Pkk İnfazlar -20- Kör Cemal Kod Halik Kaya ve Arif Göktaş

PKK’nın Botan Bölge Sorumlusu “Kör Cemal” Kod Adlı Halil Kaya ve Arif Göktaş’ın İnfazı

PKK tarafından 1984 yılında kurulan, örgütün “çekirdek kadro” olarak nitelendirdiği, kısa adı HRK olan “Kürdistan Kurtuluş Birliği Silahlı Propaganda Birlikleri”, Vietnam’daki Vietkong’un bir kopyasıdır. Doğu Bloku’ndaki askeri düzene göre oluşturulan HRK’nin kurucularından biri de Kör Cemal kod adlı Halil Kaya’dır.

1986 yılı sonunda Lübnan’ın Bekaa vadisindeki Hele kampında toplanan PKK 3. Kongresi’nin flaş adamı ve Apo’nun “sadık müridi” Kör Cemal kod adlı Halil Kaya, Kongre’den bir yıl sonra Apo tarafından “hain” ilan edilecekti. Suçu, kadın ve çocuklara yönelik eylemleri organize etmekti. Halbuki, Kör Cemal’e bu eylem kararlarını veren, talimatlarını harfiyen yerine getirmesini isteyen Bekaa’daki cellatların başı Öcalan’dı. Sonunda Kör Cemal de Apo’nun kanlı eylemlerinin ve kararlarının günah keçisi olarak seçilecekti.

PKK’nın önemli cellatlarından biri olan, örgüt tarafından Botan Bölge Sorumlusu olarak yıllarca görev yapan, birçok kanlı eylemlerin ve cinayetlerin faali olan Kör Cemal kod adlı Halil Kaya, Mayıs 1988’de Apo’nun emriyle kurşuna dizildi.

Kör Cemal ile ilgili, terör uzmanı A. Cem Ersever şunları anlatıyor:

Apo, 3. Kongre kararlarını ülke içinde uygulamaya koymak, bunları kendi adına denetlemek ve tüm faaliyetleri koordine etmek için de kongre boyunca bir gözde haline getirdiği Kör Cemal’i görevlendirdi.

Apo kongrede, faaliyetlerine giderek kırsal kesimde yoğunlaştığını ve bu faaliyetleri yürütenlerin de kırsal kesim kökenli olduklarını iyi kavramıştı. Köylüleri pohpohlamak için; “Bu savaş sizin savaşınızdır. Bu savaşın savaşçısı da komutanı da sizler olmalısınız. Pısırık durmayın, atik olun” diyordu. Kör Cemal’e de bu anlayışın yaygınlaştırılması görevini vermişti. Kör Cemal de zaten Botan’daki katliam çalışmalarının temelini atan kişi olduğundan Botan’dan başlayarak Apo’nun talimatlarını uygulamaya başladı.

Birçok köylü kökenli elemanı yönetici kadrolara getirdi.

Bunun üzerine işler bir anda arapsaçına döndü. Apo, taktik bir hata yapmıştı. Bunu düzeltmek için tek çara Kör Cemal’i (Halil Kaya) harcamaktı. Tereddüt etmeden en büyük gözdesini; rakip olduğundan, komplolar tertiplediğinden, kontrgerilla ile işbirliği yaptığından dem vurarak derhal kurşuna dizdirdi.

Öcalan, 26–31 Aralık 1990’da Irak Haftinin bölgesinde yapılan PKK 4. Kongre’sinden sonra, “Kör Cemal pratiği” deyimini ortaya atarak, PKK literatürüne yeni bir deyim kazandıracaktı. Öcalan, “Kör Cemal pratiği”ni sürekli muhaliflerine karşı gündemde tutarak, onlara da “ayaklarınızı denk alın, yoksa sonunuz Kör Cemal gibi olur” demek istiyordu. Halil Kaya da öldürülmeden evvel, birçok muhaliflerin temizlenmesinde görev yapmıştı. Temizleyenler, eninde sonunda kendileri de temizlenecekti. Çünkü, PKK’nın çarkı böyle dönüyordu.

PKK lideri Öcalan Kör Cemal ile ilgili militanlarına konuşurken, onu aşağılıyor, PKK içindeki bütün kötülükleri, eylemleri ona yüklerken, kendisini, bütün bu olayların dışında tutuyordu. İşte, Öcalan’ın Kör Cemal’le ilgili anlattıkları:

Kör Cemal’in pratiği eşkıyalık, hatta eşkıyalık da değil çapulculuktu. Eşkıyalar biraz da haksızlığa karşıdır. Büyüklerinin bir anlamı vardır. Kör Cemal geçmişte ikide bir kamyonların önünü kesip cebini dolduruyormuş. Bunu sonradan öğrendik. Midyat yolunda ikide bir yol kesmeye alışmıştı. Zavallı ve suçsuz insanları soyup soğana çevirerek yaşamaya çalışıyordu. Eline tarihsel bir fırsat geçtiği zaman da, yerli işbirlikçilerle alçakça ilişkiler kurarak hareketi bitirmeye çalıştı. 1982 yılından 1985’e kadarki durumu buydu. Buraya çağırmıştım. Partinin bütün kadrolarıyla uğraştı. O zaman çok sayıda silah yollamıştık. Bu silahların sayısı on bine yaklaşıyordu. Hepsini ne yaptığını bilmiyorum. Çok sayıda silahımız vardı, değerli yurtseverler çalışıyorlardı. O dönemde epeyce şehit verdik. Meğer o bunların hepsinin üzerine kurulmuş ve iki üç yıl çapulculukla yaşamıştı. Kendisine göre sürdürdüğü çapulculukla, PKK’yı istismar ederek bitirmek istemişti. Bu adamın birkaç tane uşağı vardı. Bunların yaptıkları bütün iş birkaç çömez bulmak ve bunlara birazcık düşkün yaşam olanağı sunmaktı. En çok zevk aldıkları şey, böylesi alçakça ve gayri meşru bir yaşam tarzıydı.

Adam daha sonra buraya gelerek, özellikle 3. Kongre çözümlemelerini görünce, durumun farklı olduğunu sezmişti. Kendisinin gerçek konumunun açığa çıkmaması için müthiş çaba harcamıştı. Daha sonra, “Parti Önderliğini gerçek kişiliğimiz konusunda uyartmamak için bütün gücümle olağanüstü bir pozisyona girdim” diyordu. Gerçekten de durum buydu. Burada çok iyi pozisyon takınıyordu. Sonra Doğu Kürdistan’a gitti. O zaman “Başardım” demişti. Bazı arkadaşlar bilirler; kadrolar üzerinde feci bir tahribat yaratmıştı. Bu unsur ve şürekasının alçakça yaşamları uğruna yapmadıkları pislik kalmamıştı. Orada iki üç kafadar bulmuştu. “Önemli olan burasıdır; iktidar fırsatı elimize geçti. Kullanabilirsek ne ala, kullanamazsak gittik. Aradan yüzyıl da geçse, bir daha böyle bir fırsatı yakalayamayız” diyordu. Şimdi düşünüyorum da, bu sözlerin bir anlamı vardı. Çünkü bazıları partiye adeta kene gibi yapışmışlardı. Onlarca kadro vurmuş ve birçoğunu ölümün üzerine göndermişlerdi.

PKK’nın savaş gücünü başarı olanağı bulunmayan eylemler üzerine göndererek bitirmeyi hedefliyorlardı. Bu arkadaşlar ya kaçacak ya da öleceklerdi. Başka seçenekleri yoktu. Birileri kaçtığından “hain” deyip vuruyorlardı. Bunlar vurulunca da, tasfiye edilen PKK oluyordu. Bunlar bu denli kör taktiklerle yapımız üzerinde oyun oynuyorlardı. Aslında kongre çözümlemelerini de yapıya yansıtmamışlardı. Tamamen bilinçli bir biçimde yapımızı son derece gergin, kuşkulu ve birbirini izleyen ajanlar durumuna düşürmüşlerdi. Birbirinden kuşkulanmayan, birbirini kuşkulu olarak değerlendirmeyen neredeyse kalmamıştı. Tabii dediğim gibi çömezleri de vardı. Sözüm ona iktidarı ve denetimi ele geçirmişlerdi. Geriye kalan zavallılar da çoğunuzun yaşadığı durumda bulunuyorlardı; onları da idare ediyorlardı. PKK’nın parasını, silahını ve sözüm ona nimet saydıkları değerlerini kullanarak taraftar kazanmaya çalışıyorlardı. Böylesi düşkünler varsa, onlara düşkün bir yaşam olanağı sunarak, kendilerini idare ediyorlardı. bu düşkünlük biraz gelişmişti.

Aynı yıl, yine “ajan provokatör” suçlamasıyla Arif Göktaş da PKK’nın kurduğu örgüt mahkemelerinde sorgulandıktan sonra, hakkında idam kararı alınarak infaz edildi, tıpkı diğerleri gibi…

Eski PKK’lı Selahattin Çelik PKK içerisinde yakından tanıdığı ve Öcalan’ın emriyle infaz edilen “Kör Cemal” kod adlı Halil Kaya’nın örgüt içerisindeki konumunu ve infaza giden süreci şöyle anlatıyor:

1986 ve 1987’de ancak 40 civarında kadro ve savaşçısını kaybeden PKK, buna karşılık Türk ordusuna büyük kayıplar verdirmiş, devleti sarsmıştı. 1987 yılı PKK açısından başarılı ve Türk devletine karşı taktik üstünlük sağladığı yıl olmasına rağmen, bu, ciddi hataların işlenmediği anlamına gelmemekteydi. Eleştiri–özeleştiri uygulamasını yanlış ve abartılı işleten PKK’nın savaşı yöneten birimi (İç Yönetim) çok büyük kayıplara yol açtı.

Özeleştirilerin sonucu yıkıcıydı . “Olumsuzluklardan arınma” ilkesi adına insanlar hiçleştiriliyor, insanlar kendilerini horluyor, yapmadıkları şeyi yapar gözüküyor, uygulama çoğunun inancını sarsıyordu. Uygulamayı kaldıramayan birçok kadro kaçtı, bir kısmı da hayatından oldu. PKK sonraki kongresinde birçoğunun itibarını iade etmesine rağmen, bu, ölüyü diriltmeye yetmiyordu.

3. Kongre kararlarından biri “zorunlu askerlik”ti. Hemen hemen bütün ülkelerde askerlik görevi zorunludur. Kürtler ise, düşmanları olan ordularda zorunlu askerlik yapıyorlardı. Bu nedenle ulusal kurtuluş örgütü olan PKK’nın Kürtler için zorunlu askerliği yasalaştırması doğal gibi görünüyordu. Ama sorunun diğer yanı vardı. Kürtler henüz özgür değildi. Kürtlerin tümü henüz ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemiyordu. Onları henüz ikna etmek gerekiyordu. Savaşa katılımlarının ve desteklerinin gönüllü olması gerekirdi. PKK, devletlerin yaptığı gibi yasalarını zor gücüyle hayata geçirmenin araçlarına ve gücüne sahip değildi. Gerillanın birçok yerde “gönüllülük” yerine “zor”u tercih etmeleri sonucu safları geçici ve gönülsüz adaylarla şişti. Bunlardan bir kısmı kaçarak Türk ordusuna yem oldular ve büyük tahribatlara neden oldular. PKK önlem almaya çalıştığında, tahribatın boyutu çok büyümüştü.

Bu iki uygulama o kadar geliştirildi ve abartıldı ki, olumsuz sonuçlarını birine fatura etmek gerekti. Bu pratikten dolayı hesap sorulanlardan, ya da “günah keçisi” seçilenlerden biri MK Üyesi Halil Kaya idi. Mardin’e bağlı Midyat ilçesinin Selhe köyünde doğan Kaya, PKK’nın 1980 öncesi kadrolarındandı. PKK 1. Konferansı, 2. ve 3. Kongreleri’ne katılmış, Aralık 1984’te MK’ya atanmıştı. 1982 yılında Kürdistan’a ilk gönderilen gruplar içinde yer alan Kaya, köylülük arasında çalışmada son derece yetkindi ve silahlı propaganda çalışmasının Botan bölgesine yerleşmesinde önemli payı vardır. Başarılı pratiğinden dolayı PKK 3. Kongresi’nde sadece MK’ya seçilmedi, aynı zamanda ülke içi pratiği yöneten birimin en inisiyatifli üyesi oldu.

“Köylüler iktidara” sloganının öncüsü yapılan Kaya bu ani yükselişe ayak uyduramadı. Özeleştiriler ve zorunlu askerlik yasasındaki yanlışların sebep olduğu kaçışlar ve cezalandırmaların yol açtığı tepki ve tahribatın önüne geçmek için, fatura ona çıkarıldı. Ancak Ocak–Nisan 1987 gibi üç aylık pratiğin sahibi olan Kaya, Mayıs 1987’de tutuklanarak özeleştiriye alınır. Pratiğini üslup hatası çerçevesinde izah eden bir rapor yazar. “Önderliği kendi şahsımda nazikçe öldürdüm” der. Sonuçta MK üyeliği dondurularak Hakkari’nin Çukurca bölgesine görevli gönderilir.

Ama talih ibresi Kaya’nın aleyhine dönüyordu. Ekim 1987’de tekrar uygulamaya alınır. Kaya, çok sert geçen uygulamayı metanete karşılar ama sonuçta istenen resmi talep doğrultusunda kendini “önderliği boşa çıkaran kişi olarak” suçlar. Bir aylık sorgu ve özeleştiri uygulamasından sonra, idama mahkum edilir. Ancak ceza infaz edilmez, parti üyeliğinden çıkarılarak, bu defa da serbest bırakılır.

Özeleştirinin sonucu Öcalan’a ulaşmış, yeterli görmemiştir Kaya, Mart 1988’de bir daha tutuklanır. Bu defa ki tutuklanma çok ciddidir. Sonunun yaklaştığını gören Kaya, umutsuzca kaçar. Fakat zincir ayaklarını uyuşturduğundan uzaklaşamaz ve tekrar yakalanır. Mayıs 1988’de kurşuna dizilerek infaz edilir. Kaya, bir devrimci için bu en kötü sonuca giderken, geriye zor dönemlerin gönüllü ulusal kurtuluşçusu olma mirasını bıraktı.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: