PKK infazlar -12- Mehmet Oktay
Nesra.org Özel Dosya

Nesra.org Özel Dosya

PKK İtirafçısı Mehmet Oktay: “Apocu şeflerin cinayet ve tahribatlarından bazıları”

PKK militanlarından Nedim Talip kod adlı Mehmet Oktay, 25 Haziran 1985 tarihinde yayınlamış olduğu “Yurtsever Devrimci Kamuoyuna” adlı bildiride “Apocu şeflerin son bir yıllık cinayet ve tahribatlarından bazıları” diyerek, PKK’nın kanlı cinayetlerini ortaya koymaya çalıştı. Oktay, PKK tarafından örgüte ihanetle suçlanan birçok militanın nasıl vahşice öldürüldüğünü, isim isim açıklıyordu. Oktay’ın ibret verici, akıllara durgunluk veren, yaşadıklarını anlatan bildiri ve açıklamalarının tam metnini aşağıda okuyalım:

 

Apocu Şeflerin Son Bir Yıllık Cinayet ve Tahribatlarından Bazıları

Siyasal üstünlüğün düşmanda olduğu, devrim için, özellikle öznel koşulların son derece zayıf bulunduğu, ulusal ve uluslararası devrimci örgütlerden ve ülke yığınlarında soyutlandığı, faşizmin kurumsallaşması ve kitle pasifikasyonunun dorukta olduğu, oldukça doyumsuz bir ortamda, 1984’ün 15 Ağustos tarihinde örgütün ve kitlelerin kaldıramayacağı çapta bir iki eylem koydular. Ülkede Mardin, Siirt ve Hakkari arasını kendine merkez hareket bölgesi olarak seçen PKK (Apocular), bu eylemlerden sonra silahlı kuvvetler inisiyatifi ele geçirince, yöre halkına silahlı kuvvetler ile kendileri arasında kesin tercih yapma dayatmasında bulundular. Oğlunu askere gönderen, askerde ise firar etmeyen, mahkum olup da onlara katılmayan, aranıyor olup da teslim olan, yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarını kafi derecede temin etmeyen, geldiklerinde işini gücünü bırakıp da onları hizmetine koşmayan, her ay bir miktar parasal yardımda bulunmayan, onlara ihbarcılık yapmayı reddeden, her aileden en az bir, en çok tüm aile erkekleri olmak şartıyla onlara asker olmayı kabul etmeyenle, KUK (SE) Peşeng ve Özgürlük Yolu adlı hareketlerle ilişkilerini koparmayan, bu hareketlere karşı Apocular’la aynı tavrı almayı reddeden, vs. tümü ile düşman ilan edildiler. Giriştikleri eylemleri onaylamayanlar Evrencilikle suçlandılar. Kadın, erkek, çocuk, ihtiyar demeden; ajan, yurtsever, köylü, ağa ayrımı yapmadan şiddet uyguladılar. Sana da güçlü bir devrimci demokrat hareket yoktu ve sömürgeci güçler pusuya yatmıştı. Sonunda olan oldu yöre halkı tercihini devletten yana yaptı.

Bilindiği gibi çok büyük ve asi olan Jirki aşireti yediden yetmişe silahlı idi. Ve uzun yıllardan bu yana teslim olmamıştı. Ama bugün bu aşiret tamamen devletten yana tavır almıştır. (Oysa ilk dayandıkları ve güvendikleri aşiret Jirkanlardı) Dolayısıyla son bir yıl içinde Şırnak’ta, Doğubeyazıt’a, Şemdin’den Batman’a dek uzanan alanın her köyünde, nahiyesinde, ilçesinde ve vilayetinde özelde Apocular’a, genelde ise tüm devrimcilere karşı çeteler oluşturuluştur. Bu çeteler sömürgeci güçlerle günün 24 saatinde insan avındadır.

Adam kazanma metodu şudur; kişinin toprakla, aile ile toplum ve Devlet ile tüm ilişkilerinin kökten koparılması, bunun için tüm yolların, yöntemlerin mubah sayılması. Bu metot Apocular’a yüz kişi kazandırmışsa düşmana da binlercesini yakalatma yolunu açmıştır. Yüzlercesinin işkenceden geçmesine, ellinin üzerinde kişinin idam yemesine ve binlercesinin teslim olup, çete olmayı kabul etmek zorunda kalmasına yol açmıştır. Bölgede inanarak, gönüllü olarak katılmış veya Apocular’ca kazanılmış tek bir insan yoktur. Tuzağa düşürülenler vardır. Tuzağa düşende, düşmeyen de yaka silkiyor. Düşürülenler örgütü terk, düşürülmeyenler her gün düşeceklerinin korkusu ile yaşamaktadırlar. Bu açıdan bu günkü dayanakları halk kitleleri değil, en kaşarlanmış vatan hainleri, feodal kompradorlardır. Namus ve ırz düşmanı Alihanlar, Ahmedi Mustafalar ve Osman Ağalardır.

Öldürdükleri Masum İnsanlardan Birkaç Örnek;

1– Uludere’nin Nire Köyünde, Hüseyni Ahmet’i öldürdüler (O köyde yakalanan üç kişi Apo’yu ihbar etmişlerdir diye. Oysa “üçü devletle ilişki kurdular, teslim oldular diyen bizzat Apocu şeflerdir) Oğlu Cindo’yu tutukladılar, Cindo’yu bir kalaşnikof silah ve sekiz yüz dinar (400–500 bin lira) karşılığında serbest bıraktılar.

2– Ahmet Biryan’ın kardeşi öldürüldü. Altı kardeşlik ailenin en temiz adamı olduğundan kitlelerin şiddetli tepkisi ile karşılandı. Öyle ki kendileri dahi üstlenemez oldular. MİT yaptı demek zorunda kaldılar.

3– Merge köyünde, iki çocuğun öldürülmesi. Köyün ortasındaki caddeye mayın bıraktılar ve bilinen olay yaşandı.

4– Karageçit köyünde Spivan olayı; dokuz kişilik (5 kadın, 4 çocuk) bir aile katledildi. Bu toplu cinayeti Serxebun gazetesinde şöyle manşet yaptılar; “Vahşet Kontrgerilla Katliamı”

5– Bestanda bir ev kadınının öldürülmesi.

6– Kereşanda baba ve oğlunun öldürülmesi

7– Silopi ovasında karıkocanın öldürülmesi.

8– Jirkan aşiretinden beş kişiyi öldürme ve bir kişiyi yaralama.

Örnekler çoğaltmak mümkündür. Dolayısıyla kara listeye alınanların haddi hesabı yoktur. Zira tüm toplumu devlete yardımcı olmakla suçluyorlar.

Bu durum “devrim, birleşik bir karşı devrimi örgütleyerek gelişir” Marksist teziyle karıştırılmamalıdır. Söz konusu örgütlenme iki taraflı değil, tamamen tek taraflıdır. Karşı devrim. Niyetleri ve beyanlar ne olursa olsun objektif durum budur. Ortalığı velveleye vermek, tehditler savurmak mücadele etmek değildir.

Örgütteki İnsanların Durumu

Bu insanlar açtır. Dağlarda yılan, tosbağa, tiklik gibi hayvanları avlamak, palamut toplamak ve halktan zorla yemek toplamak zorunda bırakılmıştır. Bu insanların üstü başı perişandır, giyim kuşam sadece halktan toplanan elbise ve ayakkabılarla sınırlıdır. Üstü başı sağlam, kış yaz koşullarına uygun, giyimli tek bir kişi bulmak mümkün değildir. Sigara sorunu, toplanacak ot ve kitlelerden alınacak tütünle çözümlenir, paket sigara yasaktır. Tüm bunlara tek kuruş masraf yapılmaz. Hatta kitap okumak, yazı yazmak (bağımsızca) tamamen yasaktır. Hatta bazılarının ellerinden kalaşnikofları alınarak yerine smirnof verilir. Çoğu zaman bomba cepte, silah kemersiz olduğundan elde taşınır. Bu ihtiyaçlara bugüne dek herhangi bir masraf yapılmış değildir. Bu insanlara tek kuruş para verilmez. Bunlarla kalmayarak her gruba, her güç ayda üç yüz bin lira getirmeleri şart koşulur. Bu insanların aileleri ile ilişki kurmaları yasaktır. Özellikle ilişki kurmak isteyen, savaşçı olsun, ailesi olsun mutlaka tutuklanır.

Dünyanın dört bir tarafından (Suriye halkı, Filistinliler, Suudi, Libya ve Avrupa’da çalışan işçilerden, yurtsever devrimci hareketlerden ve Kürdistan’ın tüm parçalarındaki kitlelerden) toplanan yardımların en ufak bir bölümü dahi esas savaşçılara verilmemektedir. Dolayısıyla esir ve şehit düşenlerin ailelerine de tek kuruşluk bir yardım yapılmaz. (Bugüne kadar yapılmamıştır). Üstü başı perişan, aileleri ile ilişki kurmalar yasak. Dünyada olup bitenleri öğrenmek yasak. Aç bırakılan bu insanlar, ayrıca halka yurtsever devrimci, sosyalist hareketlere karşı suça itilir. Ve arkadaşlarına karşı kullanılır. Örgüt önderliği önünde secdeye yatmaya zorlanırlar. Politik olarak kör edilirler. Politik kölelik ruhu egemen kılınmak istenir. Bu durumlarla karşı eleştiren, tavır alanların akıbeti meçhuldür. Bu itibarla düşünce alanında rahat ikircikli olmayan ve kaçma ortamını kullanmayan bir tek unsur dahi yoktur.

 

Öldürülenler (Son bir yıl içerisinde öldürüldükleri kesin olanlar)

1– Celal; Batmanlı işçi olan bu arkadaş, Zaho’da silahsızlandırıldı. (ayrılmak istediğinden dolayı) Elbiseleri ve kolundaki saati zorla, dövüle dövüle alındı. Cezaevine konuldu, firar etti. Tekrar yakalandı ve Lolan’a (Kuzey Irak) götürülerek Lelkan ile Lolan arasında öldürüldü.

2– Ahmet (Mardinli); Zaho’nun Keşan Vadisindeki Makarda (kamp–karargah), cezaevine bırakıldı. Oradan bir daha firar etmeyi başardı. Ama KDP yakalayıp iade etti. Kemikleri kırılana dek dövüldükten sonra omzuna 3040 kilo yük verilerek Lolan yoluna koyuldu. Büyük Zap ile Barzan arasındaki yerde öldürüldü.

3– Abdülkadir (Mardinli); Lolan’da ülkeye gönderileceksin denilerek alındı ve öldürüldü.

4– Halil İbrahim (Ceylanpınarlı); Lolan’dan ülkeye gönderileceksin denilerek alındı. Makar (Kamp) yaşamında ve gözaltında kalmaktan kurtulduğunu sanan, H. İbrahim sevincinden havaya uçuyordu, ama kalleşçe onu da öldürdüler. O zaman bizzat ben de oradaydım. Tetiği çeken Fuat (Ali Haydar Kaytan) ve Cuma (Cemil Bayık) idiler. Hatta Fuat’ın silahına fışkıran kan lekeleri Makara (Kamp Karargah) kadar silinmedi.

5– Davut (Resul Altınok); PKK eski MK üyesi ve Kuzey Eyalet sorumlusu, yaklaşık üç aylık tutuklama ve işkencelerden sonra bizzat Fuat zübükzadesi tarafından katledildi. (Apo’culuk tarihinde teorik olarak Apo’ya kafa tutan tek adamdı) Davut’u Bizans oyunları, Neron cebiri ile Lolan’a kadar götürdüler ve öldürdüler. (Bir ara Fuat ile birlikte sorgusuna gidiyordum).

Davut’a dayatılan şu idi; ben bir provokatörüm, PKK’yı parçalamak için komplolar düzenledim. Sorumlu olduğum zaman bayan erkek bazı kadroları ajan ilan edere öldürdüğüm, (F…) isimli bayanı benimle cinsel ilişki kurmayı reddettiği için öldürttüm. Ajan ilan ettim. Zindanlardaki eski devrim esirlerine PKK’nın gönderdiği paraları keyfim için harcadım, kız yolunda kullandım. PKK’ya karşı ağır suçlar işledim, bağışlanamam.

Evet üç yıl öldürülmeyip tutuklu bulunmasının temel bir nedeni böylesi iğrenç bir yazıyı “iftira” olarak almak istemeleriydi. (Banda alınacak ve yayınlanacaktı.)

Bekleme nedeni seksen sonrasında bazı teorik tezleri de kurban ederek yaptığı taktik manevralarının (tecritten kurtulmak, kendini sol yelpazede göstermek için) açığa çıkmaması idi. Ülkede ortalığın tozu dumana bulandırılması beklenmeli idi (Diğerleri içinde plan aynıydı).

Bunu (ve bunların) elde tutulmasıyla, örgüt içi ve dışı karşı çıkmaları tespit etmek ve yönelme planını yapmak, olabilecek bazı olaylarda koz olarak kullanmak rehine bulundurmaktı. Yoksa Davut ve bazıları öldürüleceklerdi.

Davut tamamıyla karantinaya alınmıştı. Radyo, gazete, saat vb. şeşler ona yasaktı. İnsanlarla konuşması yasaktı. 1984 Ağustos ayında Lolan’da bilmem kaçıncı açlık grevinin 10. gününü doldurmuştu. “Açlık grevinde ölmeden biz öldürmeyiz” kararından hareketle ağır işkenceler başlatıldı. Tanık olduğum zaman yapılan işkencelerde Davut şunları haykırıyordu, kahrolsun Sava provokasyonu, kahrolsun Deng Sio Ping’ler, yaşasın Marksizm, Leninizm, yaşasın komünizm… Komplocu, provokatör, suçlu ve entrikacı PKK’dır. Davut bunları haykırdıkça, onlar işkencenin dozunu arttırıyorlardı. İtiraf etmeliyim ki, ben yaklaşık üç yıl önce Türk hapishanelerinde kaldım ama böylesi bir işkence ve metotlara tanık olmadım. (Tabi böyle direneni de). Davut daha önce yaklaşık doksan kilo idi, ama onu gördüğümde tanıyamadım, bir deri bir kemik kalmıştı. Kırk kilo zor gelirdi. Zübükzade Fuat tüm istikrarsızlığını, ağır bunalımını ve vaftiz olması için tüm iğrençliği ile bu işkencelerin başgardiyanlığını yapıyordu.

6– Ayten (Mardinli); Bu bayan zorla Lolan’a getirildi ve getirildiği gün Davut’un yanındaki cezaevine kapatıldı. Ajan, fahişe olarak değerlendiriliyordu ve yok edildi.

7– Milli karakol baskınında yanlarında götürdükleri bir Mehmetçik, sorgusuz sualsiz bel kuşağı ile boğdurulmuştur. (Nezil Çayının kuzeybatı kolunun üst noktasında).

8– Kendilerine firar ettikten sonra sığınan bir askeri, üç ay tutuklu bıraktıktan sonra ortadan kaldırdılar (Keşan vadisinde) Bu da onların esirlere karşı politikalarıdır (Mehmetçiğin tek suçu vatanı beklemek idi).

 

Ölümü Şüpheli Olanlar

1– Hüseyin (Mardinli); ölümünden dört ay sonra şehit edildi denildi. Çığ altında kalmışmış.

2– Yaşar Organ (Karslı); Lolan’da kayboldu. Kesin Türk Devletine teslim olmuştur denildi. Üç dört ay sonra Lolan çayında cesedi bulundu. Otopsisini yapan KDP doktoru kafası delinmiştir diye rapor verdi. Daha sonra şehit ilan edildi.

3– Ethem Akçan (Urfalı); önce hain ilan edildi. Daha sonra mide kanamasından öldü denilerek şehit ilan edildi.

4– Musa (Kızıltepeli); Şırnak’a bağlı Gundık Köy karakoluna yapılan saldırıda öldürüldü. Ölüm biçimi şüphelidir. Daha önce hain ilan edildiğini bilmeyen yoktur. Benim bir kardeşim de onların elindedir ve akıbeti belli değildir. Bu kişiler örgüt tarafından öldürülmelerine rağmen güvenlik kuvvetlerinin operasyonlarında öldürülmüş gibi gösterildiler.

 

İzinsiz Kaybolanlar

1– Ayten (Hamili Yıldırım’ın karısı); Uzun süre yapılan çıldırtıcı işkencelerden sonra Lolan’a getirildi.

2– Besey; Bu bayan uzun süre türlü yöntemlerle tam bir problem yapıldı. Ülkeye gönderiyoruz denilerek Suriye Türkiye sınırında mayın tarlasında yok edildi.

3– Zeki (Adıyamanlı olabilir); Ajandır denilerek tutuklandı. Şırnak’tan Zaho’ya getirilerek yok edildi.

4– Delal (Kuzeyli); Öldürülen Celal Aşkır’ın bacısı. Semir ajanının metresi, provokatör diye lanse edildi. Zorla Lolan’a götürülerek tutuklandı.

5– Ayşe (Dersimli Öğretmen); Lolan’da her gün Fuat tarafından dövülüyordu. Tutukluydu.

6– Bahar (Batmanlı); En son Fuat ona “Sen ispiyonculuğa da yaramazsın” deyip tepeledi.

7– Aysel; Şam’a gönderiyoruz denilerek yok edildi. (ya Ayten ya da Aysel’di kesin olarak bilmiyorum) Ama biri öldürüldükten sonra yakılarak toprağa gömüldü. Lolan’da.

8– Beşir (Suruçlu); Avrupa’dan Lübnan‘a oradan da Irak’a getirildi. Sonu belli değildir.

9– Kamyon Bıyık (Hilvanlı); Diğer ismi Kamyon Hasan yok edildi. Daha önce hain ilan edilmiştir.

10– Cafer (Maraşlı); asıl adı Ali Engizek, 80 öncesi Maraş sorumlusu idi. Zorla yola koydular ve Silopi ovasında iyice dövülerek silahlandırıldı ve bırakıldı. KDP aldı ve iade etti, tutuklandı.

11– Şoreş (Diyarbakırlı veya Suruçlu); Avrupa’da Semirci olmuş dediler. Islah olması için kafasını doldurarak Irak’a gönderdiler. Şeklen makar sorumluluğunu verdiler ve çok basit bir oyunla tutuklayarak hücreye tıkadılar.

12– Sağır Cuma (Dersimli); Öz ismi Metin Güngöze, bir yıl tutuklu kaldı, en son KDP’nin komite Amediye mıntıkasından firar etti, Apocular arkasından taradılar, sonu karanlıkta kaldı.

13– Metin (Dersimli); Bir yıl Lolan’da tutuklu kaldı. Sonra kayıp oldu, kaçmayı başardı mı yoksa öldürüldü mü belli değil.

14– Ramazan (Adıyamanlı); Silopi ovasında silahsızlandırılarak bırakılmıştı. Kaçakçılar yardımcı oldular. Irak’a geçiş yaptı, KDP’nin eline geçtikten sonra Apocular’a teslim edildi ve tutuklanıp Lolan’a yollandı.

15– Biji (Suruçlu); Şırnak’ta haindir denilerek tutuklandı. Zaho’daki Keşan mağarasına gönderildi, sonu belli değil.

16– Yusuf (Batmanlı); Eskiden DDKD’li idi, silahı alınarak tutuklandı. Sonra firar ettiği açıklandı, akıbeti açığa kavuşmadı.

17– Yaser (Muşlu); Gürcü göçmenlerden olan bu arkadaşa işkence etmeyen PKK (Apocu) şefi kalmadı. En sonunda Şırnak bölgesinde kayıp oldu. Akıbeti belli değildir.

18– Celal (Vartolu); Lolan’da tutuklandı. Kaçan Süleyman’ın (Baki Karar) gardiyanı olduğundan işkenceye yatırıldı. Diyarbakır zindanlarında uygulanan işkence yöntemlerinin tümü bu arkadaşa uygulandı. Tırnakları kesildi, iğne batırıldı, ayakları patlatıldı… . İdam kararını infaz etmek için Davut’un bulunduğu cezaevine götürülürken yolda kayboldu. İşkenceyi yapan Fuat’tı.

19– Betal (Maraşlı); Lolan’da nöbet yerini bırakıp kaçıyordu, dönerek ateş edildi, bereket ölmedi. Dipçiklerle fena halde dövüldü ve tutuklandı (Daha önce gitmiştir diye lanse edilmişti).

20– Ajitatör Kemal (Batmanlı); Mehmet Karasungur’un ölüm olayında suçlu ilan edilerek içeri alındı. Kemal, “Anamızı ağlatan Marksizm oldu, onun adına başımıza getirilmeyen kalmadı” diyordu.

21– Yaşar (Halfetili); “Bizi homoseksüeller, ne olduğu belirsizler yönetiyor” diyordu. Tabi o da Kemal gibi ıslah evine kapatıldı.

22– Hacı (Mardinli); 50–60 yaşlarında, “Suriye ve Irak’ta kalmama ve çalışmalarıma son verdiniz, bari silahımı verin düşmanla savaşayım” diyordu. Fakat silahsızlandırılması ve kara ünlü “ıslah evine kapatılması” şeflerce uygun görüldü.

23– Tekin; Bir zamanlar güya en gözde elemanlardan olan Tekin, şimdi en şüpheli elemanlardan biri oldu.

24– Ferhat (Mardinli); Şimdi babası ve ailesi Kamışlıdadır. Zorla Hakkari alanına getirdiler. İç organlarından ciddi derecede hasta olan bu şahsın dayatmaları ile İran’da tedaviye götürdüler, ama kayboldu haberini aldık.

25– Yasin (Mardinli); Ayrılma ortamını kolluyordu. Gözaltına alındı, sonra bir iş için yola koydular ve kayboldu haberinin dışında kimse bir şey öğrenemedi.

26– İbrahim (Nusaybinli); Uzun süre örgüt şeflerinden “ıslah olmak” işkencesi gördü ve cezaevine bırakıldı. En son Cizre–İdil arasında bırakıldı, kayboldu haberi duyuldu.

27– Osman (Siirtli); Daha önce ayrıldı ama yakayı kurtaramadı. En son Keşan’da sana son bir şans daha tanıyoruz (Yani kesinlikle ölmelisin öleceksin) dediler ve yola koyuldular. Akıbeti diğerlerinde olduğu gibi, kayboldu dediler.

28– Cemal (Mardinli); Hudutta yakalanan bazı mühimmatlardan sorumlu tutuldu. Ağır bunalıma girdi, kafayı oynattı. Islah evine kapatılarak sonuç alma sürecine sokuldu.

29– Kemal (Diyarbakırlı); Hudut geçilirken öldürülen Gürcan Özcan’ın öldürülmesinden sorumlu tutuldu. Ağır bunalıma girdi ve gözaltına alındı. Değişik taktik ve oyunlarla Hakkari alanına aktarıldı ve orada her nasıl olduysa kayboldu denildi.

30– Zeki (Adıyamanlı); Çukurca’da yaralı ele geçen Cemal ve Talat olayında suçlu (o da yakalanmadığı veya ölmediği için ajan) ilan edildi. Malum olacağı üzere gözaltına aldılar.

31– Aytekin (Kuzeyli); Hizil çayında boğulma olayından kurtulan iki kişiden biri idi. O olaydan sora ayrılma isteği ortaya çıktı. Tabi ki hemen cezaevine kapatıldı.

32– Zeynel (Bingöllü); Hayri Durmuş’un amcasının oğlu.

Tanrı bizi Apocular’dan korusun demekten başka ne demeli, Vay havar… Ey havar… Bunlar önce cezaevine ve sonra da sahte bir göreve gönderildiler, sonları belli değildir.

Bu saydıklarım yakinen gördüklerim ya da çok sadık arkadaşlarımdan duyduklarımdır. Ya öğrenemediklerimiz. Başka bölgelerde olanların haddi hesabı yoktur. Ama bunlar bu hareketin esas anlayışını ortaya koymakta yeterlidir. Aslında PKK Apocuların saflarında bulunanları tümü tutuklu sayılmaktadır. Ama pratikte öldürülmeleri, tutuklu bırakılmalarından daha kazançlıdır onlar için.

 

Devrimci demokratlara saldırılar

Diğer örgütlerin görüşlerini kabul etmeyen 5 kişi, Keşan köyünün alt mağarasında (Dostlukla yanlarına gidilir ve kalleşlikle etkisizleştirilir) önce tutuklandılar ve elleri gözleri bağlanarak üst vadiye çıkarıldılar. Silahlarından iç çamaşırlarına dek her şeylerini aldıktan sonra hunharca katlettiler. (Tabi bunu son derece gizli yaptılar) Arkasından PKK (Peşeng) sempatizanlarına (…) ile IKP’li peşmergelere pusu kurdular. Çıkan çatışmada bir Apocu öldürüldü. Apocular makarı talan ettiler. Peşmergelerin eşyalarını, karıkoca resimlerini, vb. şeylerini yoldaki eşyalara asarak bazı şişeleri yola dizerek, IKP’nin fahişe çalıştırdığını, içki ile insanları çığırından çıkardığını vb. biçimde propaganda yaptılar. Bu olaydan hemen sonra, “Basra’dan Araplar gelmiş, burada Kürtleri öldürüyorlar” temel propagandaları bayraklaştırarak propagandalarını sürdürdüler. Derişke Köy camisinde konaklayan IKP’li peşmergelere (gece) saldırdılar. Her iki taraf birer kayıp ve birer de yaralı verdiler. Aynı gecenin sabahı Derişke ile Meskan köyleri arasındaki vadide pusu kuran Apocular ile IKP’liler tekrar çatıştılar. IKP’liler bir ölü, bir yaralı, Apocular sekiz ölü, iki esir verdiler. Esir düşenlerden biri “ben kırk komünist öldürmeden telim olmam” diyordu. Bunları KDP alarak tekrar Apoculara teslim etti. Bu sürede Hafteninan Köy çobanını (Hacı’yı) ağır yaralayarak IKP’nin üstüne attılar. Barzan bölgesinde, Türkiye, İran, Irak üçgeninde IKP’lilere kurdukları pusuya IKDP peşmergeleri düştü ve bir peşmerge öldürüldü. Zavite’de KDP gümrük sorumlusu ve müfreze komutanı Selman Sindi’yi öldürüp IKP’nin üstüne atma planları yarıda kaldı. Zira bu olaylar sürecinde, Apocular’dan ayrılanlar oldu ve onların iç yüzünü ortaya çıkardılar ve Cud cephesi bu olaylardan sonra tavır alarak Apocuları Irak alanından çıkarttı. Bugün bu olayların böyle olduğuna dair canlı tanıklar vardır. (Bunlardan biri de benim) İşte biz ayrılanları öldürmek istemelerinin bir nedeni de bu karanlık planların karanlıkta kalmasını sağlamaktır. Ama yapı delik deşik, hızla yaşanan dağılmanın önü alınamamakta ve artık maskeler bir bir düşmekte ve düşürülmektedir.

Kürdistan’ın dört parçasındaki yurtsever halkımız;

Apocuların propagandalarına kanmayın, evlatlarınızın kandırılarak tuzağa düşürülmesine izin vermeyiniz. Gidenler geri gelmez. Önden düşman arkadan Apocular onları öldürmektedir. Yaptığınız yardımları kesiniz. Yaptığınız yardımların en ufak bir kesimi dahi şehit ailelerine, esir düşenlere ve ailelerine, pratikte savaşanlara ulaşmıyor. Yardımları başka yerlere, bilmediğiniz noktalara akıtılıyor. Dolayısıyla bu yardım devrim hareketinin örgütlenmesine değil, düşman kuvvetlerinin örgütlendirilmesine yarıyor.

 

Kürdistan Halkı

Apoculara verdiğiniz, kaptırdığınız evlatlarınızın akıbetini sorunuz. İşlenen ve işlenmekte olan cinayetlerin hesabını sorun. Tutuklanan gençlerin, öldürülen yiğitlerin vebalini sorun. Paramparça edilen ailelerin, namusunu satmak zorunda kalan kadının hesabını sorun. Arkadan kahpece kurşunlanan devrimcilerin şehit ilan edilerek ticareti yapılan cenazelerin hesabını sorun. Bunalıma sokulan, intihar etmek sorunda bırakılan, çıldırıp faşizme kaçan insanların hesabını sorun. Şehit aileleri; Apocu canilerin yakasına yapışın, evlatlarınızın öldürülmesinde ve yakalanmasında, bu haydut şebekesi, bu mason örgütü, bu Pol Pot ve UNITA ve Humeyni taslağı örgüt sorumludur. İkide bir kadın hakları diye çığırtkanca şarlatanlık yapan Apocu şefler, bayan arkadaşlara nasıl davranıyorlar. Sigara içmeleri, başı açık giyinmeleri, erkek arkadaşlarla konuşmaları ve tartışmaları, evlenmek istemeleri pratik mücadeleye katılmak istemeleri, yazıp çizmeleri, evli olanların eşleri ile ilişki kurmaları, mektuplaşmak istemeleri yasaktır. Kimsenin anlam veremediği, en idüğü belirsiz bir mantık çerçevesinde her saat eritilmektedir. Bu Marksizm, Leninizm ve davamız adına bir utanç vesilesidir. İğrenç ve dehşet vericidir. Dövülmeyen, saçı çekilmeyen, töhmet altında bırakılmayan, onuru, gururu, umudu ve namusu ile oynanmayan bayan arkadaş bırakılmamıştır.

Emperyalist, kapitalist sisteme, komünist ideolojiye saldırma malzemesi, har vurup harman savuran bu teşkilat, sol yelpazeden değildir. Marksizm, Leninizm ve halkımızla onların herhangi bir alakası yoktur.

ARNK ve ERNK (Ordu ve Cephe) kısa bir arayla tepeden inme ve bir gecede yazılan bildirilerle yapılan sahte ilanlardır. Pratikte böyle bir şey yoktur. Tamı tamına yalan ve şarlatanlıktır. Bizzat savaşa (kör ölüme) sürülen biz kadrolar (aslında müritler) yayınlanan bildirilerin dışında bir şeye tanık olmadık. Orduyu kimle kuracak, bir miktar insan vardı. Bilinen nedenlerden ötürü 2/3’ü ayrıldı. Kalan azınlık töhmet altında, ağır bir kriz altında debeleniyor. Önden faşist güçler, arkadan Apocular onları katlediyor.

Apocular hayali cephe bildirisini yayınladıkları gün, KUK (SE) – PESENG ve IKP peşmergelerine peş peşe saldırılar düzenlediler. Gizlice ve alçakça şu insanları katlettiler; Yasin, Dilovan, A. Kerim, Kebat, Abdullah (Bu durum ilan edilen cephenin ne menem bir cephe olduğunu göstermektedir).

Cephe nasıl kurulacak? Tüm yurtsever devrimci hareketler işbirlikçi, ajan ilan edilmiş ve bunlara savaş açılmıştır. Halk “zıvanadan çıkmış moloz yığını”, “provoke edilmiş”, “iğdiş olmuş”, “atomlarına kadar dağılmış”, “robot, kadavra, zıbıl, çingene, kör, sağır ve dilsiz figüranlar” ve “işbirlikçi hain” ilan edilmiş ha bire cinayetler işlenmektedir. Kim kaldı? Kimle ERNK (Cephe) kurulmuş?

Tüm şamata, laf kalabalığı ve patlatılan bombalar, ilanlar reklamlar, bulanık bir hava, karanlık bir ortam yaratmak ve o karanlık ortamda o karanlık planlarını uygulama meselesidir. Aydınlık ortamda karanlık planlar uygulanamaz. Körler teşkilatı ayakta kalamaz ve şaşı kral Markosçuluğa ve Hirohitoculuğa, Pol potçuluğa, Nitacılığa, Deng Sio Pengciliğe oynayamaz. Zavallı bir salak Abdi olarak kandırdıklarınca linç edilir.

Savaşan Kadrolar;

Bu örgütün arşivi nerededir? Elli yüz soruluk listelerle, yedi kuşak geçmişimizi ve ruh halimizi soran tüm detayları kaydeden raporlar, siciller ve yaptıklarımızın krokileri ve benzeri belgelerin konulduğu arşiv yerinde duruyor mu? Bu arşivin kaybolduğu MK üyeleri arasında konuşulmuyordu? Neden arkadaşlarımız öldürülüyor, tutuklanıyor ve işkencelere maruz kalıyorlar? Marksizm Leninizm bu mudur? Dünya devrimci güçlerine karşı düşmanlık doğru mudur? Arkadaşlarımız aç ve çıplak dolaşırlarken (ve özellikle bayan arkadaşlar), genel sekreterin karısı için, iki peşmergenin sürekli iki çuval omuzda, ona elbise ve benzeri şeyler taşıması doğru mudur? Genel sekreterin karısı için “geleceğin etkin politik yöneticisi” deyiminin kitaplara yazılması doğru mudur? Genel sekreterin kendisi için “önderliğin yaptığı yüzyıllara sığmaz” demesi doğru bir şey midir? Her yazının altında “Apocu sağlamlığı ve cesaretiyle” sloganı doğru mudur? Örgüt zor dönemden geçtiği için geçici olarak sallanmıyor. Örgütün tepe takla uçuruma yuvarlanması için her şey bizzat önderler tarafından yapıldı. Tabi ki benden sonra anlayışı egemen olduğunda herkesi de beraber uçuruma yuvarlamak yatıyor. Önderlik tanrı değildir. Secdeye yatmayı artık körün gözü açılmalı ve tavır almak namus borcu olarak kabul edilmelidir.

Türkiye Irak Suriye ve İran halklarının devrimci kamuoyuna; Apocuların sizden çok sizi sömüren ve katleden devletlerin istihbarat örgütleriyle ilişkileri vardır. (Devrimciler kapitalist devletlerle ilişki kurabilirler ama istihbaratlarıyla değil) “halk savaşı” adına halka karşı bir savaş veriyorlar. Bilinen nedenlerden ötürü örgüt dağılıyor. Ayrılan arkadaşları ajan ilan ederek öldürüyorlar. Apocu şeflerin ajan ilan etmedikleri her hangi bir parti ve örgüt kalmamıştır. Sosyalist ülke, komünist partileri dahi “Emperyalizmin uşakları” ilan edilmişlerdir. CİĞERAMİN gibi bir şair, ŞİVAN gibi bir insan dahi hain ilan edilmişlerdir. Bize sahip çıkanlar yalnız bırakılmamalıdır. Altmış dolayında arkadaş yeterince sahip çıkma durumu olmadığından düşmana yem olmuştur. Kardeş kanı dökülmesin ve düşman sevinmesin diye silah kullanmıyoruz. Ama onlar çığırından çıkmış ve iflah olmaz derecede sorumsuz olduklarından (belki de sorumluluklarını yerine getiriyorlar) ve ipleri karanlık güçlerin ellerinde olduğundan biz ayrılabilenleri katledebiliyorlar. Bunlar herkese “Mustafa Kemalci ajan” dediler ve hatta ismi Kemal olanları dahi “Kemalizm’in uşağı” olarak ilan ettiler. Ve kahpece arkadan hançerlediler. Apo’nun ismi Muhammet’in isminden geliyor. Öyleyse Apo neden Suudi’nin uşağı sayılmıyor? Ki yetmişli yıllarda İxvani Müslim’di.

Apocu şefler; kirli ve kanlıdırlar. Bu kan yurtseverlerin kanıdır ve devrimcilerin kanıdır. Temiz olamazlar, zira cinayetlerine her gün yenilerini ekliyorlar. Ayrıca dürüst insanlara sahip çıkmak ve Apocu kanlı katil şeflerden hesap sormak bir insanlık görevidir.

25. 06. 1985

Nedim TALİP

(Mehmet OKTAY)

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: