Perinçek’i Seçtirdiklerine Pişman Oldular

Aybar, Boran İkilisi Perinçek’i FKF Başkanlığına Seçtirdiklerine Pişman Oldular.

Seçimlerden sonra Doğu Perinçek ve arkadaşları “tartışmada hoşgörü, eylem de birlik, sosyalist gençlik bir araya” önerilerini kurultaya sundular. MDD çizgisinde olan bu öneri kongrede tartışmalara sebep oldu.

Doğu Perinçek’in kongrede konuşması sırasında MDD tezlerini sezdirmeden serpiştirmeye başlaması, Aybar’ın oturduğu yerden müdahale etmesine de zemin hazırlamıştı. MDD çizgisinde bir eylem planı sunan Doğu Perinçek başta TİP lideri Mehmet Ali Aybar olmak üzere, kurultayı izleyen Sadun Aren ve Behice Boran gibi TİP yöneticilerinin tepkisini çekecekti. Doğu Perinçek’i TİP genel merkezi önermişti. Doğu Perinçek’in seçilmesi için çaba gösterenler arasında Perinçek’in yıllar sonra “sosyal faşist” olarak nitelendireceği, kanlı bıçaklı olduğu, TİP gençlik kolları mensupları da vardı.

Perinçek’in başkanlığa seçildiği Kongrede yaptığı konuşmada MDD tezlerini savunmasını Dev–Genç genel başkanlarından Yusuf Küpeli yıllar sonra Dev–Genç broşüründe şöyle anlatacaktı:

FKF tabanının yeni bir arayış içerisinde olduğu Türk Solu hareketinin giderek sempati kazanmaya başladığı bir dönemde, Doğu Perinçek başkan adayı olarak ortaya çıktı. Perinçek Dönüşüm dergisinin fiyaskosuyla sonuçlanan 1967 yılındaki ikinci çıkışında kendinden emin, büyük bir gönül rahatlığıyla hain TİP yönetici kliğinin goygoyculuğunu yapmış, Türkiye’nin meseleleri sokakta halledilmez, ‘Türkiye sosyalist devrim aşamasındadır’ diye, yazarak YÖN dergisinin de kapitalist olmayan yol tezini E. Tüfekçi adıyla savunan Mihri Belli’ye cevaplar vermiş, son güne kadar da TİP bilim kurulunda (!) görev almıştı. Bu çabalarından dolayı TİP yönetici kliğinin itimadını kazanmış olan burjuva politikacılığın ustası Doğu Perinçek, FKF kurultayında kafasının içindekileri bir bezirgan kurnazlığıyla saklamasını bildi ve önemli bir muhalefetle karşılaşmadan başkanlığı seçildi.(1)

Önceleri sosyalist devrim taraftarı olan daha sonra fikir değiştirerek MDD’ci olan Doğu Perinçek’in çizgi değiştirişinde dönemin FKF’lilerine göre Mihri Belli’nin etkisi vardı. Bir kısım FKF’liye göre Perinçek genel başkan olmadan bir gün önce Mihri Belli’yle Ankara’da görüşme yapmıştı. Ama bu görüşmeyi Mihri Belli’ye karşı açık tavırları ve husumeti olan TİP yöneticilerinden saklamıştı. Eğer Perinçek Belli’yle görüştüğünü TİP yönetimine bildirseydi, onu FKF’ye genel başkan seçmezlerdi. Doğu Perinçek’in genel başkan seçilmesinde TİP genel sekreteri Nihat Sargın büyük rol oynamıştı. Sargın milletvekili Sadun Aren ve eski FKF başkanlarından Hüseyin Ergün’ün doğu Perinçek aleyhtarı tavır sergilemelerine rağmen “Doğu Perinçek ve arkadaşları partimizin üyeleridir. Onlara sahip çıkmamız lazım” diyordu.

Doğu Perinçek’in başkanlığındaki FKF, MDD çizgisinde ilk faaliyetlerini 30 Mart 1968 günü Ankara’da kısa adı “Dev–Güç” olan “Devrimci Güç Birliği”ne katılarak ortaya koymuşlardı. Dev–Güç’ün içerisinde TİP’den MDD’ci olarak atılan bir çok MDD taraftarları da vardı. FKF’nin Dev–Güç olarak ortaya çıkan darbeci, cuntacı, sol Kemalist bir yapının içerisinde olması TİP yönetiminin tepkisine sebep olacaktı.

TİP’li gençler tarafından çıkartılan “Dönüşüm Dergisi”nde FKF başkanlığından iki sene önce “Gençliği maceracı eylemlerden uzak olmaya, sokak eylemlerinden devrim çıkmayacağını” başyazılar yazarak söyleyen Perinçek, Dev–Güç’ün 14 ve 29 Nisan 1968’de Ankara’da yapmış olduğu eylemlere katılması TİP yönetimi tarafından tasvip edilmemiş, yanlış eylemler olarak nitelendirilmişti. Dev–Güç’ün düzenlediği mitinglerde TİP’lilere söz hakkı da verilmemişti. TİP’e göre Dev–Güç FKF’yi de yanına alarak TİP’i pasifize etmeye ve sosyalist hareket içerisinde yalnız bırakmaya çalışıyordu. Behice Boran bu konuda şunları söylüyor;

Kamuoyuna TİP, bu harekete katılmayı reddetti şeklinde aksettirilmek istenmiştir; oysa gerçekte karşı taraf TİP’i saf dışı bırakmak amacını güden teklifler ve şartlar ileri sürmüştür. Maksatları, TİP’i destekleyen halkı ve gençliği miting meydanlarına çekmek ama TİP’i temsil eden nitelikteki kişileri konuşturmamaktı. Böylece TİP’in sosyal gücünü kendi yararlarına kullanmış, kendilerine mal etmiş olacaklardı. Bu çeşit bir davranışa milli bağımsızlıktan ve Anayasadan yana bütün ilerici güçlerin birliği hareketi değil, bu güçleri ayırma ve bölme hareketi denilebilir ancak. Beri yandan, bir sosyalist parti, kendi örgütü ve yönetici kadroları içinde dayanışmayı zedeleyecek, teklifleri elbette kabul edemez (2)

TİP’den dışlanmış olan 13’lerden Aslan Başer Kafaoğlu, Sevinç Özgüner, Rasih Nuri İleri gibi MDD’ciler bir kısım sol Kemalistlerle 13 Mayıs 1968’de “Demokratik Devrim Derneği”ni kurdular. DDD kuruluşuyla birlikte icra komitesi başkanlığını eski MBK üyelerinden sol Kemalist, cuntacı Kadri Kaplan’ın yaptığı De–Güç’e katılacaktı.

TİP üyesi SD taraftarı dönemin önde gelen sol gençlik liderlerinden İTÜ Öğrenci Birliği Başkanlığını yapan Harun Karadeniz “Olaylı Yıllar ve Gençlik” adlı kitabında Dev–Güç’ün eylem çizgisini şöyle tarif eder:

Dev–Güç’ün eylem çizgisi 27 Mayıs ve Atatürk İlkeleriydi. Son tahlilde 27 Mayıs benzeri bir darbeyle iktidara el koymaktı. 27 Mayıs 1961 Anayasasını getirmekle ileri bir eylem yapmıştı. Fakat Türkiye’yi sosyalizme götürecek yol, Dev–Güç taraftarlarının iddia ettiği gibi 27 Mayıs benzeri bir darbeden değil, geniş kitlelerin desteğinden geçiyordu.

Samsun–Ankara yürüyüşü de Dev–Güç tarafından bir cunta çağrısı olarak planlanmıştı. Fakat tutmadı, dağıldı. Bu tarihten sonra ise artık Dev–Güç’ün ortalardan silindiğini görüyoruz. Daha doğrusu artık pek bir varlık gösteremeyecek, onun yerine Dev/Genç duruma hakim olacak ve benzer çizgiyi izleyecekti. (3)

FKF yönetiminin TİP yönetimini takmayarak Dev–Güç eylemlerinde yer alması FKF içinde özellikle TİP genel merkezine yakın İstanbul FKF’nin ve çoğunluğu yine TİP genel merkezine yakın GYK üyelerinin tepkisine sebep olacaktı. TİP yanlısı SD taraftarlarıyla Doğu Perinçek’in başkanlığındaki FKF yönetimi kozlarını FKF’nin 1968 Mayıs ayında yapılan ilk GYK toplantısında paylaşacaklardı. SD’liler bu toplantıda FKF yöneticilerini Türk Solu’nda yazılar yazmakla, bu çevrenin lideri Mihri Belli’yle bir takım karanlık ilişkiler kurmakla suçladılar. FKF GYK üyeleri bir güven oylamasına gidilmesini de toplantının gündemine sokmuşlar. Sonuçta mantıkla doğru orantılıydı. “Bu adamlar MDD’ci öyleyse FKF’nin başında ne işleri var.”(4)

GYK’da yapılan güven oylamasında 22–22 berabere kalınıyor. Sonuçta başkanın oyu 2 oy sayılarak Doğu Perinçek’in genel başkanlıktan düşürülmesi bir başka toplantıya kalacaktı. Gelişmeleri takip eden TİP Genel Merkezi Doğu Perinçek’in FKF başkanlığından düşürülmesi için ilk adımı atacak, parti yöneticilerinden Urfa Milletvekili Behice Boran’ı görevlendirecekti. Boran Doğu Perinçek’in başkanlığındaki FKF’nin genel sekreterini evine çağırarak ertelenmiş olan GYK toplantısının yapılmasını istiyordu. MDD’ci olarak bilinen Ömer Özerturgut aynı zamanda TİP üyesiydi. Parti disiplinine bağlı olmakla tanınan Ömer Özerturgut, Behice Boran’ın baskısına dayanamayıp 8 Temmuz 1968’deki FKF toplantısının yapılmasını sağlarken yapılacak olan bu GYK toplantısında yol arkadaşı MDD’ci Doğu Perinçek’in FKF’den bir darbeyle uzaklaştırabileceğini hiç düşünememişti.

FKF olağan üstü genel kurul toplantısı 8 Temmuz 1968 günü İstanbul’da yapıldı. GYK’nın almış olduğu bu karar FKF başkanı Doğu Perinçek ve kendisiyle birlikte hareket eden bazı GYK üyelerinin hoşuna gitmedi. Doğu Perinçek’in karşı çıkmasına rağmen toplantı 1 gün sonra Ankara’da da devam etti. SD taraftarları bu toplantıyı yaparken, Doğu Perinçek ve arkadaşları GYK toplantısının 14 Temmuz 1968 tarihinde yapılacağını bu yüzden yapılan toplantının meşru olmadığını açıklayarak kendisinin de katıldığı bu toplantıda bazı GYK üyeleriyle “oportünizm ve revizyonizm” konusunda sohbet etmeyi tercih ediyordu. Eski FKF başkanı İzzet Ararat, SD’cilerin hakimiyetinde yapılan bu toplantıda Doğu Perinçek’i “kardeşi kardeşe kırdırmakla” suçlamıştı.

Ararat’ın bu konuşması Doğu Perinçek ve arkadaşlarının tepkisine yol açtı. Toplantı sonunda verilen bir önergeyle Doğu Perinçek ve FKF yönetimi hakkında güven oylaması yapıldı. Yapılan güven oylamasında Doğu Perinçek ve ekibi yönetimden düşürülmüştü.

Genel başkanlıktan düşürülen Doğu Perinçek ve arkadaşları toplantının yapıldığı FKF genel merkez binasını terk etmemekte direndiler. Perinçek başkanlık odasından çıkmak istemedi. Bunun üzerine harekete geçen TİP yanlısı SD taraftarları Doğu Perinçek ve arkadaşlarının binayı terk etmemesi üzerine dışarıdan da SD taraftarı işçileri getirerek harekete geçmiş ve MDD taraftarlarının üzerine saldırmışlardı. Doğu Perinçek ve arkadaşlarıyla SD taraftarları arasında çıkan arbede MDD’cilerin binayı terk etmesiyle sonuçlanacaktı.

Yusuf Küpeli yazmış olduğu Dev–Genç broşüründe iki taraf arasında bir sınır çizdikten sonra oldukça eleştiren bir biçimde GYK’deki darbeyi şu şekilde anlatıyordu:

Perinçek’in başkanlık devresi uzun sürmedi. Esas yüzünü göstermesiyle önümüzdeki adımın MDD adımı olduğunu küçük burjuva anlamda savunmasıyla, TİP yönetici kliğinin şimşeklerini de üzerine çekti. TİP yönetimi Perinçek’i devirme faaliyetine hız verdi. Ve içinde güçlü olduğu GYK’yı vaktinden önce toplantıya çağırarak Perinçek yerine Zülküf Şahin’i yönetime getirdi. Perinçek yönetiminin FKF merkezinden atılması, iki oportünist fraksiyon arasındaki mücadeleye yakışır biçimde içkili bir toplantı ile kutlandı.

Perinçek yönetiminin kısa süre içinde devrilmesi aslında doğal sonuçtur. Bir kere Perinçek yönetimi TİP oportünizmine karşı açık bir ideolojik mücadele ile değil de, hile ile iktidara gelmişti. Çünkü TİP oportünist yönetici kliğini aldatmışlardı. Bu nedenle GYK’da ve hatta başlangıçta MYK’da bile TİP oportünizminin büyük etkisi vardı. İkincisi Perinçek yönetimi iktidara geldikten sonra TİP oportünizmine karşı sağlam bir ideolojik mücadele veremedi. Zaten temsil ettikleri küçük burjuva oportünist fraksiyonunda böyle bir ideolojik mücadele vermesi de beklenemezdi. Dönüşüm dergisinin sayfaları arasında ‘Türkiye’nin meseleleri sokakta halledilmez’ diye bar bar bağıran Doğu Perinçek birden bire daha gerçekçi Türk Solu oportünizminin ‘Milli Demokratik Devrim’ stratejisini keşfedivermişti. Bu büyük keşfi (!) sayesinde milli demokratik devrim adımını bir türlü temellerine oturtamıyor, sosyalist devrim adımına geçebilmek için, MDD adım gerekli olan proletaryanın öncülüğü gerçeğinin masumane (!) unutuyor. MDD adımı ile sosyalist devrim adımı arasına bir Çin Seddi çekiyordu. Sözün kısası TİP oportünizminin, küçük burjuva pasifizminin en keskin sözcülerinden biri iken, birden bire küçük burjuva kuyrukçuluğunun en kesin sözcülerinden biri oluvermişti. Kendi saflarından bir başka küçük burjuva oportünist fraksiyonunun saflarına birden bire sıçrayan Doğu Perinçek’i TİP oportünizmi affetmedi. Hemen alaşağı ederek Perinçek’in temsil ettiği akımın pratikte de açığa çıkmasına meydan vermedi.(5)



1) Küpeli, Yusuf, “1965–71 Türkiye’sinde Devrimci Mücadele ve Dev–Genç”, s. 11.

2) Feyizoğlu, “a.g.e.”, s. 158.

3) Karadeniz, Harun, “Olaylı Yıllar ve Gençlik”, s. 107.

4) Yıldırım Ali, “FKF Dev-Genç Tarihi”, s. 194.

5) Küpeli, “a.g.e.” s. 13.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: