimüslim anasır tarafından sevilmesi kadar tabii bir şey olamazdı.

Mösyö Rouet, Diran Kelekyan Efendi’yi de mevzuu bahsederek diyordu ki:

“Doktor Bahaddin Şakir Bey’in bilmesi lazımdır ki Ahmet Celalettin Paşa’da Ahmet Rıza Bey’e iyi nazarla bakmıyor ve onun Genç Türk fırkası için meş’um olduğunu söylüyor. Paşa’nın bu fikri yabana atılamaz.

Ermeni olan Kelekyan Efendi, Ahmet Rıza Bey’i çok tenkit etmekle beraber onun hakkındaki düşünceleri daha müsaittir. Kelekyan Efendi ile muhaberesini ihmal etmemesini Bahaddin’e söyle. Kelekyan tutulacak yolda kendisine çok pratik nasihatlar verebilir. Kelekyan Efendi yüksek bir kıymeti haiz, gayet samimi gayet mahviyetiperest bir zattır. Osmanlılar içinde öylesine nadiren tesadüf edilir. Kelekyan Efendi vatanının şiddetli aşıkıdır, Ermeni vatanperveri olduğu halde her şeyden evvel Osmanlı’dır. Onun için bütün teşekküller arasında en sadık ve en münasip bir zabıta olabilir.”

“Terakki ve İttihat Cemiyeti” ve onunla beraber Cemiyetin en mühim rüknü olan Doktor Bahaddin Şakir Bey ademi merkeziyete taraftar olanlarla müştereken çalışmayı hiçbir zaman kabul etmediklerinden gerek Mösyö Rouet gerekse başkaları tarafından yapılan bu gibi teklifleri ve nasihatleri tabii hiç dinlemiyorlardı. Fakat, dinlememekle berber Abdülhamid’e karşı çalışmak hedef ve gayesinde her teşekkül birleştiği için onlara kat’i ret cevabı vermeyerek işi idareye çalışıyorlardı.

Yusuf İzzettin Efendi’nin, son tevkifat üzerine ele geçirilen vesikalardan dolayı izaç edilmemesi bir mucize telakki ediliyordu. Fakat bu mucize çok zaman devam etmemişti. Efendi’nin adamları daha sıkı bir tarassut altında bulunduruluyordu. Bu tarassudat neticesinde Fehim Paşa, nihayet Yusuf İzzettin Efendi’nin vasıta olarak kullandığı adamlarldan birisinin ve belki en faalinin arabacısı olduğuna kanaat getirmişti. Onun için bu arabacıyı öldürtmeğe karar vermişti. Fehim Paşa, bu gibi cinayet işlerinde kullandığı azılı adamlarından birisine arabacıyı öldürmesini emretmişti.

Bu casus, emri aldıktan sonra bir gün arabacıyı tenha bir yerde yakalayarak döğmeye başlamıştı. Bu döğmek herhangi bir döğmek manasına alınmamalıdır. Fehim Paşa’nın adamları birisini döğerlerse bu öldüresiye döğmek demektir. Filhakika arabacı da ölü bir halde yere düşmüştü. Bunun üzerine Fehim Paşa’nın adamı onun öldüğünü zannederek oradan ayrılıp gitmişti.

Fakat arabacı ölmemiş, yalnız ağır surette yaralanmıştı. Aradan birkaç saat geçtikten sonra arabacı oradan kaldırılmış ve doğru Şişli’deki Mecidiye Hastahanesi’ne nakledilerek orada tedavi altına alınmıştı. Fehim Paşa’nın öldürtmek istediği bir adamın Mecidiye Hastahanesi’nde tedavisine ihtimam olunması şu sebepten ileri geliyordu: Jön Türkler arasında vasıtalık yaptığını zannettiği halde o arabacı hakikat halde Fehim Paşa’nın haberi olmadan Yusuf İzzettin Efendi hakkında Abdülhamid’e jurnallar veren Yıldız’ın gizli casuslarından birisi idi. Binaenaleyh onun Fehim Paşa tarafından öldürtülmek istenirken ağır surette yaralandığı Yıldız’ca haber alınır alınmaz, arabacı derhal Mecidiye Hastahanesi’ne kaldırılmıştı.

Garibi şu ki arabacıyı döğen ve katline teşebbüs eden adamın kim olduğu bilindiği halde onun kılına bile dokunulmamıştı. Çünkü Abdülhamid’in, adamlarına karşı kullandığı siyaset böyle bir hareketi icap ettiriyordu. O katil sırası gelince başka işlerde de kullanılacaktı. Onun için kendisini gücendirmemek lazımdı. Yalnız, arabacı hadisesi üzerine Fehim Paşa, Yıldız’a çağrılarak lüzumundan fazla gayret gösterdiğinden dolayı biraz tekdir edilmişti. Fehim Paşa’nın bu gibi vaziyetlerde verdiği yegane cevap şu idi:

– “Yanlış oldu!”

Her ne vakit Yıldız’a karşı böyle müşkül bir mevkide kalsa, daima bu iki kelimeyi sarfederek işin içinden sıyrılıp çıkardı.

İstibdat zamanındaki ahval gözönüne getirilecek olursa casusların sıkı tarassutlarına rağmen gerek Veliaht Reşat ve gerek ikinci Veliaht Yusuf İzzettin Efendilerin Avrupa’daki Genç Türklerle muhabere etmek için yine fırsat bulabilmelerine Hayret etmek lazım gelir. Demek ki Abdülhamid’in her tarafı kaskas kavurması şehzadeleri saraylarına hapsetmesi ve araba ile gezmeğe çıktıkları zaman da arkalarından atlı casuslarla takip ettirmesi onları tamamiyle harice karşı tecrit etmek için kafi gelmiyordu. İstanbul’dan Paris’e yazılan öyle mektuplar vardı ki bunlarda mesela Yusuf İzzettin Efendi’nin takip edilecek harici siyaset hakkında Doktor Bahaddin Şakir Bey’e talimat verdiği bile vaki oluyordu. Bir mektupta deniliyordu ki:

“İngiltere Devleti’ne karşı idare-i kelam edilmemesi lüzumuna dair evvelce tarafımdan vuku bulan ihtarın neden ileri geldiğini soruyorsunuz. Bunu anlatalım. Beş altı aydan beri Yusuf İzzettin Efendi bazı mühim sebeplerden dolayı İngiliz politikasına gayet mütemayil görünmektedir. Osmanlı Devletiyle İngiliz Devleti arasında bir mukarenet husule gelmesini cidden arzu etmektedir.

Bunu Efendi Hazretlerinden gelen bir varakanın münderacatından anladığım için keyifyeti size bildirmeğe mecbur oldum.”

 


[1] Asar-ı atike: Abdülhamid’i bombalama işinin adı.

Yorum Yap »

You must be logged in to post a comment.

error: Content is protected !!