PKK devrimci hareketlere karşı psikolojik savaş taktikleri uyguluyor

TEKOŞİN – PKK ÇATIŞMASI

 

Tekoşin: “PKK devrimci hareketlere karşı psikolojik savaş taktikleri uyguluyor”

Tekoşina Sosyalist yine Kamer Özkan dosyasında PKK’nın Kamer Özkan’la ilgili “ajan ve Kontra” suçlamalarına cevap veriyordu. Tekoşincilere göre PKK devrimci hareketlere karşı psikolojik savaş taktikleri uyguluyordu. Tekoşina Sosyaliste göre PKK’nın Kamer Özkan’la ilgili açıklaması yalan ve iftiraya dayanan bir senaryodur. PKK’nın suçlamalarına cevap veren açıklama aynen şöyle:

Kamer Özkan yoldaş katledildikten 10 gün sonra, olayı resmen üstlenen “ARGK Dersim Askeri Konseyi”, Kamer Özkan’ın öldürülmesine dayanak olarak tamamen yalan ve iftiraya dayanan bir senaryoyu gösterdi. Hareketimiz, Kamer Özkan’ın katledilmesi ile ilgili yayınladığı 4. 10. 93 tarihli bildiride, PKK’nın Dersim’de uygulamaya çalıştığı anlayışı açıklamıştı. Bu anlayış “Diğer devrimci örgütleri kendi önünde engel olarak görme ve bu engelleri şiddete dayalı olarak tasfiye etme” anlayışıdır. Söz konusu anlayış, PKK’nın doğuşundan itibaren sahip olduğu; ancak dönem dönem gizlediği anlayıştır.

Kamer Özkan’ın katledilişinden hemen sonra PKK, 6 TDKP gerillasını katletti, onlarca TKP–ML taraftarını kaçırdı. Bölgeden gelen haberler PKK ile TKP–ML gerillaları arasında yer yer çatışmaların olduğu yönündedir. Dersim halkı, PKK’nın diğer devrimcilere yönelik saldırılarına büyük bir tepki göstermiştir. Hozat, Ovacık, Mazgirt, Pülümür ve Tunceli merkezinde kepenk ve kontak kapatma eylemleri yapılmış, yer yer de yürüyüşler düzenlenmiştir. Dersim halkı bu protestosuyla, bir devrimci örgüte verilebilecek en büyük cezayı PKK’ya vermiştir. Umarız PKK bu eylemden gereken dersleri almıştır.

Evet meselenin niteliği ve boyutları artık şekillenmiştir. PKK, Dersim’de kendisi dışındaki devrimci güçlere yaşama hakkı tanımak istemiyor, bu gerçeği en iyi şekilde “ARGK Dersim Askeri Konseyi”nin Ekim ’93 tarihinde yayınladığı “Yurtsever Dersim Halkına, ‘Sol Maskeli’ Eşkıyaları İyi Tanıyın” başlıklı bildiride yer alan şu cümleler açıklıyor:

“Kendisine ‘sol, ilerici, devrimci, demokrat’ diyen ve Kürdistan’da faaliyet yürütmek isteyen her güç, PKK ve Kürt Halk gerçekliğini kabul etmek zorundadır. Egemenlik sahamızda yürütülecek tüm faaliyetlerden sorumlu tek güç PKK’dır. Diğer güçler alacağı tüm kararlarda partimizi bilgilendirmek ve onay almak zorundadırlar.

Öldürmede olduğu gibi saldırı ve öldürme gerekçeleri üretmede de oldukça uzmanlaşan PKK, hiçbir zaman diğer örgütlerle dostane ilişkiler içerisinde olmamış ve demokratik bir tartışma, eleştiri özeleştiri süreci yaşamamıştır. Her zaman şu tezi ileri sürmüştür: “Sürecin başından beri PKK Kürdistan’ın tek doğru ve devrimci örgütüdür. Diğer örgütler ya bizzat TC’nin eliyle, ya da objektif konumları gereği PKK’yı yok etmek için kurulmuş ajan örgütlerdir. ” Bu tez PKK’nın diğer örgütlere bakışının ve onlarla ilişkilerinin temel felsefesini oluşturur. Açıktır ki bu anlayış bilimsel sosyalist dünya görüşünden, sınıf mücadelesi teorisinden nasibini alamamış küçük burjuva dar görüşlülüğün anlayışıdır. Küçük burjuva sosyal politik karakteri gereği kopamadığı özel mülkiyet ruhunu politik ideolojik alana taşır. Özel mülkiyet ruhu, sekterizm, dar grupçuluk ben merkezcilik, şeflik, tarihi kedisiyle başlatmak şeklinde hayat bulur. Bilinir ki; çeşitli politik örgütlerin varlığı, toplumun sınıflı yapısıyla ilgilidir. Kürdistan’da PKK’dan önce de örgütler vardı, bugün de yarın da var olacaklardır. PKK’nın gücü bu toplumsal gerçekliği değiştirmeye yetmez.

PKK’nın bugüne kadar çizdiği zikzaklar, küçük burjuvazinin sınıf karakterine uygundur. Ancak, PKK’nın gerek içerisindeki muhaliflere, gerekse diğer devrimci örgütlere karşı uyguladığı şiddetin bir kaynağı da; Kürt ulusunun aşiretçi feodal geleneğidir. Kürt aşiretleri bir yandan birbirleriyle kutsal yeminler ederek dostluklar geliştirirken diğer yandan birbirlerinden acımasızca adam öldürüp, köylerini talan ederlerdi. Her dönem boyunca aralarında ne türden dostluklar ve ittifaklar kurarlarsa kursunlar aşiretler hiçbir zaman birbirlerine tamamıyla güvenmemişler ve aralarındaki ilişkileri sürekli şiddete dayalı yürütüşlerdir. Bu nedenledir ki; aşiretler kendi çıkarlarını ulusal çıkarların önünde tutmuşlar dolayısıyla sömürgeciler karşısında ulusal talepler temelinde istikrarlı birlikler oluşturamamışlardır.

Aşiretçi feodal yapının politik alandaki uygulamalarının en iyi görüldüğü yer 1970’lerin Güney Kürdistan’ıdır. KDP ve KYB, aralarında görüşerek rahatlıkla çözebilecekleri sorunları bile silaha başvurarak çözmeye çalışmışlardı.

Bugün PKK’nın bir yandan cephe çalışması yürütüp, diğer yandan cephe çalışması yürüttüğü hareketleri hain ilan etmesi ve onlara saldırması geçmişin aşiretsel yaşamını hatırlatmıyor mu?

PKK diğer güçleri düşman ilan edip saldırarak bir gelenek yaratmıştır. Ve kendilerinin ilan ettiği gibi bu gelenek sayesinde güçlenmişlerdir. Bu belli bir yere kadar doğrudur.

PKK bu saldırılarda üç hedefe ulaşmıştır:

1. Fiziki tasfiye yoluyla hareketlerin örgütlülüğünü zaafa uğratmıştır.

2. Kitlesini diğer hareketlere karşı “düşman” psikozu ile kemikleştirip bir arada tutmuştur.

3. Diğer hareketleri karalayıp kitleler içerisindeki prestijlerini sarsmış ve gelişmelerini engellemiştir. Bu saldırını psikolojik boyutudur. Akla gelmez karalamalar ve manevi saldırılarla diğer kesimler susturulup teslim alınmaya çalışılmıştır.

Bir açıdan PKK, yapılanmasını “iç ve dış düşmanlar” karşıtlığında yaratmıştır. Ancak bu düşmanların çoğu “yaratılmış” sahte düşmanlardır. PKK’nın düşman imajı daha çok “ajan provokatör” söylemi üzerine kurulmuştur. Bu imaj; özellikle engel olarak görülen yurtsever hareketlere karşı çok kullanılmış ve saldırı için rahatlıkla gerekçe yaratılmasına olanak tanımıştır.

Ancak PKK bu imajı rasgele ve tutarsızca kullandığı için, zamanla bu tür iddialarına sadece bazı fanatik taraftarlarını inandırır hale gelmiştir. Örneğin; TDKP, KUK, DHB, TİKP (Aydınlık) ‘80’lerin sonlarına kadar “ajan” örgüt olarak görülüyorlar. KUK, PKK ile protokol imzaladı ve UKC çalışmalarına katılıyor. Keza Tekoşin “ajan” olarak görülüyordu ancak onun devamı olan Tekoşina Sosyalist, UKC çalışmalarında yer alıyor bugün yine – ARGK Dersim birimini açıklamalarında “ajan” örgüt olarak kabul ediliyor. PKK’nın KDP–KYB hakkındaki görüşleri ise neredeyse her ay değişiyor.

Elbette çeşitli siyasi yapılanmaların devrim karşısında konumları değişebilir. Ancak bu değişim hiçbir biçimde PKK’nın sübjektif değerlendirmeleri ölçüsünde olmaz. Ayrıca devrimci hareketlerin ittifak anlayışı sadece “dost ve düşmanlar” cepheleşmesine indirgenemez, bir de tarafsızlaştırılacak, yani arada olan güçler vardır. Ancak PKK için diğerleri; ya dosttur ya da düşmandır, arada kimse bulunmaz.

PKK, Kürdistan’da zorun rolünü anlayan bir harekettir. Siyasi arenada var olmak için silahlı bir gücün şart olduğunu görmüştür. Ancak, PKK zamanla silahlı politikanın neredeyse tek aracı haline getirmiştir.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: