PKK İnfazlar -23- Metin Kod Şahin Baliç’in İnfazı

PKK MK üyesi Metin Kod Adlı İnfazcı Şahin Baliç’in İnfazı

1980’lerin başında, henüz liseden yeni mezun olmuşken, PKK’ya katılan Metin kod adlı Şahin Baliç, örgütün 1984’ten başlayarak, başta Karageçit olmak üzere, birçok kanlı katliamında yer almıştı. Mardin bölgesinde de birçok kanlı eylemin planlayıcısı olmuş, köy ve mezra baskınlarına katılmıştır. Kısa sürede örgütün en güvendiği isimlerden biri olan Şahin Baliç’in eylemlerdeki kararlılığı ve acımasızlığı, Öcalan’ın da dikkatini çekmişti.

1986 yılında bizzat Öcalan’ın talimatıyla PKK MK üyeliğine, daha sonra da ARGK (Askeri Konsey) üyeliğine getirildi. 1988 yılı sonunda güvenlik güçleriyle girdiği bir çatışmada ağır yaralandı. Öcalan’ın gönderdiği örgütün sağlık ekibi tarafından Suriye’ye geçirildi. Bir dönem burada tedavi gördükten sonra, Apo’nun Şam’da ikamet ettiği evde yaşadı. Apo’yla en içli dışlı olan militanlardan biri oldu. Fakat sonu birçok eski PKK yöneticileri gibi hazin olacaktı.

Apo’nun en yakın adamlarından biri olan, Öcalan’ın ayak işlerine bakan hemşerisi Hasan Bindal’ın 25 Ocak 1990 tarihinde bir kaza kurşunu sonucu ölmesiyle, bu ölüm olayından dolayı Öcalan tarafından hakkında idam fermanı hazırlanıyor ve Apo’nun talimatıyla PKK’nın infaz timi, kaza kurşunuyla ölen Hasan Bindal’ın ölümünden Akademi komutanı olarak Bekaa’da görev yapan Şahin Baliç’i sorumlu tutuyor ve infaz ediyordu.

O Şahin Baliç ki, Lübnan’da eğitim gören PKK mensuplarının her türlü eğitiminden bizatihi sorumluydu. Hatta öyle ki, Apo’nun emriyle örgüte katılan birçok insanın daha sonra “ajan provokatör” ilan edilip, PKK mahkemelerinde sorgulanıp, ardından işkenceye tabi tutulmasında rolü büyüktü. PKK kanunlarına göre yapılan sorgulamalarda, haklarında infaz kararı verilen militanların infazını gerçekleştiren timinde başındaki adamdı.

Apo’nun emriyle birçok militanın infazını gerçekleştiren Şahin Baliç’in infazını da Apo’nun emriyle örgütteki bir başka infaz timi gerçekleştirecekti.

Kod adı Metin olan Şahin Baliç’in PKK’ya girişinden ölümüne kadar ki süreci bu örgütü en iyi tanıyanlardan biri olan A. Cem Ersever şöyle anlatıyor:

Şahin Baliç, Apo’ya prim yapan çok kanlı eylemlerin faaliydi ve tam kendisi sadist bir yaradılışı vardı. Bir bacağı üç santim kısalan Şahin Baliç iyileşti ve Apo tarafından Mahsum Korkmaz Akademisine götürüldü. Lübnan’daki eğitim adayları içindeki düşman sızmalarının tespiti ve onların yargılanmasıyla görevlendirildi. Şahin Baliç Apo’nun talimatlarına uygun olarak kampa gelenleri denetliyor, şüphelileri “Türk İstihbaratının ajanıdır” diyerek günlerce işkenceye tabi tutuyor, sonra da sahte itiraf belgeleri imzalatıp askeri mahkeme başkanı olarak yargılandıktan sonra kurşuna diziliyordu. Apo da yargılamaları temel olarak “MİT–Ajan, Kontrgerilla, komplo” teorilerini üretmeye devam ediyordu. Bu yargılamaların belgelerini(!) Serxwebun ve Berxwedan gibi dergilerde yayınlatıyordu. Hatta bunu Şahin Baliç’e de yaptırıyordu. Apo’nun bulunduğu yerde kimse basına demeç veremezken, çok özel bir gözde olduğu için basına askeri mahkeme başkanı olarak Apo’nun onayı ile ortaya çıkardığı ajanlar ile ilgili demeçler verebiliyordu. Sonuç ne oldu? Olan şu; Şahin Baliç, Akademi Komutanı olarak dönem sonunda hakiki mermilerle bir tatbikat yaptırırken, bir kaza kurşunu ile Apo’nun köylüsü ve “Getir götür işleri”ne bakan Hasan Bindal (Hamza) bir kaza kurşunu ile ölüyor, yani normal bir eğitim zayiatı. Fakat Apo küplere biniyor ve Şahin Baliç için bir idam fermanı hazırlamaya başlıyor. İşte sizlere Apo’nun idam fermanından çok özel gözdesi olan Şahin Baliç için söylediklerinden birkaç paragraf:

‘Üçüncü Kongre sonrası, Kör Cemal ile başlayan feodal çete saldırısı Metin ile doruğa çıktı…

Metin, Kör Cemal’in pratikteki uygulayıcısıdır…

Metin, ifadesinde diyor ki, beni fazla eleştirmeyen hatta benim sırtımı biraz sıvazlayan, hatta biraz allayıp pullayan oldu mu yapamayacağım şey yoktur.

Yaklaşık sekiz ay kaldığı Akademi ortamında öyle bir yapı oluşturmuştur ki, bütün elemanları partiye ve bana güvensizliğe itmiştir.

Metin, dediklerini ters anlayarak şöyle bir kadro tipi yaratmıştır. Önce kuşkulu bir ortam yaratıyor, ajan vardır diyor. Ama ajan kim? Bu bir soru işaretidir. Herkes sağında solunda ajan arıyor. Herkes birbirinden ve kendisinden şüpheleniyor. Ama aynı zamanda herkes kendisini temize çıkarmak için bir diğerini ihbar ediyor.

Ve işin gerçeği şu ki; feodal eşkıyalık, çetecilik bizim Metin’in pratiğinde çağ atlamıştır. Büyük hedefleri yönelmiştir. Bizim güdük Kürt feodal eşkıyalık, bu kadar azgınlaşmış işte.

Üç kişiyi cezalandırmak için köye gidiyorlar. Köylüleri meydanda topluyorlar başlıyorlar vurmaya. Bakıyorlar ki 17 kişi ölmüş. Sonra öğreniyorlar ki hepsi bizim taraftarımız. Bereket bize düşmanlık yapacak kimse kalmamış hepsi ölmüş.

Adamın 25 koyunu var, Metin haber gönderiyor 20 koyun getirsin diye. Adam 20 koyun getiriyor, koyunlar zayıf diye kabul etmiyor.

Metin eşkıyası insanları nezaket olsun diye öldürüyormuş…”

Evet, Apo’nun Şahin Baliç’in idam fermanında söyledikleri bunlar. Metin denilen eşkıya, Apo’nun “Getir–götürcü” akrabasını kazaen öldürdüğü ana kadar yapmış olduğu başarılı (!) eylemlerinden ötürü Apo’nun emsalsiz gözdesi. Ama kazadan sora azılı bir halk düşmanı(!) Aslında bize göre de gerçekten halk düşmanıdır(!) Bilmem bunun için yorum yapmaya gerek var mı? Evet sonuçta Şahin Baliç önce işkencelerden geçirildi ve idam mangası tarafından kurşuna dizildi. Şahin Baliç’in infaz mangası komutanı, şimdi Diyarbakır 1 Nolu Tutukevinde ve tutuklu. İsteyenler, ziyaret eder ve olayı kendisinden dinlerler.39

PKK lideri Öcalan “Gerçeğin Dili” adlı kendisini ve PKK’yı anlattığı örgüt tarafından propaganda aracı olarak, örgüt mensuplarına dağıtılan yayında Metin kod adlı Şahin Baliç’i provokatör olarak suçlarken en yakın arkadaşı Hasan Bindal’ın ölüm olayına da atıfta bulunarak şunları söylüyor:

90 hamlesini başlatmamızın nedeni, Sarı Baran provokatörü, Mehmet Şener provokatörü, Metin Baliç provokatörüdür. O zaman (1990 Ocak) üçü de yönetimdeydi. Hatta her şeye hakim kılınmışlardı veya kıldırmıştık. Ve ben çok da umutluyum. Bayağı derinlikli çalışmalar vardı. 1 Ocak konuşmasından 25 Ocak’a kadar ben ordaydım. sanırım hepsi büyük bir kitap eder. Okunması gerekiyor. Büyük bir derinlik kazandırıyoruz, büyük bir grubu eğitiyoruz. Belki de 500 civarında ve bunları ülkeye taşımanın büyük sonuçlara yol açacağına eminiz. Bütün bu konularla Ocak’ın sonuna getirdik. Başarıya gidiyoruz havasına kendimizi kaptırmışken, bir de baktık ki, kaza olmuş dediler.

Tabii, her gün şahadetler olur, buna bir şey demiyoruz, ama daha sonra düşündük, bu böyle bir kaza ki, “neden” sorusu gittikçe insanı kemiren, sorular sorduran bir niteliği var. Hiç olmaması gerekiyor. Araştırıyorsun, aslında böyle bir kazanın olması gerekir. Eğitim grubunda ne bir eğitim silahı söz konusudur, ne de milyonda bir kaza olasılığı ortada yoktur. Daha o zaman bile kendimize şunu söyledik; “Bu bir kaza değil, bu başka bir şey” Aslında olsa bile, çok zayıf bir ihtimal. Yine de doğru düşünmeyi geliştirmek zorundayız.

Kaza yapan nasıl bir kişilikti, biz devrimin başında kuruyoruz, kamp pratiğimizin başında tutuyoruz. En değerli arkadaşımızı bile inanılmaz bir biçimde katledebiliyor. Kaza bile olsa, bunu tahlil etmek gerekirdi. Ve ben “bu kaza yapan kişilikle devrim yürümez, bununla devrim yapamayız” dedim. Zaten daha sonra o kazaların önünü kesmek istedik. Kaldı ki, kaza da değildi.

Bu kişilik sıradan köylüleri, sıradan 15–17 yaşlarındaki gençleri bile en ufak eksiklikleri olduğunda kurşuna diziyormuş ve hala da buna devam edilmiş. Birçok yerde olmuş bu. Hiç bir vermiyor, bir kişiye diyor ki, “amansız zorluklardan ötürü kaçtı! ve her gün anında kurşuna diziyor. Yine suçsuz halktan insanları öyle yapması söz konusu. Bu bir kaza falan değil. Bu kişilik canidir. Kılıfı ise devrimci kılıfı.

PKK’yı ve Öcalan zihniyetini yakinen tanıyan, bilen eski PKK’lı PKK’yla yollarını 1983’de ayıran, yaşamını Paris’te sürdüren Hasan Yıldız, Metin kod adlı Şahin Baliç’in öldürülmesiyle ilgili şunları anlatıyor:

Ajan furyasının Bekaa Kampı’nı ölüm ve işkence korkusuna gömdüğü günlerde patlayan bir silah, hiç beklenmeyen değişimin de habercisi oluyordu. Kamp komutanı Şahin Baliç, eğitim sırasında Öcalan’ın köylüsü ve çocukluk arkadaşı Hasan Bindal adlı kişiyi öldürür. Hasan Bindal’ın asıl rolü, kampla Öcalan arasındaki özel mesajları alıp götüren bir irtibat olmasıdır. Çocukluk arkadaşı hakkında duygulu anılar anlatan Öcalan’ın bu elim olayın nasıl olduğuna dair bizzat soruşturma yürüteceği beklenirken, bu görevi yeni kamp yönetimine devreder. Öcalan, Hasan Bindal’ın bilinçli seçildiği görüşündedir. Kamp yönetiminin yaptığı soruşturma ve tatbikat sonucu olayın kaza olduğu yönünde rapor verilmesine karşın, Öcalan kendi senaryosunda direnir. Bu olayın ardında “önderliğe” ulaşılmanın hesaplarının ve provasının yapıldığını iddia eder. Karar böylece zaten verilmiştir. Apocu uygulamaları en şiddetli biçimde kampta uygulamasıyla korku salan Şahin Baliç, bu olaydan sonra gözaltına alınır ve yargılanır. Sarı Baran’ın da içinde bulunduğu yeni bir kamp yönetimi, Şahin Baliç döneminde ajanlıkla yargılanıp “adalet” gününü bekleyen birçok kişiyi, daha somut kriterlerle tekrar yargılarlar. Kampta insanlar biraz olsun rahat nefer alırlar. Günlerce işkence tezgahlarından geçirilen insanların iki adım ötesinde bulunmasına rağmen hiçbir müdahalede bulunmayan Öcalan, bütün sorumluluğu Baliç’in üzerine atar. Ama yeni kamp yönetimi de, “ajanlık” furyasındaki uygulamaların nasıl yapıldığına dair birçok bilgiye ulaşır. “Ajan ve komplocu” olarak hiçbir somut belge ve olay olmadan tutuklu bulunan kişilerle yeniden görüşmeler yapılır. Bu insanlar o günleri tamamen şans eseri olarak yaşıyorlardı. Sadece sıraları gelmediği için henüz öldürülmemişlerdi. Soruşturma sonunda ortaya korkunç bir gerçek çıkar: Yapılan bütün yargılamalar uydurulan senaryolar üzerine kurulmuştur. Kitlelerin akın akın gerillayla buluşmaya geldiği bir dönemde, bunu bir yük olarak gören önderlik, kendi kontrol mekanizmasını kurmak için başka bir yol bulamıyordu. İnsanlar özgür iradeleriyle geliyor ama orada iradeleri tutsak edilmeye çalışılıyordu. Şahin Baliç ise yapılanların Şam’dan gelen talimatlar doğrultusunda olduğunu söylüyor, kendilerinin bu talimatlara bir şey eklemediklerini iddia ediyordu. Soruşturma sırasında, bu talimatların iyi bir uygulayıcısı olduğunu ifade ederek, olayın kaza sonucu meydana geldiğini ısrarla belirtir. Yine bu nedenle olsa gerek, Öcalan’ın kendisini affedeceğinden emin olduğunu büyük bir güven içinde yeni kamp yönetimine söyler. Şahin’in beklediği gün hiçbir zaman gelmeyecekti. Yer aldığı çarkın dişlileri arasında kalarak, kendi senaryosunu yazmasına bile gerek kalmadı. Uyguladığı pratikler içinde zaten senaryosu da çoktan yazılmıştı. Bu süre içinde uygulamaların nasıl yapıldığına ilişkin elde edilen bilgileri ise Şam’da, Öcalan’a kadar gidiyordu.

Eski PKK’lı Selahattin Çelik örgüt içinde yakından tanıdığı Şahin Baliç’in örgüt içindeki yerini ve infazını şöyle anlatıyor:

Baliç, Gabar Dağı’nın en doruğunda kurulan Deşta Lalo (Kırkkuyu) köyündendi. Deşta Lalo, 500 hane ile bölgenin en büyük köylerindendi. Yoksul olan köylüler yurtseverdi. Batuyan ve Derşev Aşiretlerinin ağalarına karşı direniyor; ağalar bu köye diş geçiremiyordu. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra ilk toplu direnişi gerçekleştiren köydü.

Baliç, gençti. Genç yaşta evlenmiş, bir çocuğu vardı. Şırnak’ta liseyi okumuş, Bölgenin yerel hakimi Tatar feodal ailesinden gençlerle hep kavgalı olmuştu. 1970’li yıllarda Kawa örgütünün sempatizanı olmuş, asil mücadelesini vermek için PKK’nın bölgeye gelmesini beklemesi gerekmişti.

Kendisiyle ilk önce Cemal (Halil Kaya) karşılaşır. PKK’nın mücadele azmini öğrenen Baliç, hemen kararını verir. Karar vermekle kalmaz, çevresindeki gençleri mücadeleye katar. Bölgeyi tanıma avantajı da olan Baliç, silahlı propaganda hazırlık birimlerinin çalışmalarının oturmasında büyük pay sahibidir.

Büyük mücadele azmine sahip Baliç, sürekli tehlikelerle karşılaşır. 1984 yazında yılan sokar. O halde kendini en yakın köye yetiştir. Köylüler, Şırnak’ta ilaç bulamayınca, Cizre’de askeri doktordan alırlar. Doktor, elbette kimin için ilaç verdiğini bilmemektedir.

Eruh baskınına Şahin’in amcası Resul Baliç katılır ve eylem ardından tutuklanır. Baskınlardan sonra Türk ordusunun önemli hedeflerinden biri Deşta Lalo köyü ve Şahin Baliç’in ailesi olur. Nisan 1985’te aralarında Şırnak kaymakam: ve doktorun da olduğu bir grup asker–polis köye giderek Şahin Baliç’in eşini zorla muayene ederler. Bu ahlaksız uygulamanın amacı Baliç’in köye gidip gitmediğini tespit etmektir. Uygulama köylülerde büyük tepki yaratır. Birkaç araçlık düşman konvoyu, Şırnak’a dönerken pusuya düşürülür. Mehmet Sevgat (Bedran) yönetimindeki gerilla grubunda sonradan itirafçı olan ve kontrgerilla timlerinde tetikçilik yapan Kemal Emlik (Bozan) ve Adil Timurtaş da vardır. Aracın içindekilerden tümü ölürken, ölenlerin kanım üzerine sürerek ölü numarası yapan kaymakam sağ kurtulur.

Edindiği devrimci deneyle örgütsel kariyeri artan Baliç, çevresini mücadeleye katmaya devam eder. Bunların arasında sonradan çatışmalarda hayatını kaybeden iki kardeşi de vardır. 1988 yılında Baliç bacağından yaralanır. Tedavi olanağı olmayınca Güney–Batı Kürdistan’a geçirilir.

Mahsum Korkmaz Akademisi’ne giden Baliç, kendini zor görevlerin içinde bulur. Otoriteye dayalı hükmetme duygusu Baliç’te gelişir. Akademi’de Doktor Baran (Müslüm Durgun), San Baran (Cangir Hazır) ve Mehmet Cahit Şener gibi sonları acı biten PKK yöneticileri ile halen PKK–MK üyesi olan Cemal (Murat Karayılan) de vardır. Baliç’in önüne “Akademiye sızmış ajanları!” tespit etme görevi konur. O da dayatılan anlayış doğrultusunda işkence dahil, zor yöntemleriyle »ajan!” ortaya çıkardıkça çıkarır. sayıları o kadar artar ki “ajanların itiraflarını!” hiç değerlendirmeye tabi tutmadan yayınlayan Serxwebun gazetesini, Kürt yurtseverleri büyük bir ürküntüyle okurlar. Eğer bu kadar ajan sızmışsa, PKK mahvolmuş demekti! Tabi ajanların ortaya çıkarılması arttıkça, mezarlarda artar. Neyse ki PKK’nın mahvolmadığı ortaya çıkar ve Kürt yurtseverleri rahat nefes alır. Çünkü ajan olarak nitelenenlerin birçoğu Kürdistan’a dönmüş, çarpışmış ve Kürdistan için canlarını vermişlerdi. Şahadet ve ajan olarak nitelenip kurşuna dizilme gibi birbirinden çok net ayrılabilen bu iki ölçü nasıl oluyor da bu kadar rahat ve basitçe birbirine karıştırılabiliyordu?

Sıra her zamanki gibi günah keçisine gelmişti. En uygunu Şahin Baliç’ti. Köylü özelliklerinden, ama daha çok dürüstlüğünden kaynaklanacak, iktidar kavgasının hilelerini bilmiyor, bu nedenle tepkici oluyor, provokasyonlara erken geliyordu. Dayatılan, ama birey görmesine rağmen gördüğünü söyleyemediği (söylemesi durumunda oyuna geleceğini bildiği) ayak kaydırma oyunlarına tepki duydu. Mücadelenin soyluluğu ile yapılanların çirkinliğini kıyasladı, irkildi, tiksindi. Sonuçta yorumu bitmeyecek, ama anlamı açık bir eyleme başvurdu? Ocak 1990’un son günlerinde askeri tatbikatta Öcalan’ın köylüsü ve çocukluk arkadaşı Hasan Bindal’ı (Hamza) vurur! İki grup halinde yapılan tatbikat: Baliç yönetmektedir. Bir grubun başında Sarı Baran ve Hamza vardır. Tatbikat bittiğinde Baliç’in toplanma için sıktığı kurşun Hamza’yı bulur. Başta kaza ihtimali ağırlık kazanır. Ama Öcalan kuşkuluydu. “Kaza değil, amaçlı bir kurşun olduğunu” düşünüyordu. Bu arada “ajan olarak nitelenip kurşuna dizilenlerin sorunu” koku vermiş, Akademi yönetiminde soruşturma konusu olmuştu.

Tam o sırada bir savaşçı, “Baliç’in nişan alarak ateş ettiğini” ileri sürer. Yaratılan bu fiili suçlama üzerine, Baliç, . . öyle kabul edilse bile olayın kaza olduğunu, herkesin bunu bildiğini, ama mutlaka yargılanması gerekirse bilinçi bir olaydan ziyade, kazaya neden olan bir savaş suçlusu olarak yargılanmak istediğini’ öne sürdüyse de, artık bir anlamı yoktu! Kurulan gerilla mahkemesinde Baliç suçlu bulunur ve kurşuna dizilir. Sonuca hiç itiraz etmedi. Belki de bir an önce bu sona ulaşmak istiyordu. Ölüm, dayatılan ve devrimci bir kişinin asla taşıyamayacağı o pis kariyer kavgasından bin kere daha iyiydi. Halbuki Baliç, hangi ideallerle ulusal kurtuluş mücadelesine katılmıştı!

Acı bir şekilde hayatını kaybedenlerden diğeri olan Hasan Bindal ise öğretmendi. Orta yaşlı, son derece olgun ve insan sever özellikleri vardı. Sempatizanlığının ardından mücadele etme olanağı bulmadan askeri darbe ile karşılaşmış, bir anlamda köşesinde kalmıştı. Ama dayanamamış, örgütle ilişkiye geçmiş, Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gitmişti. Özgür olsaydı, kimseyi incitmek istemeyen insancıl özellikleriyle zaten çok önemli görevler becerecek kişilikteydi. Ama hemen taşıyamayacağı bir otoritenin himayesini üzerinde buldu. Bu onu rahatsız etti. Gördüğü himaye çevresinin de ona karşı davranışlarına yansıdı. O artık Hasan Bindal değil, “Başkan’ın çocukluk arkadaşıydı.” Benimsemediği bir kavganın içine itildi. Kendini hayal ürünü komploların içinde buldu. Hayatını kaybetti.

Yorumlar kapatıldı.

%d blogcu bunu beğendi: